Moskova Devlet Diplomasi Enstitüsü (MGIMO) Askeri ve Siyasi Araştırmalar Merkezi Müdürü Aleksey Podberozkin, Türkiye'nin Rusya'dan S-400 füze savunma sistemleri almasının NATO'da ciddi bir endişe yarattığını ve bu anlaşmanın NATO için risk oluşturduğunu ifade eden NATO Askeri Komite Başkanı Petr Pavel'in sözlerini yorumladı.
Russia Today'e konuşan Podberozkin, "S-400'lerin herhangi bir ulusal askeri organizasyona entegre edilmesi bazı problemler oluşturabilir. Böyle bir entegrasyon için bir çok alan üzerinde çalışmak gerekir. Ancak bu zorlukların aşılamaz olduğunu söyleyemeyiz" diye ifade etti.
Rus uzmana göre NATO'nun S-400 konusundaki ana isteksizlik sebebi, Türkiye'nin Rusya'ya 'bağlanma' tehlikesi.
"NATO'da araç ve kaynakların bir araya getirilmesi için 30 yıldır çalışılıyor. Tabii S-400'ün bakımı da belirli bir kadro ve yedek parça gerektiriyor. Bu da satın alan ülkeyi, kendisine bağlar. İşte NATO'nun hoşnutsuzluğunun asıl sebebi budur" diyen uzman, Amerikalıların Türkiye ve belki diğer NATO ülkelerinin Rus savunma sistemlerine odaklanmasından çok korktuklarını söyledi.
Podberozkin ayrıca, Türkiye'nin NATO ve ABD ile ilişkilerinin çeşitli anlaşmazlıklar nedeniyle her geçen gün daha da zayıfladığını vurguladı. Rus uzmana göre bu anlaşmazlıkların temelinde, Ankara'nın Orta Doğu'da daha büyük bir rol oynama arzusu ve Türkiye'yi üyelik için oyalayan Avrupa Birliği'nden duyduğu memnuniyetsizlik yatıyor.
Rus uzman son olarak Türkiye'nin çok güçlü bir askeri potansiyele sahip olduğunu ve kendi politik arzusu ile müttefiklerinden uzaklaşmaya başladığını ifade etti.
10 Mart 2018 Cumartesi
4 Mart 2018 Pazar
Güzel hikayelere vakit kalmadı
AK Parti Gençlik Kolları Başkanı Boynukalın, darbe teşebbüsleri, kapatma davası, bürokratik oligarşi ve sermaye baskısı gibi tonla tehdit yüzünden partideki ‘fedakar, iyi insanlar’a dair güzel hikayelerin anlatılamadığına dikkat çekiyor: “Yaşam savaşı vermekten bunları gösterecek zemin hiç oluşmadı”
AK Parti Gençlik Kolları artık kalemiyle ve sivil toplum çalışmalarıyla geniş bir kesimin tanıdığı, sevdiği Abdurrahim Boynukalın’a emanet. Boynukalın aynı zamanda genç bir akademisyen. AK Parti gençliğiyle ilgili sitayişkar birçok tespit varken yer yer eleştiriler de yapılıyor. 9 milyon üyesi bulunan 21 milyonluk partide gençlerin bugünü ve yarınını Boynukalın ile konuştum.
Türkiye’de bütün etkili siyasal hareketler gençlik üzerinden örgütlenmiştir. Jön Türkler’den 68 kuşağına, MTTB’den Milli Görüş gençliğine kadar durum böyleydi. Peki bugün gençlik ve siyaset ilişkisini nasıl çözümlersiniz?
Cumhuriyet rejimi, gençlere ülkenin bekçisi gözüyle yaklaştı. Gençlikten istenen şey, fikir üretmek, yönetici makamlara gelmek filan değildi. Eleştirmeden, sorgulamadan rejimin bekçiliğini yapmaktı. Ne yazık ki diğer siyasi partilere baktığımızda da bu algının hâlâ varolduğunu görmekteyiz. Gençliğe, siyaset kademelerinde yer verilmiyor ve onlara fikir üretemeyen heyecanlı kitleler olarak bakılıyor. Son 12 yılda AK Parti’nin gençlerin siyasete katılımı noktasındaki duruşu, diğer siyasi partilerden farklı. Yerel yönetimlerde gençlik kollarında görev almış isimler yönetici mevkilerde yahut milletvekili. Gençlik Kolları sahada aktif bir şekilde çalışıyor ve Türkiye’deki değişime katkıda bulunuyor.
12 YILLIK SESSİZ DEVRİM Gençliğin doğasında muhalefet vardır. Parti gençliğini hangi ilkeler çerçevesinde örgütlemeyi düşünüyorsunuz?
AK Parti, Türkiye’de statükoya muhalefet eden en etkili damar üzerinden yükseldi. 12 yıllık sessiz devrim boyunca da her türlü vesayet odağına karşı mücadele ederek bugüne geldi. Dolayısıyla tarihsel anlamda “Türkiye’de esas muhalif hareket nedir?” diye soracak olursanız bunun cevabı AK Parti’dir. AK Parti, bugün de dünyada yaşanan tüm zulümlere dil, din, renk ayrımı yapmadan karşı çıkıyor ve dünyada etkili muhalefetin örneğini sergiliyor.
TÜRKİYE’DE İKTİDAR DÜNYADA MUHALAFET Hem iktidar hem de muhalif mi yani AK Parti?
Yaşanan zulümler karşısında etkisiz kalan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin hakkaniyete aykırı yapısı hakkında dünya ölçeğinde sesini en güçlü şekilde çıkaran ve “Dünya, 5’ten Büyüktür” diyen bir Cumhurbaşkanımız var. Dolayısıyla bütün coğrafyada haklılıklar üzerinden genç bir muhalefet oluşacaksa; onun yeri de ancak ve ancak AK Parti’dir. Başbakanımızın şu söylemi de bizim için yol gösterici; “Türkiye’de iktidar, dünyada muhalefetiz.” Evet, hep bunu haykıracağız.
AK Parti gençliği ile ilgili ‘takım elbiselerle lüks arabalara binen, trend mekânlardan çıkmayan ve kolayca milletvekili olmak için hareket eden' şeklinde bir algı mevcut mu?
Bundan 2 sene önce bu konuda bir yazı yazmıştım. İki yıl geçtikten sonra şunu rahatça söyleyebilirim: AK Parti gençliğinin başaramadığını söylediklerimizi dışarıda sivil toplum olarak biz de gerçekleştiremedik. Ortada bir hata ya da eksik varsa bu tek tek hepimizin kusuru. Bir de sanırım insan hissetmediği şeylere çok daha rahat kıyabiliyor. Şimdi yapının içerisine girdiğimizde, AK Parti’nin ilk yıllarında özellikle, gençlik yapısının cebinde beş kuruş olmadan sağa sola minibüsle giderek teşkilatlandığını öğreniyoruz. Genel merkez ve büyükşehirlerde durum böyleyse bir de Anadolu’yu düşünün.
‘KARİYERİST’ DEMEK ÇELİŞKİ Bütüne baktığımızda nasıl bir tablo karşımıza çıkıyor?
21 milyon oy alan bir siyasi partiden bahsediyoruz. AK Parti, bir kitle partisi. Türkiye’deki tüm toplumsal kesimlerden oy alan bir siyasi parti. Dolayısıyla parti içinde siyaset yapan gençlerin de politikaya bakışı, hayata bakışı farklılık arz edebiliyor. Teşkilâtta çalışan arkadaşlarımız için genelleme yapmak ve onlar için “kolayca vekil olmak için partideler” demek insafsızca bir tutum olur. Gençlik kollarında çalışıp daha sonra belediye başkanı ve milletvekili olan arkadaşlarımız var. Hem gençliğe 'siyasete girin' deyip hem de onların yetkili makamlara gelişini kariyerist bulmak çelişkili bir yaklaşım.
‘MEN IN BLACK’TEN FIRLAMADIK Bu çelişkiden kurtulmak için ne yapmalı?
Belki de “Biz neden iyi insanların güzel hikâyelerini duymadık?” sorusunu sormak lâzım. Onun cevabı da kafamda şekilleniyor. AK Parti, 12 sene boyunca 'yaşamaya' çalıştı. Muhtıralar, darbe teşebbüsleri, kapatma davası, askeri vesayet, bürokratik oligarşi, sermaye baskısı derken tonla tehdit atlatıldı. Herhalde o yaşam savaşı kargaşasında bu fedakârlıkları görebilecek zemin hiç oluşmadı. Sonuçta burası Men In Black (Siyah Giyen Adamlar) serisinden fırlamış insanlar ordusu değil yani, merak etmeyin (gülerek).
Zulme karşı meydandayız
Göreve gelir gelmez soluğu Suruç’ta aldınız ve geçtiğimiz hafta Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırıya tepki için ekibinizle birlikte eylemlerdeydiniz. AK Parti gençliğini meydanlarda daha sık mı göreceğiz?
Ünlü siyaset felsefecisi Hannah Arendt, siyasetin iki boyutundan bahseder: eylem ve tefekkür. Başbakanımız da daha siyasete girmediği yıllardan itibaren, insanın üçlü bir sacayağına oturduğunu dile getiriyordu: Birbirini besleyen pratik ve teorik enformasyon ile hepsini kuşatan ahlâki çerçeve. AK Parti Gençlik Kolları bir sivil toplum örgütü gibi sahada çalışacak inşallah. Gerektiğinde Suriye’deki iç savaştan kaçan kardeşleri ile dayanışmak için Suruç’a gidecek; gerektiğinde de Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırılar karşısında ya da Mısır’daki kardeşlerimize yönelik zulümler karşısında meydanlarda sesini yükseltecek.
Kimse dışlanmaz
‘Yeni Türkiye’ sizin için ne ifade ediyor?
İnsanların inançları, dilleri, giyim kuşamları yüzünden ötelendiği kısacası farklı olanın dışlandığı bir rejimden çıktık. Eski Türkiye, askeri karargâhlarda üst düzey yargıçlara brifing verilen bir yerdi. Anadil yasaklarının olduğu, giyim kuşamı yüzünden insanların okul kapılarından döndürüldüğü bir ülkeydi burası. İşte eski Türkiye, bütün bu baskıcı rejimi temsil ediyor. Yeni Türkiye, kimsenin inancı, kültürü, giyimi yüzünden dışlanmadığı, devletin tüm zulümler karşısında sesini yükselttiği, insanların hür bir şekilde kendilerini ifade edebildiği bir ülkeyi temsil ediyor.
Helalleşme süreci
Kobani eylemlerinde vahşete tanık olduk. Çözüm sürecine ilişkin ne düşünüyorsunuz?
AK Parti hükümeti, Türkiye’de daha önce hiçbir iktidarın almayacağı kadar risk aldı. “Kürt meselesi benim meselemdir” dedi ve bunu sulh yoluyla çözmeye karar verdi. En büyük provokasyon daha işin başında Paris’in göbeğinde yaşandı. Hâlâ da cinayetler aydınlatılmış değil. Fakat hükümetimiz bu işin kolay olmayacağını biliyordu. Zaman zaman belli tekliflerle örgütü barış sürecinden çekmeye çalışan güçler var. İçeride de barışı hayat tarzlarından önemsiz gören çevreler var. 2011’deki barış süreci PKK’nın Suriye’deki hesapları yüzünden bitmişti. Bu sefer de yine Suriye üzerinden süreci sarsmaya çalıştılar ama yanlış hesap Kobani’den döndü. Tüm karalamalarına rağmen Türkiye Kobani’ye arkasını dönmedi, HDP’nin hayır oyu verdiği tezkereyi TBMM’den geçirerek peşmergenin geçişine müsaade etti. Bugün iki yıl önce Türkiye’nin önerdiği gibi ÖSO, ve Kürt güçleri ortak cephede savaşıyorlar. 6-7 Ekim PKK’nın Kobani’deki yenilgisini örtme çabasıydı.
Örtüldü mü peki?
Ortaya çıkan sonuç stratejilerinin iflası oldu. Can ve mal kayıpları yaşandı. Süreç türbülansa girdi. Bugün ‘sonuçlarını öngöremedik’ seviyesine geldiler en azından. Demirtaş hükümetin olumlu icraatlarından bahsediyor. Ancak o bahsettiği olumlu icraatlardan biri olan çözüm süreci ile ilgili kanunun Kobani olaylarından evvel yasalaşmış olduğunu söylemiyor. Hükümetimizin süreç adına attığı somut adımlar ortadadır. Bugün barış bir devlet politikasıdır. Bu bir helalleşme sürecidir. Silahlar susacak, siyaset konuşacak. Türkiye Kürt vatandaşlarıyla helalleşip, ortak bir gelecek için birlikte yürümeye devam edecek.
NİL GÜLSÜM
Başbuğ, "Ortadoğu ve Türkiye" başlıklı bir sunum yaptı
Antalya Sanayici ve İşadamları Derneğinin (ANSİAD) bir otelde gerçekleştirilen 4. olağan toplantısına konuk olan Başbuğ, "Ortadoğu ve Türkiye" başlıklı bir sunum yaptı ve katılımcıların sorularını yanıtladı.
Başbuğ, ABD için dünyadaki stratejik bölgelerden birinin Ortadoğu, diğerinin de Çin Denizi olduğuna dikkati çekti.
Ortadoğu'daki sorunları anlayabilmek için ABD'nin bölgeye ilişkin ana düşüncelerini anlamak gerektiğine işaret eden Başbuğ, bu ülkenin Ortadoğu'da en büyük stratejik hatayı 2003 yılında 2. Körfez Savaşı'nda yaptığını, bu savaşla Irak'ın darmadağın olduğunu ve bunun da Ortadoğu'daki güç dengesini alt üst ettiğini söyledi.
ABD'nin Ortadoğu'da en büyük tehdit olarak İran'ı gördüğünü vurgulayan Başbuğ, dolayısıyla ABD'nin bu bölgede attığı her adımın İran ile bağlantısına bakılması gerektiğini ifade etti.
Suriye'ye yapılan operasyonlar
Suriye'de iç savaşın 2011 yılında başladığını anımsatan Başbuğ, 2012'de Beşşar Esed'in Afrin'i YPG'nin kontrolüne bıraktığını dile getirdi.
Terör örgütleri PKK'nın, KCK'nın, PYD'nin, YPG'nin aslında aynı olduğunu belirten Başbuğ, "2002 yılında PKK'nın 8'inci kongresinde örgütün isim değiştirerek kamufle edilmesine, Suriye'de ve İran'da siyasi oluşum içine girilmesine karar verildi." dedi.
Başbuğ, bu çerçevede PYD isimli partinin kurulduğunu, PYD'nin silahlı gücünün ise YPG olduğunu söyledi.
2003 yılında söz konusu yapılanmanın başına PKK'lı Salih Müslüm'ün getirildiğini ancak daha sonra askeri yapılanmada bu isme güvenmedikleri için Sofi Nurettin'in konulduğunu aktaran Başbuğ, 2013 yılında Abdullah Öcalan'ın "Suriye'de özerk bölgeler kurun" talimatıyla bugünkü tablo ile karşı karşıya kalındığını belirtti.
Başbuğ, 2015'te terör örgütü PKK'nın Suriye'de Türkiye hudutları boyunca bir yapılaşmaya, bir devletleşmeye gittiğine dikkati çekerek, şöyle devam etti:
"Böyle bir şeyi Türkiye'nin kabul etmesi mümkün mü? PKK terör örgütünün uzantısı PYD yapılanmaya gidecek, Suriye'nin neredeyse 3'te 1'ini kontrol altına alacak. Devletleşmeye giden bir terör yapısıyla karşı karşıyasınız. Türkiye'nin böyle bir şeyi kabul etmesi elbette mümkün değil. Dolayısıyla ne yapılacak, 2016'da ilk Cerablus harekatı ve Fırat Kalkanı Operasyonu, 2017 Ekim ayında da İdlib operasyonu gelecek. Fırat Kalkanı Operasyonu doğruydu, gerekliydi. Zamanlaması üzerine tartışabiliriz, daha önce niye olmadı diye. Bunlar doğru, çünkü bu operasyonu yapmazsanız Fırat'ın doğusunda kontrolü elinde tutan PYD/YPG Suriye'nin kuzeyinde bir terör örgütü koridoru oluşturuyor. Bu mümkün değil. Fırat Kalkanı Operasyonu'nda aslında Türkiye'nin Afrin'e de girmeyi düşündüğünü tahmin ediyoruz. El-Bab'dan sonra engellediler. ABD engelledi, Rusya engelledi, giremedik."
"Kesinlikle haklı bir operasyon"
Başbuğ, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Afrin harekatının devam ettiğini belirterek, "Kesinlikle haklı bir operasyondur. Türkiye'nin bu operasyonunun uluslararası hukuk açısından da bir sıkıntısı yok. Niye haklı? Afrin Türkiye'nin dibinde. PKK, YPG, PYD var. PKK'nın bizzat kendisi var. Bunun yanında IŞİD unsurlarının da olduğu söyleniyor. Haklı ve gerekli bir operasyondu." değerlendirmesinde bulundu.
TSK'nin özellikle 2015 yılında Güneydoğu Anadolu'da meskun yerlerde terör örgütüne karşı yaptığı mücadeleyle tecrübe kazandığını söyleyen Başbuğ, bu tecrübeyle Afrin harekatının en iyi şekilde planlandığını ve icra edildiğini gördüğünü kaydetti.
Başbuğ, şunları kaydetti:
"Bu harekatı detaylı tartışmayı gerekli bulmuyorum. Bırakalım, asker bu işi en iyi şekilde planlamıştır, en dikkatli şekilde icra ediyordur. Dolayısıyla onların verdikleri bilgilerle yetinelim. Harekatın detaylı tartışılması doğru da değil. Biraz sabırlı olmamız lazım. Niye sabırlı olmamız lazım? Birincisi zor bir harekat. En az şehit vererek bu harekatı götürme zorunluluğumuz var. Bunun için yavaş, dikkatli hareket etmemiz lazım. Bazen televizyonlarda görüyoruz 'Vay efendim niye hızlı gidilmiyor?' Bazıları da Kıbrıs harekatı ile bunu mukayese ediyor. İnsanların yaşadığı bir coğrafyadasınız, teröristlerle mücadele ediyorsunuz. Arazi geniş. Sabırlı olmanız lazım. İkincisi orada yaşayan masum insanlara zarar vermemeniz lazım. Bunun için de yavaş ve planlı hareket etmeniz gerekiyor. Bu vesileyle Afrin operasyonunda verdiğimiz şehitlere Allah'tah rahmet diliyorum. Ailelerin acıları büyük, onların acılarını paylaşıyoruz."
"TSK'ya güvenin"
"TSK'ye güvenin" diyen Başbuğ, TSK'nin özellikle 2007-2014 döneminde çok açılar çektiğini söyledi.
Başbuğ, Türk ordusunun mayasının çok sağlam olduğunu, bütün acılara rağmen görev, vazife verildiği zaman her şeyi bir kenara bırakıp, canı pahasına verilen görevi yapmak için çalıştığını dile getirdi.
Başbuğ, "Büyük Ortadoğu Projesi'nde sıra Türkiye'ye gelir mi?" şeklindeki soru üzerine de "Gelir kardeşim, onun için aklını kullan, dikkatli ol. 'Gelmez' dersen o zaman tarihi unuttun demektir. Onun için her şeyimizle güçlü olmamız lazım. Esas önemli olan milletin bütün olması, milli konuların arkasında olması. İç kaleyi sağlamlaştırmamız lazım. İç kaleyi sağlamlaştırmazsanız sıra size de gelir." dedi.
Başbuğ, ABD için dünyadaki stratejik bölgelerden birinin Ortadoğu, diğerinin de Çin Denizi olduğuna dikkati çekti.
Ortadoğu'daki sorunları anlayabilmek için ABD'nin bölgeye ilişkin ana düşüncelerini anlamak gerektiğine işaret eden Başbuğ, bu ülkenin Ortadoğu'da en büyük stratejik hatayı 2003 yılında 2. Körfez Savaşı'nda yaptığını, bu savaşla Irak'ın darmadağın olduğunu ve bunun da Ortadoğu'daki güç dengesini alt üst ettiğini söyledi.
ABD'nin Ortadoğu'da en büyük tehdit olarak İran'ı gördüğünü vurgulayan Başbuğ, dolayısıyla ABD'nin bu bölgede attığı her adımın İran ile bağlantısına bakılması gerektiğini ifade etti.
Suriye'ye yapılan operasyonlar
Suriye'de iç savaşın 2011 yılında başladığını anımsatan Başbuğ, 2012'de Beşşar Esed'in Afrin'i YPG'nin kontrolüne bıraktığını dile getirdi.
Terör örgütleri PKK'nın, KCK'nın, PYD'nin, YPG'nin aslında aynı olduğunu belirten Başbuğ, "2002 yılında PKK'nın 8'inci kongresinde örgütün isim değiştirerek kamufle edilmesine, Suriye'de ve İran'da siyasi oluşum içine girilmesine karar verildi." dedi.
Başbuğ, bu çerçevede PYD isimli partinin kurulduğunu, PYD'nin silahlı gücünün ise YPG olduğunu söyledi.
2003 yılında söz konusu yapılanmanın başına PKK'lı Salih Müslüm'ün getirildiğini ancak daha sonra askeri yapılanmada bu isme güvenmedikleri için Sofi Nurettin'in konulduğunu aktaran Başbuğ, 2013 yılında Abdullah Öcalan'ın "Suriye'de özerk bölgeler kurun" talimatıyla bugünkü tablo ile karşı karşıya kalındığını belirtti.
Başbuğ, 2015'te terör örgütü PKK'nın Suriye'de Türkiye hudutları boyunca bir yapılaşmaya, bir devletleşmeye gittiğine dikkati çekerek, şöyle devam etti:
"Böyle bir şeyi Türkiye'nin kabul etmesi mümkün mü? PKK terör örgütünün uzantısı PYD yapılanmaya gidecek, Suriye'nin neredeyse 3'te 1'ini kontrol altına alacak. Devletleşmeye giden bir terör yapısıyla karşı karşıyasınız. Türkiye'nin böyle bir şeyi kabul etmesi elbette mümkün değil. Dolayısıyla ne yapılacak, 2016'da ilk Cerablus harekatı ve Fırat Kalkanı Operasyonu, 2017 Ekim ayında da İdlib operasyonu gelecek. Fırat Kalkanı Operasyonu doğruydu, gerekliydi. Zamanlaması üzerine tartışabiliriz, daha önce niye olmadı diye. Bunlar doğru, çünkü bu operasyonu yapmazsanız Fırat'ın doğusunda kontrolü elinde tutan PYD/YPG Suriye'nin kuzeyinde bir terör örgütü koridoru oluşturuyor. Bu mümkün değil. Fırat Kalkanı Operasyonu'nda aslında Türkiye'nin Afrin'e de girmeyi düşündüğünü tahmin ediyoruz. El-Bab'dan sonra engellediler. ABD engelledi, Rusya engelledi, giremedik."
"Kesinlikle haklı bir operasyon"
Başbuğ, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Afrin harekatının devam ettiğini belirterek, "Kesinlikle haklı bir operasyondur. Türkiye'nin bu operasyonunun uluslararası hukuk açısından da bir sıkıntısı yok. Niye haklı? Afrin Türkiye'nin dibinde. PKK, YPG, PYD var. PKK'nın bizzat kendisi var. Bunun yanında IŞİD unsurlarının da olduğu söyleniyor. Haklı ve gerekli bir operasyondu." değerlendirmesinde bulundu.
TSK'nin özellikle 2015 yılında Güneydoğu Anadolu'da meskun yerlerde terör örgütüne karşı yaptığı mücadeleyle tecrübe kazandığını söyleyen Başbuğ, bu tecrübeyle Afrin harekatının en iyi şekilde planlandığını ve icra edildiğini gördüğünü kaydetti.
Başbuğ, şunları kaydetti:
"Bu harekatı detaylı tartışmayı gerekli bulmuyorum. Bırakalım, asker bu işi en iyi şekilde planlamıştır, en dikkatli şekilde icra ediyordur. Dolayısıyla onların verdikleri bilgilerle yetinelim. Harekatın detaylı tartışılması doğru da değil. Biraz sabırlı olmamız lazım. Niye sabırlı olmamız lazım? Birincisi zor bir harekat. En az şehit vererek bu harekatı götürme zorunluluğumuz var. Bunun için yavaş, dikkatli hareket etmemiz lazım. Bazen televizyonlarda görüyoruz 'Vay efendim niye hızlı gidilmiyor?' Bazıları da Kıbrıs harekatı ile bunu mukayese ediyor. İnsanların yaşadığı bir coğrafyadasınız, teröristlerle mücadele ediyorsunuz. Arazi geniş. Sabırlı olmanız lazım. İkincisi orada yaşayan masum insanlara zarar vermemeniz lazım. Bunun için de yavaş ve planlı hareket etmeniz gerekiyor. Bu vesileyle Afrin operasyonunda verdiğimiz şehitlere Allah'tah rahmet diliyorum. Ailelerin acıları büyük, onların acılarını paylaşıyoruz."
"TSK'ya güvenin"
"TSK'ye güvenin" diyen Başbuğ, TSK'nin özellikle 2007-2014 döneminde çok açılar çektiğini söyledi.
Başbuğ, Türk ordusunun mayasının çok sağlam olduğunu, bütün acılara rağmen görev, vazife verildiği zaman her şeyi bir kenara bırakıp, canı pahasına verilen görevi yapmak için çalıştığını dile getirdi.
Başbuğ, "Büyük Ortadoğu Projesi'nde sıra Türkiye'ye gelir mi?" şeklindeki soru üzerine de "Gelir kardeşim, onun için aklını kullan, dikkatli ol. 'Gelmez' dersen o zaman tarihi unuttun demektir. Onun için her şeyimizle güçlü olmamız lazım. Esas önemli olan milletin bütün olması, milli konuların arkasında olması. İç kaleyi sağlamlaştırmamız lazım. İç kaleyi sağlamlaştırmazsanız sıra size de gelir." dedi.
BM'den Suriye açıklaması: Sözün bittiği yerdeyiz
BM Genel Sekreter Sözcüsü Dujarric, "Sözün bittiği yerdeyiz artık, Suriye'de savaşın başladığı günden beri silahların susması çağrısı yapıyoruz. BM Güvenlik Konseyi kararları tamamen görmezden geliniyor" dedi
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric, Suriye'de insani ateşkes kararına rağmen çatışmaların devam etmesine ilişkin, "Sözün bittiği yerdeyiz artık, Suriye'de savaşın başladığı günden beri silahların susması çağrısı yapıyoruz. BM Güvenlik Konseyi kararları tamamen görmezden geliniyor." dedi.
Dujarric, günlük basın brifinginde, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in rejimin kuşatması altındaki Doğu Guta'da yeryüzünde cehennemin yaşandığı sözünü hatırlattı.
Elleri tetikte olan bütün tarafların ve onlar üzerinde etkisi bulunan ülkelerin, Suriye halkının çektiği acılara bakıp çatışmalara son vermesi gerektiğini ifade eden Dujarric, "Sözün bittiği yerdeyiz artık, Suriye'de savaşın başladığı günden beri silahların susması çağrısı yapıyoruz. BM Güvenlik Konseyi kararları tamamen görmezden geliniyor." değerlendirmesinde bulundu.
BMGK'de 24 Şubat'ta Suriye'ye insani yardım ulaştırılabilmesi ve özellikle rejim kuşatması altında bulunan Doğu Guta'daki ağır hasta ve yaralıların tahliyesi için en az bir ay insani ateşkes kararı alındığını duyurmuştu.
Kararda, Suriye genelinde insani yardımların ''güvenli, engelsiz ve sürdürülebilir'' bir şekilde ulaştırılabilmesi ve ''ağır hasta ve yaralıların'' tahliye edilebilmesi için tüm taraflardan ''gecikmeden'' çatışmaları en az 30 gün durdurmaları talep edilmişti.
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric, Suriye'de insani ateşkes kararına rağmen çatışmaların devam etmesine ilişkin, "Sözün bittiği yerdeyiz artık, Suriye'de savaşın başladığı günden beri silahların susması çağrısı yapıyoruz. BM Güvenlik Konseyi kararları tamamen görmezden geliniyor." dedi.
Dujarric, günlük basın brifinginde, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in rejimin kuşatması altındaki Doğu Guta'da yeryüzünde cehennemin yaşandığı sözünü hatırlattı.
Elleri tetikte olan bütün tarafların ve onlar üzerinde etkisi bulunan ülkelerin, Suriye halkının çektiği acılara bakıp çatışmalara son vermesi gerektiğini ifade eden Dujarric, "Sözün bittiği yerdeyiz artık, Suriye'de savaşın başladığı günden beri silahların susması çağrısı yapıyoruz. BM Güvenlik Konseyi kararları tamamen görmezden geliniyor." değerlendirmesinde bulundu.
BMGK'de 24 Şubat'ta Suriye'ye insani yardım ulaştırılabilmesi ve özellikle rejim kuşatması altında bulunan Doğu Guta'daki ağır hasta ve yaralıların tahliyesi için en az bir ay insani ateşkes kararı alındığını duyurmuştu.
Kararda, Suriye genelinde insani yardımların ''güvenli, engelsiz ve sürdürülebilir'' bir şekilde ulaştırılabilmesi ve ''ağır hasta ve yaralıların'' tahliye edilebilmesi için tüm taraflardan ''gecikmeden'' çatışmaları en az 30 gün durdurmaları talep edilmişti.
Belediyelerdeki ihaleler canlı yayınlacak
AK Parti, şeffaf belediyeler için düğmeye bastı. Belediyelerin imar ve ihale toplantılarının sanal ortamda canlı yayımlanması gündemde. Belediye başkanı ile meclis başkanı aynı kişi olmayacak
Belediyelerin şeffaflaştırılması için imar ve ihalelere ilişkin toplantıların sanal ortamda canlı yayımlanması gündemde. AK Parti'nin 2019 yılında uygulanmaya başlanacak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne uyum düzenlemelerini hazırlamak için oluşturduğu 5 komisyon, çalışmalarını sürdürüyor. Bu komisyonların yaptıklarını değerlendirmek üzere oluşturulan üst komisyon ise geçtiğimiz gün toplandı. Başkanlar toplantıda yaptıkları çalışmalarla ilgili bilgi verdi. Yerel yönetimlerle ilgili çalışmaları yürüten komisyon kapsamlı bir çalışma yaptı. Komisyon daha önce büyükşehir dışında kalan illerin bütün şehre dönüştürülmesi için de çalışma yapmış ve ancak gelecek pakette bu düzenlemenin yer almaması benimsenmişti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlık edeceği toplantıda bu çalışmalar bir kez daha masaya yatırılıp düzenlemeler netleştirilecek.
AKÇELİ İŞLERE DENETİM
Komisyona verilen bilgiye göre, büyükşehir belediyeleri ile ilgili yasada değişiklik yapılacak. Paketteki en önemli düzenleme belediyelerin akçeli işleri ile ilgili olacak. İmar, bütçe, ihale gibi faaliyetlerin daha sıkı denetlenmesine ilişkin mekanizmalar oluşturulacak. Mevcut denetim mekanizmalarının çoğaltılması, ara kademeler eklenmesi de gündemde. Özellikle bir kalemde trilyonlarca lira rant yaratan imar düzenlemeleri, trilyonlarca liralık ihalelerin sıkı bir denetime alınması hedefleniyor.
İNTERNETTE YAYIN
Düzenlemelerin esas hedefi belediyelerin şeffaflaşmasını sağlamak. Bunun da 'dijital şeffaflık' ile hayata geçirilmesi planlanıyor. Sisteme göre imar kararlarının alındığı toplantılar ile belediye ihalelerinin kamuya açık yapılması gündemde. Toplantıların internet ortamında canlı yayımlanması, isteyenin takibine açık olması düşünülüyor.
AYRI BAŞKANLAR
Büyükşehir belediye başkanı ile belediye meclisi başkanı aynı kişi olmayacak. Bu düzenlemeyi özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın istediği belirtiliyor.
GENEL SEKRETERLİK
Büyükşehirlerde işlemlerin daha hızlı ve iyi yürümesi için nüfusa göre sekreterlik sayısının artırılması da düşünülüyor. Aynı zamanda belediye encümeninin yapısı da değişecek.
Belediyelerin şeffaflaştırılması için imar ve ihalelere ilişkin toplantıların sanal ortamda canlı yayımlanması gündemde. AK Parti'nin 2019 yılında uygulanmaya başlanacak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne uyum düzenlemelerini hazırlamak için oluşturduğu 5 komisyon, çalışmalarını sürdürüyor. Bu komisyonların yaptıklarını değerlendirmek üzere oluşturulan üst komisyon ise geçtiğimiz gün toplandı. Başkanlar toplantıda yaptıkları çalışmalarla ilgili bilgi verdi. Yerel yönetimlerle ilgili çalışmaları yürüten komisyon kapsamlı bir çalışma yaptı. Komisyon daha önce büyükşehir dışında kalan illerin bütün şehre dönüştürülmesi için de çalışma yapmış ve ancak gelecek pakette bu düzenlemenin yer almaması benimsenmişti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlık edeceği toplantıda bu çalışmalar bir kez daha masaya yatırılıp düzenlemeler netleştirilecek.
AKÇELİ İŞLERE DENETİM
Komisyona verilen bilgiye göre, büyükşehir belediyeleri ile ilgili yasada değişiklik yapılacak. Paketteki en önemli düzenleme belediyelerin akçeli işleri ile ilgili olacak. İmar, bütçe, ihale gibi faaliyetlerin daha sıkı denetlenmesine ilişkin mekanizmalar oluşturulacak. Mevcut denetim mekanizmalarının çoğaltılması, ara kademeler eklenmesi de gündemde. Özellikle bir kalemde trilyonlarca lira rant yaratan imar düzenlemeleri, trilyonlarca liralık ihalelerin sıkı bir denetime alınması hedefleniyor.
İNTERNETTE YAYIN
Düzenlemelerin esas hedefi belediyelerin şeffaflaşmasını sağlamak. Bunun da 'dijital şeffaflık' ile hayata geçirilmesi planlanıyor. Sisteme göre imar kararlarının alındığı toplantılar ile belediye ihalelerinin kamuya açık yapılması gündemde. Toplantıların internet ortamında canlı yayımlanması, isteyenin takibine açık olması düşünülüyor.
AYRI BAŞKANLAR
Büyükşehir belediye başkanı ile belediye meclisi başkanı aynı kişi olmayacak. Bu düzenlemeyi özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın istediği belirtiliyor.
GENEL SEKRETERLİK
Büyükşehirlerde işlemlerin daha hızlı ve iyi yürümesi için nüfusa göre sekreterlik sayısının artırılması da düşünülüyor. Aynı zamanda belediye encümeninin yapısı da değişecek.
Fethullah o kaftanı neden istedi?
Yavuz Sultan Selim'in kaftanının restorasyon amacı ile ABD'ye götürüleceği ve teröristbaşı Fethullah Gülen'in kaftanı giyip Türkiye'ye geleceği belirtildi
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Mahir Ünal, Kültür ve Turizm Bakanlığı döneminde Yavuz Sultan Selim’in kaftanının restorasyon bahanesiyle ısrarla Amerika’ya götürülmek istendiğini ve kendisinin de buna karşı çıktığını belirterek, "O kaftan da aslında bir nevi hilafetin sembolüdür. Bu, 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’ye gelirken o kaftanı giyip gelecekmiş" dedi.
Mahir Ünal, partisinin Kahramanmaraş İl Başkanlığı’na seçilen Ömer Oruç Bilal Debgici’ye hayırlı olsun ziyaretinde bulundu. Debgici ve ekibine görevinde başarılar dileyen Ünal, daha sonra partililerle bir araya geldi.
''AFRİN’E GİRMESEYDİK ONLAR BURAYA GELECEKLERDİ''
Türkiye’nin büyük bir mücadele verdiğini belirten Mahir Ünal, Afrin’de yürütülen ’Zeytin Dalı Harekâtı’nı değerlendirerek, "Eğer biz bu mücadeleyi Fırat Kalkanı’yla, Zeytin Dalı’yla bu mücadeleyi vermeseydik onlar bu mücadeleyi, bu yangını evimizin içine taşıyacaklardı. Eğer biz Cerablus’a, El Bab’a gitmeseydik, eğer biz Afrin’e gitmeseydik onlar ne yapacaklardı? Onlar buraya geleceklerdi, onlar buraya gelip bu yangını bizim evimizin içerisinde çıkaracaklardı. Dolayısıyla şu anda gerçekten hem sınır güvenliğimizi korumak hem iç güvenliğimizi korumak adına büyük bir mücadele veriyoruz" dedi.
Mahir Ünal, ziyaretin ardından Türkiye Gençlik Vakfı Kahramanmaraş Şubesi tarafından düzenlenen ve İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ekrem Demirci ile birlikte yapacağı 'Gençlerin medeniyet tahayyülü' konulu söyleşi için Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi’ne geçti. Salonda Mahir Ünal’ın yanına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin Kahramanmaraş İl Olağan Kongresi’nde konuşurken yanına çağırdığı ve ağladığı için ''Bordo bereliler ağlamaz'' dediği 6 yaşındaki Amine Tıraş geldi. Yine üzerinde bordo berelilerin üniforması olan küçük kız, yaptığı resimleri gösterdikten sonra Mahir Ünal ile Ak Parti İl Başkanı Ömer Oruç Bilal Debgici’nin elini öptü. Kur’an-ı Kerim Tilaveti ile başlayan programda Amine Tıraş da şiir okudu.
''KAFTANI ISRARLA AMERİKA’YA GÖTÜRMEK İSTEDİLER''
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal ile Prof. Dr. Ekrem Demirci söyleşiye geçti. Söze ilk başlayan Mahir Ünal, hocaların toplumdaki önemine ve onlara duyulan saygıya değinerek herkesçe bilinen Osmanlı padişahlarından Yavuz Sultan Selim ile hocası İbn-i Kemal arasında geçen kaftana çamur sıçrama hikayesini anlattı.
Asırlar önce gerçekleşen kaftan hikayesinin Kültür ve Turizm Bakanı olduğu dönemde de devam ettiğini kaydeden Ünal, şunları söyledi:
"Çaldıran seferine giderken İbn-i Kemal’in atının ayağından Yavuz’un kaftanına çamur sıçrar ve bir an İbn-i Kemal tedirgin olur, çünkü Yavuz Saltan Selim Han’ın celaleti çok yüksektir. Bunu anlar Yavuz, ’Hocam sizin atınızın ayağından sıçrayan çamur bizim için onurdur’ der ve o çamur sıçrayan kaftanını hocasına hediye eder ve bir de vasiyette bulunur, der ki 'Bu kaftanı öldüğümde sandukamın üzerine örtün.' Peki hikaye orada biter mi? Hikaye orada bitmez. Bakanlığım dönemimde ısrarla bu kaftanı Amerika’ya götürmek istiyorlar. Diyorum ki 'Bu kaftanı Amerika’ya niye götüreceksiniz?' 'Efendim kaftan eskidi, kumaş restoratörlerine kaftanı restore ettirmemiz lazım.' Ben de inat ettim dedim ki 'Bu kaftan Amerika’ya gitmeyecek. Burada kumaş restoratörü bulun, burada yaptırın.' Kumaş restoratörünü buldurduk, Amerika’ya göndermedik kaftanı. Sonra Amerika’ya neden götürmek istedikleri ortaya çıktı biliyorsunuz. Bu, Pensilvanya’daki... O kaftan aynı zamanda hilafeti de temsil eder çünkü, o seferde biliyorsunuz Memlukluları 3 tane büyük devleti ortadan kaldırmış ve hilafeti Yavuz Sultan Selim Han İstanbul’a getirmiştir. O kaftan da aslında bir nevi hilafetin sembolüdür. Bu, 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’ye gelirken o kaftanı giyip gelecekmiş. Öyle bir hikayesi var, bu da daha sonra ortaya çıktı."
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Mahir Ünal, Kültür ve Turizm Bakanlığı döneminde Yavuz Sultan Selim’in kaftanının restorasyon bahanesiyle ısrarla Amerika’ya götürülmek istendiğini ve kendisinin de buna karşı çıktığını belirterek, "O kaftan da aslında bir nevi hilafetin sembolüdür. Bu, 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’ye gelirken o kaftanı giyip gelecekmiş" dedi.
Mahir Ünal, partisinin Kahramanmaraş İl Başkanlığı’na seçilen Ömer Oruç Bilal Debgici’ye hayırlı olsun ziyaretinde bulundu. Debgici ve ekibine görevinde başarılar dileyen Ünal, daha sonra partililerle bir araya geldi.
''AFRİN’E GİRMESEYDİK ONLAR BURAYA GELECEKLERDİ''
Türkiye’nin büyük bir mücadele verdiğini belirten Mahir Ünal, Afrin’de yürütülen ’Zeytin Dalı Harekâtı’nı değerlendirerek, "Eğer biz bu mücadeleyi Fırat Kalkanı’yla, Zeytin Dalı’yla bu mücadeleyi vermeseydik onlar bu mücadeleyi, bu yangını evimizin içine taşıyacaklardı. Eğer biz Cerablus’a, El Bab’a gitmeseydik, eğer biz Afrin’e gitmeseydik onlar ne yapacaklardı? Onlar buraya geleceklerdi, onlar buraya gelip bu yangını bizim evimizin içerisinde çıkaracaklardı. Dolayısıyla şu anda gerçekten hem sınır güvenliğimizi korumak hem iç güvenliğimizi korumak adına büyük bir mücadele veriyoruz" dedi.
Mahir Ünal, ziyaretin ardından Türkiye Gençlik Vakfı Kahramanmaraş Şubesi tarafından düzenlenen ve İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ekrem Demirci ile birlikte yapacağı 'Gençlerin medeniyet tahayyülü' konulu söyleşi için Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi’ne geçti. Salonda Mahir Ünal’ın yanına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin Kahramanmaraş İl Olağan Kongresi’nde konuşurken yanına çağırdığı ve ağladığı için ''Bordo bereliler ağlamaz'' dediği 6 yaşındaki Amine Tıraş geldi. Yine üzerinde bordo berelilerin üniforması olan küçük kız, yaptığı resimleri gösterdikten sonra Mahir Ünal ile Ak Parti İl Başkanı Ömer Oruç Bilal Debgici’nin elini öptü. Kur’an-ı Kerim Tilaveti ile başlayan programda Amine Tıraş da şiir okudu.
''KAFTANI ISRARLA AMERİKA’YA GÖTÜRMEK İSTEDİLER''
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal ile Prof. Dr. Ekrem Demirci söyleşiye geçti. Söze ilk başlayan Mahir Ünal, hocaların toplumdaki önemine ve onlara duyulan saygıya değinerek herkesçe bilinen Osmanlı padişahlarından Yavuz Sultan Selim ile hocası İbn-i Kemal arasında geçen kaftana çamur sıçrama hikayesini anlattı.
Asırlar önce gerçekleşen kaftan hikayesinin Kültür ve Turizm Bakanı olduğu dönemde de devam ettiğini kaydeden Ünal, şunları söyledi:
"Çaldıran seferine giderken İbn-i Kemal’in atının ayağından Yavuz’un kaftanına çamur sıçrar ve bir an İbn-i Kemal tedirgin olur, çünkü Yavuz Saltan Selim Han’ın celaleti çok yüksektir. Bunu anlar Yavuz, ’Hocam sizin atınızın ayağından sıçrayan çamur bizim için onurdur’ der ve o çamur sıçrayan kaftanını hocasına hediye eder ve bir de vasiyette bulunur, der ki 'Bu kaftanı öldüğümde sandukamın üzerine örtün.' Peki hikaye orada biter mi? Hikaye orada bitmez. Bakanlığım dönemimde ısrarla bu kaftanı Amerika’ya götürmek istiyorlar. Diyorum ki 'Bu kaftanı Amerika’ya niye götüreceksiniz?' 'Efendim kaftan eskidi, kumaş restoratörlerine kaftanı restore ettirmemiz lazım.' Ben de inat ettim dedim ki 'Bu kaftan Amerika’ya gitmeyecek. Burada kumaş restoratörü bulun, burada yaptırın.' Kumaş restoratörünü buldurduk, Amerika’ya göndermedik kaftanı. Sonra Amerika’ya neden götürmek istedikleri ortaya çıktı biliyorsunuz. Bu, Pensilvanya’daki... O kaftan aynı zamanda hilafeti de temsil eder çünkü, o seferde biliyorsunuz Memlukluları 3 tane büyük devleti ortadan kaldırmış ve hilafeti Yavuz Sultan Selim Han İstanbul’a getirmiştir. O kaftan da aslında bir nevi hilafetin sembolüdür. Bu, 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’ye gelirken o kaftanı giyip gelecekmiş. Öyle bir hikayesi var, bu da daha sonra ortaya çıktı."
Avrupa'da gaz savaşları mı çıkacak?
Gazprom'un Naftogaz'a 2.5 milyar dolar tazminat ödeyecek olması ilişkileri gerdi
Rusya ile Ukrayna arasındaki “gaz savaşı”, tüm Avrupa’yı etkisi altına alacak büyük bir krize dönüşüyor. Merkezi Stockholm’de bulunan Uluslararası Tahkim Mahkemesi, Gazprom’un Ukrayna’ya doğalgaz sevkiyatıyla ilgili yükümlülüklerini yerine getirmediğine hükmederek, Rus şirketinin Naftogaz’a 2,56 milyar dolar tazminat ödemesini kararlaştırınca Gazprom’un tepkisi sert oldu. Gazprom Başkanı Aleksey Miller, sadece Ukrayna’ya gaz satışı değil, Ukrayna üzerinden Avrupa ülkelerine transit gaz sevkiyatı anlaşmasını da iptaş edeceklerini ilan etti. Bunun Avrupa’yı gazsız bırakacak derin bir krizin fitilini ateşlemesinden korkuluyor.
Tahkim mahkemesinin kararına rağmen Ukrayna’ya gaz sevkiyatını başlatmayan Gazprom, aksine tüm kontratları askıya alırken iptal yoluna gideceğini duyurdu. Gazsız kalan Ukrayna’da okullar ısıtılamadığı için gelecek haftaya kadar tatil edilirken, gaz istasyonları mazotla çalıştırılmaya başlandı, Polonya’dan da ekstra gaz alımı yoluna gidildi.
Bu arada Ukrayna Devlet Başkanı Petro Poroşenko, Rus enerji şirketi Gazprom’un Ukrayna’ya doğalgaz satışı ve doğalgaz transitine yönelik sözleşmeleri tek taraflı iptal etmesi halinde zararın karşılanması için yine Uluslararası Tahkim Mahkemesi’ne başvuracaklarını bildirdi
Avrupa’nın “Sibirya soğukları” yaşadığı ve 60 kişinin hayatını kaybettiği bir dönemde Avrupa’ya gaz sevkiyatının aksamasının ağır sonuçlar doğruması bekleniyor.
Avrupa’nın yüzde 35 oranında bağımlı olduğu Rusya, gazın önemli kısmını hala Ukrayna üzerinden sevkediyor.
Ukrayna enerji şirketi Naftogaz ile Rus enerji şirketi Gazprom arasındaki sözleşmenin tek taraflı olarak feshedilemeyeceğini belirten Poroşenko, bu yöndeki ifadelerin ise Gazprom’un sadece sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirme konusundaki isteksizliği ile açıklanabileceğine işaret etti.
Poroşenko, "Eğer bu (sözleşmenin feshi) gerçekleşirse şüphesiz Naftogaz, Gazprom’un sorumsuzca eylemlerinden dolayı meydana gelen zararın ilaveten karşılanması için uluslararası tahkim mahkemesine başvuracaktır." diye konuştu. Ayrıca Poroşenko, Gazprom’un sözleşmeyi feshetmeyeceğine emin olduğunu vurgulayarak, bu durumun doğalgaz transitini tehdit etmediğini savundu.
Gazprom Başkanı Aleksey Miller, Stockholm’deki Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nin kararını eleştirerek, mahkemedeki Ukrayna’ya doğalgaz satışı ve doğalgaz transitine yönelik sözleşmelerin feshedilmesi için derhal prosedüre başlayacaklarını bildirmişti.
Rusya ile Ukrayna arasındaki “gaz savaşı”, tüm Avrupa’yı etkisi altına alacak büyük bir krize dönüşüyor. Merkezi Stockholm’de bulunan Uluslararası Tahkim Mahkemesi, Gazprom’un Ukrayna’ya doğalgaz sevkiyatıyla ilgili yükümlülüklerini yerine getirmediğine hükmederek, Rus şirketinin Naftogaz’a 2,56 milyar dolar tazminat ödemesini kararlaştırınca Gazprom’un tepkisi sert oldu. Gazprom Başkanı Aleksey Miller, sadece Ukrayna’ya gaz satışı değil, Ukrayna üzerinden Avrupa ülkelerine transit gaz sevkiyatı anlaşmasını da iptaş edeceklerini ilan etti. Bunun Avrupa’yı gazsız bırakacak derin bir krizin fitilini ateşlemesinden korkuluyor.
Tahkim mahkemesinin kararına rağmen Ukrayna’ya gaz sevkiyatını başlatmayan Gazprom, aksine tüm kontratları askıya alırken iptal yoluna gideceğini duyurdu. Gazsız kalan Ukrayna’da okullar ısıtılamadığı için gelecek haftaya kadar tatil edilirken, gaz istasyonları mazotla çalıştırılmaya başlandı, Polonya’dan da ekstra gaz alımı yoluna gidildi.
Bu arada Ukrayna Devlet Başkanı Petro Poroşenko, Rus enerji şirketi Gazprom’un Ukrayna’ya doğalgaz satışı ve doğalgaz transitine yönelik sözleşmeleri tek taraflı iptal etmesi halinde zararın karşılanması için yine Uluslararası Tahkim Mahkemesi’ne başvuracaklarını bildirdi
Avrupa’nın “Sibirya soğukları” yaşadığı ve 60 kişinin hayatını kaybettiği bir dönemde Avrupa’ya gaz sevkiyatının aksamasının ağır sonuçlar doğruması bekleniyor.
Avrupa’nın yüzde 35 oranında bağımlı olduğu Rusya, gazın önemli kısmını hala Ukrayna üzerinden sevkediyor.
Ukrayna enerji şirketi Naftogaz ile Rus enerji şirketi Gazprom arasındaki sözleşmenin tek taraflı olarak feshedilemeyeceğini belirten Poroşenko, bu yöndeki ifadelerin ise Gazprom’un sadece sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirme konusundaki isteksizliği ile açıklanabileceğine işaret etti.
Poroşenko, "Eğer bu (sözleşmenin feshi) gerçekleşirse şüphesiz Naftogaz, Gazprom’un sorumsuzca eylemlerinden dolayı meydana gelen zararın ilaveten karşılanması için uluslararası tahkim mahkemesine başvuracaktır." diye konuştu. Ayrıca Poroşenko, Gazprom’un sözleşmeyi feshetmeyeceğine emin olduğunu vurgulayarak, bu durumun doğalgaz transitini tehdit etmediğini savundu.
Gazprom Başkanı Aleksey Miller, Stockholm’deki Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nin kararını eleştirerek, mahkemedeki Ukrayna’ya doğalgaz satışı ve doğalgaz transitine yönelik sözleşmelerin feshedilmesi için derhal prosedüre başlayacaklarını bildirmişti.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)