21 Nisan 2018 Cumartesi

Bahçeli'nin 5 kritik hamlesi

MHP grup toplantısındaki konuşmasında erken seçim çağrısı yapan ve 26 Ağustos 2018'i işaret eden Bahçeli, 20 yılı aşan MHP liderliğinde önemli kararlara damga vurdu
MHP'nin kurucu lideri "Başbuğ" Alparslan Türkeş'in vefatının ardından 6 Temmuz 1997'deki kurultayda MHP genel başkanlığına seçilen Devlet Bahçeli, 20 yılı aşan liderliğinde önemli kararlara damga vurdu.

1. 3 KASIM 2002 SEÇİMLERİ

Bahçeli, 1999'da MHP liderliğinde girdiği ilk genel seçimde DSP'nin ardından en çok oy alan ikinci parti olarak Meclis'e girmeyi başarmıştı. Bahçeli, Bülent Ecevit'in başbakanlığında kurulan hükümete, Mesut Yılmaz'ın Anavatan Partisi ile birlikte ortak olmuştu. 57. Hükümet, 28 Mayıs 1999'da göreve başlamasından 3 ay sonra 17 Ağustos 1999'da gerçekleşen tarihimizin en acı depremlerinden birinin yaralarını sarmaya çalıştı. 19 Şubat 2001'deki "anayasa kitapçığının fırlatılması" sonrası başlayan kriz, hükümet ile ilgili tartışmaları büyüttü. Koalisyon ortağı Bahçeli, bu ortamda erken seçime gidilmesi gerektiğini söyledi. 3 Kasım 2002'de yapılmasına karar verilen seçim ile Türkiye'nin AK Partili yılları da başladı.

2. 7 HAZİRAN 2015 SEÇİMLERİ

Kuruluşundan bu yana girdiği seçimlerden tek başına iktidarı elde edebilecek oyu alan AK Parti, 7 Haziran 2015'teki seçimde bu orana ulaşamadı. Bahçeli, seçimin ardından yaptığı ilk açıklamalarda hiçbir koalisyonun içinde yer almayacağı mesajını vererek yeni bir seçime işaret etti. Koalisyon görüşmelerinde de bir netice alınamayınca Ahmet Davutoğlu'nun başbakanlığında kurulan geçici hükümet ile 1 Kasım 2015'teki seçimlere gidildi.

3. 16 NİSAN 2017 REFERANDUMU

15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin ardından FETÖ ile mücadelede iktidara güçlü desteğini açıklayan Bahçeli, 11 Ekim 2016'daki grup konuşması ile de yönetim sistemi değişikliğinin fitilini ateşledi. Bahçeli, "Fiili duruma hukuki boyut kazandırmak gerek" diyerek başkanlık sistemine geçilmesi gerektiğini söyledi. Hazırlanan anayasa değişikliği teklifi ile adı "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" olan yönetim sistemi 16 Nisan 2017'deki referandum ile kabul edildi. AK Parti'nin tek başına Meclis'ten geçiremeyeceği anayasa değişikliği teklifine Meclis'te destek veren MHP, desteğini referandumda da sürdürdü ve sonuç 'Evet' lehine oldu.

4. CUMHUR İTTİFAKI

Bahçeli, AK Parti ile referandumdaki işbirliğini cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de sürdürme kararı almıştı. 8 Ocak 2018'de medya kuruluşlarının Ankara temsilcileri ile buluşan Bahçeli, partisinin cumhurbaşkanı adayı göstermeyeceğini, Erdoğan'ı destekleyeceklerini açıkladı. Yapılan yasal düzenlemenin ardından AK Parti ve MHP "Cumhur İttifakı" adıyla seçimlere birlikte girme kararını duyurdu.

5. 17 NİSAN 2018 ERKEN SEÇİM ÇAĞRISI

16 Nisan 2017 referandumunun yıldönümünden bir gün sonra Bahçeli, kritik bir çağrı daha yaptı. "Önümüzde 2 seçenek vardır. Ya normal tarih beklenecek. Ya da milli mecburiyetten dolayı seçimler erkene çekilecektir. Bilinmelidir ki, gerekli uyum yasalarının çıkarılmasının ardından MHP, seçimlerin erkene alınmasından yana takdirini kullanmaktadır" diyen Bahçeli, cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin 26 Ağustos 2018 tarihinde yapılmasını önerdi. Şimdi Bahçeli'nin yaptığı bu son çağrının karşılık bulup bulmayacağı merakla bekleniyor.


19 Nisan 2018 Perşembe

Fransa, Esad'a verdiği onur nişanını geri alıyor

Fransa, Beşşar Esed'e 2001'de verilen ülkenin en yüksek dereceli nişanı "Legion d'honneur"ü geri alacak
Fransa'nın, 2001'de dönemin Cumhurbaşkanı Jacques Chirac tarafından Beşşar Esed'e verilen ülkenin en yüksek dereceli nişanı "Legion d'honneur"ü geri alacağı açıklandı.

Fransız basınında yer alan haberlere göre, Fransa Cumhurbaşkanlığı Sarayı Elysee'nin nişanı geri almak için girişim başlattığı belirtildi.

Esed'in, Suriye'de babası Hafız Esed'in ardından 2000 yılında göreve başladığı belirtilen haberlerde, 2001'de Fransa'ya bir ziyaret gerçekleştirdiği ve dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Chirac'ın elinden, ülkenin en yüksek dereceli nişana "Legion d'honneur" layık görüldüğü kaydedildi.

Esed'in 5 dereceden oluşan nişanın en yüksek derecesi olan "Büyük Haç" ile taltif edildiği belirtildi. Kamu yayıncısı France Info, Elysee Sarayı'nın, nişanın geri alınması için gerekli prosedürü başlattığını yazdı.

Daha önce Mussolini, Çavuşesku ve Kaddafi gibi isimlere de verilen nişanı, Napolyon Bonapart'ın 1802'de kurdurduğu asker ve sivillerin yer aldığı bir kurum veriyor. Büyük Üstad ve Büyük Şansölye tarafından idare edilen kurumun, 400'e yakın çalışanı bulunuyor.

Şövalye, Subay, Kumandan, Büyük Subay ve Büyük Haç olmak üzere 5 ayrı derecesi bulunan nişanın 2010'a kadar geri alınması mümkün değildi. Bu tarihte yapılan değişiklikle cumhurbaşkanına, verilen nişanları geri alabilme yetkisi verilmişti.

Değişiklikten sonra, doping yaptığı ortaya çıkan ABD'li bisiklet şampiyonu Lance Armstrong, ırkçı söylemlerde bulunan İngiliz modacı John Galliano ve cinsel taciz ve tecavüz iddialarıyla gündeme gelen Hollywood film yapımcısı Harvey Weinstein'in nişanı geri alınmıştı.



NATO'da üst düzey görev: Komuta Türkiye'de

ATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Türkiye'nin "çok yüksek hazırlık seviyeli müşterek görev gücü"nun komutanlığını üstleneceğini açıkladı.
NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Brüksel'de düzenlenecek olan NATO Zirvesi öncesi Ankara ziyaretiyle ilgili açıklamalar yaptı.

NTV'nin haberine göre Stoltenberg, NATO'nun yeni oluşturacağı "çok yüksek hazırlık seviyeli müşterek görev gücü"nün komutasını iki dönem Türkiye'nin üstleneceğini söyledi.

5 BİN ASKER OLACAK

"Çok yüksek hazırlık seviyeli müşterek görev gücü"nde yaklaşık 5 bin asker olacak ve NATO'nun acil mukabele gücünden daha hızlı hareket edecek.

NATO üyesi ülkeler görev gücüne sırayla ev sahipliği yaparak komutasını üstlenecek.

"Çok yüksek hazırlık seviyeli müşterek görev gücü"nün kurulmasına 2014'te NATO'nun Galler Zirvesi'nde karar verilmişti.

13 Nisan 2018 Cuma

28 Şubat'a 21 yıl sonra 21 müebbet hapis

28 Şubat davasında 5 yıl sonra karar çıktı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Karadayı, Genelkurmay 2. Başkanı Bir ve eski YÖK Başkanı Gürüz'ün ile birlikte 21 kişi müebbet hapse mahkum oldu. Sanıklar temyiz süresince cezaevine girmeyecek.

Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya aralarında Çevik Bir’in de bulunduğu bazı sanıklar katıldı. Müşteki avukatları, sanıkların cezalandırılmasının yanı sıra tutuklanmalarını da talep etti. Mahkeme Başkanı sanıkların son sözlerini sordu. Sanıklardan Çevik Bir, önceki savunmalarını tekrarladığını belirterek, beraatını talep etti. Emekli Korgeneral İzzetin İyigün, “Hiçbir suçum yoktur. Buna rağmen 5 yılım elimden alınmıştır. Beraatımı talep ediyorum” derken, emekli Korgeneral Vural Avar da davanın Fetullahçı iki savcı tarafından hazırlandığını söyleyerek beraatını talep etti. Emekli Korgeneral Yıldırım Türker de “İddia edilen, olmayan bir suç nedeniyle açılan davada asıl mağdur olarak bulunuyoruz. Ne ben, ne de suçun işlendiği iddia edilen tarihte benim emrimde olan kişiler, Türkiye Cumhuriyeti kanunlarında yazılı, herhangi bir suçun içinde bulunmadık” diye konuştu.

KARADAYI’NIN SON SÖZLERİ

Duruşmaya katılmayan davanın bir numaralı sanığı dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı’nın avukatı Erol Aras ise müvekkilinin 5 cümlelik son sözlerini okumak istedi, ancak Mahkeme Başkanı sanığın salonda olmaması nedeniyle buna izin vermedi. Karadayı’nın avukatı Aras’la şu mesajı gönderdiği öğrenildi: “Anayasa Mahkemesi yetkilidir, siz bu davaya bakmakla yetkili değilsiniz. 87 yaşındayım, kanser hastalığımdan dolayı gelemedim. Devlet 28 Şubat’ta hem PKK hem FETÖ ile mücadelemden dolayı bana devlet madalyası verdi. 28 Şubat asla bir darbe değildir. Bu iddianamenin tamamen çökertilmesini istiyorum.”

KARAR OYBİRLİĞİYLE ALINDI

Son sözlerin alınmasının ardından mahkeme heyeti karar vermek için duruşmaya saat 17.30’a kadar ara verdi. Aradan sonra Mahkeme Başkanı Mustafa Yiğitsoy, “Yüce Türk milleti adına yargılama yapmaya yetkili mahkememizce, hukukun üstünlüğüne bağlı kalınarak, tarafsız ve bağımsız olarak dosyada mevcut hukuken geçerli kabul ettiğimiz belge, beyan ve delillerin hukuki değerlendirilmesi sonucu heyetimizce oybirliği ile vermiş olduğumuz kararı açıklıyorum” diyerek tarihi kararı açıkladı. Kararda, emekli orgeneraller İsmail Hakkı Karadayı, Çevik Bir, Çetin Doğan, Erol Özkasnak ile dönemin YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz’ün de aralarında bulunduğu 21 sanık, ‘darbeye teşebbüs ettikleri’ gerekçesiyle önce ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına, daha sonra takdir indirimi yapılarak müebbet hapis cezasına mahkûm oldu.

‘RÜTBELERİN SÖKÜLMESİNE...’

21 sanık hakkında yaş ve sağlık durumları gerekçesiyle tutuklama tedbiri yerine yurtdışına çıkış yasağı ve imza şartı ile adli kontrol uygulanmasına karar verilirken, kararın kesinleşmesi halinde asker sanıkların Türk Silahlı Kuvvetleri’nden çıkarılmasına, rütbelerinin sökülmesine hükmedildi. 68 sanık beraat ederken, Teoman Koman, Eser Şahan, Tevfik Özkılıç, Salih Eryiğit hakkındaki davanın, hayatlarını kaybetmeleri nedeniyle, 10 sanık hakkındaki dava ise ‘gizli ittifak’ suçuna öngörülen 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle düşürülmesine karar verildi.

MÜŞTEKİLERDEN İTİRAZ: TUTUKLAYIN

Sanıklar ve müştekiler karara 7 gün içerisinde itiraz edebilecek. İtirazı ilk olarak Ankara Bölge Adliye Mahkemesi inceleyecek. Bu mahkemenin kararı daha sonra Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından incelenecek. Yargıtay davaya ilişkin son kararı verecek. Yargıtay’ın yerel mahkemenin kararını onaması halinde, müebbet hapis cezası verilen sanıklar tutuklanarak, cezaevine girecek. Kararın kesinleşmesinin ardından müebbet hapis cezası alan asker sanıkların rütbeleri de sökülecek, er statüsüne inecekleri için orduevlerine bile giremeyecekler.

Davanın müdahillerinden Deniz Dilmen ve Gülsüm Peker Alpay’ın avukatları Mehmet Alagöz ve Necip Kibar ise mahkûmiyetine karar verilen 21 sanığın tutuklanması talebiyle Ankara 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne itirazda bulundu. Dilekçede “Sanıkların müebbet hapis cezasına mahkûm edilmelerine rağmen tutuklanmamaları açıkça hukuka aykırı olup, sanıkların tutuklanmaması kamu vicdanını zedeler niteliktedir” denildi.

CEZA ALANLAR: Müebbet hapis cezası alan sanıkların isimleri şöyle: Ahmet Çörekçi, Aydan Erol, Cevat Temel Özkaynak, Çetin Dizdar, Çetin Doğan, Çetin Saner, Çevik Bir, Erdoğan Öznal, Erol Özkasnak, Fevzi Türkeri, Hakkı Kılınç, Halil Kemal Gürüz, Hayri Bülent Alpkaya, Hikmet Köksal, İdris Koralp, İlhan Kılıç, İsmail Hakkı Karadayı, Kenan Deniz, Muhittin Erdal, Vural Avar, Yıldırım Türker.

BERAAT EDENLER: Mahkeme, 68 sanığın beraatine karar verdi. Beraatine karar verilen sanıklar şöyle: “Abdullah Kılıçarslan, Abdurrahman Yavuz Gürcüoğlu, Adem Demir, Ahmet Dağcı, Ahmet Aka, Ahmet Atalay Efeer, Ahmet Nazmi Solmaz, Ahmet Ziya Öztoprak, Alican Türk, Arslan Daştan, Aslan Güner, Aydın Karaşahin, Ayhan Cansevgisi, Bahattin Çelik, Berkay Turgut, Celalettin Bacanlı, Cemal Hakan Pelit, Cengiz Koşal, Cengiz Çetinkaya, Doğan Temel, Engin Alan, Erdal Ceylanoğlu, Ergin Celasin, Erkan Yaykır, Ertuğrul Gazi Özkürkçü, Fuat Büyükcivelek, Hamza Özaltun, Hüsnü Dağ, İbrahim Selman Yazıcı, İsmail Hakkı Önder, İsmail Ruhsar Sümer, İsrafil Aydın, İzzettin İyigün, İzzettin Gürdal, Kurtuluş Öğün, Lokman Ekinci, Mehmet Başpınar, Mehmet Aygüner, Mehmet Ali Yıldırım, Mehmet Cumhur Yatıkkaya, Mehmet Şinasi Çalış, Mehmet Faruk Alpaydın, Metin Keşap, Metin Yavuz Yalçın, Mustafa Köseoğlu, Mustafa Bıyık, Mustafa Babacan, Mustafa Özbey, Mustafa Hakan Bural, Mustafa İhsan Tavazar, Mustafa Kemal Savcı, Necdet Batıran, Oğuz Kalelioğlu, Orhan Nalcıoğlu, Osman Bülbül, Osman Atilla Kurtay, Ruşen Bozkurt, Sedat Arıtürk, Serdar Çelebi, Seyfullah Sönmez, Sezai Kürşat Ökte, Ümit Şahintürk, Ünal Akbulut, Veli Seyit, Yahya Cem Özarslan, Yahya Kemal Yakışkan, Yüksel Sönmez, Ziya Batur.”

'AKLA MANTIĞA AYKIRI'

Sanıklardan dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı mahkeme kararını, avukatı Erol Aras aracılığıyla değerlendirdi. Karadayı kararı şu sözlerle eleştirdi: “Moralim son derece iyi. Bu olay hukuk dışı, akla mantığa aykırı bir durumdur. Mahkeme kendi itibarını düşürmüştür. Doğrudan siyasi bir olaydır, karardır. Temeli de Türk Ordusu’na kurulan kumpas davalarına dayanmaktadır. Gerekçeli karar geldiği zaman avukatım kanalıyla ayrıntılı bir açıklama yapacağım.”

Dava, 2 Eylül 2013’te Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlamıştı. İddianameyi şimdi FETÖ’den tutuklu olan savcı Mustafa Bilgili hazırladı. 39 tutuklu sanık ile başlayan davada, 19 Aralık 2013’te yapılan duruşmada verilen tahliye kararlarının ardından tutuklu sanık kalmadı. Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kapatılmasının ardından 28 Şubat davası Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı. Yaklaşık 5 yıldır süren yargılamada geçen aralık ayında savcılık, esasa ilişkin mütalaasını vermişti.

FETÖ'YÜ 1997'DE DEVLETE DUYURDUK

MAHKEMENİN verdiği ara sırasında, sanıklardan Çevik Bir, gazetecilere “kaçmadık” diyerek şunları söyledi: “1997’de devlete FETÖ tehlikesi duyurulmuştur. 1997’de Genelkurmay Başkanlığı, rahmetli Demirel’e (Süleyman Demirel) brifing veriyor. Bu brifingde FETÖ tehdidini devlete aktarıyoruz. Birtakım düzenlemeler oluyor. Aradan 8-9 ay geçiyor; 1998’de yine rahmetli Demirel’e makamında brifing veriliyor. Daha sonra rahmetli Demirel bunu 10 gün sonra yapılacak, 27 Mart 1998’deki MGK toplantısı gündemine aldırıyor. Genelkurmay Başkanlığı tarafından MGK’nın bu brifinginde FETÖ tehdidi anlatılıyor. Bizim davamızın yasal olduğu o brifingde de yer alıyor. Onun için bir şey yapılamadı. Seneler geçtikten sonra bu dava yapılıyor. İnşallah hayırlısıyla biter.” Karar sonrası Çevik Bir, avukatı Ümit Kara aracılığıyla yaptığı açıklamada, “Mahkemenin kararı mutlak doğru bir karar değil. Konjonktürün gölgesinde verilmiş bir karar. İstinaf ve temyizde bozulacağına inanıyorum. Mücadeleye devam edeceğiz” dedi.

DEMOKRASİ İÇİN ÖNEMLİ BİR GÜN

AK Parti İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ravza Kavakcı, 28 Şubat dönemine ilişkin 103 sanığın yargılandığı davada verilen cezalara ilişkin, "Yargıtay onayladığında yapmış oldukları fiilin cezasını çekmeye başlayacaklar" dedi. Davada kararların açıklanmasının ardından duruşmayı takip eden bazı isimler, gazetecilere açıklamada bulundu.

AK Parti İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ravza Kavakcı: Bugün, Türkiye Cumhuriyeti tarihi ve demokrasisi açısından çok önemli bir gün. Çünkü ilk defa Türkiye'de darbeciler adalet karşısında hesap verdiler. 28 Şubat'ta Sincan'da tankları yürütenler, insanları 'irticacı' diye etiketleyenler, genç kızların eğitim hayatlarının önüne set çekenler, insanları 'başörtülü-başörtüsüz' diye ayıranlar, imam hatiplerin önünü kesenler, seçilmiş bir hükümetin istifasını gerçekleştirenler ve fiilleriyle toplumu kutuplaştırmaya çalışanlar adalet karşısında hesap verdi. Yargıtay onayladığında yapmış oldukları fiilin cezasını çekmeye başlayacaklar. Biz asla kin ve nefret duymadık, hem ilahi adalete inandık hem de Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinin doğru kararı vereceğine inandık. İnşallah bundan sonra da asla kimse, 15 Temmuz'da da gördüğümüz gibi ülkemizde böyle bir şeye kalkışamayacak, akıllarından bile geçirmeyecekler.

TBMM 15 Temmuz Darbe Araştırma Komisyonu Başkanı ve AK Parti Burdur Milletvekili Reşat Petek: Mahkûmiyet kararı 21 sanık hakkında verildi. Temyiz aşamasına, oradaki incelemeye fırsat vermek için mahkeme, tutuklama tedbiri yerine adli kontrol tedbirleri uygulanmasına karar verdi. Yurt dışı yasağı uyguladı, ayrıca ayda bir defa imza vermek suretiyle bir adli kontrol uygulaması kararı verdi. 27 Mayıs 1960 darbecilerini millet mahkûm etmişti, 12 Eylül 1980 darbesini yapanları yine Türk adaleti mahkum etti, 28 Şubat darbesine 'darbe' denilmesini bile hazmedemeyenlere bugün bağımsız ve tarafsız Türk yargısı mahkumiyet kararı verdi. Burada Cumhuriyet Başsavcılığının istemiş olduğu mahkûmiyet aynı oranda çıkmamışsa da iddia makamının takdiriyle temyiz aşamasında Yüksek Mahkeme'de bu da değerlendirilecektir."


7 Nisan 2018 Cumartesi

Irak'ta kimyasal silah olmadığını herkes biliyordu

Irak işgalini önleyebilecek bir diplomat olan ancak işgalden hemen önce görevden alınan Jose Bustani, 'anlamsız' işgal sürecinin dayandırıldığı nedenlerin ne denli çarpıtıldığı hakkında dikkat çeken açıklamalarda bulundu
Irak işgalini önleyebilecek diplomat olarak nitelendirilen Jose Bustani Irak'ın işgalinin her yıldönümünde hüzünleniyor.

BBC Türkçe'nin haberine göre, Brezilyalı diplomat 15 yıl önce, kendi ifadeleriyle "bu anlamsız işgali ve korkunç sonuçlarını" önleme imkanı olduğunu düşünüyordu.

72 yaşındaki Bustani o dönemde, 1997'de kimyasal silahları tespit etme ve yok etme amacıyla kurulan hükümetler arası Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü'nün (OPCW) ilk başkanı olarak görev yapıyordu.

Bustani'nin görevdeki ikinci dönemi Mart 2002'de beklenmedik bir şekilde ABD öncülüğünde sona erdirildi.

ABD'nin Birleşmiş Milletler'e sunduğu teklif 7'ye karşı 48 oyla kabul edilince Bustani görevden alındı.

Oysa 11 ay önce oy birliğiyle ikinci dönemine seçilmişti.

Lobicilik

ABD hükümeti bu hamlenin "görevlerini iyi yürütemediği" ve "kutuplaştırıcı ve fikir ayrılıklarına sebep veren davranışlar sergilemesi" nedeniyle geldiğini açıklasa da George W. Bush yönetimi Brezilyalı diplomatın Irak'ı Kimyasal Silahlar Sözleşmesi'ne dahil etme ve kitle imha silahları uzmanlarının Irak'a giderek denetim yapmasını sağlamaya yönelik çabalarına belirgin şekilde itiraz ediyordu.

Eğer Bustani'nin çabaları sonuç verseydi Saddam Hüseyin ülkesindeki kitle imha silahları hakkında bilgi vermek, stoklarını denetletmek ve tespit edilen silahları da yok etmek zorunda kalacaktı.

BBC'ye konuşan Bustani, "Irak da Libya da anlaşmaya katılmaya karar verdi ve denetim Kasım 2002'de gerçekleşebilirdi" diyor ve ekliyor:

"Ama Amerikalılar öfkeliydi. Eğer OPCW denetçileri Irak'a girebilseydi kimyasal silah bulamayacaklardı ve işgalin gerekçesi zayıflayacaktı.

"Amerikalılar Irak'ı işgal etmek istiyordu ve bu denetim onların çıkarlarına ters düşüyordu."

Hem ABD hem de İngiltere hükümetleri Saddam rejimini kitle imha silahları depolamakla suçluyordu.

İşgalin ardından Atlantik okyanusunun iki yakasındaki soruşturmalarda da bu iddianın temelsiz olduğu ortaya çıktı.

Tarih haklı çıkardı

Bu şekilde görevden alınan ilk uluslararası örgüt yöneticisi olan Bustani, haksız yere işten çıkarıldığı gerekçesiyle Uluslararası Çalışma Örgütü'ne (ILO) başvurmuş ve Temmuz 2003'te haklı bulunmuştu.

Fakat o tarihte Irak çoktan işgal edilmişti.

Hatta iki ay önce George Bush, o ünlü "görev tamamlandı" konuşmasıyla Irak'taki büyük askeri operasyonlarının tamamlandığını açıklamıştı. Bu açıklama, sonrasında başlayan isyan ve bugün hâlâ Orta Doğu'yu etkileyen iç savaş nedeniyle uzun süre boyunca ABD hükümetini zor durumda bırakmıştı.

Bustani "Evet tarih beni haklı çıkardı. Her şey çok farklı olabilirdi ve işgal olmasaydı bugün IŞİD olmayabilirdi" diyor ve ekliyor:

"Hala öfkeliyim, çünkü bütün bunları engellemek için bir şeyler yapabilirdim."

Brezilyalı diplomat ILO kararının ardından tazminata hak kazandı fakat kazandığı tazminatı örgüte geri bağışladı.

Bustani, o dönem kaçan fırsatın üzerinden geleceğe dair de uyarılarda bulunuyor:

"Kimyasal Silahlar Sözleşmesi'nin güzel yanı tüm ülkeler için geçerli olmasıydı. Örneğin nükleer silahlara dair sözleşme ülkelerin onları yok etmesini sağlamıyor.

"İnsanların bu yaşananlardan ders çıkarmasını umuyorum. Umarım uluslararası kurumlar bağımsız bir şekilde çalışabilir."

Yüzleşme

Bustani bu yıl biraz daha huzursuz. Çünkü işgalin 15. yıldönümünden hemen sonra ABD'nin eski BM büyükelçisi John Bolton'ın ABD hükümetine geri döneceği açıklandı.

"Bolton benim kovulmamda önemli bir yere sahip. Bir keresinde ofisime gelip 'ya istifa edersin ya sonuçlarına katlanırsın' dedi. Ayrıca çocuklarımın ABD'de okuduğundan bahsetti. Geri adım atmadım ve bunun üzerine beni görevden almak için harekete geçtiler" diyor Bustani.

Aralık 2013'te OPCW Nobel Barış Ödülü'nü aldığında Bolton Bustani'nin sözlerinin gerçeği yansıtmadığını söylemiş, New York Times'a Bustani'nin yetersiz olduğu için görevden alındığını belirtmişti.

The Times gazetesi ise ABD'li diplomatlara dayanarak Bolton'ın Bustani'ye karşı yürüttüğü lobi faaliyetleri arasında onu ABD ve diğer üye devletlere danışmadan "rahatsız edici ve kötü niyetli davranışlarda bulunmakla" suçladı.

İngiltere ve Fransa'da da Brezilya büyükelçiliği yaptıktan sonra 2015'te emekli olan Bustani, taraflardan hiçbir resmi özür almadığını, OPCW'nin Nobel Ödülü kazandığında da kendisinin anılmadığını söylüyor:

"Bana bütün eski çalışanların bir teşekkür mektubu aldığı söylenmişti. Fakat bundan kaynaklanan üzüntüm, bütün bu vahşeti engelleme imkanının elimizden alınmasından kaynaklanan üzüntümün yanında bir hiç."

RUSYA İLE YAKINLAŞMA

Türkiye, bir yandan Suriye’de Afrin harekâtını yapıp, Irak’la Sincar operasyonunu konuşup, Ankara’da nükleer santralın temelini atabilen bir ülke. Buna Trump’ın Suriye’den çekilmekten söz ettiği, Macron’un Suriye’ye girmeye heveslendiği bir dönemde Suriye konulu Türkiye - Rusya - İran devlet başkanlarının yapacağı zirveyi de eklemek gerekiyor.

Rus diplomatların sınır dışı edildiği, soğuk savaş döneminin temellerinin yeniden atılmak istendiği bir dönemde Putin’in Ankara’da ağırlanması önemli bir adımdı. Bir anlamda meydan okumaydı. Putin’in yeniden devlet başkanı seçildikten sonraki ilk ziyaretini Türkiye’ye yapması önemli bir jestti.

Rus uçağının düşürülmesi ve Karlov suikastiyle ilişkileri bozulmak istenen iki ülke, Erdoğan ve Putin’in feraseti sayesinde bu tuzağa düşmedi. Tam aksine Suriye’de, S-400 alımında ve Akkuyu Nükleer santralının temelinin atılmasıyla birlikte daha güçlü ilişkiler geliştirdi.

Türkiye ile Rusya ne zaman yakınlaşsa bunun sonuçları ağır oldu. Merhum Menderes, 27 Mayıs’ta devrilmese 1 ay içinde Rusya’yı ziyaret edecekti. Demirel, Türkiye üzerinden kalkan U-2 casus uçaklarının Rusya’yı dinlemesini yasakladığı, Seydişehir Aliminyum Tesisleri ve İskenderun Demir Çelik ile Aliağa Rafinerisi’ni Ruslara yaptırdığı için 12 Mart’ta devrildi. Erdoğan ve Putin’in güçlü liderliği sayesinde bu kez başaramadılar.


NÜKLEER LİGİNDEYİZ

Dün tarihi bir gün yaşandı. Akkuyu Nükleer santralının temeli atıldı. Nükleer santralla ilgili anlaşma yapıldığında dönemin Enerji Bakanı Taner Yıldız’a, Rus mevkidaşı, “Nükleer ligine hoşgeldiniz” demişti. Enerjide Türkiye’yi yeni bir lige taşıdıkları için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a eski ve yeni Enerji Bakanları Taner Yıldız ile Berat Albayrak’a teşekkür borçluyuz.

Ankara’da gündem dün nükleerdi, bugün Suriye. Erdoğan, Putin ve Ruhani zirvesinde Suriye’nin geleceği açısından kritik kararların alınması bekleniyor. Ama ben asıl Putin’in, ABD ile Suriye hakkında yaptıkları yeni anlaşma hakkında vereceği bilgileri merak ediyorum.

Abdulkadir Selvi