31 Aralık 2019 Salı

Irak'ta ABD-İran vekalet savaşı mı başlıyor

ABD ile İran yanlısı güçlerin Irak'taki karşılıklı saldırıları Bağdat yönetimini endişelendirdi. Başbakan Abdulmehdi, Irak'ı ittifak ve savaşlardan uzak tutma çabasında. Karşılıklı saldırıların vekalet savaşına zemin hazırlayacağı ifade ediliyor.

Amerika’nın Irak’taki İran destekli Şii milisleri hedef alan hava harekatına Irak hükümetinden sert tepki geldi. Irak Başbakanı, ABD’nin operasyonunu “tehlikeli sonuçları olacak kabul edilemez bir saldırı” olarak niteledi. Irak Milli Güvenlik Kurulu'ndan da "Uluslararası koalisyonla işbilriğini gözden geçirmek zorunda kalacağız" mesajı geldi.

Geçtiğimiz Cuma günü Irak’ın kuzeyindeki Kerkük kentinde askeri bir üsse düzenlenen roket saldırısında Amerikalı sözleşmeli bir personel hayatını kaybetmiş, dört ABD askeri de hafif yaralanmıştı. ABD Cumartesi günü saldırıdan sorumlu tuttuğu Hizbullah Tugayları’nın kritik öneme sahip noktalarındaki 5 ayrı hedefi vurmuştu. Bu hedeflerin üçü Irak’ta, ikisi de Suriye’deydi. Iraklı kaynaklara göre ABD’nin hava harekatında 25 kişi öldü, 55 kişi de yaralandı.

"Koalisyonla işbirliğini gözden geçirmek zorunda kalırız"

Irak Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamada, ABD’nin hafta sonu düzenlediği harekat, “tehlikeli sonuçlar doğurabilecek hain ve kabul edilemez bir saldırı” olarak nitelendi. Pazartesi günü toplanan Irak Milli Güvenlik Kurulu’ndan yapılan açıklamada da, ABD’nin düzenlediği hava saldırılarının Irak’ı, IŞİD’e karşı ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonla işbirliğini gözden geçirmek durumunda bırakacağının altı çizildi. Irak Dışişleri Bakanlığı, Bağdat’ın rahatsızlığını iletmek üzere ABD’nin Bağdat Büyükelçisi’nin bakanlığa çağrılacağını açıkladı.

Irak’ın bölgedeki iki önemli müttefiki ABD ve İran arasındaki gerginlik, Başkan Donald Trump’ın 2015 yılında imzalana nükleer anlaşmadan çekildiğinden beri giderek tırmanıyor.

Amerika Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran’ı, Tahran’ın ya da destekçilerinin Amerikalılar'a ya da müttefiklerine zarar verecek herhangi bir saldırısına Amerika tarafından kararlı bir şekilde karşılık verileceğini belirtmişti.

İran ise ABD güçlerine yönelik saldırılarla ilgisi olmadığını savunarak, ABD misillemesini terör saldırısı olarak kınadı. İran Hükümet Sözcüsü Ali Rabiey, “kanıta dayalı olmayan bir iddiayla insanları bombalamanın uluslararası hukuka aykırı olduğunu” söyledi.

Haşdi Şabi komutanı: “Cevabımız çok sert olacak”

ABD’nin hava saldırıları, Irak’ta yaklaşık üç aydır devam eden hükümet karşıtı protestolarla sokakların dolup taştığı bir döneme denk geldi. Basra’da Hizbullah Tugayları’nı destekleyen 400 kişilik bir grup ABD hava saldırılarını protesto etti.

Irak’ta ABD hava saldırıları misilleme tehdidini de beraberinde getirebilir. Irak’ta Şii milislerin şemsiye örgütü konumundaki Irak Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) komutanlarından Ebu Mehdi El Mühendis adıyla da bilinen Jamal Jafaar İbrahimi “Cevabımız çok sert olacak” tehdidinde bulunmuştu.

İran’ın Irak’taki en güçlü müttefiklerinden biri olan İbrahimi, Kataib-i Hizbullah’ın da kurucusu ve lideriydi. Bu örgüt dahil olmak üzere Irak’taki milisleri eğiten İran Devrim Muhafızları’ndan da “İntikam almak Irak ulusunun ve Irak’ı savunan bu grupların en doğal hakkıdır” açıklaması geldi.

Irak’ta Haşdi Şabi adıyla da bilinen Halk Seferberlik Güçleri, ülkede IŞİD’le mücadele sırasında sahada örgüte karşı savaşan gruplar arasındaydı. Şii milislerden oluşan bu grup daha sonra Irak ordusuna resmi olarak dahil olmuş, Irak siyasetinde de söz sahibi olmaya başlamıştı.

Sistani: “Bazı tarafların hukuk dışı hamleleri Irak’ın egemenliğine müdahale için bahane olmamalı”

Iraklı Şii lider Ayetullah Ali El Sistani, saldırıların hukuka aykırı olduğunu savundu, Amerika’yı Irak’ın egemenliğine saygı duymaya çağırdı. Sistani’nin ofisinden yapılan yazılı açıklamada, ‘bazı tarafların gerçekleştirdiği hukuk dışı hamlelerin Irak’ın egemenliğine müdahale etmek için bahane olarak kullanılmaması gerektiğine vurgu yapıldı.

Ancak Sistani, İran destekli milislerin ABD güçlerini hedef almasına da tepki gösterdi, “Bu tür eylemlerle başa çıkma ve engellemek için gerekli önlemleri alma yetkisi Iraklı yetkililere aittir” mesajını verdi. Şii lider Iraklı yetkililere, benzer saldırıları engelleme ve Irak’ın gerek bölgesel gerekse uluslararası hesaplaşmaların olduğu bir ülke haline gelmesini önleme çağrısında bulundu.

Irak Başbakanı Abdülmehdi, hükümetinin Irak’ı bölgesel ittifak ve savaşlardan uzak tutan bir politika izlediğini söyledi. Gerginliğin daha da tırmanmasının bölgede ABD ve İran arasında bir vekalet savaşına uygun bir zemin hazırlayabileceği uyarısı yapılıyor.

İsrail: “Önemli operasyondan dolayı ABD’yi kutluyoruz”

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ofisinden açıklamada ise, “ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’yu bölgede “İran ve onun destek verdiği unsurlara yönelik bu önemli operasyondan dolayı” kutladıkları belirtildi.

İsrail’in bölgede bir tehdit olarak gördüğü Lübnan Hizbullah’ı ise, ABD’nin Irak’ta İran destekli grupları hedef almasını kınayan gruplar arasında yer aldı.

Sadr: “ABD’nin varlığına son vermek için milis gruplarla işbilriğine hazırım”

ABD’nin hava saldırılarına bir sert tepki de Iraklı Şii lider Mukteda el Sadr’dan geldi. Sadr, Irak’taki ABD askeri varlığını siyasi ve hukuki yollarla sona erdirmek için, siyasi rakipleri olmasına karşın, İran destekli milis gruplarla işbirliğine hazır olduğunun mesajını verdi. Sadr, bu işe yaramadığı takdirde ABD birliklerini bölgeden çıkarmak için başka adımlar atacağını belirtti.

Sadr’ın yönetimindeki milis güçleri, ABD’nin 2003’te ülkeyi işgali sonrası yıllarca ABD askerlerine karşı savaşmıştı. Kendisini hem İran hem de ABD nüfuzunu reddeden bir ulusalcı olarak tanımlayan Sadr, yaptığı açıklamada İran destekli milislere de Irak’a saldırı düzenlenmesini haklı çıkarabilecek sorumsuz davranışlardan kaçınmaları çağrısında bulundu. (amerikaninsesi.com)

28 Aralık 2019 Cumartesi

Meksika ve Bolivya arasındaki gerginliğe İspanya da dahil oldu

Meksika'nın La Paz Büyükelçisi Mercado'yu ziyaret eden İspanyol heyetin silah taşıdığını iddia eden Bolivya'daki geçici yönetimin Dışişleri Bakanı Longaric, egemenliklerinin ihlal edildiğini ve İspanya'ya nota vereceklerini duyurdu
Meksika'nın La Paz Büyükelçisi Maria Teresa Mercado'yu ziyaret eden İspanyol heyetin maske taktığı ve silah taşıdığını iddia eden Bolivya'daki geçici yönetim, İspanya'ya nota vereceklerini duyurdu.


La Paz Büyükelçiliği etrafında aşırı sayıda istihbaratçı ve güvenlik görevlisi bulundurmasından ötürü Bolivya geçici yönetimi ve Meksika arasında yaşanan diplomatik gerginliğe, Meksikalı Büyükelçi Mercado'yu ziyaret eden ispanyol heyette maskeli ve silahlı kişilerin bulunduğu iddiasından ötürü İspanya da dahil oldu.


Bölge basınındaki haberlere göre başkent La Paz'da düzenlenen basın toplantısında konuşan Bolivya'daki geçici yönetimin Dışişleri Bakanı Karen Longaric, Meksikalı Büyükelçi Mercado'yu evinde ziyaret eden İspanyol diplomatların beraberindeki araçta maskeli kişiler olduğunu iddia etti.


Bölge sakinlerinin, söz konusu kişilerin silah taşıdığını öne sürdüklerini aktaran Longaric, İspanya'nın, Bolivya'nın egemenliğini ihlal ettiğini ve bu ülkeye nota vereceklerini duyurdu.

Meksika farklı açıklama yaptı


Meksika Dışişleri Bakanlığı ise yazılı açıklamada ise ziyaretin sorunsuz bir şekilde gerçekleştiği fakat İspanyol heyeti Büyükelçinin konutundan almaya gelen aracın Bolivyalı polislerce durdurulduğu belirtildi.


Geçici yönetim ve Meksika arasındaki kriz

Bolivya'da Devlet Başkanı Evo Morales'i istifaya zorlayan siyasi süreci "darbe" olarak niteleyen Meksika, ülkedeki eski yönetimden 9 kişiyi La Paz Büyükelçiliğine kabul etmiş ve sığınma vermişti.

Birkaç gün önce büyükelçiliğin etrafında aşırı sayıda istihbaratçı ve güvenlik gücünün bulunduğunu ve durumun Viyana Sözleşmesinin ihlali anlamına geldiğini belirten Meksika Dışişleri Bakanı Marcelo Ebrard, konuyu Uluslararası Adalet Divanı'na taşıyacaklarını duyurmuştu.

Bolivya'daki kriz

Bolivya'da 20 Ekim'de düzenlenen tartışmalı seçimlerin galibi Evo Morales, polislerin hile iddiasıyla sokaklara dökülen ve şiddet eylemlerine dönüşen muhaliflere katılması ve nihayetinde ordunun istifa çağrılarının ardından görevi bırakmıştı.

Süreci "darbe" olarak niteleyen Meksika hükümeti, Morales'e siyasi sığınma vereceğini duyurmuş, daha sonra uçak göndererek Morales'i Bolivya'dan çıkarmıştı.

26 Aralık 2019 Perşembe

Libya Türkiye'den resmen asker talebinde bulundu

Reuters'ın haberine göre Libya Mutabakat Hükümeti, Türkiye'den resmen asker talebinde bulundu.
Libyalı bir yetkili Türkiye'den resmi olarak askeri destek talebinde bulunduklarını açıkladı. Reuters'a konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti İçişleri Bakanı Fethi Başağa'nın "başkent Trablus'ta çatışmaların yoğunlaşması halinde Türkiye'den askeri destek isteyecekleri" yönündeki açıklamasının ardından, Türkiye'den resmen hava, kara ve deniz desteği istendiğini kaydetti.

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti İçişleri Bakanı Fethi Başağa, Tunus'ta gazetecilere açıklama yaparak, "Eğer çatışmalar yoğunlaşırsa, Trablus'u ve Trablus'ta yaşayanları koruma hakkımız var" demişti.

Libya'da General Halife Hafter'e bağlı güçler Nisan ayından bu yana, uluslararası toplumun tanıdığı Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin kontrolündeki başkent Trablus'u ele geçirmeye çalışıyor.

ERDOĞAN: DAVETE İCABET EDECEĞİZ

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'daki AK Parti il başkanları toplantısında yaptığı konuşmada, "İnşallah Ocak ayının 8'inde, 9'unda Meclisimizden bunu da geçireceğiz ve böylece davete icabet edeceğiz" demişti.

Erdoğan, "Türkiye ve Libya arasındaki mutabakat imzalanmış. Yürürlüğe girmiştir. Biz bu işi bitirdik. Davet edildiğimiz yere icabet ederiz. Bu kadar açık net" diye konuştu ve ekledi:

"Kardeş Libya halkının yaşadıklarını yakından takip ediyoruz. Türkiye'yi kara sahillerine hapsedecek bir durum yaratılıyordu. Bizi adeta denize olta atamaz hale getirecek bu oyunlara elbette seyirci kalamazdık. Kalmadık. İnşaallah meclis açılır açılmaz asker gönderme konusunu sunacağız."

15 Aralık 2019 Pazar

Amerika, Rumlara silah ambargosunu kaldırıyor

ABD Senatosu önce 1915 olaylarını sözde ‘’Ermeni soykırımı’’ olarak tanıyan tasarıyı kabul etti. Şimdi de Rumlara 32 yıldır uygulanan silah ambargosunu kaldırma kararı aldı
ABD'den art arda skandal kararlar geliyor. ABD Senatosu önce 1915 olaylarını sözde “Ermeni soykırımı'' olarak tanıyan tasarıyı kabul etti. Bu kararın yankıları bitmeden Türkiye aleyhinde bir skandal karar daha geldi. Başkan Trump'ın, ABD Temsilciler Meclisi ile Senato'da Haziran ve Temmuz 2019'da kabul edilen Güney Kıbrıs'a silah ambargosunun kaldırılması kararını onaylamak üzere gündemine aldığı bildirildi. Henüz açıklanmayan ancak KKTC Bakanlar Kuruluna ulaşan bilgiye göre ABD, Rumlara 32 yıldır uygulanan silah ambargosunu 12 Aralık 2019 tarihi itibarı ile kaldırıyor. Rum yönetimi de bu karar karşılığında ABD'ye, “Rus savaş gemilerinin artık Güney Kıbrıs limanlarını kullanamayacağı ve kara para aklama denetimlerinde, ABD ile ortak çalışma” sözü verdi.

OLAĞANÜSTÜ DURUM

KKTC Bakanlar Kurulu'nun son toplantısında alınan kararda, “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) münhasır ekonomik bölge hususunda, Türk tarafını dışlayıcı iddiaları ve en önemlisi de, ABD'nin takriben 12 Aralık 2019 tarihinde Güney Kıbrıs Rum yönetimine  yönelik silah ambargosunu kaldırma yönündeki gelişmeler dikkate alındığında, tehdit ve olağanüstü durumun bertaraf edilmesi gerekmektedir” ifadesi dikkat çekti.

Bir süre önce ABD Temsilciler Meclisinde Milletvekili David Cicilline ve Senato'da da Senatör Bob Menendez, GKRY'ne 1987'den bu yana uygulanan ABD silah ambargosunun kaldırılması için karar tasarısı sunmuş ve her iki tasarı peşpeşe kabul edilmişti. KKTC hükümeti kararı, “GKRY'nin bölge barışını tehdit eden tavırlarına rağmen sırtı sıvazlanmakta ve Doğu Akdeniz'de barış ve istikrar tehlikeye atılmaktadır” biçiminde değerlendirdi.

GEÇİTKALE İHA VE SİHA'LARA MERKEZ OLACAK

Türkiye'nin, KKTC hükümetinden Geçitkale Havalimanı'nı İHA ve SİHA üssü yapmak için amacıyla TSK'ya devredilmesine yönelik talebi, İsrail'in benzer bir amaçla Rumlarla anlaşması üzerine acilen karara bağlandı. KKTC Bakanlar Kurulu Mağusa yakınlarında bulunan ve bugüne kadar askeri amaçlarla kullanılan Geçitkale havaalanının TSK'ya tahsisini kararlaştırdı. Havaalanı, Doğu Akdeniz'de sondaj ve sismik araştırma yapan Fatih, Yavuz, Barbaros Hayrettin Paşa ve Oruç Reis gemileri ile, Türk Deniz Kuvvetlerine ait fırkateynlerin güvenliğini sağlamak amacıyla silahlı ve silahsız İHA'ların ana üssü olacak. Karar hemen uygulanıp, İHA ve SİHA'lar yarın  adaya gönderilecek.

ASİL NADİR DEVRE DIŞI

KKTC Bakanlar Kurulu kararında, “Geçitkale Havalimanının insansız hava araçları faaliyetleri için kullanılmasına izin verilmiş, bu konuda sözleşmenin diğer tarafı da (Asil Nadir) bilgilendirilmiştir'' denildi. Havaalanının işletme hakkı, kargo ve sivil uçuşlara açılmak amacıyla bir süre önce Kıbrıslı iş insanı Asil Nadir'e kiralanmıştı. Ancak atıl durumda bekletilen havalimanına bugüne kadar yatırım yapılmadı ve sözleşme fesh edildi.


13 Aralık 2019 Cuma

Hafter, Trablus'a saldırı emri verdi

Libya'da bir televizyon kanalına konuşan Hafter, başkent Trablus'un merkezine yeni bir saldırı başlattıklarını duyurdu.
Sputnik'te yer alan habere göre, 'Libya el-Hades' televizyonunda konuşan Libya'nın doğusundaki silahlı güçlerin Rusya destekli lideri Halife Hafter, Trablus çevresindeki silahlı güçlerine "saldırıya geçmeleri" talimatı verdi.

Hafter, bu saldırının "belirleyici bir savaş" olacağını ileri sürdü.

General Hafter, 4 Nisan'da da Trablus'u ele geçirmek için birliklerine saldırı emri vermiş ve 48 saat içinde başkentin kontrolünü ele geçireceklerini iddia etmişti.

Bunun üzerine Libya'da uluslararası meşruiyete sahip Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) birlikleri de Burkan el-Gadab Operasyonu'nu başlatmıştı.

Erdoğan: Libya'ya asker gönderebiliriz

Geçtiğimiz günlerde Libya'ya asker göndermenin söz konusu olup olmadığının sorulması üzerine Erdoğan, "Asker gönderme konusunda biliyorsunuz şu anda Rusya'dan Wagner denilen bir güvenlik şirketi söz konusu. Bu şirket, oraya güvenlikçilerini göndermiş vaziyette. Eğer Libya bizden böyle bir talepte bulunursa, hele hele bu askeri güvenlik anlaşmasını yaptıktan sonra, biz oraya da aynı şekilde elemanlarımızı yeteri derecede neyse gönderebiliriz. Bunlar bizimle böyle bir güvenlik anlaşmasını, mutabakat metnini de imzaladıktan sonra zaten önümüzde de herhangi bir engel söz konusu değildir." dedi.

Türkiye'yi düşman ilan etmişti

Ülkede nihai olarak söz sahibi olmaya çalışan iki tarafın mücadelesinde Türkiye ve Rusya, dışarıdan karşıt taraflara destek veriyor. BM Özel Temsilcisi Salame, Moskova'nın General Hafter'e "paralı ya da sözleşmeli askerler" ile destek verdiğini, Ankara'nın da Trablus hükümetine insansız hava araçları ve mühimmat sağladığını belirtti.

Türkiye ayrıca geçen hafta Doğu Akdeniz'deki petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına ilişkin olarak Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile "Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası" imzalamıştı.

Hafter'in komutanı: Türk gemilerini batırma emri aldım

Yunan televizyonu ALPHA TV'nde konuşan Hafter'e bağlı donanmanın Kurmay Başkanı Ferec el Mahdevi, Türkiye ve ülkesindeki Birleşmiş Milletler (BM) tarafından tanınan Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) arasında yapılan anlaşmaya sert tepki gösterdi.

Greek Reporter'in aktardığı habere göre Yunanca konuşan Mahdevi, Türkiye'yi sert bir dille tehdit ederek, 'bölgeye yaklaşacak herhangi bir Türk gemisini batırma emri aldığını' söyledi.

Alıntı:
https://www.borsagundem.com/haber/hafter-trablusa-saldiri-emri-verdi/1456834

ABD Senato’su 'Ermeni soykırımı' tasarısını kabul etti

ABD Senato'sunun sözde 'Ermeni soykırımı' tasarısını kabul ettiği bildirildi. Beyaz Saray, söz konusu tasarının Senato'dan geçmesini 3 kez engellemişti

ABD Senato’su 'Ermeni soykırımı' tasarısını kabul etti. Tasarı Senato'da büyük destek gördü.

ABD Kongresi'nin alt meclisi Temsilciler Meclisi'nde, "Ermeni Soykırımı'nı resmi olarak tanıyan" yasa tasarısını 30 Ekim'de kabul etmişti. Tasarı bunun üzerine Senato'ya gitmişti.

Tasarı şimdi ABD Başkanı Donald Trump'a gidecek. Trump'ın, tasarıyı onaylaması ya da veto etmesi için 10 günü olacak.

ABD anayasasına göre, Başkan tarafından veto edilen bir tasarının Kongre'nin hem Temsilciler Meclisi hem de Senato kanadında üçte iki çoğunlukla bir daha kabul edilmesi halinde, veto da geçersiz kılınıyor.

Alıntı:
https://www.borsagundem.com/haber/abd-senatosu-ermeni-soykirimi-tasarisini-kabul-etti/1456821

Çavuşoğlu'dan ABD'ye İncirlik resti!

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, ABD'de Türkiye aleyhine yaptırım kararı durumunda İncirlik ve Kürecik'in de gündeme gelebileceğini söyledi
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ahaber'de açıklamalarda bulundu.

Libya ile varılan anlaşmaya ilişkin konuşan Çavuşoğlu, "Bu anlaşmamız hukuka uygundur. Libya ile sismik ve sondaj çalışması yapabiliriz. Yunanistan veya AB'nin bu konuda uluslararası hukuku ve adalet divanını ilgilendiren konularda mahkeme gibi karar vermesi doğru değil" dedi.

Bakan Mevlüt Çavuşoğlu, "Libya ile sismik ve sondaj çalışması yapabiliriz. Kıta sahanlığımızda izinsiz kimse çalışma yapamaz. Kıta sahamıza izinsiz girilirse engelleriz. ABD'de Türkiye aleyhine yaptırım kararı durumunda İncirlik ve Kürecik'in de gündeme gelebilir" ifadelerini kullandı.

Çavuşoğlu'nun açıklamalarından öne çıkan başlıklar şu şekilde:

- (Libya ile imzalanan anlaşma) İmzaladığımız anlaşma uluslararası hukuka uygundur. Libya ile sismik ve sondaj çalışması yapabiliriz. Yunanistan veya AB'nin bu konuda uluslararası hukuku ve adalet divanını ilgilendiren konularda mahkeme gibi karar vermesi doğru değil. Önce ulusal çıkarlarımızın korunması gelir. Kıta sahanlığımızda izinsiz kimse çalışma yapamaz. İzinsiz girilirse engelleriz.

- (Libya'ya asker gönderilmesi seçeneği üzerine) BM'nin Libya'da tanıdığı bir yönetim var. Dolayısıyla BM'nin de tanıdığı ve uluslararası toplantılara da davet edilen Saraj hükümeti meşrudur ve Türkiye meşru yönetimle iletişimini sürdürüyor. Eğer Libya'dan böyle bir talep gelirse değerlendiririz.

- (ABD ile S-400 gerilimi) F-35 ve S-400 arasında hukuken de siyaseten de bir bağ yok. ABD tüm önerilerimize 'Hayır' diyor. Dayatma ile bir yere varılamayacağını anlamalılar. ABD olumlu yaklaşırsa biz de olumlu yaklaşırız. S-400 saldırı sistemi değil ki savunma sistemi. Barının tehdit ve ittifak anlayışı değişiyor. F-35 alamazsak alternatiflere bakmak durumundayız. Rus pazarı olabilir diğer pazarlar olabilir.

- En kötü senaryoyu değerlendirir karar veririz. ABD'de Türkiye aleyhine yaptırım kararı durumunda İncirlik ve Kürecik'in de gündeme gelebilir. Varsayımlar üzerine konuşmak istemiyorum Kongrenin değil yönetimin alacağı karar da önemli.

- ABD'nin YPG/PKK ile ilişkisi devam ediyor. ABD şu anda Suriye'deki güvenli bölgeden çekildi. ABD'nin YPG/PKK'ya verdiği her yardım suçtur, Uluslararası terörizmin finansmanı kapsamına girer.

- Bizim harekat bölgemizde ABD gücü yok. Biz terörle mücadele için varız, olmaya devam edeceğiz. Rusya, "Teröristler çekilmezse siz temizlersiniz." dedi. Terör tehdidine karşı Türkiye'nin tedbir alma hakkı var.

- Türkiye'nin güvenliği ile Baltık güvenliği eşittir. Hem Baltık hem de bizim planımız yayınlanmayı bekliyor. Bizimki yayınlanmadan diğeri de yayınlanmayacak. Burada bir taviz yoktur, küçük bir jest vardır. İki planın yayınlanması eş zamanlı olacaktır. NATO'nun Türkiye'yi koruma görevi vardır.

- Rum kesiminin KKTC ile bir anlaşmaya varması lazım. Yunanistan'ın da Türkiye ile iş birliği içinde olması lazım.

Alıntı:
https://www.borsagundem.com/haber/cavusogludan-abdye-incirlik-resti/1456379

Libya mutabakatı için Türkiye'den bir hamle daha!

Türkiye, Libya ile imzalanan mutabakat muhtırasının tescili için BM'ye bildirimde bulundu.
Türkiye, Libya ile imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırasının tescili için Birleşmiş Milletler'e (BM) bildirimde bulundu.

Diplomatik kaynaklardan alınan bilgiye göre, Türkiye, Libya ile 27 Kasım'da imzalanan ve 8 Aralık'ta yürürlüğe giren mutabakatın tescil edilmesi amacıyla dün BM'ye bildirim yaptı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla Resmi Gazete'de yayımlanan kararda, İstanbul'da imzalanan "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Devleti Ulusal Mutabakat Hükümeti Arasında Akdeniz'de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası"nın yürürlük tarihinin 8 Aralık 2019 olarak tespit edildiği belirtilmişti.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, dün yaptığı açıklamada, mutabakata Libya'da hükümetin, Türkiye'de TBMM'nin onay verdiğini belirterek, "Yürürlükle ilgili kararnamenin Cumhurbaşkanımız tarafından imzalanmasıyla birlikte BM'ye tescilini de yapacağız. Hem anlaşmayla ilgili birlikte bilgi veriyoruz hem de batı sınırları belirlenmiş yeni kıta sahanlığımızı da BM'ye tescil ettiriyoruz." demişti.

Alıntı:
https://www.borsagundem.com/haber/libya-mutabakati-icin-turkiyeden-bir-hamle-daha/1456701

Yaptırım tasarısının ardından şimdi de Türkiye'ye nükleer rest!

ABD Senatosu'nda S-400'ler nedeniyle Türkiye'ye yaptırım öngören tasarının onaylanmasının ardından Senatör Edward J. Markey ve Temsilciler Meclisi üyesi Brad Sherman, Türkiye'nin "nükleer silah geliştirmesine karşı" bir tasarı sundu.
ABD'de Demokrat Kongre üyeleri Edward J. Markey ve Temsilciler Meclisi üyesi Brad Sherman, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "nükleer silah edinme" yönündeki açıklamasını hatırlatarak, ABD Başkanı Donald Trump'ı, mevcut nükleer işbirliği anlaşması 123'ü yenileme ya da yeni bir anlaşma imzalama ile ilgili olarak, herhangi bir yabancı ülkenin kitle imha silahları anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği ya da yabancı ülkenin nükleer programının "barışçıl olup olmadığını" doğrulamakla yükümlü tutacak yeni bir tasarı sundu.

ABD'de Demokrat Kongre üyeleri Edward J. Markey (solda) ve Temsilciler Meclisi üyesi Brad Sherman (sağda)....

"2023'TE OTOMATİK OLARAK YENİLENECEK"

Son dakika gelişmesine göre tasarıda; sunulan şartların yerine getirilmemesi halinde, Türkiye'nin de dahil olduğu 123 no'lu anlaşmanın yenilenmesi ya da kapsamının değiştirilmesi Kongre'nin onayını gerektirecek. 2008 yılında yapılan 123 no'lu anlaşmanın, Kongre'nin onay gerekmeksizin 2023'te otomatik olarak yenilenmesi bekleniyor.

Demokrat Senatör Markey ise, yaptığı açıklamada "Türk üst düzey liderlerin son açıklamaları, Türkiye'nin Nükleer Silahsızlanma Antlaşması (NPT) kapsamında nükleer bir silah edinmeme konusundaki yükümlülüğünü yerine getiremeyebileceğini göstermektedir" ifadelerini kullandı.

Aynı zamanda Senato Dış İlişkiler Komitesi'ne bağlı Doğu Asya Alt Komitesi'nin üst düzey bir mensubu olan Markey, açıklamasında "Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın uluslararası yasaları ihlal etmesi - Türkiye'nin kuzey Suriye'yi işgali, insan haklarını baskılanması, nükleer silah edinme konusundaki açık niyeti - Kongre'nin Türkiye'yle yeni ya da genişletilmiş bir 123 anlaşması imzalamak için oy kullanma şansına sahip olmasını hayati kılıyor" dedi.

Senatör Markey şöyle devam etti: "Türkiye, NPT Antlaşması'na nükleer silahı olmayan bir devlet olarak imza attı ve Kongre, istikrarsızlaşan Orta Doğu'da bir silahlanma yarışına katlanmayacağını açıkça belirtmeli."

"NÜKLEER SİLAH EDİNMEK İSTEYEN ÜLKELERE NÜKLEER TEKNOLOJİ SATMAMALIYIZ"

Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Sherman da açıklamasında "ABD, nükleer silah edinme konusundaki ilgisini açıkça dile getiren liderlere nükleer teknoloji satma işini bırakmalıdır. Bunların İran, Suudi Arabistan ya da Erdoğan olması farketmiyor" diye konuştu.

Sherman "Bu tasarı, Kongre'nin söz konusu ülkelerle herhangi bir nükleer işbirliği anlaşmasını onaylamasını zorunlu kılarak ABD'nin nükleer silah edinmek isteyen ülkelere tam yetki vermemesini sağlıyor" ifadelerini kullandı.

Alıntı:
https://www.borsagundem.com/haber/yaptirim-tasarisinin-ardindan-simdi-de-turkiyeye-nukleer-rest/1456652

17 Kasım 2019 Pazar

Amerikalı generalden flaş İncirlik açıklaması!

Geçmişte ABD Avrupa Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nda görev yapan General Chuck Wald, Amerikan yayın kuruluşu Bloomberg'e ABD'nin İncirlik'te bulunan nükleer silahlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
2000’li yıllarda Avrupa Merkez Kuvvetleri Komutanlığı’nda komutan yardımcısı olarak görev yapan eski Hava Kuvvetleri Generali Wald, “İncirlik’teki NATO varlığına ilişkin çekincelerine” dair bir soruyu şöyle yanıtladı:

“Erdoğan yönetiminde Türkiye, son beş yıldır bizim açımızdan bir dert. 2014 boyunca Ankara, Suriye ve Irak’ta alarm verici bir hızla yayılan IŞİD’e karşı İncirlik’ten ABD’nin askeri operasyonlar gerçekleştirmesine inatla izin vermedi. En nihayetinde, bir yıl süren bir teşvikin ardından Türkler gönülsüzce kabul etti. Fakat operasyonların durdurulması yolunda ara sıra gelen talepleriyle uğraşmak zorunda kaldık.”

IKBY’DE YENİ ÜS ÖNERİSİ

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde terör unsurlarına karşı başlattığı Barış Pınarı Harekâtı’na gönderme yapan Wald, “Sonuç itibarıyla, Türkiye’nin hamleleri, ABD ve NATO güçlerinin İncirlik’te kalıp kalmamasına ilişkin ciddi sorular doğuruyor” ifadesini kullandı.

“NATO’nun İncirlik’teki varlığını çekmesi durumunda, silahların Avrupa güvenliğine zarar vermeyecek ya da lojistik kabuslara neden olmayacak şekilde nereye yerleştirilebileceği” yolundaki soruya ise emekli generalin yanıtı şu şekilde oldu:

“Birkaç yıl önce bir gazeteye IŞİD’in yenilmesi ve ülkeden çıkarılması kapsamında, Irak’ta, bilhassa Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin kontrolündeki topraklarda, yeni bir hava üssü inşa edilmesiyle ilgili bir fikir yazısı yazdım.”

NÜKLEER SİLAHLAR İÇİN İTALYA

General Chuck Wald, ABD ile aynı stratejik amacı paylaşmadığını ifade ettiği Türkiye’de bulunan İncirlik’teki nükleer imkânların Washington için kaygı nedeni olduğunu belirterek, şöyle konuştu:

“Türkiye’de artan anti-Amerikancılığı ve Erdoğan’ın Rusya’ya yakınlaşma arzusu dikkate alındığında, o silahların yerini ivedilikle değiştirmek zorundayız. İdeal olarak, yeni evleri bir Avrupa toprağı olmalı. Bir seçenek İtalya’daki Aviano Hava Üssü’dür. Lojistik bakış açısından bu çok zor olmamalı.”



İNCİRLİK’TEKİ KOMUTANLIK YUNANİSTAN’A

İncirlik’in ABD’nin 39’uncu Kanat Komutanlığı’na da ev sahipliği yaptığını hatırlatan General Wald, “Bu güçlerin de yeri değiştirilmeli. Halihazırdaki alternatifler Kıbrıs ve Yunanistan” dedi.

Chuck Wald değerlendirmelerine şöyle devam etti:

“Bilhassa Yunanlar, son birkaç yıldır daha derin bir ABD askeri varlığı için haykırıyor ve giderek artan bir şekilde NATO içinde daha önemli bir rol istediklerini gösteriyorlar. Bu nedenle 39’uncu Kanat Komutanlığı’nı Yunan topraklarına yerleştirerek, bir taşla iki kuş vurulmuş olacak.”


12 Kasım 2019 Salı

Teksas merkezli düşünce kuruluşu Stratfor'un analizi

ABD merkezli düşünce kuruluşu Stratfor, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Washington temasları öncesinde bir analiz hazırladı. Analizde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bir B Planı olduğu ifadesi kullanıldı.
Son dönemde Ankara-Washington hattında yaşanan gerilimi yumuşatması beklenen kritik Washington temasları öncesinde Teksas merkezli düşünce kuruluşu Stratfor bir analiz hazırladı. ABD’nin çok okunan haber platformlarından Business Insider’da da yayınlanan analizde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir B Planı olduğu aktarılıyor.

Türkiye’ye yaptırımların gündeme geldiği bir dönemde olası bir yaptırımın Türkiye savunma sanayine zarar verebileceği fakat bunun etkisinin düşük olacağı belirtildi. Türkiye’nin savunma sanayisini içeriden büyüttüğünü ve savunma sanayi teknolojilerini AR-GE ile ileri taşıdığının vurgulandığı makalede, “Türkiye fırtınaya göğüs gerebilecek çünkü ordusu için ihtiyacı olan sistemleri içeride büyüyen savunma sanayisi destekleyecektir” ifadesi kullanıldı.

Raporun içindeki grafikte 1974’teki NATO’nun silah ambargosu sonrasında Türkiye’nin silah sanayi ve savunma sistemleri konusunda batıya ihtiyacının azaldığı net bir biçimde görülüyor. Resmi rakamlara göre 1970-1979 yılları arasında savunma silahları hacminin yüzde 30’undan fazlası ABD’ye aitken bu rakam günümüzde yüzde 3 ile 5 seviyelerinde.

Öte yandan Türkiye’nin alternatif savunma partnerleri aradığının da belirtildiği analizde olası bir yaptırımın Türkiye’deki F-16, M-60 tank ve diğer ekipmanların güncellenmesi ve tamirinde sorun yaşatabileceği aktarılırken, “Türkiye’nin bu sorunla mücadele etmek için alternatifleri var. İlk olarak Türkiye son 50 yılda benzer silah ambargoları yaşadı ve bunlardan ders aldı. Kıbrıs’ta yaşananlar sonrasında 1975 ile 1978 yılları arasında ambargo vardı. Bu 42 aylık süreçte Türkiye kendi savunma endüstrisini geliştirmeye zorlandı” yorumu yapıldı.

Stratfor’da yayınlanan makale ABD basınında geniş yankı uyandırdı. Ankara’nın artık ABD ve batı ülkelerine ihtiyacının azaldığının vurgulandığı analizde, “Ankara silah tedarikçisi olarak başka yerlere bakabilir. Türkiye’nin savunma endüstrisindeki bağları gelişti, özellikle Güney Kore, Ukrayna, Belarus, Pakistan, Çin ve Rusya bunlar arasında” ifadesi yer aldı.

Analiz, “Günün sonunda Türkiye, batının silah ambargosunun yarattığı acıyı tamamen engelleyemez özellikle bu birkaç ay sürerse. Yerel savunma endüstri projeleri ve alternatif tedarikçiler, Türkiye ordusunun bu fırtınadan sağ çıkmasını sağlayacaktır” yorumuyla sona erdi.

Pompeo: Ruslarla savaşabilmeleri için Ukrayna'ya silah verdik

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Ukrayna’ya silah sevkiyatının sebebini açıkladı.
WCSC televizyonuna konuşan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, “Ruslara karşı savaşabilmeleri için onlara gerçek silah verdik” dedi.

Dışişleri Bakanı, Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’in çabaları sayesinde Ukrayna’da yolsuzluk düzeyinin düştüğünü gördüklerini söyledi.

Ayrıca eski Başkan Barack Obama idaresini, Ukrayna’ya silah ve askeri teçhizat sağlamayı reddettiği için eleştiren Pompeo, “Onlar battaniye göndermeyi tercih etti” diye espri yaptı.

Bakan, ABD’nin Ukrayna’ya yönelik mevcut politikasıyla gurur duyduğunu da sözlerine ekledi.

Washington, 2017’de Kiev’e Javelin tanksavar füze sistemlerinin sevkiyatına onay vermişti. ABD yönetimi ayrıca Ukrayna’ya gemi savar füzeler ile sahil koruma araçlarını satabileceklerini dile getirmişti.

Rusya defalarca ABD’yi Ukrayna’ya silah sevkiyatına karşı uyararak, bunun sadece Donbass’taki gerilimin tırmanmasına yol açacağını açıklamıştı. Avrupa ülkeleri de bu sevkiyatlara karşı çıkmıştı. Almanya Cumhurbaşkanı Frank Walter Steinmeier, sevkiyatın krizden çıkmak için riskli ve verimsiz bir yol olduğunu söylemişti.


18 Ekim 2019 Cuma

ABD basını anlaşmayı işte böyle gördü: Türkler istediği her şeyi aldı

Türkiye ve ABD arasında Barış Pınarı Harekatı hakkında varılan anlaşma dünya basınında geniş yankı buldu. Yabancı medya anlaşmayı, "Türkiye için büyük bir zafer" olarak tanımladı.
ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence'in Ankara'ya gelmesiyle gerçekleşen görüşmeler sonucunda Türkiye ve ABD anlaşmaya vardılar.

Türkiye, YPG'nin bölgeden çıkarılması, ağır silahlarının toplanması, tahkimatlarının ve muharip mevzilerinin kullanılmaz hale getirilmesi, güvenli bölgenin oluşturulması, 32 kilometre derinliğinin olması, yaptırımların kaldırılması gibi taleplerini ABD'ye kabul ettirdi.

Yabancı basında yankı bulan mutabakat, Türkiye'nin zaferi olarak yorumlandı.

"ERDOĞAN'IN TRUMP'A KARŞI ZAFERİ"

The New York Times:

"Yapılan anlaşma ile birlikte Türk liderliğindeki Suriye'nin kuzeyinde yapılan operasyon durduruldu. Birçok bakımdan anlaşma, istediği şeylerin çoğunu veren ve Trump'ın ülkeye karşı yaptırımlarını önledi. Bu anlaşma Türkiye için Erdoğan'ın Trump'a karşı bir zaferidir.

Türkiye, ABD'nin önceden desteklediği Suriye'deki Kürt savaşçıları sınır bölgesinden uzaklaştırmaya çalıştı.

2012'den beri, Kürt kuvvetler Suriye rejiminin kontrolü dışında Türkiye sınırında özerk bir bölge oluşturmak için iç savaşın karmaşasını kullandı. Anlaşma, Kürt kuvvetlerinin savaşmadan bölgeden çıkmasını sağladı ve Türkiye kontrolünde bir güvenli bölge oluşturmanın yanı sıra, ekonomik yaptırım tehditlerini de ortadan kaldırıyor."

"TRUMP'IN MUAZZAM HEDİYESİ"

Washington Post:

Trump'ın Erdoğan'a muazzam hediyesi başlıklı haberde,  "Türkiye yıllarca Suriye çatışması içerisinden ABD'den Rusya'ya ve İran'a kadar bölgeye uzak güçlerin yaptıklarını hayal kırıklığı ile izledi.

Yıllarca Türkiye içerisindeki yasa dışı bir ayrılıkçı grubun bağlantısı olan Kürt milislerine desteğin sonlandırılmasını istedi. Bunların hepsi Trump ile değişti. Erdoğan'ın istediği her şey gerçekleşti.

Yönetime yakın yetkililer Trump'ın bu tavrını dünyadaki güçlü insanlarla kurmak istediği yakın ilişkiden ve Türk lider ile arasındaki yakın bağlardan kaynaklandığını söylüyor." ifadelerine yer verildi.

BBC News:

"Türkiye, Kuzey Suriye'de Kürt kuvvetlerin çekilmesine izin vermek için ateşkesi kabul etti.

ABD Başkan yardımcısı Mike Pence, Kürt kuvvetlerin Türkiye'nin sınırında güvenli bölge olarak tanımladığı bölgeden çekilebilmesi için ateşkes ilan edildiğini söyledi. Ancak YPG'nin bu karara uyup uymayacağı belli değil.

Pence, 'Diğer alanların kaderini tartışmadık' dedi."

"TÜRKLER ATEŞKES DEMEYİ REDDETTİLER"

RT:

"Türkiye Kuzey Suriye'deki Kürt milislere yönelik operasyonu geçici olarak durdurmak konusunda ABD ile anlaştığını onayladı. Ancak Türk yetkililer operasyona devam edeceklerini belirterek, "ateşkes" demeyi reddettiler. Çavuşoğlu, mevcut duruma ateşkes demeyi reddederek bunun sadece iki meşru taraf arasında olabileceğini söyledi.

ABD ile yapılan anlaşma kapsamında güvenli bölgenin kontrolü Türk birlikleri tarafından karşılanacak. Anlaşma, YPG'nin bölgeden çıkarılması, ağır silahların toplanması ve konumların imhasını içeriyor.

Çavuşoğlu, Türkiye'nin ABD'ye Kobani gibi şehirlerin kaderi hakkında herhangi bir garanti vermediğini açıkça belirtti."

"TÜRKİYE KİLİT HEDEFLERİNİ KABUL ETTİRDİ"

Guardian:

"Erdoğan ve Pence hemfikir" başlıklı haberde,  "Mike Pence, Ankara'da Türk Cumhurbaşkanı ile anlaşma yaptı. Anlaşma Türkiye'nin kilit hedeflerini kabul ettirdiğini gösteriyor. " ifadelerine yer verildi.

Foreign Policy:

"ABD Başkan Yardımcısı Pence gerginliği azalttı fakat bu Kürtler için kötü bir anlaşma oldu.

Söz konusu anlaşma, Türkiye için gerçekten büyük bir zafer. Pence, bölgedeki Kürt savaşçıların uzaklaştırılmasının ardından Türkiye'nin kalıcı bir ateşkes ilan edeceğini açıkladı.

ABD yönetiminden bir yetkili, güvenli bölgede ABD birliklerinin olmayacağını, birliklerin bölgeden çekilmeye devam edeceklerini açıkladı."

FOX NEWS:

"ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, ateşkesin yanı sıra Türkiye ve ABD'nin bölgedeki DEAŞ faaliyetlerini ortadan kaldırmak konusunda da anlaştıklarını açıkladı. ABD Başkanı Donald Trump ise bunu 'Medeniyet için harika bir gün' sözleriyle kutladı."

SPIEGEL:

Alman Der Spiegel, Yunan Kathimerini, Fransa'dan yayın yapan France 24 gibi yabancı basın organları da Türkiye ve ABD arasındaki mutabakatı, "Ankara'nın zaferi, Erdoğan kazandı" ifadeleri ile haberleştirdi.

lman Spiegel Online'ın Türkiye ile ABD heyeti arasında varılan uzlaşıyı, "ABD Erdoğan’ın istediklerini veriyor" başlığıyla servis etti.

Spiegel Online'ın da yer alan haberde, "Uzlaşma, Recep Tayyip Erdoğan'ın işine yarıyor. Buradaki kaybedenler ise Donald Trump ve YPG" denildi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu "Bu bir ateşkes değil" açıklamasında bulunduğunun altının çizildiği haberde, şu ifadelere yer verildi: "Türkiye, YPG'nin Kuzey Suriye'den çıkarılması yönünde belirlediği hedefine ulaştı. ABD Başkanı Donald Trump -kendi neden olduğu- bir ateşi söndürmüş olmakla övünebilir. Ancak uzun vadede Washington için bedel çok daha büyük olacaktır. ABD, Suriye’de önemli ölçüde hakimiyet kaybetti aynı zamanda uluslararası statü ve etkisi de azaldı. Hangi ortak onlara halen güveniyor? Kaybedenlerin başında elbette bölgedeki YPG geliyor."

Haberde, Washington'dan gelen yaptırım tehditlerine rağmen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geri adım atmadığının da altı çizildi.

Pence: Türkiye ve ABD, Suriye'de ateşkes için anlaştı

17.10.2019



ABD Başkan Yardımcısı Pence, Türkiye ve ABD'nin Suriye'de ateşkese karar verdiğini açıkladı
ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Ankara'da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile 4 saat 20 dakikalık görüşmenin ardından yaptığı açıklamada Türkiye ile ABD'nin Suriye'de ateşkes için anlaşmaya vardığını duyurdu. Türkiye'nin harekâta gösterdiği gerekçeler arasında yer alan YPG/PYD unsurlarının ateşkesin yürürlükte olacağı 120 saat içinde güvenli bölgeden çekileceğini belirten Pence, ateşkesin kalıcı olması durumunda ABD'nin Türkiye'ye yönelik yaptırımlarını uygulanmayacağını açıkladı. Pence "Başkan Trump, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a minnetar" ifadesini kullandı.

Pence: Operasyona 120 saat ara verilecek

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 1 saat 40 dakikalık görüşmesinin ardından Pence açıklama yapıyor.

Barış Pınarı operasyonuna 120 saat boyunca ara verilecek. Suriye’nin kuzeyinden çekilmeleri için temas halindeyiz. Kobane’ye yönelik herhangi bir operasyonda bulunmamayı kabul etmiştir. Güvenli bölge sorunun barışçıl bir şekilde çözülmesi için adımlar atılması konusunda anlaşılmıştır. Ateşkes anlaşmasına ek olarak IŞİD’in Suriye’nin kuzeyinde tamamen yok edilmesi konusunda fikir birliğine varılmıştır. Güvenli bölgeye insanların yeniden yerleştirilmesi konusunda fikir birliğine varılmıştır. Dini ve etnik azınlıkların görüşülmesi konusunda fikir birliğine varılmıştır.

"Erdoğan'a müteşekkiriz"

Erdoğan’ın böylesi bir ateşkes için adım atmış olması ve barışçıl bir çözüme yaklaşmış olması konusunda müteşekkiriz. Başkan Erdoğan’a insanların hayatını kurtarmak konusunda fikir birliğine varmış olduğumuz için müteşekkiriz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın böylesi bir ateşkes için adım atmış olması ve barışçıl bir çözüme fırsat tanımış olması nedeniyle son derece müteşekkiriz. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekibiyle olan hayat kurtaran bir anlaşmaya vardığımız için müteşekkirim. Aynı şekilde ekibim için müteşekkirim. Bu ekibin her biri bu sonuca ulaşmak için çok önemli katkılarda bulundu. Barış ve huzur için çok önemli katkılarda bulundu.

"ABD, YPG'nin çekilmesini sağlayacak. Ardından Türkiye bölgeden çekilecek"

Başkan'ın güçlü liderliği ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın işbirliği ile bu ana geldik. ABD, YPG'nin Güvenli Bölge'den çekilmesini sağlayacak. Bu olay tamamlandıktan sonra Türkiye bölgeden çekileceği konusunda anlaşmıştır. ABD Türkiye ile birlikte çalışacak. Barış ve istikrarın sağlanması için birlikte çalışacağız.

Soru-Cevap

ABD-Türkiye ilişkisi nasıl onarılacak?

Anlaşmadan da göreceksiniz. Tabii ki ABD yeni yaptırımlar uygulamayacak. Daimi bir ateşkes ilan edildiğinde Başkan Trump ekonomik yaptırımları kaldıracağını belirtti. Trump, Türkiye'nin operasyonuna karşı olduğunu birçok kez ifade etti. Başkan Trump'ın açık sözlülüğü ve Erdoğan ile ilişkilerinin bütünlüğü bu anlaşmayı mümkün kılmıştır. Birlikte çalışacağız. Ekibimiz YPG bölgesinde YPG'nin çekilmesi için çalışmaları başladık. 20 millik bir bölgede çekilme faaliyetlerini yürüteceğiz.

Güvenli bölgedeki azınlıklar konusunda ne diyeceksiniz?

Sınır bölgesinde yaşanan şiddet konusunda çalışmaya devam edeceğiz. Azınlıkların güvenli bir şekilde yaşaması için birlikte çalışmaya devam edeceğiz. Dünyanın dört bir yanındaki Hristiyan liderler de benzer endişeleri dile getirdiler. Ama yapılan ateşkes azınlıkların korunması için önemli bir adım olacaktır. Erdoğan ve kendi ekibinin bu konudaki her türlü suçlamayı soruşturacağından şüphemiz yok.

YPG nasıl geri çekilecek?

Türkiye ile olan kararlılığımız şu şekilde: YPG'nin geri çekilmesi için çalışacağız. Amacımız önümüzdeki 120 saat içinde onların geri çekilmesi. Bu çalışmalar gerçekten başladı. Türkiye'nin bizim bunu gerçekleştirebilmemiz için operasyonlarını durdurma kararı alması çok önemli. Türkiye'nin sınırı ile ilgili endişesi vardı. ABD, sınır ötesi operasyonu desteklemediğimizi söyledik ama her zaman bir güvenli bölgenin yanındaydık. Suriye'deki Kürtler ile önemli bir ilişkimiz var ama aynı şekilde güvenli bölgenin öneminin farkındayız. Anlaşmamız şiddeti sona erdirecek. Trump, bizi şiddeti sona erdirmemiz için gönderdi. Bir ateşkes için buraya gönderdi. YPG'yi bölgeden çıkarmak için çalışacağız. 120 saat içinde bunu gerçekleştireceğiz. Operasyon sona erecek.

"SGD bölgeden çıkacaklarının güvencesini verdi"

Anlaşmanın kendisinden açık bir şekilde hangi konularda ortada buluştuğumuzu göreceksiniz. Türkiye aktif bir askeri operasyona başlamıştı. Size şu kadarını söyleyeyim, müzakeremiz sürecinde bir anlaşma ortaya çıkardık. SDG ile bağlantı halindeyiz. Bize bölgeden çıkacakları güvencesi verdiler. Ateşkesi takdirle karşılıyoruz. Bu çekilmenin başladığı konusunda size güvence verebilirim. IŞİD ile mücadelede birlikte savaştık. SDG'nin bölgeden çekileceğine güvenimiz tam. Düzenli bir şekilde geri çekilecekler. Bu bölge bir tampon bölge oluşturulacak.

Halkbank iddianamesi

Bu konu görüşmenin bir parçası değildi. Ve bu konunun Adalet Bakanlığı ve mahkeme sürecinde olan bir konu olduğunu ifade ettik. ABD'nin tavrı netti. Ateşkes olmasaydı Türkiye'ye çok ağır yaptırımlar gelecekti. Bu süre içinde yeni yaptırımlar uygulanmayacak. Yeni bir ateşkes ortaya konduktan sonra ABD'nin son dönemde getirdiği yaptırımların kaldırılması konusunda anlaşma sağlanmıştır. Yaptırımlar dışında başka taviz verilmedi.

NATO müttefikinize karşı yaptırımları kullanmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Trump operasyonu desteklemediğini net bir şekilde ifade etti. Bugün de kendilerine net bir şekilde ifade ettik. Şiddeti durdurmak için yeni yaptırımlar uygulanacağını ifade etmiştir. Trump ve Erdoğan'ın güçlü bir ilişkisi var. Dostlar arasında fikir ayrılıkları olabilir ama dostlar fikirlerini ifade ederler. Bu durum bir ateşkesin ortaya çıkmasını sağladı.

14 Ekim 2019 Pazartesi

Kuzey İrlanda'da bin gündür hükümet yok

Kuzey İrlanda'da Ocak 2017 yılında koalisyon hükümetinin bozulmasından bu yana bin günden fazla süre geçmesine karşın hükümet kurulamıyor.
Kuzey İrlanda Başbakan Yardımcısı Martin McGuinness, 2017 yılında yenilenebilir enerji uygulamasındaki hatalar nedeniyle 500 milyon sterlin kayıp yaşandığını öne sürerek Başbakan Arlene Foster'ın istifasını istedi. McGuinness beklediği istifa kararının gelmemesi üzerine koalisyon ortağı Demokratik Birlik Partisi (DUP) ile yaşadığı anlaşmazlıkları göstererek görevinden ayrıldı. Bu kararla birlikte Birleşik Krallık'a bağlı özerk ülkede hükümet çökmüş oldu.

McGuinness'in ayrılıkçı partisi Sinn Fein istifanın ardından yeni bir başbakan yardımcısı önermeyince ülkede sandığa gidildi. Ancak seçimden çıkan sonuç sonrasında oluşan bölgesel mecliste anlaşmazlık sürdü. Özellikle İrlandaca dili üzerinde yürüyen anlaşmazlıkla Sinn Fein ve DUP hükümet kurmakta başarısız oldu.

Kürtaj ve eşcinsel evililik düğümleri

Ülkede yakın zamanda politik çözüm beklenmezken halen açık olan bölgesel parlamentoda görev yapan siyasilere 10 milyon sterlin maaş ödendi. Koalisyon kurulamayan Kuzey İrlanda hükümeti kısmen İngiltere'den yönetiliyor. Bu dönemde ülke bütçesi Avam Kamarası'nda onaylanarak kabul edildi.

Sien Fein ve DUP'un üzerinde anlaşmaya varamadığı konular olan eşcinsel evlilik ve kürtajla ilgili yasa tasarıları da İngiltere'de onaylandı.

Belçika'da 2010 ve 2011 arasında 589 gün boyunca hükümet kurulamamıştı.

10 Ekim 2019 Perşembe

Fırat'ın Doğusu

Fırat’ın doğusu kavramı, gündemde Fırat Nehri’nin Suriye sınırları içerisinde bulunan kısmının doğu tarafında kalan bölge için kullanılıyor. Bu bölge petrol ve doğalgaz yatakları açısından zengin bir coğrafyaya sahiptir. Ayrıca bölgede bulunan barajlar ve su kaynakları, Suriye’nin bu bölgesinin tarıma elverişli olmasında en büyük öneme sahip iki nedendir. Suriye’nin yüzölçümü bakımından yaklaşık olarak yüzde 30’una denk gelen bu bölgede Terör örgütü PKK/PYD’nin çok sayıda militanı bulunmaktadır. Terör örgütü PKK/PYD, Suriye'deki iç savaşı fırsat bilerek bölgede 3 tane olmak üzere sözde kantonlar oluşturmuştu. Bu kantonlar Cizire, Kobani ve Afrin bölgelerinde oluşturulmuştu. Örgüt, bu sözde kantonları birleştirerek, siyasi çözüm için yapılacak anayasa görüşmelerinde özerk bir statü elde etmenin peşindedir. Bir anlamda da devlet kurmanın amaçlarını taşımaktadır.24 Ağustos 2016 tarihinden 29 Mart 2017 tarihine kadar süren Fırat Kalkanı harekâtı ile bu sözde kantonların birleştirilmesi engellenmiştir. 20 Ocak 2018 tarihinde başlayarak 24 Mart 2018 tarihinde sona eren, Afrin ve çevresine yapılan Zeytin Dalı Harekâtı sonucunda binlerce militan Fırat’ın doğusuna geçerek bu bölgede etkinliklerini arttırmışlardır. Buna ek olarak yurtiçindeki terörle mücadele operasyonları nedeniyle terör örgütü üyelerinin gruplar halinde bu bölgeye kaçtığı bilinmektedir. PKK/PYD’nin kontrolünde bulunan bu alanlarda günde binlerce varil petrol üretimi yapılmaktadır. Bu üretimden elde edilen gelir terör örgütünün finansmanını karşılamaktadır.



 ABD

Bölgede asıl olarak IŞİD/DEAŞ ile mücadele etmek için bulunan ABD, SDG(Suriye Demokratik Güçleri) olarak adlandırdığı, ana omurgasını YPG(PYD) güçlerinin oluşturduğu bir yapıya destek vermek ve İran milislerini püskürtmek amacıyla bölgede bulunuyordu.

IŞİD/DEAŞ ile mücadele amacıyla SDG ile işbirliği yapan ABD, bu yapıya şimdiye kadar 20-25 bin TIR silah ve mühimmat desteği vermiştir. 7 Ekim 2019 tarihli AA haberine göre bir haftada 600’e yakın TIR ABD tarafından bölgeye sevk edildi. IŞİD/DEAŞ’ın bölgedeki etkinliğini kaybetmesi üzerine ABD, stratejik planını örgütün yeniden güçlenmesini engelleme olarak güncelledi ve milislere yaptığı desteği arttırdı.

Ancak Trump’ın bu bölgede bulunmayı gereksiz görmesinden dolayı çekilme isteğinde bulunması, bu planın geri plana düşmesinde etkili oldu. Trump’ın yakın zamandaki açıklamasında “ABD’nin sonu olmayan saçma savaşlardan çekilme zamanı geldi.” İfadesiyle çekilme isteğinin gerçekleşeceğini kanıtlar bir ifade olarak görünmektedir.

DEAŞ ile mücadeleyi gerekçe göstererek 2015'ten bu yana YPG/PKK'ya askeri destek veren ABD'nin, Suriye'de halen 18 üs ve askeri noktada 2 bin civarı personeli bulunuyor. Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı adı verilen operasyonu yapacağı beklenen Tel Abyad, Resulayn ve Kobani bölgelerinde ise kalan 50 ABD askerinin bölgeyi terk etmeye devam ettiği biliniyor.



Türkiye

Türkiye, bu bölgede bulunan PKK/YPG gibi terör örgütlerinin güçlenmesini engellemek ve çevre ülkelerin güvenliğini sağlamak amacı güdüyor. Bu bölgeden ülke içine sızma tehditlerinin engellenmesi de amaçlarından biri olarak görünüyor. Ek olarak Türkiye toprağı olan Süleyman Şah Türbesinin bölgedeki güçlerden korunmak amacıyla taşınmış olması ve eski yerine taşınma gayesi de Türkiye’nin nedenlerindendir. Bu gibi nedenlerden dolayı ülke sınırlarını güvene almak için Türkiye, bölgede güvenlik endişelerini giderecek 30-40km derinliğinde bir güvenlik koridoru istiyordu. 5-7 Ağustos 2019 tarihlerinde gerçekleşen Türkiye-ABD görüşmeleri sonucunda, Türkiye’nin güvenlik endişelerini giderecek tedbirlerin alınması konusunda mutabakat sağlandı.

Ancak güvenli bölgenin fiziksel detayları paylaşılmadı. Yakın zamanda bölgede yükselen tansiyon sonucu Türkiye’nin kararını aldığı Barış Pınarı Harekâtı, devamı olduğu Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı harekâtlarının gerçekleştiği politik ortamlara benzer olarak gerilimli bir ortamda gerçekleşecek. ABD’nin destek vermemesi ve hava sahasını kapatması şartları zorlaştırsa da ancak olumlu olarak bölgeden çekilmesi Türkiye’nin harekâttan beklentilerini gerçekleştirme yönünde önemli bir etken olacaktır.

Farklı Bir Görüş İse…

Bir diğer önemli bakış açısı ise; ABD’nin Basra Körfezi’nden Doğu Akdeniz’e açılacak bir enerji koridoru yaratma emelidir. Nedeni ise Hürmüz Boğazı’nın güvensizliği ve İran’ın Basra Körfezi’ndeki etkinliğinin Batı’yı yeni bir yol arayışına sokmuştur. Doğu Akdeniz’de ise İsrail’in stratejik öneme sahip Hayfa Limanı kullanılarak bu emele ulaşılmak istenilmektedir. Bu düşünceyi; Rusya, Türkiye ve özellikle İran’ı devre dışı bırakacak bir biçimde Irak ve Suriye’nin kuzeyinden geçen bir alanda gerçekleştirme amacındadır. Bu düşünceyi; geçmişe bakıldığında ilk olarak Irak operasyonları, İran ambargo ve yaptırımları, Suriye’de savaş ortamının ateşini yükseltecek seviyede YPG’ye destek verilmesi ve Türkiye’nin bölgeye dair operasyon hedeflerinde gerek siyasi gerek ekonomik gözdağı verilerek engellenmeye çalışılması gibi olaylar kanıtlar niteliktedir.



Peki Doğu Akdeniz’de en uzun kıyı şeridine sahip olan Türkiye’nin neden bölgede arama yapmasına diğer ülkeler sert  tepki veriyor ?

 İlk olarak Barbaros Hayreddin Paşa sismik arama gemisi Nisan 2017’de Doğu Akdeniz’e gönderen Türkiye 2019’un başından itibaren bölgedeki faaliyetlerini yoğunlaştırdı. Türkiye, ilk sondaj gemisi Fatih’i 2018 mayıs ayının başında adanın batısına gönderdi. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki bu kritik hamlesini duyuran Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, “Kıbrıs Türk halkını yok sayan, siyasi eşitliği temelden yok sayan ve Kıbrıs Türk halkının iradesini yok sayan bir çözümü bizim kabul etmemiz mümkün değil” demişti.

Bundan sonra ikinci hamle 2019 Haziran ayının sonunda Yavuz Sondaj gemisinin gönderilmesiyle geldi. Avrupa Birliği’nin Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerine karşı yaptırım uygulama kararını vermesini ardından ise Oruç Reis sismik araştırma gemisi Akdeniz’e doğru yola çıktı. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu AB yaptırımlarıyla ilgili “Eğer Türkiye'ye yönelik böyle kararlar alırsanız, faaliyetlerimizi artıracağız, 4. gemiyi de en kısa zamanda göndereceğiz" diye konuşmuştu.

En son olarak da Fatih gemisi 7 Ekim 2019 tarihinde sondaja başladı.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına bölgede sondaj yapan ülkeler başta olmak üzere ABD ve Avrupa’dan gelen tepki ve engelleme çabaları da aslında bu enerji koridoru projesine Türkiye’nin dahil edilmek istenmediğinin bir örneği olarak karşımıza çıkmaktadır.



ABD-TR İlişkileri

ABD’nin bölgeye girdiği andan beri, Türkiye’nin terör örgütü olarak kabul ettiği PKK/PYD oluşumunu milis olarak tanıyıp IŞİD/DEAŞ ile mücadelede kullanmak üzere destek vermesi ilişkilerin gerginleşmesine neden olan önemli bir etken idi. Ek olarak Türkiye’nin bölgede kontrolü arttırmak amacıyla hava savunma sistemlerine olan ihtiyacını Patriot satışına izin vermeyerek engelleyen ABD, bu hareket karşısında alımı yapılan S-400 sistemi için de Türkiye’nin F-35 programındaki rolünü ve satın almak istediği uçakları engelledi.

Ek olarak S-400 alımı dolayısıyla ABD yönetiminden yaptırım tehditleri de ilişkilerin gergin olmasında önemli bir etkendir. Yakın zamanda beklenti oluşturulan ABD ve TR arasındaki ticaret hacmini 100 milyar dolar seviyesine çıkaracak bir serbest ticaret anlaşması haberleri Suriye bölgesindeki gerginlik için başka bir oyalama hamlesi olma olasılığını taşıyor.

Ancak son gelişmelerden olan ABD’nin Suriye’den çekilerek Türkiye’nin olası bir harekât durumuna engel olmayacağını açıklaması ilişkiler için olumlu bir gelişmedir. Bunu takiben Kuzey Suriye bölgesinin ABD tarafından Türkiye’ye kapatılması olumsuz tarafta yerini almaktadır. Bu gelişme ve SDG’ye desteğin devam ettiğinin açıklanması, ABD’nin planlarının henüz sona ermediğini göstermektedir.

ABD Başkanı Trump’ın

-7 Ekim 2019’da yaptığı “Bu savaşta neredeyse 3 yıl beklemede kaldım, ancak artık çoğu aşiretler arasında olan bu gülünç sonsuz savaşlardan çıkmamızın ve askerlerimizi geri getirmemizin zamanı geldi. Bizim yararımıza olan yerde savaşacağız ve sadece kazanmak için savaşacağız. Türkiye, Avrupa, Suriye, İran, Irak, Rusya ve Kürtler artık duruma ve kendi 'mahallelerindeki' yakalanmış DEAŞ'lılarla ne yapmak istediklerine bir çare bulmak zorunda” Ardından paylaştığı tweetlerde ise Trump adeta tehditler savurarak "Çizilen çerçeveyi aştığını düşünürsem, Türkiye'nin ekonomisini yerle bir ederim. Daha önce bunu yaptım!" şeklindeki ifadelere yer verdi. Bu açıklamaların ardından konuya ilişkin bir açıklama daha yapan ABD Başkanı, "Suriye'de kimsenin tarafını tutmuyorum" ifadelerini kullandı. Suriye ile ilgili kararının doğru olduğunu dile getiren Trump, "Suriye'de kimsenin tarafını tutmuyorum" dedi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile "iyi ilişkileri" olduğunu kaydetti.

- 8 Ekim 2019 tarihinde ise "Pek çok insan Türkiye'nin ABD'nin büyük ticaret ortağı olduğunu, aslında F-35 savaş jetlerinin gövdesindeki çelik çerçeveyi yaptığını unutuyor. Onlarla muhatap olması iyi birşey; İdlib vilayetinde pek çok canın kurtarılmasında bana yardım ettiler. Ve benim talebimle daha uzun yıllar hapis yatacak olan Rahip Brunson'ı geri gönderdiler. Şunu da hatırlayın, burası önemli, Türkiye NATO'da itibarı olan önemli bir üye. (Erdoğan) 13 Kasım'da benim misafirim olarak ABD'ye geliyor." ABD'nin Suriye'de gereğinden uzun kaldığını belirten Trump, "Söz konusu bölgede (Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'nin operasyon düzenleyeceği bölge) 50 asker vardı ve bu kişiler bölgeden çıktı." ifadesini kullandı. “açıklamaları belirsizliğin devam etmesine neden olmaktadır.

Türkiye tarafından açıklamalar ise;

-24 Eylül 2019 tarihinde Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) 74. Genel Kurulu'nda konuştu. Türkiye'nin Suriye sınırında yaşanan gelişmeleri değerlendiren Erdoğan, ABD, Rusya, İran ve diğer ülkelerin bir araya gelerek güvenli bölgenin kurulmasına destek vermesi gerektiğini söyledi.

-1 Ekim 2019 tarihinde Meclis açılış resepsiyonunda “Fırat'ın doğusunda arzu ettiğimiz neticelere ulaşamadık. Türkiye'nin kendi yolunda devam etmekten başka çaresi kalmamıştır” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan şunları söyledi: “Türkiye, kendi güvenliğini ve kardeşlerinin geleceğini, bölgede hesabı olan güçlerin keyfine terk edecek değildir. Birlikte çalışma imkanlarını sonuna kadar zorlarız. Bu mümkün değilse kendi yolumuzu açmaya zorlarız. TBMM'nin tüm vekilleri ve gruplarıyla bu süreçte güvenlik güçlerimizin yanında yer alacağına inanıyorum.” Milli Savunma Bakanı Akar da “Silahlı Kuvvetlerimiz her şeyiyle, her yönden, her bakımdan hazır. Arkadaşlarımızın morali, motivasyonu yüksek” diyerek operasyon için sinyal verdi. 

-2 Ekim 2019 Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, "Barış koridoru kurulmasını zaruri buluyoruz" ifadelerini kullanarak güvenli bölgeye ilişkin "Oyalama, geciktirme olursa bu çalışmalar biter" mesajı verdi. Hazırlıkların tamam olduğunu kaydeden Akar, "Gerektiğinde kendi göbeğimizi kendimiz keseriz. B ve C planımız da var" dedi.

-3 Ekim 2019 Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, ABD Savunma Bakanı Mark Esper ile telefonda görüştü. Akar-Esper görüşmesinde, Türkiye'nin güneyinde bir terör koridoru kurulmasına izin verilmeyeceği vurgulandı. Görüşmede, Türkiye'nin ABD'den silah ve mühimmat başta olmak üzere terör örgütü PKK/PYD/YPG'ye desteğini tamamen sonlandırması istendi.

-5 Ekim 2019 Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti'nin 29. İstişare Toplantısı'nda konuştu. Fırat'ın doğusuna yönelik, "Barış pınarlarının önünü açma vakti belki bugün, belki yarın denebilecek kadar yakındır. Hem karadan hem havadan bu harekatı yürüteceğiz" ifadelerini kullandı.

-8 Ekim 2019 Suriye'de Fırat'ın doğusuna gerçekleştirilmesi muhtemel operasyon öncesi Milli Savunma Bakanlığı'ndan "hazırız" mesajı geldi. Bakanlıktan yapılan açıklamada tüm hazırlıkların tamamlandığı vurgulandı. Bakanlıktan günün ilerleyen saatlerinde bir açıklama daha geldi. Terör örgütü DEAŞ ile mücadele vurgusu yapılan açıklamada, "Kahraman Türk Silahlı Kuvvetleri, Fırat Kalkanı Harekatı’nda sahada DEAŞ terör örgütü ile göğüs göğüse mücadele eden tek Koalisyon ve NATO ülkesi ordusudur." ifadelerine yer verildi

-9 Ekim 2019 Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, "Harekat ile ilgili çalışmalarımız devam etmekte. İntikaller, hazırlıklar sürmekte" dedi.

Dışişleri Bakanı Mevşüt Çavuşoğlu, "Cumhurbaşkanımız Trump'a 'Sizinle netice alamayacağız, destek vermeye devam ediyorsunuz. Biz harekatı başlatacağız' dedi. Bu bizim BM Güvenlik Konseyi kararlarından sağlanan bir hakkımızdır. Harekatımızı da bu çerçevede gerçekleştireceğiz" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "TSK, Suriye Milli ordusuyla Barış Pınarı harekatını başlattı" şeklinde açıklama yaptı.

İRAN

-8 Ekim 2019’da İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, Türkiye'nin Fırat'ın doğusuna yönelik muhtemel askeri operasyonuna karşı olduklarını ifade etti. Tahran yönetimi, yüz binlerce kişinin hayatını kaybettiği krizde Esad rejimini ayakta tutabilmek için muhaliflere karşı Suriye'ye on binlerce milis ve asker göndermişti.

-9 Ekim 2019’daTürkiye'nin Suriye sınırına yönelik olası operasyonuna karşı olduğunu belirten Tahran yönetimi, Türkiye-Irak sınırındaki Urumiye'de önceden kamuoyuna açıklanmayan hava destekli bir tatbikat başlattı. İran ordusuna ait internet sitesinden yapılan yazılı açıklamaya göre Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Türkiye-Irak sınırındaki Urumiye kent kırsalında "Bir hedef, bir kurşun" sloganıyla tatbikat başlattı. Açıklamada, tatbikata helikopterlerin desteklediği keşif piyade birimleri ve muharebe birliklerinin katıldığı kaydedildi.

Türkiye'nin Suriye sınırına yönelik olası askeri operasyonuna karşı çıkan İran'ın Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, "Türkiye güney sınırındaki endişeleri konusunda haklı" açıklaması yaptı. Türkiye'nin güney sınırına yönelik endişelerinde haklı olduğunu belirten Ruhani, bu endişelerin ortadan kalkması için en doğru yolun ABD'nin bölgedeki askeri varlığına son vermesi ve Kürtlerin Suriye ordusuna destek vermesinden geçtiğini ifade etti.

Askerlerimize Güç, Kuvvet ve Dayanıklılık diliyoruz.

Kaynaklar

-AA.com.tr
-haberturk.com
- trthaber.com
-ntv.com.tr
-euronews.com

https://www.borsagundem.com/yazarlar/firatin-dogusu-yazisi/1442361







1 Ekim 2019 Salı

Hindistan: ABD, hangi ülkeden neyi alıp almayacağımızı söyleyemez

Rusya'dan S-400 füze savunma sistemleri alımı konusunda Washington'dan gelen çağrıları değerlendiren Hindistan Dışişleri Bakanı Jaishankar, ABD'nin Hindistan'a hangi ülkeden neyi alıp almayacağını söyleyemeyeceğini ifade etti.

Resmi ziyaret için Washington'a giden Jaishankar, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'yla görüşmesinden önce açıklamalarda bulundu.

Jaishankar, "Askeri teçhizat alımlarımızın, tedarikçi seçimlerimizin egemenlik hakkımız olduğunu her zaman dile getirdik. Biz, herhangi bir ülkenin Rusya'dan neyi alıp almayacağımızı söylemesini istemediğimiz gibi ABD'den neyi alıp almayacağımızı söylemesini de istemiyoruz. Bu bizim seçim hakkımız ve buna saygı gösterilmesinin herkesin çıkarına olacağını düşünüyoruz" dedi.

Rusya ve Hindistan, geçen yıl 5 S-400 bataryasının tedarikini öngören 5.3 milyar dolarlık anlaşma imzalamıştı.

Bu anlaşmadan rahatsız olan ABD, Rusya'dan silah ve askeri teçhizat alan Yeni Delhi'ye yaptırım uygulama tehdidinde bulunmuştu.

30 Eylül 2019 Pazartesi

Müslümanlar hiçbir şey yapmasa dahi terörizmle suçlanıyor

Malezya Başbakanı Mahathir Muhammed, "Müslüman ve İslam düşmanlığı, İsrail'in kuruluşundan ötürü var. Müslümanlar hiçbir şey yapmasa dahi terörizmle suçlanıyor. Dünya genelinde birçok savaş var ve bu savaşların çoğu İsrail'in kuruluşuyla bağlantılı" dedi
New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 74. Genel Kurulu'nda konuşma yapan Malezya Başbakanı Mahathir Muhammed, Filistin sorunu, Arakan'daki etnik temizlik ve BM'nin yapısına dair değerlendirmelerde bulundu.

BM'nin mevcut yapısının dünya barışına hizmet etmediğini belirten Mahathir, "Bu büyük yapılanmanın gerçek amacını hayata döndürmeliyiz. Savaş çığırtkanlarını cezalandırmalı ve dünyayı herkes için huzurlu hale getirmeliyiz." dedi.

Mahathir, daha adil bir dünya için BM'deki veto yetkisinin değiştirilmesi gerektiğinin altını çizdi ve daimi üye statüsündeki 5 ülkeye hitaben, "Veto yetkisi olan devletler, uluslararası hukukun ve normların daima üzerinde olacaklarını düşünmesin. Bu devletler nereye kadar bu gücü kullanabilir?" ifadesini kullandı.

BM'deki mevcut veto yetkisinin insan hakları prensiplerine aykırı olduğunu vurgulayan Mahathir, "Daimi üyelerin her biri, diğer yaklaşık 200 üyenin isteklerini boşa çıkarabilir. Bu tamamen demokrasiyle uyuşmayan bir şey. Buna rağmen içlerinden bazıları diğer ülkeleri demokratik olmamakla azarlayabiliyor" şeklinde konuştu.

'BÜYÜK GÜÇLER MESELENİN KÖKENİN İNMEYİ REDDEDİYOR'

Mahathir Muhammed, İsrail'in Filistin'de gerçekleştirdiği baskı ve insan hakları ihlaline de değindi.

İsrail'in kuruluşundan önce dünyada şimdiki kadar terörün olmadığını hatırlatan Mahathir, "Şu an dünya genelinde birçok savaş var ve bu savaşların çoğu İsrail'in kuruluşuyla bağlantılı" dedi.

Mahathir, teröre karşı askeri müdahalenin başarı sağlamayacağını belirterek, "Bunun sebebini tanımlamalı ve yok etmeliyiz fakat büyük güçler meselenin kökenine inmeyi reddediyor" şeklinde konuştu.

Bugün Filistinlilerin kendi topraklarındaki İsrail yerleşimlerine giremediğini vurgulayan Malezya Başbakanı, "Malezya, İsrail'in Filistin topraklarına bariz bir şekilde el koymasını ve Kudüs'ün işgalini asla kabul edemez" ifadesini kullandı.

Mahathir, Müslümanların dünyanın her yerinde baskı gördüğü ve yurtlarından edildiğinin altını çizerek, "İslam ve Müslüman düşmanlığı, İsrail'in kuruluşundan ötürü var. Müslümanlar hiçbir şey yapmasa dahi terörizmle suçlanıyor." dedi.

Dünyanın İsrail'in yaptıklarına karşı tepkisizliğinin adil olmadığını dile getiren Mahathir, "Arkadaşlar kendi aralarında istediği gibi kuralları çiğneyip kazasız belasız kurtulabilirler. Bu yüzden İsrail de istediği gibi dünyadaki uluslararası hukuku, normları çiğneyebiliyor ve desteklenip muhafaza edilmeyi de sürdürüyor" şeklinde konuştu.

'BATILI SÖMÜRGECİLER BİLE MYANMAR KADAR ACIMASIZ OLMADI'

Malezya Başbakanı, Myanmar'daki Arakanlı Müslümanlara yönelik etnik temizliğe dikkati çekerek, "Batılı sömürgecilerin çoğu, bağımsızlıklarının ardından ülkelerindeki yerli olmayan insanları sürgün etti fakat onlar bile dünyanın hiçbir yerinde Myanmar kadar acımasız olmadı." dedi.

Myanmar yönetiminin işlediği insanlık suçlarını anlatan Mahathir, "Ülkenin yerlileri dahi katledildi, öldürüldü ve dünyanın gözü önünde tecavüze uğradı" şeklinde konuştu.

Mahathir, Arakanlıların ülkelerinden göç etmeye zorlandığını ve geri dönmeye cesaret edemediklerini ifade ederek, şunları söyledi:

"Dünyanın çaresizliği, Myanmar'daki Arakanlılara karşı zulmün durması için BM'nin aldığı kararların itibarını azalttı. Şimdi BM'nin Cammu ve Keşmir'e dair kararlarına rağmen bu bölge işgal edildi ve hala işgal altında."

Keşmir sorununun barışçıl yöntemlerle çözülmesi gerektiğini belirten Mahathir, "Hindistan bu sorunu çözmek için Pakistan ile çalışmalı" dedi.



26 Eylül 2019 Perşembe

Demirel'in anıt mezarı ziyarete açıldı

9. Cumhurbaşkanı merhum Süleyman Demirel için Isparta Çalcatepe'ye inşa edilen anıt mezar, tamamlanarak ziyarete açıldı.
1965-1993 yıllarında 7 hükümette toplam 10 yıl 5 ay Başbakanlık, 1993- 2000 yıllarında ise 7 yıl süreyle Cumhurbaşkanlığı yapan Süleyman Demirel, 17 Haziran 2015'te tedavi gördüğü Ankara'daki hastanede solunum yolu enfeksiyonu ve kalp yetmezliği nedeniyle 90 yaşında hayatını kaybetti.

ANITKABİR'DEN SONRA EN BÜYÜK ANIT MEZAR

Süleyman Demirel, ölümünün ardından doğduğu topraklar olan Isparta'nın Atabey ilçesine bağlı İslamköy'de, kardeşi Şevket Demirel tarafından 2000'den itibaren oluşturulmaya başlanan Çalcatepe'deki anıt mezar alanına defnedildi. 58 bin metrekarelik alana kurulu Çalcatepe, Anıtkabir'den sonra kurulduğu alan bakımından Türkiye'nin en büyük anıt mezarı olarak planlandı. Çalcatepe'ye Demirel'in Türkiye Cumhuriyeti'nin 9'uncu Cumhurbaşkanı olmasını simgeleyen 9 suni gölet yapıldı.

ISPARTA'YI KUŞ BAKIŞI GÖRÜYOR

Demirel ailesi Çalcatepe'de, Süleyman Demirel'in defnedildiği noktaya anıt mezar yaptırılması için proje hazırladı. Anıt mezar projesi, 2017'de tamamlanarak, Demirel ailesi tarafından Isparta Valiliği'ne teslim edildi. Valilik öncülüğünde gerçekleştirilen ihalenin ardından aynı yılın Aralık ayında yapımına başlanan anıt mezar, 2 yıllık inşa sürecinin ardından tamamlanarak ziyarete açıldı. Süleyman Demirel için yaptırılan anıt mezar, Demirel Külliyesi'ni çaprazdan görüyor. Atabey ve İslamköy Ovası'na hakim mevkideki anıt mezar, Isparta'yı da kuş bakışı görüyor. Tepe, Selçuklu İmparatorluğu döneminden bu yana mezarlık olarak kullanılan ve Demirel'in ataları, eşi Nazmiye Demirel ve diğer hemşehrilerinin bulunduğu mezarlığı da görüyor. Süleyman Demirel Demokrasi ve Kalkınma Müzesi'nin de görüş açısında yer alan anıt mezarın Isparta'yı kuş bakışı görmesi, Demirel'in Isparta özlemini simgeliyor.

'VAV' VE ÇINAR YAPRAKLARININ ÖZEL ANLAMI

3500 metrekarelik alana inşa edilen anıt mezarda, Süleyman Demirel'in kabrinin üzerine 2 'vav' harfinin birleşiminden oluşan simge konuldu. 2 'vav' harfinin, Süleyman ve Şevket Demirel kardeşleri simgelediği belirtildi. Bunun hemen yanında yükselen tavan bölümüne, 10 bin çınar yaprağının kalıbı alınarak, tavana tek tek monte edildi. Çınar yapraklarının ise Süleyman Demirel'in kıraç arazi olan Çalcatepe'nin yeşertilmesi için gösterdiği çabayı simgelediği ifade edildi.
Mezarın üzerini örten iç kolon yüksekliği 26 metre, toplam yüksekliği 30 metre olan kule inşa edildi. Titanyum karışımı malzemeden inşa edilen kulenin sarmal şekli ise halkın birleşip kucaklaştığı bir nokta olmayı temsil ediyor. Anıt mezarın dışına ise Demirel'in 9'uncu Cumhurbaşkanı olmasını simgeleyen, 9 bölmeden oluşan mini baraj ve yapay şelale konuldu.

'MEZARI UZAKTAN GÖRENLER SU DEPOSU SANIYOR'

Süleyman Demirel Demokrasi ve Kalkınma Müzesi Müdürü Osman Siviloğlu, anıt mezarla ilgili verdiği bilgide, mezarın resmi bir törenle açılıp açılmayacağının henüz netleşmediğini, ancak inşaatın tamamlandığını ve ziyarete açıldığını söyledi. 9'uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in yaşamı boyunca büyük işlere imza atan bir devlet adamı olduğunu kaydeden Siviloğlu, anıt mezarın kurulu olduğu alanda Süleyman Demirel'in gençlik yıllarında çobanlık yaptığını söyledi. Mezarın üzerinde bulunan 30 metrelik kuleyi uzaktan görenlerin su deposuna benzettiğini ifade eden Siviloğlu, “Ancak öyle değil, bu sarmal görüntü halkı buraya çekmek adına yapılmıştır. Demirel sağlığında halkı birleştirici ve bütünletirici bir lider olarak kabul edilmişti. Mezarı ziyaret edenler de adeta bu sarmal yapıyla birlikte Demirel'e sarılıyor. 9 adet mini baraj var, 'Barajlar kralı' sıfatına dikkat çekiliyor" diye konuştu.

DEMİREL, ANIT MEZAR İÇİN NELER SÖYLEMİŞTİ?

Süleyman Demirel hayattayken, Isparta'ya gelişinde anıt mezar alanını incelemiş ve şunları söylemişti:

"Bu proje dünyada bir numunedir. Çalcatepe geçmişte kayalıklardan ve kıraç topraktan ibaret bir alandı. Kardeşim önderliğinde yürütülen çalışmalar sayesinde bu hale geldi. Buradaki çamlar dünyanın en şanslı çamları. Çamın dünyada sulandığı tek yer burası. Burası Şevket beyin eseridir. Benim hemşehrilerim de kendisine kucak açmış, hep yardımcı olmuştur. Kıraç tepe, bugün Türkiye'nin yeşil envanterine girmiştir. Bu bir ülkenin topraklarına yapılabilecek en büyük iyiliktir."






12 Eylül 2019 Perşembe

12 Eylül darbesine giden yolda neler yaşandı

Independent Türçe'den Dora Mengüç 12 Eylül darbesine giden yolda neler yaşandığını yazdı. İşte Mengüç'ün yazısı...
Dünyanın doğu-batı ya da sosyalist kapitalist bloklarla kamplaştığı bir süreç…

Bu tablonun Türkiye’ye izdüşümü ise sağ-sol kavgası…

Sadece gençlik değil…

Toplumun tüm kesimlerinde politik bir dinamizm hâkim.

Legal siyaset; Demirel-Ecevit kavgasına hapsolmuştu.

 Corbis-42-18355061.jpg

Bunu dışlayan her iki kesimin; sağın da solun da elinde silah vardı.

Silahlı illegal sol dağınık; sağı ise MHP temsil ediyor.

MHP tek başına değil, ancak ülkü ocaklarıyla silahlı sokak siyasetini belirleyen ana aktörlerden biriydi.

Aynı kamplaşma polis, valilikler, adliye ve sağlıkta da hâkimdi.

Pek çoğunun kafasını kurcalayan ise silahlı kuvvetlerin statüsüydü.

Ordu, "gerek gördükçe" siyasete darbe ve muhtıralarla müdahale ediyor, siyasetin hem sağını hem solunu dizayn ediyordu.

74385f3858d86939b6a75a4a3243b9ba.jpg

Şili’de General Augusto Pinochet Cumhurbaşkanı Allende’yi kanlı bir darbeyle deviriyor, Demirel Ecevit’e “Bülende” yakıştırması yapıyordu; Ecevit’in iktidara gelmesi halinde aynı akıbete uğrayacağını ima ederek.

Sağ sıkıyönetimi dilinden düşürmüyordu.

Sadece Demirel değil, Türkeş de sıkıyönetim istiyor,  generaller artık tarafsız görülmüyordu.

21 ayda 170 kişi öldü

Yıl 1976.

1977 seçimleri öncesi Faik Türün gibi bazı eski subaylar Adalet Partisi’ne katılmıştı.

5.jpg

Ecevit CHP’si ise Muhsin Batur gibi reformist subayları saflarına çekerek oyunu eşitlemeye çalışıyordu. Siyaset dengede tutunmaya çabalarken; üniversitelerdeki şiddet hızla artışa geçti.

21 aylık MC hükümeti yönetiminde 170 insan hayatını kaybetti, yüzlercesi yaralandı. 2 buçuk milyon işsizi, umutları gün geçtikçe tükenen gençleri ve kutuplaşmış siyasetiyle Türkiye saatli bombayı andırıyordu.

Yıllar sonra anlaşıldı ki; aslında karar çoktan verilmiş, ordunun müdahalesi için geri sayım başlamıştı. Tek önemsenen doğru zamanda karar kılmaktı.

Asker geri sayıma geçedursun; siyaset de genel seçime gitme kararı almıştı. Ama seçim kampanyası kutuplaşmayı daha arttırdı. Sandıklar açıldığında CHP oyların yüzde 41,4’ünü, AP ise yüzde 36,9’unu almıştı. En büyük parti olduğu için Ecevit’ten hükümeti kurması istendi. Ancak Türkiye tarihinin ilk azınlık hükümeti güvenoyu alamadı.

1 (1).jpg

Demirel liderliğinde II. Milliyetçi Cephe hükümeti göreve başladı.

Yeni hükümetin ilk 15 günündeki o 26 cinayet; ortamı iyice istikrarsızlaştırıyordu.

11 Aralık 1977 yerel seçimleri hükümetin kaderini belirleyecekti. Adalet Partisi de istifalarla sarsıldı. Demirel de tıpkı Ecevit gibi güvenoyuna gitti ama o da alamadı.

2 (1).jpg

Haliyle II.MC hükümeti de uzun ömürlü olmadı.

Toplumun sinir uçlarını kaşıyan saldırılar

Bir hafta sonra Güneş Motel pazarlıkları patladı; nam-ı diğer 11’ler olayı.

Ecevit o tarihi pazarlık sonrası AP’den kopardığı vekillerle yeterli sayıya ulaşmıştı.

Hükümet kuruldu kurulmasına ama şiddet durmadı.

1978 yılının ilk 15 gününde 30 siyasi cinayet işlendi, 200’den fazla insan yaralandı.

Sağ terör mangalarının faaliyetleri üzerine araştırmalar yapan Profesör Bedrettin Cömert öldürüldü önce.

Ardından Milliyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi.

Saldırılar toplumun sinir uçlarını kaşıyordu.

Aleviler hedef alındı.

Muhalefet sıkıyönetim ilanı istedi Ecevit’ten.

Ecevit önceleri yanaşmadı.

CHP lideri ruhsatsız silah taşıyanlara daha sert cezalar getiren, özel sivil mahkemelerin kurulmasını öngören yasalar önerdi.

1052’si sağcı, 778’i solcu olmak üzere 1999 kişi tutuklandı döneminde.

Maraş katliamı

Ancak sıkıyönetimden kaçınma umudu Kahramanmaraş katliamının patlak vermesiyle suya düştü.

Kahramanmaraş’taki katliam; Kayseri hava üssünden kalkan jetlerin alçak uçuşuyla kontrol altına alınıyordu.

Artık silahlı kuvvetler de işin içindeydi.

Ecevit 1978’in son günlerinde 13 ilde sıkıyönetim ilan etmek zorunda kaldı.

Geri sayım başlamıştı…

ABD’nin Türkiye ilgisi

Washington Türkiye ile daha yakından ilgilenmek zorundaydı zira o dönem ABD’nin en yakın müttefiklerinden İran şahı ülkesini terk etmek zorunda kalınca Ankara’nın önemi daha da arttı.

Batı bloğunun en ileri ucunda artık Türkiye vardı.

Hem de Sovyetlerin yanı başında.

Türkiye’yi kaybetmek sadece Ortadoğu’nun değil Batı Avrupa savunmasının da tökezlemesi demekti.

Corbis-0000221592-006.jpg

Carter ile iyi ilişkiler kuran Türkiye’nin genç Başbakanı Ecevit ABD için ilk başlarda kabul edilebilir bir ortaktı.

Ancak zaman içinde Ankara’dan gelen Büyükelçilik raporları, CIA’nin izlenimleri ve Pentagon değerlendirmeleri Ecevit’i Beyaz Saray için farklı bir düzleme sokmaya başlamıştı.

Karaoğlan’ın bazı konuşmalarında Amerika’yı hedef alışı şüphe ve kaygıyı körüklüyordu.

CIA raporunda Ecevit için “Ilımlı bir Batı aleyhtarı” ifadesi kullanılıyordu.

Ecevit’in sadece dışarıda değil, içeride de popülaritesi düşüyordu.

Artan şiddet olayları yüzünden istifa etmek zorunda kaldı.

Aynı yıl içinde Genelkurmay Başkanı Evren ABD’yi ziyaret edecek, Carter’ın Başdanışmanı Brzezinski ile görüşecekti.

Amerika’nın üzerinde durduğu nokta da verdiği mesaj da gayet netti: “İstikrarlı bir Türkiye istiyoruz, ama gidişat o yönde değil”

Ecevit’in yerine Demirel geliyor

Dış cephedeki tablo özetle buydu.

Ecevit’in yerini Demirel aldı.

Corbis-U1626879.jpg

Kısırdöngü sürüyordu.

1979 Kasım’ında güvenoyu verildi Demirel’e.

Generaller yapacakları darbenin niteliği ve zamanlamasını konuşmak üzere İstanbul’da buluşmuştu.

Demirel’in başbakanlığında kurulan azınlık hükümetini Milliyetçi Hareket Partisi ve Milli Selamet Partisi dışarıdan destekliyordu.

“100 gün” planı açıklandı.

Yeni hükümet yüz gün içinde belirlediği iki önemli sorunu; “anarşi ile enflasyonu” çözme sözü verdi.

Demirel zaman kazanmaya çalışırken, komutanlar da Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ü bir mektupla uyardı.

uncut_page_ancak-2-temmuzda-suleyman-demirel-hukumeti-guvenoyu-aldigi-icin-darbe-ertelendi-daha-sonra-28-31-agustosta-5-eylul-1980den-itibaren-her-an-hazir-olunmasi-emri-ozel-kuryelerle-komutanlara-iletildi_4850.jpg

Hemen o mektubun üzerine 1980’in ilk günü Çankaya’da bir görüşme yapıldı.

Ordu ABD gezisi sonrası, ne kadar ciddi olduğunun mesajını veriyordu.

Cumhurbaşkanlığı seçimi krizi

Kaosu tırmandıran ise Cumhurbaşkanlığı seçimi bunalımı oldu.

Korutürk’ün görev süresi dolmuş, Meclis’teki en büyük iki partinin liderleri henüz cumhurbaşkanlığı için aday bile belirlememişlerdi.

Adaylar son anda bulundu.

Ancak seçimler sırasında hiçbiri Cumhurbaşkanı olmak için “yeter oyu” alamıyordu…

Meclis onlarca defa tekrar oylama yaptı.

Fakat bir türlü yeni Cumhurbaşkanı seçilemedi.

Bayrak Operasyonu

Genelkurmay “Bayrak Operasyonu” için bastı düğmeye.

Haziran’da Evren, kuvvet komutanları ile Genelkurmay II. Başkanı Öztorun’u çağırmış ve kod adı “Bayrak Harekâtı” olan bir darbenin 11 Temmuz 1980'de gerçekleştirilmesini bildirmişti.

Sabahın dördünde ordu harekete geçecekti.

Ancak Temmuz’da Süleyman Demirel hükümeti güvenoyu alınca darbe ertelendi.

130520132157352048253_4 (1).jpg

Çorum olaylarının yankıları henüz dinmemişken bu kez gözler Karadeniz'e çevrildi.

Devrimci Yol’un bağımsız adayı Fikri Sönmez demokratik yollarla Fatsa belediyesinin başına geçmişti.

Belediye; halk komiteleri şeklinde örgütlenince Evren duruma el attı ve küçük terör odakları diye tanımladığı ilçeye nokta operasyonu düzenledi.

Belediye Başkanı dâhil 300 kişi gözaltına alındı, sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Takvim yaprakları 12 Temmuz 1980’i gösteriyordu.

12 Eylül sabahı

Aradan iki ay geçti.

12 Eylül sabahı…

Önce radyo anonsları ardından televizyondaki o meşhur görüntü.

n_17604_1.jpg

Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in de aralarında yer aldığı dört kuvvet komutanını televizyonda görenler ordunun yönetime el koyduğunu anlamakta zorlanmamıştı.

Kaos o gün için durulmuş gibi göründü.

Ama faşist darbenin etkisi yıllar sürdü.

Temel insan hakları ve demokrasi askıya alındı; siyasetin kapısına kilit vuruldu.

İşkencelerde 171 kişi öldürüldü, 50 kişi idam edildi, 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon kişi fişlendi.

Türkiye aradan 39 yıl geçmesine rağmen hala o dönemin izlerini silmeye çalışıyor, o dönemin bugüne taşıdığı sorunlarla boğuşuyor.

https://www.borsagundem.com/haber/12-eylul-darbesine-giden-yolda-neler-yasandi/1435232


11 Eylül 2019 Çarşamba

Milyarder spekülator nasıl sağcı hükümetlerin hedefi oldu?

George Soros, bir "hayırsever" iken, nasıl olup da ABD'den Avustralya'ya Macaristan'dan Honduras'a sağ iktidarların küresel komplo iddialarının odağına yerleşti...
Macaristan doğumlu Yahudi asıllı Amerikalı işadamı George Soros dünyanın farklı köşelerindeki çeşitli sosyal destek projelerine bugüne kadar 32 milyar dolar harcayan bir "hayırsever" iken, nasıl olup da ABD'den Avustralya'ya Macaristan'dan Honduras'a sağ iktidarların küresel komplo iddialarının odağına yerleşti? Mike Rudin iddiaları ve gerisindekileri araştırdı:

Geçen yılın Ekim ayının sakin bir Pazartesi öğleden sonrası, mülti-milyarder işadamı George Soros'un New York eyaletinin kuzeyinde, yeşillikler içindeki korunaklı malikanesinin posta kutusuna irice bir sarı zarf bırakıldı.

Zarf kuşkulu görünüyordu. İade adresi yanlış yazılmış ve sabah postasından sonra gelmişti. Hemen polis çağırıldı ve kısa süre içinde Federal Soruşturma Bürosu FBI ajanları da geldi.

Hava baloncuklu sarı zarf güvenlik görevlileri tarafından dikkatle açıldı, içinden Soros'un üzerine kırmızı kalem ile çarpı işareti konmuş bir fotoğrafı çıktı. Fotoğrafın yanısıra zarfta 15 santimlik plastik bir boru, küçük bir saat, teller, pil ve kara baruttan imal edilmiş bir tür el yapımı bomba da vardı.

Eski başkan Barack Obama, eski dışişleri bakanı Hillary Clinton ve önde gelen Demokrat siyasetçilere de buna çok benzeyen 10'u aşkın zarf yollanmıştı.

Zarfların içindeki düzeneklerin hiç biri patlamadı. FBI bombaların izini sürdü ve Florida'da bir süpermarketin otoparkına bırakılan, Trump yanlısı ve Demokrat karşıtı çıkartmalarla süslenmiş beyaz bir minibüse ulaştı.

Sağcı medya derhal bunun kritik Kongre ara seçimi öncesinde Başkan Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti'yi karalamayı amaçlayan bir "yalan haber" olduğunu ileri süren haberler yayınladı.

Fox Business kanalında sohbet programı yapan Lou Dobbs "Sahte Haber - Sahte Bombalar. Böyle bir sahtecilikten kimin çıkarı olabilir?" diye sordu.

Muhafazakar radyo şovu sunucusu Rush Limbaugh "Cumhuriyetçiler böyle şeyler yapmaz" diye ekledi.

Image captionMuhafazakar göstericiler "Sahte Haber Sahte Bombalar" pankartlarıyla yürüdü
Hemen ardından internette bombalı zarfların bizzat Soros tarafından örgütlenmiş bir komplo olduğu iddiaları dolaşmaya başladı.

Başkan Trump "iğrenç bir eylem" diye nitelediği olayı kınadıysa da Beyaz Saray'daki basın toplantısını dinleyenlerden biri "Soros! Kodese atın!" diye bağırdığı zaman anlamlı anlamlı gülümsedi.

Sonunda zarflarla ilgili olarak Cesar Sayoc adında 56 yaşında Floridalı biri tutuklandı.

Komplo teoricileri bu kişinin aslında Cumhuriyetçi olmadığını ileri sürmeye başladı.

Fakat eski bir iş arkadaşı bana bizzat Sayoc'un, üzerinde Trump yanlısı çıkartmalar bulunan minibüsüyle pizza dağıtımı yaptığını ve müşterilerin evlerinde Demokratların afişlerini görürse onlarla tartışmaya girdiğini anlattı:

"Onun için herşey bir komploydu. George Soros'un hepsinin arkasındaki kişi olduğuna inanıyordu. Soros Demokrat Parti'yi satın almıştı ve Amerika Birleşik Devletleri'nde ters giden ne varsa onun odağında Soros vardı."

Sayoc'un sosyal medya hesapları da onunla ilgili önemli bilgiler veriyordu.

George Soros'un posta kutusuna bombalı zarf konduğunda Sayoc "Dünya George Soros'un yarattığı dehşetin bilincine varıyor" yazılı bir afişi sosyal medyaya koymuştu.

Sayoc, mahkemede adam öldürmeye ya da yaralamaya teşebbüs de dahil hakkındaki 65 farklı suçlamayı kabul etti ve 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

'Hayırsever' işadamından 'küresel komplonun arkasındaki kötü adam'a

Soros İngiltere'de 1992'de Merkez Bankası'nı çökerten adam olarak tanınıyor.

Diğer döviz spekülatörleriyle birlikte büyük miktarda sterlini ucuzken alıp pahalanınca satmak suretiyle paranın değerinde büyük oynamalara yol açmış, sonunda İngiltere, Avrupa Birliği içinde kurları belirleyen mekanizmadan çıkmak zorunda kalmıştı.

Bu süreçte Soros 1 milyar sterlin kar etti.

İkinci Dünya Savaşı sırasında soykırımdan kurtulan Yahudi asıllı bir Macar göçmeni olan Soros'un döviz spekülasyonundan toplam 44 milyar dolarlık bir servet yaptığı tahmin ediliyor.

İlginç olan Soros'un bu servetin önemli bir kısmını dünyanın farklı yerlerindeki binlerce sağlık, eğitim, insan hakları ve demokrasi projesi için harcamasıydı.

1979 yılında oluşturduğu Açık Toplum Vakıfları şu anda 120'yi aşkın ülkede faaliyet gösteriyor.

Fakat "liberal demokrasi"yi geliştirme hedefli bu dev faaliyet ağı kendisini bir yandan da komplo teorilerinin odağına oturtuyor.

George Soros hakkındaki komplo teorileri ilk olarak 1990'ların başlarında ortaya atılmaya başladı. Fakat asıl 2003'te Irak savaşını kınaması ve ABD'de Demokrat Parti'ye milyonlarca dolar bağış yapmaya başlamasıyla tırmandı.

O zaman bu zamandır Amerikan sağındaki yorumcular ve siyasetçilerin Soros nefreti hızla büyüyor ve iddiaların çoğu gerçeklere dayanmıyor.

Donald Trump'ın seçim zaferi ardından Soros hakkındaki salvolar yeni ve tehlikeli bir düzeye erişti.

Charlottesville iddiaları
2017 yılında Trump'ın başkanlığının 8. ayında, Virginia eyaletinin Charlottesville kentinde neo naziler meşaleli bir gece yürüyüşü yaptılar.

Karşı göstericiler ile giriştikleri çatışmalar sırasında, bir ırkçı aracını kalabalığın içine sürdü ve 32 yaşındaki Heather Heyer'i ezerek öldürdü.

ABD'li sağcı çevrelerde kısa süre sonra bu şiddetin Soros tarafından Başkan Trump'ın itibarını zedelemek amacıyla örgütlendiği iddiaları yayılmaya başlandı.

Bu iddialara göre komplonun odağında Brennan Gilmore adlı biri vardı. Aracın ırkçılara karşı gösteri yapan topluluğun üzerine sürülmesini videoya çeken kişi oydu.

Sağcı radyo sunucusu Alex Jones Gilmore'a Soros tarafından "Başkan Trump'ın devrilmesine yönelik derin devlet operasyonunun bir parçası olarak" yılda 320 bin dolar ödendiğini iddia etti.

Fakat iddia edilen bağlantı çok kuşkuluydu.

Soros, videoyu çeken Gilmore'un yanında çalıştığı, Demokrat Virginia vali adayı Tom Perriello'nun seçim kampanyasına 500 bin dolar bağışlamıştı. Ama bunun ötesinde Soros ya da Açık Toplum Vakfı'nın herhangi bir şekilde Charlottesville'deki ırkçılık karşıtlarını protestoya sevkettiği ya da onlara para ödediğine ilişkin bir kanıt yoktu.

Gilmore hiç bir zaman Soros'dan hiç bir ödeme almamıştı ve hakkında bu iddiaları ortaya atan sunucu Alex Jones ve diğer kişiler hakkında kendisine iftira ettikleri gerekçesiyle dava açtı.

Göçmen konvoyu 'komplosu' iddiaları
Geçen sonbaharda tam da Cumhuriyetçilerin Kongre'deki denetiminin zayıflamasıyla sonuçlanabilecek Kongre ara seçimleri öncesinde Honduras'dan binlerce göçmenden oluşan dev bir konvoy ABD sınırına doğru ilerlemeye başladı.

Göçmenlerin hareketlenmesi hemen Soros'a bağlandı.

Fox Haber defalarca Soros'un açık sınır ve sınırsız göç politikaları güttüğüne ilişkin iddialar yayınladı.

Cumhuriyetçi eski Kongre üyesi Jack Kingston bana "Bu çok örgütlü bir şey ve arkasında biri var. Biri bunu finanse ediyor ve bu tam da George Soros'un karışabileceği türden bir iş" diye konuştu.

Başkan Trump da iddialara, Honduras'ta insanlara ABD sınırına yığılmaları için para dağıtıldığını gösterdiği iddia edilen bir video tweetleyerek katıldı ve bu işin arkasında Soros'un olabileceğini ima etti.

Beyaz Saray'ın önünde "Göç kervanını Soros mu finanse ediyor?" şeklindeki bir soruyu "Hiç şaşırmam. Bir çok kişi böyle olduğunu söylüyor" diye yanıtladı.

Geçen yıl Honduras'tan ABD sınırına yürüyen göçmenlerden Cindy Jerezano ile görüştüm. Kendisine kimsenin para teklif etmediğini, Honduras'dan sınırdaki San Diego kasabasına giden 3bin kilometrelik bu yolculuğa kendi iradesiyle çıktığını söyledi.

Cindy, ABD'ye ulaştığında San Diego Katolik kilisesine bağlı bir yardım kuruluşundan destek gördüğünü anlattı.

Yardım kuruluşunun mülteci ve göçmen hizmetleri bölümü başkanı Nadine Toppozada ile görüştüm.

Kendileriyle çalışan avukatların mültecilerle ayrıntılı görüşmeler yaptığını fakat, hiç kimsenin kendilerine Soros'tan bahsetmediğini, göç hareketiyle Soros'un ilgisi bulunduğuna dair hiç bir kanıta rastlamadıklarını söyledi.

Dahası, Trump tarafından kanıt diye tweetlenen videonun da hileli olduğu kısa süre içinde ortaya çıktı.

Yayınlandıktan sadece bir kaç saat sonra gazeteciler bu görüntülerin Honduras değil Guatemala'da çekildiğini ve dikkatle incelendiğinde yardım görevlisi olduğu öne sürülen kişilerden en az birinin silahlı olduğunu ortaya çıkardılar.

Aslında göçmenlerin yolculuğunun tamamı filme alınmıştı. Yerel yardım kuruluşlarının göçmenlere yardım ettiği görülebiliyordu. Fakat kayıtlarda Soros kaynaklı bir yardım faaliyeti yoktu.

27 Ekim 2018 tarihinde, göçmen kervanıyla ilgili ilk komplo teorileri ortaya çıktıktan bir kaç gün, Soros'un evine boru bombalı zarf bırakıldıktan ise beş gün sonra, bir makinalı tüfek ve üç tabanca kuşanmış beyaz bir Amerikalı, Pittsburgh'daki bir sinagoga girerek ateş açtı ve 11 Yahudi'yi öldürdü.

Bu, ABD tarihinin Yahudileri hedefleyen en kanlı saldırısıydı ve George Soros hakkındaki komplo teorilerine saplantılı bir adam tarafından gerçekleştirilmişti.

Silahlı saldırının faili Robert Bowers'ın sosyal medya hesapları görüşlerini açıkça ortaya koyuyordu.

Bowers "beyaz soykırım" adlı Yahudi düşmanlığına dayalı karanlık bir komplo teorisine inanıyordu.

Bu teoriye göre beyazlar yavaş yavaş göçmenlerle ikame ediliyordu ve zaman içinde yok edilmeleri hedefleniyordu.

Charlottesville'deki neo-Nazilerin "Yahudiler bizim yerimizi alamayacak" sloganının ardında yatan da bu inanıştı, ve bu planın arkasındaki "kötü adam"ın George Soros olduğuna inanılıyordu.

Görüştüğüm Network Contagion adlı Amerikan araştırma enstitüsünün başkanı Joel Finkelstein, Bowers'ın Soros'tan "Beyaz soykırımını finanse eden ve basını kontrol eden Yahudi" diye söz ettiği, Soros'u ABD'deki silah karşıtı lobiyi ve sınırların açılmasını destekleyen bir kişi olarak tarif ettiği bir sosyal medya iletisini gösterdi.

Hedef olduğu diğer ülkeler

İktidar çevreleri ve sağ odaklarda George Soros nefretinin yayıldığı ülkeler arasında Ermenistan, Avustralya, Honduras, Filipinler, Rusya ve daha niceleri var.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da geçen yıl "Macar Yahudisi" diye tanımladığı Soros'u Gezi Parkı gösterilerinin ve genel olarak ülkeyi bölmeye yönelik bir komplonun ardında olmakla suçladı.

İtalya'da eski başbakan yardımcısı Matteo Salvini Soros'u "ülkeyi göçmenlerle doldurmaya çalışmak" ile suçlamış "çünkü köle seviyor" dedi.

İngiltere'de göçmen karşıtı sağcı Brexit Partisi lideri Nigel Farage Soros'un "insanları Avrupa'yı işgale teşvik etmek" ile suçlamış ve bunun bir çok açıdan "Batı Dünyası'na yönelik en büyük tehdit" olduğunu söyledi.

Fakat Soros düşmanlığının diğer bütün ülkelerin önüne geçtiği bir ülke var: Soros'un okullarda bedava yemek dağıtımı ve insan hakları projelerine, hatta üniversite kurmaya milyonlarca dolar harcadığı, doğum yeri Macaristan.

Başbakan Viktor Orban ve milliyetçi popülist hükümeti Soros'un Macaristan'a göçmenleri yığarak ülkeyi yıkıma uğratmaya yönelik gizli bir planın peşinde olduğunu ileri sürüyor.

Açık Toplum Vakfı başkan yardımcısı Leonard Benardo, bunun apaçık bir yalan olduğunu söylüyor:

"Bu bir yalan. Ne George Soros ne de Açık Toplum Vakfı sınırların açılmasını savunuyor."

Fakat bu tür açıklamalar Macaristan hükümetinin çizgisini etkilemiyor. Hükümet "Son gülen Soros olmayacak" medya kampanyasına 100 milyon euro harcadı ve "Soros'a Dur De" adını verdiği kanunlarla kaçak göçmenlere yardım etmeyi suç haline getirdi, göçmenleri teşvik ettiğini öne sürdüğü kuruluşlara ek vergiler getirdi.

Macar hükümet sözcüsü Zoltan Kovacs bana, "Soros imparatorluğuna son yirmi yıldır milyarlarca dolar gidiyor. Bu büyük para ve hiç kimse bu kadar paranın koşulsuz, amaçsız akıtıldığını düşünecek kadar naif olamaz" dedi.

Soros tarafından kurulan Avrupa Merkez Üniversitesi rektörü, liberal yazar Michael Ignatieff "Orban hükümeti Soros'un bir numaralı halk düşmanı ilan etmeye karar verdi" diye özetliyor.

Neden Soros?

Bu kararı anlamak için yine ABD'nin New York eyaletine dönmemiz gerekiyor.

Viktor Orban 2013 yılında yeniden seçime girmeden önce, efsanevi Amerikalı siyasi danışman Arthur Finkelstein'e (Yazıda sözü geçen Joel Finkelstein ile akrabalığı yok) başvurdu.

Finkelstein'ın Irvington'da yani Soros'un New York eyaletindeki malikanesine 20 kilometre mesafede, bir kuaförün üst katında, küçük bir ofisi vardı.

2017'de ölen Finkelstein, Donald Trump, baba George Bush, Ronald Reagan ve Richard Nixon'un başkanlık kampanyalarında çalışmıştı ve Amerikan siyasetinde "liberal" kelimesini siyasi hakarete dönüştüren kişi olarak ün yapmıştı.

İsveç'te yayınlanan Das Magazin dergisinden gazeteci Hannes Grassegger, Finkelstein'ın siyasete "Finkel Düşüncesi" diye adlandırılan yeni bir tarz getirdiğini yazıyor.

'Mükemmel bir düşman seçmek'

"Arthur Finkelstein daima şunu söylerdi: 'Taliban'la uğraşma, Usame bin Ladin'le uğraş.' Yani kişiselleştirmek gerekiyordu. Mükemmel bir düşman profili seçip bu kişiye tüm kuvvetinizle yükleniyordunuz. Öyle ki insanlar bu kişiden korkar oluyordu. Finkelstein kendi adayının politikalarını anlatmaya hiç girmemek gerektiğini düşünürdü, çünkü bunun bir önemi yoktu."

Finkelstein, Viktor Orban'ın Macaristan'da yeniden başbakan seçilebilmesinin en iyi yolunun bir düşman bulmak olduğunu gördü. Soros'u önerdi ve bu mükemmel bir seçimdi.

Grassegger "Sağ Soros'dan nefret etti çünkü Yahudi'ydi. En soldakiler de ondan nefret etti çünkü kapitalistti" diyor.

İlginç olan bu "Yahudi komplosu" teorisinin arkasında kendisi de Yahudi olan Arthur Finkelstein'in bulunmasıydı.

Orban, Finkelstein'ın tavsiyelerini harfiyyen yerine getirdi, hatta daha ileri gitti.

2018 genel seçimlerinden önce Soros'u yeniden gündeme getiren Orban şöyle konuşuyordu:

"Bizden çok farklı bir düşmanla karşı karşıyayız. Açıkta değil, saklanıyor. Açık konuşmuyor, kurnaz. Dürüst değil ama prensipleri de yok. Ulusal değil uluslararası. Çalışmaya değil, döviz spekülasyonuna inanıyor. Vatanı yok ama bütün dünyanın sahibi olduğunu sanıyor."

Orban bir kez daha ve ezici bir seçim zaferiyle iktidara geldi. Seçimden sonra Soros tarafından desteklenen kurumlara yönelik baskılar yoğunlaştı.

Mayıs ayında Açık Toplum Vakfı Macaristan'daki şubesini kapattı.

'1930'ların Yahudi düşmanlığı canlandırılıyor'

Michael Ignatieff Budapeşte'deki Avrupa Merkez Üniversitesi'ni kapatmamak için direndi.

1944'de sadece iki ay içinde yarım milyon Yahudi asıllı Macar vatandaşının öldürüldüğü Macaristan gibi bir ülkede bu tür Yahudi düşmanı bir söylemin çok tehlikeli olduğunu söylüyor.

Ignatieff, Soros karşıtı kampanyayı "1930'ların Yahudi düşmanı söylemlerinin bütün ince detaylarıyla yeniden canlandırılması" olarak değerlendiriyor:

"Tam bir fantezi bu. 21. yüzyıl polikası bu işte. Bir düşmanın yoksa hemen yarat ve onu olduğunca güçlü göster ve bingo! Tabanın harekete geçiyor ve seçimi kazanıyorsun."

"Soykırım olmadı" diyen birine karşı İngiltere mahkemelerinde açtığı davayı kazanan Profesör Deborah Lipstadt da aşırı sağ hükümetlerin söylemlerinin çok kaygı verici olduğu görüşünü paylaşıyor.

"Bu tür söylemler beni dehşete düşürüyor. Eskiden karanlık köşelerde, barlarda duyabileceğiniz türden şeyleri politikacılar, ulusal liderlerden duyuyorsunuz. Bu dilin bu şekilde kullanılması şok edici."

(BBCTürkçe)