Malezya Başbakanı Mahathir Muhammed, "Müslüman ve İslam düşmanlığı, İsrail'in kuruluşundan ötürü var. Müslümanlar hiçbir şey yapmasa dahi terörizmle suçlanıyor. Dünya genelinde birçok savaş var ve bu savaşların çoğu İsrail'in kuruluşuyla bağlantılı" dedi
New York'ta düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) 74. Genel Kurulu'nda konuşma yapan Malezya Başbakanı Mahathir Muhammed, Filistin sorunu, Arakan'daki etnik temizlik ve BM'nin yapısına dair değerlendirmelerde bulundu.
BM'nin mevcut yapısının dünya barışına hizmet etmediğini belirten Mahathir, "Bu büyük yapılanmanın gerçek amacını hayata döndürmeliyiz. Savaş çığırtkanlarını cezalandırmalı ve dünyayı herkes için huzurlu hale getirmeliyiz." dedi.
Mahathir, daha adil bir dünya için BM'deki veto yetkisinin değiştirilmesi gerektiğinin altını çizdi ve daimi üye statüsündeki 5 ülkeye hitaben, "Veto yetkisi olan devletler, uluslararası hukukun ve normların daima üzerinde olacaklarını düşünmesin. Bu devletler nereye kadar bu gücü kullanabilir?" ifadesini kullandı.
BM'deki mevcut veto yetkisinin insan hakları prensiplerine aykırı olduğunu vurgulayan Mahathir, "Daimi üyelerin her biri, diğer yaklaşık 200 üyenin isteklerini boşa çıkarabilir. Bu tamamen demokrasiyle uyuşmayan bir şey. Buna rağmen içlerinden bazıları diğer ülkeleri demokratik olmamakla azarlayabiliyor" şeklinde konuştu.
'BÜYÜK GÜÇLER MESELENİN KÖKENİN İNMEYİ REDDEDİYOR'
Mahathir Muhammed, İsrail'in Filistin'de gerçekleştirdiği baskı ve insan hakları ihlaline de değindi.
İsrail'in kuruluşundan önce dünyada şimdiki kadar terörün olmadığını hatırlatan Mahathir, "Şu an dünya genelinde birçok savaş var ve bu savaşların çoğu İsrail'in kuruluşuyla bağlantılı" dedi.
Mahathir, teröre karşı askeri müdahalenin başarı sağlamayacağını belirterek, "Bunun sebebini tanımlamalı ve yok etmeliyiz fakat büyük güçler meselenin kökenine inmeyi reddediyor" şeklinde konuştu.
Bugün Filistinlilerin kendi topraklarındaki İsrail yerleşimlerine giremediğini vurgulayan Malezya Başbakanı, "Malezya, İsrail'in Filistin topraklarına bariz bir şekilde el koymasını ve Kudüs'ün işgalini asla kabul edemez" ifadesini kullandı.
Mahathir, Müslümanların dünyanın her yerinde baskı gördüğü ve yurtlarından edildiğinin altını çizerek, "İslam ve Müslüman düşmanlığı, İsrail'in kuruluşundan ötürü var. Müslümanlar hiçbir şey yapmasa dahi terörizmle suçlanıyor." dedi.
Dünyanın İsrail'in yaptıklarına karşı tepkisizliğinin adil olmadığını dile getiren Mahathir, "Arkadaşlar kendi aralarında istediği gibi kuralları çiğneyip kazasız belasız kurtulabilirler. Bu yüzden İsrail de istediği gibi dünyadaki uluslararası hukuku, normları çiğneyebiliyor ve desteklenip muhafaza edilmeyi de sürdürüyor" şeklinde konuştu.
'BATILI SÖMÜRGECİLER BİLE MYANMAR KADAR ACIMASIZ OLMADI'
Malezya Başbakanı, Myanmar'daki Arakanlı Müslümanlara yönelik etnik temizliğe dikkati çekerek, "Batılı sömürgecilerin çoğu, bağımsızlıklarının ardından ülkelerindeki yerli olmayan insanları sürgün etti fakat onlar bile dünyanın hiçbir yerinde Myanmar kadar acımasız olmadı." dedi.
Myanmar yönetiminin işlediği insanlık suçlarını anlatan Mahathir, "Ülkenin yerlileri dahi katledildi, öldürüldü ve dünyanın gözü önünde tecavüze uğradı" şeklinde konuştu.
Mahathir, Arakanlıların ülkelerinden göç etmeye zorlandığını ve geri dönmeye cesaret edemediklerini ifade ederek, şunları söyledi:
"Dünyanın çaresizliği, Myanmar'daki Arakanlılara karşı zulmün durması için BM'nin aldığı kararların itibarını azalttı. Şimdi BM'nin Cammu ve Keşmir'e dair kararlarına rağmen bu bölge işgal edildi ve hala işgal altında."
Keşmir sorununun barışçıl yöntemlerle çözülmesi gerektiğini belirten Mahathir, "Hindistan bu sorunu çözmek için Pakistan ile çalışmalı" dedi.
30 Eylül 2019 Pazartesi
26 Eylül 2019 Perşembe
Demirel'in anıt mezarı ziyarete açıldı
9. Cumhurbaşkanı merhum Süleyman Demirel için Isparta Çalcatepe'ye inşa edilen anıt mezar, tamamlanarak ziyarete açıldı.
1965-1993 yıllarında 7 hükümette toplam 10 yıl 5 ay Başbakanlık, 1993- 2000 yıllarında ise 7 yıl süreyle Cumhurbaşkanlığı yapan Süleyman Demirel, 17 Haziran 2015'te tedavi gördüğü Ankara'daki hastanede solunum yolu enfeksiyonu ve kalp yetmezliği nedeniyle 90 yaşında hayatını kaybetti.
ANITKABİR'DEN SONRA EN BÜYÜK ANIT MEZAR
Süleyman Demirel, ölümünün ardından doğduğu topraklar olan Isparta'nın Atabey ilçesine bağlı İslamköy'de, kardeşi Şevket Demirel tarafından 2000'den itibaren oluşturulmaya başlanan Çalcatepe'deki anıt mezar alanına defnedildi. 58 bin metrekarelik alana kurulu Çalcatepe, Anıtkabir'den sonra kurulduğu alan bakımından Türkiye'nin en büyük anıt mezarı olarak planlandı. Çalcatepe'ye Demirel'in Türkiye Cumhuriyeti'nin 9'uncu Cumhurbaşkanı olmasını simgeleyen 9 suni gölet yapıldı.
ISPARTA'YI KUŞ BAKIŞI GÖRÜYOR
Demirel ailesi Çalcatepe'de, Süleyman Demirel'in defnedildiği noktaya anıt mezar yaptırılması için proje hazırladı. Anıt mezar projesi, 2017'de tamamlanarak, Demirel ailesi tarafından Isparta Valiliği'ne teslim edildi. Valilik öncülüğünde gerçekleştirilen ihalenin ardından aynı yılın Aralık ayında yapımına başlanan anıt mezar, 2 yıllık inşa sürecinin ardından tamamlanarak ziyarete açıldı. Süleyman Demirel için yaptırılan anıt mezar, Demirel Külliyesi'ni çaprazdan görüyor. Atabey ve İslamköy Ovası'na hakim mevkideki anıt mezar, Isparta'yı da kuş bakışı görüyor. Tepe, Selçuklu İmparatorluğu döneminden bu yana mezarlık olarak kullanılan ve Demirel'in ataları, eşi Nazmiye Demirel ve diğer hemşehrilerinin bulunduğu mezarlığı da görüyor. Süleyman Demirel Demokrasi ve Kalkınma Müzesi'nin de görüş açısında yer alan anıt mezarın Isparta'yı kuş bakışı görmesi, Demirel'in Isparta özlemini simgeliyor.
'VAV' VE ÇINAR YAPRAKLARININ ÖZEL ANLAMI
3500 metrekarelik alana inşa edilen anıt mezarda, Süleyman Demirel'in kabrinin üzerine 2 'vav' harfinin birleşiminden oluşan simge konuldu. 2 'vav' harfinin, Süleyman ve Şevket Demirel kardeşleri simgelediği belirtildi. Bunun hemen yanında yükselen tavan bölümüne, 10 bin çınar yaprağının kalıbı alınarak, tavana tek tek monte edildi. Çınar yapraklarının ise Süleyman Demirel'in kıraç arazi olan Çalcatepe'nin yeşertilmesi için gösterdiği çabayı simgelediği ifade edildi.
Mezarın üzerini örten iç kolon yüksekliği 26 metre, toplam yüksekliği 30 metre olan kule inşa edildi. Titanyum karışımı malzemeden inşa edilen kulenin sarmal şekli ise halkın birleşip kucaklaştığı bir nokta olmayı temsil ediyor. Anıt mezarın dışına ise Demirel'in 9'uncu Cumhurbaşkanı olmasını simgeleyen, 9 bölmeden oluşan mini baraj ve yapay şelale konuldu.
'MEZARI UZAKTAN GÖRENLER SU DEPOSU SANIYOR'
Süleyman Demirel Demokrasi ve Kalkınma Müzesi Müdürü Osman Siviloğlu, anıt mezarla ilgili verdiği bilgide, mezarın resmi bir törenle açılıp açılmayacağının henüz netleşmediğini, ancak inşaatın tamamlandığını ve ziyarete açıldığını söyledi. 9'uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in yaşamı boyunca büyük işlere imza atan bir devlet adamı olduğunu kaydeden Siviloğlu, anıt mezarın kurulu olduğu alanda Süleyman Demirel'in gençlik yıllarında çobanlık yaptığını söyledi. Mezarın üzerinde bulunan 30 metrelik kuleyi uzaktan görenlerin su deposuna benzettiğini ifade eden Siviloğlu, “Ancak öyle değil, bu sarmal görüntü halkı buraya çekmek adına yapılmıştır. Demirel sağlığında halkı birleştirici ve bütünletirici bir lider olarak kabul edilmişti. Mezarı ziyaret edenler de adeta bu sarmal yapıyla birlikte Demirel'e sarılıyor. 9 adet mini baraj var, 'Barajlar kralı' sıfatına dikkat çekiliyor" diye konuştu.
DEMİREL, ANIT MEZAR İÇİN NELER SÖYLEMİŞTİ?
Süleyman Demirel hayattayken, Isparta'ya gelişinde anıt mezar alanını incelemiş ve şunları söylemişti:
"Bu proje dünyada bir numunedir. Çalcatepe geçmişte kayalıklardan ve kıraç topraktan ibaret bir alandı. Kardeşim önderliğinde yürütülen çalışmalar sayesinde bu hale geldi. Buradaki çamlar dünyanın en şanslı çamları. Çamın dünyada sulandığı tek yer burası. Burası Şevket beyin eseridir. Benim hemşehrilerim de kendisine kucak açmış, hep yardımcı olmuştur. Kıraç tepe, bugün Türkiye'nin yeşil envanterine girmiştir. Bu bir ülkenin topraklarına yapılabilecek en büyük iyiliktir."
1965-1993 yıllarında 7 hükümette toplam 10 yıl 5 ay Başbakanlık, 1993- 2000 yıllarında ise 7 yıl süreyle Cumhurbaşkanlığı yapan Süleyman Demirel, 17 Haziran 2015'te tedavi gördüğü Ankara'daki hastanede solunum yolu enfeksiyonu ve kalp yetmezliği nedeniyle 90 yaşında hayatını kaybetti.
ANITKABİR'DEN SONRA EN BÜYÜK ANIT MEZAR
Süleyman Demirel, ölümünün ardından doğduğu topraklar olan Isparta'nın Atabey ilçesine bağlı İslamköy'de, kardeşi Şevket Demirel tarafından 2000'den itibaren oluşturulmaya başlanan Çalcatepe'deki anıt mezar alanına defnedildi. 58 bin metrekarelik alana kurulu Çalcatepe, Anıtkabir'den sonra kurulduğu alan bakımından Türkiye'nin en büyük anıt mezarı olarak planlandı. Çalcatepe'ye Demirel'in Türkiye Cumhuriyeti'nin 9'uncu Cumhurbaşkanı olmasını simgeleyen 9 suni gölet yapıldı.
ISPARTA'YI KUŞ BAKIŞI GÖRÜYOR
Demirel ailesi Çalcatepe'de, Süleyman Demirel'in defnedildiği noktaya anıt mezar yaptırılması için proje hazırladı. Anıt mezar projesi, 2017'de tamamlanarak, Demirel ailesi tarafından Isparta Valiliği'ne teslim edildi. Valilik öncülüğünde gerçekleştirilen ihalenin ardından aynı yılın Aralık ayında yapımına başlanan anıt mezar, 2 yıllık inşa sürecinin ardından tamamlanarak ziyarete açıldı. Süleyman Demirel için yaptırılan anıt mezar, Demirel Külliyesi'ni çaprazdan görüyor. Atabey ve İslamköy Ovası'na hakim mevkideki anıt mezar, Isparta'yı da kuş bakışı görüyor. Tepe, Selçuklu İmparatorluğu döneminden bu yana mezarlık olarak kullanılan ve Demirel'in ataları, eşi Nazmiye Demirel ve diğer hemşehrilerinin bulunduğu mezarlığı da görüyor. Süleyman Demirel Demokrasi ve Kalkınma Müzesi'nin de görüş açısında yer alan anıt mezarın Isparta'yı kuş bakışı görmesi, Demirel'in Isparta özlemini simgeliyor.
'VAV' VE ÇINAR YAPRAKLARININ ÖZEL ANLAMI
3500 metrekarelik alana inşa edilen anıt mezarda, Süleyman Demirel'in kabrinin üzerine 2 'vav' harfinin birleşiminden oluşan simge konuldu. 2 'vav' harfinin, Süleyman ve Şevket Demirel kardeşleri simgelediği belirtildi. Bunun hemen yanında yükselen tavan bölümüne, 10 bin çınar yaprağının kalıbı alınarak, tavana tek tek monte edildi. Çınar yapraklarının ise Süleyman Demirel'in kıraç arazi olan Çalcatepe'nin yeşertilmesi için gösterdiği çabayı simgelediği ifade edildi.
Mezarın üzerini örten iç kolon yüksekliği 26 metre, toplam yüksekliği 30 metre olan kule inşa edildi. Titanyum karışımı malzemeden inşa edilen kulenin sarmal şekli ise halkın birleşip kucaklaştığı bir nokta olmayı temsil ediyor. Anıt mezarın dışına ise Demirel'in 9'uncu Cumhurbaşkanı olmasını simgeleyen, 9 bölmeden oluşan mini baraj ve yapay şelale konuldu.
'MEZARI UZAKTAN GÖRENLER SU DEPOSU SANIYOR'
Süleyman Demirel Demokrasi ve Kalkınma Müzesi Müdürü Osman Siviloğlu, anıt mezarla ilgili verdiği bilgide, mezarın resmi bir törenle açılıp açılmayacağının henüz netleşmediğini, ancak inşaatın tamamlandığını ve ziyarete açıldığını söyledi. 9'uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in yaşamı boyunca büyük işlere imza atan bir devlet adamı olduğunu kaydeden Siviloğlu, anıt mezarın kurulu olduğu alanda Süleyman Demirel'in gençlik yıllarında çobanlık yaptığını söyledi. Mezarın üzerinde bulunan 30 metrelik kuleyi uzaktan görenlerin su deposuna benzettiğini ifade eden Siviloğlu, “Ancak öyle değil, bu sarmal görüntü halkı buraya çekmek adına yapılmıştır. Demirel sağlığında halkı birleştirici ve bütünletirici bir lider olarak kabul edilmişti. Mezarı ziyaret edenler de adeta bu sarmal yapıyla birlikte Demirel'e sarılıyor. 9 adet mini baraj var, 'Barajlar kralı' sıfatına dikkat çekiliyor" diye konuştu.
DEMİREL, ANIT MEZAR İÇİN NELER SÖYLEMİŞTİ?
Süleyman Demirel hayattayken, Isparta'ya gelişinde anıt mezar alanını incelemiş ve şunları söylemişti:
"Bu proje dünyada bir numunedir. Çalcatepe geçmişte kayalıklardan ve kıraç topraktan ibaret bir alandı. Kardeşim önderliğinde yürütülen çalışmalar sayesinde bu hale geldi. Buradaki çamlar dünyanın en şanslı çamları. Çamın dünyada sulandığı tek yer burası. Burası Şevket beyin eseridir. Benim hemşehrilerim de kendisine kucak açmış, hep yardımcı olmuştur. Kıraç tepe, bugün Türkiye'nin yeşil envanterine girmiştir. Bu bir ülkenin topraklarına yapılabilecek en büyük iyiliktir."
12 Eylül 2019 Perşembe
12 Eylül darbesine giden yolda neler yaşandı
Independent Türçe'den Dora Mengüç 12 Eylül darbesine giden yolda neler yaşandığını yazdı. İşte Mengüç'ün yazısı...
Dünyanın doğu-batı ya da sosyalist kapitalist bloklarla kamplaştığı bir süreç…
Bu tablonun Türkiye’ye izdüşümü ise sağ-sol kavgası…
Sadece gençlik değil…
Toplumun tüm kesimlerinde politik bir dinamizm hâkim.
Legal siyaset; Demirel-Ecevit kavgasına hapsolmuştu.
Corbis-42-18355061.jpg
Bunu dışlayan her iki kesimin; sağın da solun da elinde silah vardı.
Silahlı illegal sol dağınık; sağı ise MHP temsil ediyor.
MHP tek başına değil, ancak ülkü ocaklarıyla silahlı sokak siyasetini belirleyen ana aktörlerden biriydi.
Aynı kamplaşma polis, valilikler, adliye ve sağlıkta da hâkimdi.
Pek çoğunun kafasını kurcalayan ise silahlı kuvvetlerin statüsüydü.
Ordu, "gerek gördükçe" siyasete darbe ve muhtıralarla müdahale ediyor, siyasetin hem sağını hem solunu dizayn ediyordu.
74385f3858d86939b6a75a4a3243b9ba.jpg
Şili’de General Augusto Pinochet Cumhurbaşkanı Allende’yi kanlı bir darbeyle deviriyor, Demirel Ecevit’e “Bülende” yakıştırması yapıyordu; Ecevit’in iktidara gelmesi halinde aynı akıbete uğrayacağını ima ederek.
Sağ sıkıyönetimi dilinden düşürmüyordu.
Sadece Demirel değil, Türkeş de sıkıyönetim istiyor, generaller artık tarafsız görülmüyordu.
21 ayda 170 kişi öldü
Yıl 1976.
1977 seçimleri öncesi Faik Türün gibi bazı eski subaylar Adalet Partisi’ne katılmıştı.
5.jpg
Ecevit CHP’si ise Muhsin Batur gibi reformist subayları saflarına çekerek oyunu eşitlemeye çalışıyordu. Siyaset dengede tutunmaya çabalarken; üniversitelerdeki şiddet hızla artışa geçti.
21 aylık MC hükümeti yönetiminde 170 insan hayatını kaybetti, yüzlercesi yaralandı. 2 buçuk milyon işsizi, umutları gün geçtikçe tükenen gençleri ve kutuplaşmış siyasetiyle Türkiye saatli bombayı andırıyordu.
Yıllar sonra anlaşıldı ki; aslında karar çoktan verilmiş, ordunun müdahalesi için geri sayım başlamıştı. Tek önemsenen doğru zamanda karar kılmaktı.
Asker geri sayıma geçedursun; siyaset de genel seçime gitme kararı almıştı. Ama seçim kampanyası kutuplaşmayı daha arttırdı. Sandıklar açıldığında CHP oyların yüzde 41,4’ünü, AP ise yüzde 36,9’unu almıştı. En büyük parti olduğu için Ecevit’ten hükümeti kurması istendi. Ancak Türkiye tarihinin ilk azınlık hükümeti güvenoyu alamadı.
1 (1).jpg
Demirel liderliğinde II. Milliyetçi Cephe hükümeti göreve başladı.
Yeni hükümetin ilk 15 günündeki o 26 cinayet; ortamı iyice istikrarsızlaştırıyordu.
11 Aralık 1977 yerel seçimleri hükümetin kaderini belirleyecekti. Adalet Partisi de istifalarla sarsıldı. Demirel de tıpkı Ecevit gibi güvenoyuna gitti ama o da alamadı.
2 (1).jpg
Haliyle II.MC hükümeti de uzun ömürlü olmadı.
Toplumun sinir uçlarını kaşıyan saldırılar
Bir hafta sonra Güneş Motel pazarlıkları patladı; nam-ı diğer 11’ler olayı.
Ecevit o tarihi pazarlık sonrası AP’den kopardığı vekillerle yeterli sayıya ulaşmıştı.
Hükümet kuruldu kurulmasına ama şiddet durmadı.
1978 yılının ilk 15 gününde 30 siyasi cinayet işlendi, 200’den fazla insan yaralandı.
Sağ terör mangalarının faaliyetleri üzerine araştırmalar yapan Profesör Bedrettin Cömert öldürüldü önce.
Ardından Milliyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi.
Saldırılar toplumun sinir uçlarını kaşıyordu.
Aleviler hedef alındı.
Muhalefet sıkıyönetim ilanı istedi Ecevit’ten.
Ecevit önceleri yanaşmadı.
CHP lideri ruhsatsız silah taşıyanlara daha sert cezalar getiren, özel sivil mahkemelerin kurulmasını öngören yasalar önerdi.
1052’si sağcı, 778’i solcu olmak üzere 1999 kişi tutuklandı döneminde.
Maraş katliamı
Ancak sıkıyönetimden kaçınma umudu Kahramanmaraş katliamının patlak vermesiyle suya düştü.
Kahramanmaraş’taki katliam; Kayseri hava üssünden kalkan jetlerin alçak uçuşuyla kontrol altına alınıyordu.
Artık silahlı kuvvetler de işin içindeydi.
Ecevit 1978’in son günlerinde 13 ilde sıkıyönetim ilan etmek zorunda kaldı.
Geri sayım başlamıştı…
ABD’nin Türkiye ilgisi
Washington Türkiye ile daha yakından ilgilenmek zorundaydı zira o dönem ABD’nin en yakın müttefiklerinden İran şahı ülkesini terk etmek zorunda kalınca Ankara’nın önemi daha da arttı.
Batı bloğunun en ileri ucunda artık Türkiye vardı.
Hem de Sovyetlerin yanı başında.
Türkiye’yi kaybetmek sadece Ortadoğu’nun değil Batı Avrupa savunmasının da tökezlemesi demekti.
Corbis-0000221592-006.jpg
Carter ile iyi ilişkiler kuran Türkiye’nin genç Başbakanı Ecevit ABD için ilk başlarda kabul edilebilir bir ortaktı.
Ancak zaman içinde Ankara’dan gelen Büyükelçilik raporları, CIA’nin izlenimleri ve Pentagon değerlendirmeleri Ecevit’i Beyaz Saray için farklı bir düzleme sokmaya başlamıştı.
Karaoğlan’ın bazı konuşmalarında Amerika’yı hedef alışı şüphe ve kaygıyı körüklüyordu.
CIA raporunda Ecevit için “Ilımlı bir Batı aleyhtarı” ifadesi kullanılıyordu.
Ecevit’in sadece dışarıda değil, içeride de popülaritesi düşüyordu.
Artan şiddet olayları yüzünden istifa etmek zorunda kaldı.
Aynı yıl içinde Genelkurmay Başkanı Evren ABD’yi ziyaret edecek, Carter’ın Başdanışmanı Brzezinski ile görüşecekti.
Amerika’nın üzerinde durduğu nokta da verdiği mesaj da gayet netti: “İstikrarlı bir Türkiye istiyoruz, ama gidişat o yönde değil”
Ecevit’in yerine Demirel geliyor
Dış cephedeki tablo özetle buydu.
Ecevit’in yerini Demirel aldı.
Corbis-U1626879.jpg
Kısırdöngü sürüyordu.
1979 Kasım’ında güvenoyu verildi Demirel’e.
Generaller yapacakları darbenin niteliği ve zamanlamasını konuşmak üzere İstanbul’da buluşmuştu.
Demirel’in başbakanlığında kurulan azınlık hükümetini Milliyetçi Hareket Partisi ve Milli Selamet Partisi dışarıdan destekliyordu.
“100 gün” planı açıklandı.
Yeni hükümet yüz gün içinde belirlediği iki önemli sorunu; “anarşi ile enflasyonu” çözme sözü verdi.
Demirel zaman kazanmaya çalışırken, komutanlar da Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ü bir mektupla uyardı.
uncut_page_ancak-2-temmuzda-suleyman-demirel-hukumeti-guvenoyu-aldigi-icin-darbe-ertelendi-daha-sonra-28-31-agustosta-5-eylul-1980den-itibaren-her-an-hazir-olunmasi-emri-ozel-kuryelerle-komutanlara-iletildi_4850.jpg
Hemen o mektubun üzerine 1980’in ilk günü Çankaya’da bir görüşme yapıldı.
Ordu ABD gezisi sonrası, ne kadar ciddi olduğunun mesajını veriyordu.
Cumhurbaşkanlığı seçimi krizi
Kaosu tırmandıran ise Cumhurbaşkanlığı seçimi bunalımı oldu.
Korutürk’ün görev süresi dolmuş, Meclis’teki en büyük iki partinin liderleri henüz cumhurbaşkanlığı için aday bile belirlememişlerdi.
Adaylar son anda bulundu.
Ancak seçimler sırasında hiçbiri Cumhurbaşkanı olmak için “yeter oyu” alamıyordu…
Meclis onlarca defa tekrar oylama yaptı.
Fakat bir türlü yeni Cumhurbaşkanı seçilemedi.
Bayrak Operasyonu
Genelkurmay “Bayrak Operasyonu” için bastı düğmeye.
Haziran’da Evren, kuvvet komutanları ile Genelkurmay II. Başkanı Öztorun’u çağırmış ve kod adı “Bayrak Harekâtı” olan bir darbenin 11 Temmuz 1980'de gerçekleştirilmesini bildirmişti.
Sabahın dördünde ordu harekete geçecekti.
Ancak Temmuz’da Süleyman Demirel hükümeti güvenoyu alınca darbe ertelendi.
130520132157352048253_4 (1).jpg
Çorum olaylarının yankıları henüz dinmemişken bu kez gözler Karadeniz'e çevrildi.
Devrimci Yol’un bağımsız adayı Fikri Sönmez demokratik yollarla Fatsa belediyesinin başına geçmişti.
Belediye; halk komiteleri şeklinde örgütlenince Evren duruma el attı ve küçük terör odakları diye tanımladığı ilçeye nokta operasyonu düzenledi.
Belediye Başkanı dâhil 300 kişi gözaltına alındı, sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
Takvim yaprakları 12 Temmuz 1980’i gösteriyordu.
12 Eylül sabahı
Aradan iki ay geçti.
12 Eylül sabahı…
Önce radyo anonsları ardından televizyondaki o meşhur görüntü.
n_17604_1.jpg
Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in de aralarında yer aldığı dört kuvvet komutanını televizyonda görenler ordunun yönetime el koyduğunu anlamakta zorlanmamıştı.
Kaos o gün için durulmuş gibi göründü.
Ama faşist darbenin etkisi yıllar sürdü.
Temel insan hakları ve demokrasi askıya alındı; siyasetin kapısına kilit vuruldu.
İşkencelerde 171 kişi öldürüldü, 50 kişi idam edildi, 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon kişi fişlendi.
Türkiye aradan 39 yıl geçmesine rağmen hala o dönemin izlerini silmeye çalışıyor, o dönemin bugüne taşıdığı sorunlarla boğuşuyor.
https://www.borsagundem.com/haber/12-eylul-darbesine-giden-yolda-neler-yasandi/1435232
Dünyanın doğu-batı ya da sosyalist kapitalist bloklarla kamplaştığı bir süreç…
Bu tablonun Türkiye’ye izdüşümü ise sağ-sol kavgası…
Sadece gençlik değil…
Toplumun tüm kesimlerinde politik bir dinamizm hâkim.
Legal siyaset; Demirel-Ecevit kavgasına hapsolmuştu.
Corbis-42-18355061.jpg
Bunu dışlayan her iki kesimin; sağın da solun da elinde silah vardı.
Silahlı illegal sol dağınık; sağı ise MHP temsil ediyor.
MHP tek başına değil, ancak ülkü ocaklarıyla silahlı sokak siyasetini belirleyen ana aktörlerden biriydi.
Aynı kamplaşma polis, valilikler, adliye ve sağlıkta da hâkimdi.
Pek çoğunun kafasını kurcalayan ise silahlı kuvvetlerin statüsüydü.
Ordu, "gerek gördükçe" siyasete darbe ve muhtıralarla müdahale ediyor, siyasetin hem sağını hem solunu dizayn ediyordu.
74385f3858d86939b6a75a4a3243b9ba.jpg
Şili’de General Augusto Pinochet Cumhurbaşkanı Allende’yi kanlı bir darbeyle deviriyor, Demirel Ecevit’e “Bülende” yakıştırması yapıyordu; Ecevit’in iktidara gelmesi halinde aynı akıbete uğrayacağını ima ederek.
Sağ sıkıyönetimi dilinden düşürmüyordu.
Sadece Demirel değil, Türkeş de sıkıyönetim istiyor, generaller artık tarafsız görülmüyordu.
21 ayda 170 kişi öldü
Yıl 1976.
1977 seçimleri öncesi Faik Türün gibi bazı eski subaylar Adalet Partisi’ne katılmıştı.
5.jpg
Ecevit CHP’si ise Muhsin Batur gibi reformist subayları saflarına çekerek oyunu eşitlemeye çalışıyordu. Siyaset dengede tutunmaya çabalarken; üniversitelerdeki şiddet hızla artışa geçti.
21 aylık MC hükümeti yönetiminde 170 insan hayatını kaybetti, yüzlercesi yaralandı. 2 buçuk milyon işsizi, umutları gün geçtikçe tükenen gençleri ve kutuplaşmış siyasetiyle Türkiye saatli bombayı andırıyordu.
Yıllar sonra anlaşıldı ki; aslında karar çoktan verilmiş, ordunun müdahalesi için geri sayım başlamıştı. Tek önemsenen doğru zamanda karar kılmaktı.
Asker geri sayıma geçedursun; siyaset de genel seçime gitme kararı almıştı. Ama seçim kampanyası kutuplaşmayı daha arttırdı. Sandıklar açıldığında CHP oyların yüzde 41,4’ünü, AP ise yüzde 36,9’unu almıştı. En büyük parti olduğu için Ecevit’ten hükümeti kurması istendi. Ancak Türkiye tarihinin ilk azınlık hükümeti güvenoyu alamadı.
1 (1).jpg
Demirel liderliğinde II. Milliyetçi Cephe hükümeti göreve başladı.
Yeni hükümetin ilk 15 günündeki o 26 cinayet; ortamı iyice istikrarsızlaştırıyordu.
11 Aralık 1977 yerel seçimleri hükümetin kaderini belirleyecekti. Adalet Partisi de istifalarla sarsıldı. Demirel de tıpkı Ecevit gibi güvenoyuna gitti ama o da alamadı.
2 (1).jpg
Haliyle II.MC hükümeti de uzun ömürlü olmadı.
Toplumun sinir uçlarını kaşıyan saldırılar
Bir hafta sonra Güneş Motel pazarlıkları patladı; nam-ı diğer 11’ler olayı.
Ecevit o tarihi pazarlık sonrası AP’den kopardığı vekillerle yeterli sayıya ulaşmıştı.
Hükümet kuruldu kurulmasına ama şiddet durmadı.
1978 yılının ilk 15 gününde 30 siyasi cinayet işlendi, 200’den fazla insan yaralandı.
Sağ terör mangalarının faaliyetleri üzerine araştırmalar yapan Profesör Bedrettin Cömert öldürüldü önce.
Ardından Milliyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi.
Saldırılar toplumun sinir uçlarını kaşıyordu.
Aleviler hedef alındı.
Muhalefet sıkıyönetim ilanı istedi Ecevit’ten.
Ecevit önceleri yanaşmadı.
CHP lideri ruhsatsız silah taşıyanlara daha sert cezalar getiren, özel sivil mahkemelerin kurulmasını öngören yasalar önerdi.
1052’si sağcı, 778’i solcu olmak üzere 1999 kişi tutuklandı döneminde.
Maraş katliamı
Ancak sıkıyönetimden kaçınma umudu Kahramanmaraş katliamının patlak vermesiyle suya düştü.
Kahramanmaraş’taki katliam; Kayseri hava üssünden kalkan jetlerin alçak uçuşuyla kontrol altına alınıyordu.
Artık silahlı kuvvetler de işin içindeydi.
Ecevit 1978’in son günlerinde 13 ilde sıkıyönetim ilan etmek zorunda kaldı.
Geri sayım başlamıştı…
ABD’nin Türkiye ilgisi
Washington Türkiye ile daha yakından ilgilenmek zorundaydı zira o dönem ABD’nin en yakın müttefiklerinden İran şahı ülkesini terk etmek zorunda kalınca Ankara’nın önemi daha da arttı.
Batı bloğunun en ileri ucunda artık Türkiye vardı.
Hem de Sovyetlerin yanı başında.
Türkiye’yi kaybetmek sadece Ortadoğu’nun değil Batı Avrupa savunmasının da tökezlemesi demekti.
Corbis-0000221592-006.jpg
Carter ile iyi ilişkiler kuran Türkiye’nin genç Başbakanı Ecevit ABD için ilk başlarda kabul edilebilir bir ortaktı.
Ancak zaman içinde Ankara’dan gelen Büyükelçilik raporları, CIA’nin izlenimleri ve Pentagon değerlendirmeleri Ecevit’i Beyaz Saray için farklı bir düzleme sokmaya başlamıştı.
Karaoğlan’ın bazı konuşmalarında Amerika’yı hedef alışı şüphe ve kaygıyı körüklüyordu.
CIA raporunda Ecevit için “Ilımlı bir Batı aleyhtarı” ifadesi kullanılıyordu.
Ecevit’in sadece dışarıda değil, içeride de popülaritesi düşüyordu.
Artan şiddet olayları yüzünden istifa etmek zorunda kaldı.
Aynı yıl içinde Genelkurmay Başkanı Evren ABD’yi ziyaret edecek, Carter’ın Başdanışmanı Brzezinski ile görüşecekti.
Amerika’nın üzerinde durduğu nokta da verdiği mesaj da gayet netti: “İstikrarlı bir Türkiye istiyoruz, ama gidişat o yönde değil”
Ecevit’in yerine Demirel geliyor
Dış cephedeki tablo özetle buydu.
Ecevit’in yerini Demirel aldı.
Corbis-U1626879.jpg
Kısırdöngü sürüyordu.
1979 Kasım’ında güvenoyu verildi Demirel’e.
Generaller yapacakları darbenin niteliği ve zamanlamasını konuşmak üzere İstanbul’da buluşmuştu.
Demirel’in başbakanlığında kurulan azınlık hükümetini Milliyetçi Hareket Partisi ve Milli Selamet Partisi dışarıdan destekliyordu.
“100 gün” planı açıklandı.
Yeni hükümet yüz gün içinde belirlediği iki önemli sorunu; “anarşi ile enflasyonu” çözme sözü verdi.
Demirel zaman kazanmaya çalışırken, komutanlar da Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ü bir mektupla uyardı.
uncut_page_ancak-2-temmuzda-suleyman-demirel-hukumeti-guvenoyu-aldigi-icin-darbe-ertelendi-daha-sonra-28-31-agustosta-5-eylul-1980den-itibaren-her-an-hazir-olunmasi-emri-ozel-kuryelerle-komutanlara-iletildi_4850.jpg
Hemen o mektubun üzerine 1980’in ilk günü Çankaya’da bir görüşme yapıldı.
Ordu ABD gezisi sonrası, ne kadar ciddi olduğunun mesajını veriyordu.
Cumhurbaşkanlığı seçimi krizi
Kaosu tırmandıran ise Cumhurbaşkanlığı seçimi bunalımı oldu.
Korutürk’ün görev süresi dolmuş, Meclis’teki en büyük iki partinin liderleri henüz cumhurbaşkanlığı için aday bile belirlememişlerdi.
Adaylar son anda bulundu.
Ancak seçimler sırasında hiçbiri Cumhurbaşkanı olmak için “yeter oyu” alamıyordu…
Meclis onlarca defa tekrar oylama yaptı.
Fakat bir türlü yeni Cumhurbaşkanı seçilemedi.
Bayrak Operasyonu
Genelkurmay “Bayrak Operasyonu” için bastı düğmeye.
Haziran’da Evren, kuvvet komutanları ile Genelkurmay II. Başkanı Öztorun’u çağırmış ve kod adı “Bayrak Harekâtı” olan bir darbenin 11 Temmuz 1980'de gerçekleştirilmesini bildirmişti.
Sabahın dördünde ordu harekete geçecekti.
Ancak Temmuz’da Süleyman Demirel hükümeti güvenoyu alınca darbe ertelendi.
130520132157352048253_4 (1).jpg
Çorum olaylarının yankıları henüz dinmemişken bu kez gözler Karadeniz'e çevrildi.
Devrimci Yol’un bağımsız adayı Fikri Sönmez demokratik yollarla Fatsa belediyesinin başına geçmişti.
Belediye; halk komiteleri şeklinde örgütlenince Evren duruma el attı ve küçük terör odakları diye tanımladığı ilçeye nokta operasyonu düzenledi.
Belediye Başkanı dâhil 300 kişi gözaltına alındı, sokağa çıkma yasağı ilan edildi.
Takvim yaprakları 12 Temmuz 1980’i gösteriyordu.
12 Eylül sabahı
Aradan iki ay geçti.
12 Eylül sabahı…
Önce radyo anonsları ardından televizyondaki o meşhur görüntü.
n_17604_1.jpg
Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in de aralarında yer aldığı dört kuvvet komutanını televizyonda görenler ordunun yönetime el koyduğunu anlamakta zorlanmamıştı.
Kaos o gün için durulmuş gibi göründü.
Ama faşist darbenin etkisi yıllar sürdü.
Temel insan hakları ve demokrasi askıya alındı; siyasetin kapısına kilit vuruldu.
İşkencelerde 171 kişi öldürüldü, 50 kişi idam edildi, 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon kişi fişlendi.
Türkiye aradan 39 yıl geçmesine rağmen hala o dönemin izlerini silmeye çalışıyor, o dönemin bugüne taşıdığı sorunlarla boğuşuyor.
https://www.borsagundem.com/haber/12-eylul-darbesine-giden-yolda-neler-yasandi/1435232
11 Eylül 2019 Çarşamba
Milyarder spekülator nasıl sağcı hükümetlerin hedefi oldu?
George Soros, bir "hayırsever" iken, nasıl olup da ABD'den Avustralya'ya Macaristan'dan Honduras'a sağ iktidarların küresel komplo iddialarının odağına yerleşti...
Macaristan doğumlu Yahudi asıllı Amerikalı işadamı George Soros dünyanın farklı köşelerindeki çeşitli sosyal destek projelerine bugüne kadar 32 milyar dolar harcayan bir "hayırsever" iken, nasıl olup da ABD'den Avustralya'ya Macaristan'dan Honduras'a sağ iktidarların küresel komplo iddialarının odağına yerleşti? Mike Rudin iddiaları ve gerisindekileri araştırdı:
Geçen yılın Ekim ayının sakin bir Pazartesi öğleden sonrası, mülti-milyarder işadamı George Soros'un New York eyaletinin kuzeyinde, yeşillikler içindeki korunaklı malikanesinin posta kutusuna irice bir sarı zarf bırakıldı.
Zarf kuşkulu görünüyordu. İade adresi yanlış yazılmış ve sabah postasından sonra gelmişti. Hemen polis çağırıldı ve kısa süre içinde Federal Soruşturma Bürosu FBI ajanları da geldi.
Hava baloncuklu sarı zarf güvenlik görevlileri tarafından dikkatle açıldı, içinden Soros'un üzerine kırmızı kalem ile çarpı işareti konmuş bir fotoğrafı çıktı. Fotoğrafın yanısıra zarfta 15 santimlik plastik bir boru, küçük bir saat, teller, pil ve kara baruttan imal edilmiş bir tür el yapımı bomba da vardı.
Eski başkan Barack Obama, eski dışişleri bakanı Hillary Clinton ve önde gelen Demokrat siyasetçilere de buna çok benzeyen 10'u aşkın zarf yollanmıştı.
Zarfların içindeki düzeneklerin hiç biri patlamadı. FBI bombaların izini sürdü ve Florida'da bir süpermarketin otoparkına bırakılan, Trump yanlısı ve Demokrat karşıtı çıkartmalarla süslenmiş beyaz bir minibüse ulaştı.
Sağcı medya derhal bunun kritik Kongre ara seçimi öncesinde Başkan Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti'yi karalamayı amaçlayan bir "yalan haber" olduğunu ileri süren haberler yayınladı.
Fox Business kanalında sohbet programı yapan Lou Dobbs "Sahte Haber - Sahte Bombalar. Böyle bir sahtecilikten kimin çıkarı olabilir?" diye sordu.
Muhafazakar radyo şovu sunucusu Rush Limbaugh "Cumhuriyetçiler böyle şeyler yapmaz" diye ekledi.
Image captionMuhafazakar göstericiler "Sahte Haber Sahte Bombalar" pankartlarıyla yürüdü
Hemen ardından internette bombalı zarfların bizzat Soros tarafından örgütlenmiş bir komplo olduğu iddiaları dolaşmaya başladı.
Başkan Trump "iğrenç bir eylem" diye nitelediği olayı kınadıysa da Beyaz Saray'daki basın toplantısını dinleyenlerden biri "Soros! Kodese atın!" diye bağırdığı zaman anlamlı anlamlı gülümsedi.
Sonunda zarflarla ilgili olarak Cesar Sayoc adında 56 yaşında Floridalı biri tutuklandı.
Komplo teoricileri bu kişinin aslında Cumhuriyetçi olmadığını ileri sürmeye başladı.
Fakat eski bir iş arkadaşı bana bizzat Sayoc'un, üzerinde Trump yanlısı çıkartmalar bulunan minibüsüyle pizza dağıtımı yaptığını ve müşterilerin evlerinde Demokratların afişlerini görürse onlarla tartışmaya girdiğini anlattı:
"Onun için herşey bir komploydu. George Soros'un hepsinin arkasındaki kişi olduğuna inanıyordu. Soros Demokrat Parti'yi satın almıştı ve Amerika Birleşik Devletleri'nde ters giden ne varsa onun odağında Soros vardı."
Sayoc'un sosyal medya hesapları da onunla ilgili önemli bilgiler veriyordu.
George Soros'un posta kutusuna bombalı zarf konduğunda Sayoc "Dünya George Soros'un yarattığı dehşetin bilincine varıyor" yazılı bir afişi sosyal medyaya koymuştu.
Sayoc, mahkemede adam öldürmeye ya da yaralamaya teşebbüs de dahil hakkındaki 65 farklı suçlamayı kabul etti ve 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
'Hayırsever' işadamından 'küresel komplonun arkasındaki kötü adam'a
Soros İngiltere'de 1992'de Merkez Bankası'nı çökerten adam olarak tanınıyor.
Diğer döviz spekülatörleriyle birlikte büyük miktarda sterlini ucuzken alıp pahalanınca satmak suretiyle paranın değerinde büyük oynamalara yol açmış, sonunda İngiltere, Avrupa Birliği içinde kurları belirleyen mekanizmadan çıkmak zorunda kalmıştı.
Bu süreçte Soros 1 milyar sterlin kar etti.
İkinci Dünya Savaşı sırasında soykırımdan kurtulan Yahudi asıllı bir Macar göçmeni olan Soros'un döviz spekülasyonundan toplam 44 milyar dolarlık bir servet yaptığı tahmin ediliyor.
İlginç olan Soros'un bu servetin önemli bir kısmını dünyanın farklı yerlerindeki binlerce sağlık, eğitim, insan hakları ve demokrasi projesi için harcamasıydı.
1979 yılında oluşturduğu Açık Toplum Vakıfları şu anda 120'yi aşkın ülkede faaliyet gösteriyor.
Fakat "liberal demokrasi"yi geliştirme hedefli bu dev faaliyet ağı kendisini bir yandan da komplo teorilerinin odağına oturtuyor.
George Soros hakkındaki komplo teorileri ilk olarak 1990'ların başlarında ortaya atılmaya başladı. Fakat asıl 2003'te Irak savaşını kınaması ve ABD'de Demokrat Parti'ye milyonlarca dolar bağış yapmaya başlamasıyla tırmandı.
O zaman bu zamandır Amerikan sağındaki yorumcular ve siyasetçilerin Soros nefreti hızla büyüyor ve iddiaların çoğu gerçeklere dayanmıyor.
Donald Trump'ın seçim zaferi ardından Soros hakkındaki salvolar yeni ve tehlikeli bir düzeye erişti.
Charlottesville iddiaları
2017 yılında Trump'ın başkanlığının 8. ayında, Virginia eyaletinin Charlottesville kentinde neo naziler meşaleli bir gece yürüyüşü yaptılar.
Karşı göstericiler ile giriştikleri çatışmalar sırasında, bir ırkçı aracını kalabalığın içine sürdü ve 32 yaşındaki Heather Heyer'i ezerek öldürdü.
ABD'li sağcı çevrelerde kısa süre sonra bu şiddetin Soros tarafından Başkan Trump'ın itibarını zedelemek amacıyla örgütlendiği iddiaları yayılmaya başlandı.
Bu iddialara göre komplonun odağında Brennan Gilmore adlı biri vardı. Aracın ırkçılara karşı gösteri yapan topluluğun üzerine sürülmesini videoya çeken kişi oydu.
Sağcı radyo sunucusu Alex Jones Gilmore'a Soros tarafından "Başkan Trump'ın devrilmesine yönelik derin devlet operasyonunun bir parçası olarak" yılda 320 bin dolar ödendiğini iddia etti.
Fakat iddia edilen bağlantı çok kuşkuluydu.
Soros, videoyu çeken Gilmore'un yanında çalıştığı, Demokrat Virginia vali adayı Tom Perriello'nun seçim kampanyasına 500 bin dolar bağışlamıştı. Ama bunun ötesinde Soros ya da Açık Toplum Vakfı'nın herhangi bir şekilde Charlottesville'deki ırkçılık karşıtlarını protestoya sevkettiği ya da onlara para ödediğine ilişkin bir kanıt yoktu.
Gilmore hiç bir zaman Soros'dan hiç bir ödeme almamıştı ve hakkında bu iddiaları ortaya atan sunucu Alex Jones ve diğer kişiler hakkında kendisine iftira ettikleri gerekçesiyle dava açtı.
Göçmen konvoyu 'komplosu' iddiaları
Geçen sonbaharda tam da Cumhuriyetçilerin Kongre'deki denetiminin zayıflamasıyla sonuçlanabilecek Kongre ara seçimleri öncesinde Honduras'dan binlerce göçmenden oluşan dev bir konvoy ABD sınırına doğru ilerlemeye başladı.
Göçmenlerin hareketlenmesi hemen Soros'a bağlandı.
Fox Haber defalarca Soros'un açık sınır ve sınırsız göç politikaları güttüğüne ilişkin iddialar yayınladı.
Cumhuriyetçi eski Kongre üyesi Jack Kingston bana "Bu çok örgütlü bir şey ve arkasında biri var. Biri bunu finanse ediyor ve bu tam da George Soros'un karışabileceği türden bir iş" diye konuştu.
Başkan Trump da iddialara, Honduras'ta insanlara ABD sınırına yığılmaları için para dağıtıldığını gösterdiği iddia edilen bir video tweetleyerek katıldı ve bu işin arkasında Soros'un olabileceğini ima etti.
Beyaz Saray'ın önünde "Göç kervanını Soros mu finanse ediyor?" şeklindeki bir soruyu "Hiç şaşırmam. Bir çok kişi böyle olduğunu söylüyor" diye yanıtladı.
Geçen yıl Honduras'tan ABD sınırına yürüyen göçmenlerden Cindy Jerezano ile görüştüm. Kendisine kimsenin para teklif etmediğini, Honduras'dan sınırdaki San Diego kasabasına giden 3bin kilometrelik bu yolculuğa kendi iradesiyle çıktığını söyledi.
Cindy, ABD'ye ulaştığında San Diego Katolik kilisesine bağlı bir yardım kuruluşundan destek gördüğünü anlattı.
Yardım kuruluşunun mülteci ve göçmen hizmetleri bölümü başkanı Nadine Toppozada ile görüştüm.
Kendileriyle çalışan avukatların mültecilerle ayrıntılı görüşmeler yaptığını fakat, hiç kimsenin kendilerine Soros'tan bahsetmediğini, göç hareketiyle Soros'un ilgisi bulunduğuna dair hiç bir kanıta rastlamadıklarını söyledi.
Dahası, Trump tarafından kanıt diye tweetlenen videonun da hileli olduğu kısa süre içinde ortaya çıktı.
Yayınlandıktan sadece bir kaç saat sonra gazeteciler bu görüntülerin Honduras değil Guatemala'da çekildiğini ve dikkatle incelendiğinde yardım görevlisi olduğu öne sürülen kişilerden en az birinin silahlı olduğunu ortaya çıkardılar.
Aslında göçmenlerin yolculuğunun tamamı filme alınmıştı. Yerel yardım kuruluşlarının göçmenlere yardım ettiği görülebiliyordu. Fakat kayıtlarda Soros kaynaklı bir yardım faaliyeti yoktu.
27 Ekim 2018 tarihinde, göçmen kervanıyla ilgili ilk komplo teorileri ortaya çıktıktan bir kaç gün, Soros'un evine boru bombalı zarf bırakıldıktan ise beş gün sonra, bir makinalı tüfek ve üç tabanca kuşanmış beyaz bir Amerikalı, Pittsburgh'daki bir sinagoga girerek ateş açtı ve 11 Yahudi'yi öldürdü.
Bu, ABD tarihinin Yahudileri hedefleyen en kanlı saldırısıydı ve George Soros hakkındaki komplo teorilerine saplantılı bir adam tarafından gerçekleştirilmişti.
Silahlı saldırının faili Robert Bowers'ın sosyal medya hesapları görüşlerini açıkça ortaya koyuyordu.
Bowers "beyaz soykırım" adlı Yahudi düşmanlığına dayalı karanlık bir komplo teorisine inanıyordu.
Bu teoriye göre beyazlar yavaş yavaş göçmenlerle ikame ediliyordu ve zaman içinde yok edilmeleri hedefleniyordu.
Charlottesville'deki neo-Nazilerin "Yahudiler bizim yerimizi alamayacak" sloganının ardında yatan da bu inanıştı, ve bu planın arkasındaki "kötü adam"ın George Soros olduğuna inanılıyordu.
Görüştüğüm Network Contagion adlı Amerikan araştırma enstitüsünün başkanı Joel Finkelstein, Bowers'ın Soros'tan "Beyaz soykırımını finanse eden ve basını kontrol eden Yahudi" diye söz ettiği, Soros'u ABD'deki silah karşıtı lobiyi ve sınırların açılmasını destekleyen bir kişi olarak tarif ettiği bir sosyal medya iletisini gösterdi.
Hedef olduğu diğer ülkeler
İktidar çevreleri ve sağ odaklarda George Soros nefretinin yayıldığı ülkeler arasında Ermenistan, Avustralya, Honduras, Filipinler, Rusya ve daha niceleri var.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da geçen yıl "Macar Yahudisi" diye tanımladığı Soros'u Gezi Parkı gösterilerinin ve genel olarak ülkeyi bölmeye yönelik bir komplonun ardında olmakla suçladı.
İtalya'da eski başbakan yardımcısı Matteo Salvini Soros'u "ülkeyi göçmenlerle doldurmaya çalışmak" ile suçlamış "çünkü köle seviyor" dedi.
İngiltere'de göçmen karşıtı sağcı Brexit Partisi lideri Nigel Farage Soros'un "insanları Avrupa'yı işgale teşvik etmek" ile suçlamış ve bunun bir çok açıdan "Batı Dünyası'na yönelik en büyük tehdit" olduğunu söyledi.
Fakat Soros düşmanlığının diğer bütün ülkelerin önüne geçtiği bir ülke var: Soros'un okullarda bedava yemek dağıtımı ve insan hakları projelerine, hatta üniversite kurmaya milyonlarca dolar harcadığı, doğum yeri Macaristan.
Başbakan Viktor Orban ve milliyetçi popülist hükümeti Soros'un Macaristan'a göçmenleri yığarak ülkeyi yıkıma uğratmaya yönelik gizli bir planın peşinde olduğunu ileri sürüyor.
Açık Toplum Vakfı başkan yardımcısı Leonard Benardo, bunun apaçık bir yalan olduğunu söylüyor:
"Bu bir yalan. Ne George Soros ne de Açık Toplum Vakfı sınırların açılmasını savunuyor."
Fakat bu tür açıklamalar Macaristan hükümetinin çizgisini etkilemiyor. Hükümet "Son gülen Soros olmayacak" medya kampanyasına 100 milyon euro harcadı ve "Soros'a Dur De" adını verdiği kanunlarla kaçak göçmenlere yardım etmeyi suç haline getirdi, göçmenleri teşvik ettiğini öne sürdüğü kuruluşlara ek vergiler getirdi.
Macar hükümet sözcüsü Zoltan Kovacs bana, "Soros imparatorluğuna son yirmi yıldır milyarlarca dolar gidiyor. Bu büyük para ve hiç kimse bu kadar paranın koşulsuz, amaçsız akıtıldığını düşünecek kadar naif olamaz" dedi.
Soros tarafından kurulan Avrupa Merkez Üniversitesi rektörü, liberal yazar Michael Ignatieff "Orban hükümeti Soros'un bir numaralı halk düşmanı ilan etmeye karar verdi" diye özetliyor.
Neden Soros?
Bu kararı anlamak için yine ABD'nin New York eyaletine dönmemiz gerekiyor.
Viktor Orban 2013 yılında yeniden seçime girmeden önce, efsanevi Amerikalı siyasi danışman Arthur Finkelstein'e (Yazıda sözü geçen Joel Finkelstein ile akrabalığı yok) başvurdu.
Finkelstein'ın Irvington'da yani Soros'un New York eyaletindeki malikanesine 20 kilometre mesafede, bir kuaförün üst katında, küçük bir ofisi vardı.
2017'de ölen Finkelstein, Donald Trump, baba George Bush, Ronald Reagan ve Richard Nixon'un başkanlık kampanyalarında çalışmıştı ve Amerikan siyasetinde "liberal" kelimesini siyasi hakarete dönüştüren kişi olarak ün yapmıştı.
İsveç'te yayınlanan Das Magazin dergisinden gazeteci Hannes Grassegger, Finkelstein'ın siyasete "Finkel Düşüncesi" diye adlandırılan yeni bir tarz getirdiğini yazıyor.
'Mükemmel bir düşman seçmek'
"Arthur Finkelstein daima şunu söylerdi: 'Taliban'la uğraşma, Usame bin Ladin'le uğraş.' Yani kişiselleştirmek gerekiyordu. Mükemmel bir düşman profili seçip bu kişiye tüm kuvvetinizle yükleniyordunuz. Öyle ki insanlar bu kişiden korkar oluyordu. Finkelstein kendi adayının politikalarını anlatmaya hiç girmemek gerektiğini düşünürdü, çünkü bunun bir önemi yoktu."
Finkelstein, Viktor Orban'ın Macaristan'da yeniden başbakan seçilebilmesinin en iyi yolunun bir düşman bulmak olduğunu gördü. Soros'u önerdi ve bu mükemmel bir seçimdi.
Grassegger "Sağ Soros'dan nefret etti çünkü Yahudi'ydi. En soldakiler de ondan nefret etti çünkü kapitalistti" diyor.
İlginç olan bu "Yahudi komplosu" teorisinin arkasında kendisi de Yahudi olan Arthur Finkelstein'in bulunmasıydı.
Orban, Finkelstein'ın tavsiyelerini harfiyyen yerine getirdi, hatta daha ileri gitti.
2018 genel seçimlerinden önce Soros'u yeniden gündeme getiren Orban şöyle konuşuyordu:
"Bizden çok farklı bir düşmanla karşı karşıyayız. Açıkta değil, saklanıyor. Açık konuşmuyor, kurnaz. Dürüst değil ama prensipleri de yok. Ulusal değil uluslararası. Çalışmaya değil, döviz spekülasyonuna inanıyor. Vatanı yok ama bütün dünyanın sahibi olduğunu sanıyor."
Orban bir kez daha ve ezici bir seçim zaferiyle iktidara geldi. Seçimden sonra Soros tarafından desteklenen kurumlara yönelik baskılar yoğunlaştı.
Mayıs ayında Açık Toplum Vakfı Macaristan'daki şubesini kapattı.
'1930'ların Yahudi düşmanlığı canlandırılıyor'
Michael Ignatieff Budapeşte'deki Avrupa Merkez Üniversitesi'ni kapatmamak için direndi.
1944'de sadece iki ay içinde yarım milyon Yahudi asıllı Macar vatandaşının öldürüldüğü Macaristan gibi bir ülkede bu tür Yahudi düşmanı bir söylemin çok tehlikeli olduğunu söylüyor.
Ignatieff, Soros karşıtı kampanyayı "1930'ların Yahudi düşmanı söylemlerinin bütün ince detaylarıyla yeniden canlandırılması" olarak değerlendiriyor:
"Tam bir fantezi bu. 21. yüzyıl polikası bu işte. Bir düşmanın yoksa hemen yarat ve onu olduğunca güçlü göster ve bingo! Tabanın harekete geçiyor ve seçimi kazanıyorsun."
"Soykırım olmadı" diyen birine karşı İngiltere mahkemelerinde açtığı davayı kazanan Profesör Deborah Lipstadt da aşırı sağ hükümetlerin söylemlerinin çok kaygı verici olduğu görüşünü paylaşıyor.
"Bu tür söylemler beni dehşete düşürüyor. Eskiden karanlık köşelerde, barlarda duyabileceğiniz türden şeyleri politikacılar, ulusal liderlerden duyuyorsunuz. Bu dilin bu şekilde kullanılması şok edici."
(BBCTürkçe)
Macaristan doğumlu Yahudi asıllı Amerikalı işadamı George Soros dünyanın farklı köşelerindeki çeşitli sosyal destek projelerine bugüne kadar 32 milyar dolar harcayan bir "hayırsever" iken, nasıl olup da ABD'den Avustralya'ya Macaristan'dan Honduras'a sağ iktidarların küresel komplo iddialarının odağına yerleşti? Mike Rudin iddiaları ve gerisindekileri araştırdı:
Geçen yılın Ekim ayının sakin bir Pazartesi öğleden sonrası, mülti-milyarder işadamı George Soros'un New York eyaletinin kuzeyinde, yeşillikler içindeki korunaklı malikanesinin posta kutusuna irice bir sarı zarf bırakıldı.
Zarf kuşkulu görünüyordu. İade adresi yanlış yazılmış ve sabah postasından sonra gelmişti. Hemen polis çağırıldı ve kısa süre içinde Federal Soruşturma Bürosu FBI ajanları da geldi.
Hava baloncuklu sarı zarf güvenlik görevlileri tarafından dikkatle açıldı, içinden Soros'un üzerine kırmızı kalem ile çarpı işareti konmuş bir fotoğrafı çıktı. Fotoğrafın yanısıra zarfta 15 santimlik plastik bir boru, küçük bir saat, teller, pil ve kara baruttan imal edilmiş bir tür el yapımı bomba da vardı.
Eski başkan Barack Obama, eski dışişleri bakanı Hillary Clinton ve önde gelen Demokrat siyasetçilere de buna çok benzeyen 10'u aşkın zarf yollanmıştı.
Zarfların içindeki düzeneklerin hiç biri patlamadı. FBI bombaların izini sürdü ve Florida'da bir süpermarketin otoparkına bırakılan, Trump yanlısı ve Demokrat karşıtı çıkartmalarla süslenmiş beyaz bir minibüse ulaştı.
Sağcı medya derhal bunun kritik Kongre ara seçimi öncesinde Başkan Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti'yi karalamayı amaçlayan bir "yalan haber" olduğunu ileri süren haberler yayınladı.
Fox Business kanalında sohbet programı yapan Lou Dobbs "Sahte Haber - Sahte Bombalar. Böyle bir sahtecilikten kimin çıkarı olabilir?" diye sordu.
Muhafazakar radyo şovu sunucusu Rush Limbaugh "Cumhuriyetçiler böyle şeyler yapmaz" diye ekledi.
Image captionMuhafazakar göstericiler "Sahte Haber Sahte Bombalar" pankartlarıyla yürüdü
Hemen ardından internette bombalı zarfların bizzat Soros tarafından örgütlenmiş bir komplo olduğu iddiaları dolaşmaya başladı.
Başkan Trump "iğrenç bir eylem" diye nitelediği olayı kınadıysa da Beyaz Saray'daki basın toplantısını dinleyenlerden biri "Soros! Kodese atın!" diye bağırdığı zaman anlamlı anlamlı gülümsedi.
Sonunda zarflarla ilgili olarak Cesar Sayoc adında 56 yaşında Floridalı biri tutuklandı.
Komplo teoricileri bu kişinin aslında Cumhuriyetçi olmadığını ileri sürmeye başladı.
Fakat eski bir iş arkadaşı bana bizzat Sayoc'un, üzerinde Trump yanlısı çıkartmalar bulunan minibüsüyle pizza dağıtımı yaptığını ve müşterilerin evlerinde Demokratların afişlerini görürse onlarla tartışmaya girdiğini anlattı:
"Onun için herşey bir komploydu. George Soros'un hepsinin arkasındaki kişi olduğuna inanıyordu. Soros Demokrat Parti'yi satın almıştı ve Amerika Birleşik Devletleri'nde ters giden ne varsa onun odağında Soros vardı."
Sayoc'un sosyal medya hesapları da onunla ilgili önemli bilgiler veriyordu.
George Soros'un posta kutusuna bombalı zarf konduğunda Sayoc "Dünya George Soros'un yarattığı dehşetin bilincine varıyor" yazılı bir afişi sosyal medyaya koymuştu.
Sayoc, mahkemede adam öldürmeye ya da yaralamaya teşebbüs de dahil hakkındaki 65 farklı suçlamayı kabul etti ve 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
'Hayırsever' işadamından 'küresel komplonun arkasındaki kötü adam'a
Soros İngiltere'de 1992'de Merkez Bankası'nı çökerten adam olarak tanınıyor.
Diğer döviz spekülatörleriyle birlikte büyük miktarda sterlini ucuzken alıp pahalanınca satmak suretiyle paranın değerinde büyük oynamalara yol açmış, sonunda İngiltere, Avrupa Birliği içinde kurları belirleyen mekanizmadan çıkmak zorunda kalmıştı.
Bu süreçte Soros 1 milyar sterlin kar etti.
İkinci Dünya Savaşı sırasında soykırımdan kurtulan Yahudi asıllı bir Macar göçmeni olan Soros'un döviz spekülasyonundan toplam 44 milyar dolarlık bir servet yaptığı tahmin ediliyor.
İlginç olan Soros'un bu servetin önemli bir kısmını dünyanın farklı yerlerindeki binlerce sağlık, eğitim, insan hakları ve demokrasi projesi için harcamasıydı.
1979 yılında oluşturduğu Açık Toplum Vakıfları şu anda 120'yi aşkın ülkede faaliyet gösteriyor.
Fakat "liberal demokrasi"yi geliştirme hedefli bu dev faaliyet ağı kendisini bir yandan da komplo teorilerinin odağına oturtuyor.
George Soros hakkındaki komplo teorileri ilk olarak 1990'ların başlarında ortaya atılmaya başladı. Fakat asıl 2003'te Irak savaşını kınaması ve ABD'de Demokrat Parti'ye milyonlarca dolar bağış yapmaya başlamasıyla tırmandı.
O zaman bu zamandır Amerikan sağındaki yorumcular ve siyasetçilerin Soros nefreti hızla büyüyor ve iddiaların çoğu gerçeklere dayanmıyor.
Donald Trump'ın seçim zaferi ardından Soros hakkındaki salvolar yeni ve tehlikeli bir düzeye erişti.
Charlottesville iddiaları
2017 yılında Trump'ın başkanlığının 8. ayında, Virginia eyaletinin Charlottesville kentinde neo naziler meşaleli bir gece yürüyüşü yaptılar.
Karşı göstericiler ile giriştikleri çatışmalar sırasında, bir ırkçı aracını kalabalığın içine sürdü ve 32 yaşındaki Heather Heyer'i ezerek öldürdü.
ABD'li sağcı çevrelerde kısa süre sonra bu şiddetin Soros tarafından Başkan Trump'ın itibarını zedelemek amacıyla örgütlendiği iddiaları yayılmaya başlandı.
Bu iddialara göre komplonun odağında Brennan Gilmore adlı biri vardı. Aracın ırkçılara karşı gösteri yapan topluluğun üzerine sürülmesini videoya çeken kişi oydu.
Sağcı radyo sunucusu Alex Jones Gilmore'a Soros tarafından "Başkan Trump'ın devrilmesine yönelik derin devlet operasyonunun bir parçası olarak" yılda 320 bin dolar ödendiğini iddia etti.
Fakat iddia edilen bağlantı çok kuşkuluydu.
Soros, videoyu çeken Gilmore'un yanında çalıştığı, Demokrat Virginia vali adayı Tom Perriello'nun seçim kampanyasına 500 bin dolar bağışlamıştı. Ama bunun ötesinde Soros ya da Açık Toplum Vakfı'nın herhangi bir şekilde Charlottesville'deki ırkçılık karşıtlarını protestoya sevkettiği ya da onlara para ödediğine ilişkin bir kanıt yoktu.
Gilmore hiç bir zaman Soros'dan hiç bir ödeme almamıştı ve hakkında bu iddiaları ortaya atan sunucu Alex Jones ve diğer kişiler hakkında kendisine iftira ettikleri gerekçesiyle dava açtı.
Göçmen konvoyu 'komplosu' iddiaları
Geçen sonbaharda tam da Cumhuriyetçilerin Kongre'deki denetiminin zayıflamasıyla sonuçlanabilecek Kongre ara seçimleri öncesinde Honduras'dan binlerce göçmenden oluşan dev bir konvoy ABD sınırına doğru ilerlemeye başladı.
Göçmenlerin hareketlenmesi hemen Soros'a bağlandı.
Fox Haber defalarca Soros'un açık sınır ve sınırsız göç politikaları güttüğüne ilişkin iddialar yayınladı.
Cumhuriyetçi eski Kongre üyesi Jack Kingston bana "Bu çok örgütlü bir şey ve arkasında biri var. Biri bunu finanse ediyor ve bu tam da George Soros'un karışabileceği türden bir iş" diye konuştu.
Başkan Trump da iddialara, Honduras'ta insanlara ABD sınırına yığılmaları için para dağıtıldığını gösterdiği iddia edilen bir video tweetleyerek katıldı ve bu işin arkasında Soros'un olabileceğini ima etti.
Beyaz Saray'ın önünde "Göç kervanını Soros mu finanse ediyor?" şeklindeki bir soruyu "Hiç şaşırmam. Bir çok kişi böyle olduğunu söylüyor" diye yanıtladı.
Geçen yıl Honduras'tan ABD sınırına yürüyen göçmenlerden Cindy Jerezano ile görüştüm. Kendisine kimsenin para teklif etmediğini, Honduras'dan sınırdaki San Diego kasabasına giden 3bin kilometrelik bu yolculuğa kendi iradesiyle çıktığını söyledi.
Cindy, ABD'ye ulaştığında San Diego Katolik kilisesine bağlı bir yardım kuruluşundan destek gördüğünü anlattı.
Yardım kuruluşunun mülteci ve göçmen hizmetleri bölümü başkanı Nadine Toppozada ile görüştüm.
Kendileriyle çalışan avukatların mültecilerle ayrıntılı görüşmeler yaptığını fakat, hiç kimsenin kendilerine Soros'tan bahsetmediğini, göç hareketiyle Soros'un ilgisi bulunduğuna dair hiç bir kanıta rastlamadıklarını söyledi.
Dahası, Trump tarafından kanıt diye tweetlenen videonun da hileli olduğu kısa süre içinde ortaya çıktı.
Yayınlandıktan sadece bir kaç saat sonra gazeteciler bu görüntülerin Honduras değil Guatemala'da çekildiğini ve dikkatle incelendiğinde yardım görevlisi olduğu öne sürülen kişilerden en az birinin silahlı olduğunu ortaya çıkardılar.
Aslında göçmenlerin yolculuğunun tamamı filme alınmıştı. Yerel yardım kuruluşlarının göçmenlere yardım ettiği görülebiliyordu. Fakat kayıtlarda Soros kaynaklı bir yardım faaliyeti yoktu.
27 Ekim 2018 tarihinde, göçmen kervanıyla ilgili ilk komplo teorileri ortaya çıktıktan bir kaç gün, Soros'un evine boru bombalı zarf bırakıldıktan ise beş gün sonra, bir makinalı tüfek ve üç tabanca kuşanmış beyaz bir Amerikalı, Pittsburgh'daki bir sinagoga girerek ateş açtı ve 11 Yahudi'yi öldürdü.
Bu, ABD tarihinin Yahudileri hedefleyen en kanlı saldırısıydı ve George Soros hakkındaki komplo teorilerine saplantılı bir adam tarafından gerçekleştirilmişti.
Silahlı saldırının faili Robert Bowers'ın sosyal medya hesapları görüşlerini açıkça ortaya koyuyordu.
Bowers "beyaz soykırım" adlı Yahudi düşmanlığına dayalı karanlık bir komplo teorisine inanıyordu.
Bu teoriye göre beyazlar yavaş yavaş göçmenlerle ikame ediliyordu ve zaman içinde yok edilmeleri hedefleniyordu.
Charlottesville'deki neo-Nazilerin "Yahudiler bizim yerimizi alamayacak" sloganının ardında yatan da bu inanıştı, ve bu planın arkasındaki "kötü adam"ın George Soros olduğuna inanılıyordu.
Görüştüğüm Network Contagion adlı Amerikan araştırma enstitüsünün başkanı Joel Finkelstein, Bowers'ın Soros'tan "Beyaz soykırımını finanse eden ve basını kontrol eden Yahudi" diye söz ettiği, Soros'u ABD'deki silah karşıtı lobiyi ve sınırların açılmasını destekleyen bir kişi olarak tarif ettiği bir sosyal medya iletisini gösterdi.
Hedef olduğu diğer ülkeler
İktidar çevreleri ve sağ odaklarda George Soros nefretinin yayıldığı ülkeler arasında Ermenistan, Avustralya, Honduras, Filipinler, Rusya ve daha niceleri var.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da geçen yıl "Macar Yahudisi" diye tanımladığı Soros'u Gezi Parkı gösterilerinin ve genel olarak ülkeyi bölmeye yönelik bir komplonun ardında olmakla suçladı.
İtalya'da eski başbakan yardımcısı Matteo Salvini Soros'u "ülkeyi göçmenlerle doldurmaya çalışmak" ile suçlamış "çünkü köle seviyor" dedi.
İngiltere'de göçmen karşıtı sağcı Brexit Partisi lideri Nigel Farage Soros'un "insanları Avrupa'yı işgale teşvik etmek" ile suçlamış ve bunun bir çok açıdan "Batı Dünyası'na yönelik en büyük tehdit" olduğunu söyledi.
Fakat Soros düşmanlığının diğer bütün ülkelerin önüne geçtiği bir ülke var: Soros'un okullarda bedava yemek dağıtımı ve insan hakları projelerine, hatta üniversite kurmaya milyonlarca dolar harcadığı, doğum yeri Macaristan.
Başbakan Viktor Orban ve milliyetçi popülist hükümeti Soros'un Macaristan'a göçmenleri yığarak ülkeyi yıkıma uğratmaya yönelik gizli bir planın peşinde olduğunu ileri sürüyor.
Açık Toplum Vakfı başkan yardımcısı Leonard Benardo, bunun apaçık bir yalan olduğunu söylüyor:
"Bu bir yalan. Ne George Soros ne de Açık Toplum Vakfı sınırların açılmasını savunuyor."
Fakat bu tür açıklamalar Macaristan hükümetinin çizgisini etkilemiyor. Hükümet "Son gülen Soros olmayacak" medya kampanyasına 100 milyon euro harcadı ve "Soros'a Dur De" adını verdiği kanunlarla kaçak göçmenlere yardım etmeyi suç haline getirdi, göçmenleri teşvik ettiğini öne sürdüğü kuruluşlara ek vergiler getirdi.
Macar hükümet sözcüsü Zoltan Kovacs bana, "Soros imparatorluğuna son yirmi yıldır milyarlarca dolar gidiyor. Bu büyük para ve hiç kimse bu kadar paranın koşulsuz, amaçsız akıtıldığını düşünecek kadar naif olamaz" dedi.
Soros tarafından kurulan Avrupa Merkez Üniversitesi rektörü, liberal yazar Michael Ignatieff "Orban hükümeti Soros'un bir numaralı halk düşmanı ilan etmeye karar verdi" diye özetliyor.
Neden Soros?
Bu kararı anlamak için yine ABD'nin New York eyaletine dönmemiz gerekiyor.
Viktor Orban 2013 yılında yeniden seçime girmeden önce, efsanevi Amerikalı siyasi danışman Arthur Finkelstein'e (Yazıda sözü geçen Joel Finkelstein ile akrabalığı yok) başvurdu.
Finkelstein'ın Irvington'da yani Soros'un New York eyaletindeki malikanesine 20 kilometre mesafede, bir kuaförün üst katında, küçük bir ofisi vardı.
2017'de ölen Finkelstein, Donald Trump, baba George Bush, Ronald Reagan ve Richard Nixon'un başkanlık kampanyalarında çalışmıştı ve Amerikan siyasetinde "liberal" kelimesini siyasi hakarete dönüştüren kişi olarak ün yapmıştı.
İsveç'te yayınlanan Das Magazin dergisinden gazeteci Hannes Grassegger, Finkelstein'ın siyasete "Finkel Düşüncesi" diye adlandırılan yeni bir tarz getirdiğini yazıyor.
'Mükemmel bir düşman seçmek'
"Arthur Finkelstein daima şunu söylerdi: 'Taliban'la uğraşma, Usame bin Ladin'le uğraş.' Yani kişiselleştirmek gerekiyordu. Mükemmel bir düşman profili seçip bu kişiye tüm kuvvetinizle yükleniyordunuz. Öyle ki insanlar bu kişiden korkar oluyordu. Finkelstein kendi adayının politikalarını anlatmaya hiç girmemek gerektiğini düşünürdü, çünkü bunun bir önemi yoktu."
Finkelstein, Viktor Orban'ın Macaristan'da yeniden başbakan seçilebilmesinin en iyi yolunun bir düşman bulmak olduğunu gördü. Soros'u önerdi ve bu mükemmel bir seçimdi.
Grassegger "Sağ Soros'dan nefret etti çünkü Yahudi'ydi. En soldakiler de ondan nefret etti çünkü kapitalistti" diyor.
İlginç olan bu "Yahudi komplosu" teorisinin arkasında kendisi de Yahudi olan Arthur Finkelstein'in bulunmasıydı.
Orban, Finkelstein'ın tavsiyelerini harfiyyen yerine getirdi, hatta daha ileri gitti.
2018 genel seçimlerinden önce Soros'u yeniden gündeme getiren Orban şöyle konuşuyordu:
"Bizden çok farklı bir düşmanla karşı karşıyayız. Açıkta değil, saklanıyor. Açık konuşmuyor, kurnaz. Dürüst değil ama prensipleri de yok. Ulusal değil uluslararası. Çalışmaya değil, döviz spekülasyonuna inanıyor. Vatanı yok ama bütün dünyanın sahibi olduğunu sanıyor."
Orban bir kez daha ve ezici bir seçim zaferiyle iktidara geldi. Seçimden sonra Soros tarafından desteklenen kurumlara yönelik baskılar yoğunlaştı.
Mayıs ayında Açık Toplum Vakfı Macaristan'daki şubesini kapattı.
'1930'ların Yahudi düşmanlığı canlandırılıyor'
Michael Ignatieff Budapeşte'deki Avrupa Merkez Üniversitesi'ni kapatmamak için direndi.
1944'de sadece iki ay içinde yarım milyon Yahudi asıllı Macar vatandaşının öldürüldüğü Macaristan gibi bir ülkede bu tür Yahudi düşmanı bir söylemin çok tehlikeli olduğunu söylüyor.
Ignatieff, Soros karşıtı kampanyayı "1930'ların Yahudi düşmanı söylemlerinin bütün ince detaylarıyla yeniden canlandırılması" olarak değerlendiriyor:
"Tam bir fantezi bu. 21. yüzyıl polikası bu işte. Bir düşmanın yoksa hemen yarat ve onu olduğunca güçlü göster ve bingo! Tabanın harekete geçiyor ve seçimi kazanıyorsun."
"Soykırım olmadı" diyen birine karşı İngiltere mahkemelerinde açtığı davayı kazanan Profesör Deborah Lipstadt da aşırı sağ hükümetlerin söylemlerinin çok kaygı verici olduğu görüşünü paylaşıyor.
"Bu tür söylemler beni dehşete düşürüyor. Eskiden karanlık köşelerde, barlarda duyabileceğiniz türden şeyleri politikacılar, ulusal liderlerden duyuyorsunuz. Bu dilin bu şekilde kullanılması şok edici."
(BBCTürkçe)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)




