22 Kasım 2020 Pazar

BAE-İsrail anlaşması Türkiye’ye niçin olumsuz yansıyacak?

 Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn’in İsrail’le yaptıkları tarihi anlaşmalar dünya çapında yankılanmaya devam ederken İsrail’i tanıyan ilk Müslüman ağırlıklı ülke olan Türkiye’nin tepkileri alay ve şaşkınlıkla karşılandı. 


BAE’nin İsrail’le ilişkilerini normalleştireceği haberi ağustos sonunda patladığında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Abu Dabi ile ilişkilerin askıya alınabileceğini çünkü Türkiye’nin “Filistin halkının yanında” olduğunu söyledi. Ankara, geçtiğimiz hafta aynı adımı atan Bahreyn’in de “İsrail’i Filistin’e yönelik gayri meşru uygulamalarını ve Filistin topraklarındaki işgali kalıcı hâle getirmeye yönelik girişimlerini sürdürme konusunda daha da cesaretlendireceğini” söyledi. Ardından Fas’ın hava sahasını İsrail’e yönelik sivil uçuşlara açmasını da kınadı.


ABD ve İsrail’de Türkiye’nin büyükelçisi olarak görev yapmış olan Namık Tan, “Kendi bayrak taşıyıcısı Türk Hava Yolları’nın (THY) İsrail’e günde 14 seferi varken, böyle bir kınama açıklaması yapmanın, muhataplarınızı gülümsetmekten başka bir sonuç vermeyeceği” yorumunda bulundu.


Erdoğan’ın İsrail karşıtı çıkışları onu Filistinlilerin gözünde kahraman yaptı ama Türkiye’nin milli menfaatlerine pek faydalı olmadı. Oysa İsrail ile dostluk Ankara’ya önemli kazanımlar sağlamıştı. İki ülke arasındaki sıkı askeri ve istihbari işbirliği 1990’larda doruk noktasına ulaşmış, İsrail hava kuvvetleri pilotları Türk hava sahasında eğitim uçuşları yapar hâle gelmişti. Bu işbirliği sayesinde iki ülke de bölgesel nüfuzlarını artırmıştı. Türkiye’nin Soğuk Savaş sonrasında Batı nezdinde stratejik önemini korumasının bir nedeni de İsrail’le olan yakın ilişkileriydi. Washington’da ise İsrail’in en yakın Müslüman dostu olmak, Türkiye’nin hem Demokratların hem Cumhuriyetçilerin desteğini alarak güçlü Yunan ve Ermeni lobilerini alt etmesini, ayrıca kırık insan hakları karnesi nedeniyle yaptırım görmemesini sağlıyordu. 


Gelinen noktada BAE Türkiye’yi bu özel konumundan etti ve bunu Erdoğan’ın yardımıyla başardı. Körfez’in bu küçük ülkesi Türkiye’nin yarasına tuz basarcasına ABD’den son teknoloji F-35 savaş uçaklarını almaya hazırlanıyor, içerideki muhalefeti acımasızca bastırması ise halının altına süpürülüyor. F-35 konsorsiyumundan çıkarılan Türkiye ise üretimine katkıda bulunduğu uçakları artık alamayacak. Bunun nedeni, Türkiye’nin, ABD uçaklarını düşürmek için tasarlanan Rus S-400 füzelerini almaktan vazgeçmemesi. 


Washington merkezli düşünce kuruluşu Orta Doğu Demokrasi Projesi’nin Türkiye program koordinatörü Merve Tahiroğlu Al-Monitor’a şu değerlendirmede bulundu: “ABD’deki ana akım politika yapıcılarının bakış açısından Erdoğan’ın İsrail’e karşı husumeti ve Hamas’la yakınlığı ideolojik temelli görünüyor ve Orta Doğu’ya dönük daha kapsamlı bir İslamcı ve yıkıcı ajandanın uzantısı olarak algılanıyor. Bunun ABD’deki genel sonucu, Türkiye’nin bölgesel politikalarının mercek altına alınması ve atılan adımların Erdoğan Türkiye’sinin kapsamlı, stratejik bir yön değişikliğinin parçası olarak değerlendirilmesi oldu.”


Ankara merkezli Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı uzmanlarından Selim Koru ise şöyle konuştu: “Türkiye ile ABD arasında müttefiklik antlaşması var, dolayısıyla Türkiye’nin ABD’ye tüm Körfez monarşilerinden daha yakın olması gerekir. Ancak fiiliyatta Washington'un kapıları Türkiye’ye kapanırken, aynı kapılar Körfez monarşilerine açılıyor.” 


Müşterek İran korkusu İsrail ile Körfez ülkelerini yakınlaştıran başlıca etmen olarak görülüyor. Ancak Türkiye’nin Hamas’a, Müslüman Kardeşler’in başka kollarına alenen hamilik yapması, ayrıca Suriye, Libya ve doğu Akdeniz’de giderek agresif bir tutum alması ilave nedenler olarak sayılıyor. Bu tür değerlendirmeler abartılı olabilir. İsrailli yetkililer de özel sohbetlerde anlaşmaların “Türkiye’ye karşı” olmadığını vurguluyorlar. Ne var ki Türkiye çoğu Körfez ülkesinin yanı sıra Mısır, Irak ve Suriye yönetimleriyle, aynı zamanda ABD, Fransa ve Yunanistan gibi NATO müttefikleriyle kavgalı. Türkiye’nin bölgedeki tek dostu olan Katar da İsrail’i karşısına almak istemiyor. İran ise Türkiye için ne dost ne de düşman. 


Kimliğinin saklı kalmasını isteyen emekli bir Türk diplomat, giderek yalnızlaşan, ekonomisi bıçak sırtında giden ve demokrasisi tuzla buz olan Türkiye’nin artık “milyonlarca Müslümana ilham kaynağı olan yol gösterici” olmadığını üzülerek teslim ediyor. 


Geriye dönüp bakıldığında, Erdoğan’ın Davos’ta Gazze’deki zulüm nedeniyle merhum İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’i azarlamasıyla başlayan ve Mavi Marmara olayıyla hız kazanan İsrail’le siyasi ilişkileri koparma süreci, Türkiye’nin daha sonra Batılı müttefikleriyle olan geleneksel ortaklıklarından yavaş yavaş uzaklaşmasının ilk işareti fişeği olarak görülebilir.


Öte yandan Selim Koru, İsrail’in de yıllardır başbakanlık koltuğunda oturan Benjamin Netanyahu yönetiminde değiştiğine dikkat çekiyor: “Türkiye ve İsrail piyasa tabanlı ekonomilerdi, uluslararası davranış biçimi açısından da ikisi de az çok kural tabanlıydı. Bu durum daha çok Türkiye açısından değişmiş olsa da bence iki ülke açısından da değişti. İki ülkenin tutumları da daha siyasi hâle geldi.”


İsrailli kaynaklar ise Türkiye’nin hâlâ etkili bir ülke olduğunu ama tarihin yanlış tarafında durduğunu savunuyorlar. Türkiye’yi yakından izleyen İsrailli bir kaynak, İsrail-BAE normalleşme mutabakatını kastederek, “Abraham Anlaşmaları Orta Doğu’da barışı sağlama konusunda paradigmayı tümden değiştirdi. Türkiye burada arabulucu olarak katkıda bulunabilirdi ama o İran ve Hamas’la beraber” dedi.


Peki, Türkiye bu yoldan dönebilir mi? İsrailli kaynak Erdoğan’ı kastederek “Bu, RTE’nin kimyasına uygun değil. RTE için geri kalan tek şey, anlaşmayı sabote etmeye çalışmak” dedi.


2009 yılında Suriye’yi ziyaret eden dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Türkiye’yi Orta Doğu’ya açılan kapı olarak nitelemişti. Kimliğinin saklı kalması kaydıyla konuşan İsrailli kaynağa göre “Bugün Türkiye’nin Orta Doğu’ya tek kapısı Hayfa limanı üzerinden açılıyor.” Kaynak bu sözleriyle Türkiye ile İsrail arasında tüm krizlere rağmen süren ticari ilişkilere işaret ediyor. İkili ticaret, İsrail Büyükelçisi’nin Türkiye’yi terk etmesinin istendiği 2018 yılından sonra dahi artmaya devam etti. Ankara büyükelçiyi gönderme kararını, Gazze’de dökülen kan ve ABD Başkanı Donald Trump’ın ABD Büyükelçiliği’ni Kudüs’e taşıma kararı üzerine almıştı.


Ancak ekonomi cephesinde de işler değişebilir. Tel Aviv’deki Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nde Türk dış politikası üzerinde uzmanlaşan kıdemli araştırmacı Gallia Lindenstrauss’a göre “İsrail için Körfez’de doğmakta olan [ticari] fırsatlar, İsrail’in Türkiye’yle olan ticari ilişkilerini ve hava bağlantılarını etkileyecek. 2019’da hem Türkiye üzerinden uçan İsrailli yolcularda hem de rekor seviyedeki ticaret hacminde gördüğümüz muazzam rakamlar muhtemelen düşecek.”


Lindenstrauss şöyle devam etti: “Doğal olarak, Abraham Anlaşmaları’nın bu konudaki etkisini gerçek anlamda ancak COVID-19 pandemisi kontrol altına alındığında değerlendirebileceğiz. Ancak İsrail’in Körfez ülkelerine yönelişinin ekonomik etkisinin olacağı şimdiden belli.” 


Lindenstrauss hâlâ tartışmaya açık bir soru olduğunu düşünüyor: Türkiye “bağımsız bir Müslüman Kardeşler eksenine” liderlik yapmaya mı devam edecek yoksa İran önderliğindeki “direniş eksenine” mi katılacak? Uzmana göre cevap ne olursa olsun “İsrail ve Körfez devletlerinin menfaati, Türkiye’yle olan husumetlerini onu [daha fazla] İran’a doğru itmeyecek seviyede tutmayı gerektiriyor.”



17.10.2020

Amberin Zaman

https://www.al-monitor.com/pulse/tr/contents/articles/originals/2020/09/turkey-uae-israel-normalization-deal-erdogan.html



14 Kasım 2020 Cumartesi

Orta Asya'nın kapısı Nahçıvan'la açıldı

 Dağlık Karabağ harekatını sona erdiren ateşkes anlaşmasının en önemli kazanımının Nahçıvan-Azerbaycan arasında koridor açılması oldu. Bu sayede Türkiye ile Orta Asya arasında jeopolitik ve jeoekonomik anlamda yeni bir dönemin başladığı belirtildi

Dağlık Karabağ'da 44 gün süren askeri harekatın ardından Rusya-Azerbaycan-Ermenistan arasında yapılan anlaşmaya göre, Azerbaycan'la Nahçıvan'ı birleştiren yeni koridor oluşturulacak. Ermenistan'ın İran sınırına yakın topraklarında açılacak koridor ile Türkiye ve Azerbaycan tam bir asır sonra ilk kez kara yolu ile birbirine bağlanacak.

Anlaşmanın 9. maddesine göre bölgenin ekonomik ve ulaşım bağlantılarındaki engeller kaldırılacak. Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti ve Azerbaycan'ın batı bölgeleri arasında ulaşım ve iletişim ağları inşa edilecek.

Uluslararası Türk Akademisi Başkanı Prof. Dr. Darhan Kıdırali, Nişantaşı Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurşin Ateşoğlu Güney, Rusya, Azerbaycan ve Ermenistan arasında varılan ateşkes anlaşması gereği açılacak olan Nahçıvan koridorunun bölgesel dengelere ve Türkiye-Orta Asya ilişkilerine etkilerini değerlendirdi.

Kıdırali, son gelişmelerin Türk dünyasının bütünlüğü açısından büyük önem arz ettiğini söyledi. Karabağ'ın işgalden kurtarılma sürecinin Türk dünyasındaki dayanışma ve iş birliğine örnek olduğuna işaret eden Kıdırali, "Dağlık Karabağ topraklarının önemli kısmı azat edilerek, tekrar Azerbaycan Cumhuriyeti’ne dönmüş oldu. Bu büyük bir kazanımdır. Nitekim Türk dünyasının haritada da birleşmesine vesile olacaktır." dedi.

Kıdırali, Nahçıvan ile kara bağlantısının 1920'de coğrafi olarak koparıldığını hatırlatarak şöyle konuştu:

"Milli Mücadele döneminde Türkiye Cumhuriyeti Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, bölgenin kaderini belirleyecek anlaşma için heyetini gönderirken onlara şu sözleri söylemişti: 'Nahçıvan Türk kapısıdır. Bu hususu nazarıitibara alarak elinizden geleni yapınız.' Böylece, Atatürk’ün vizyonu 100 yıl sonra daha da net olarak anlaşılmaktadır. Nahçıvan’a koridorun açılması sadece Azerbaycan’dan Türkiye’ye uzanan koridorun meydana gelmesi değil, Doğu ile Batı arasında köprü vazifesini tekrar üstlenmesi bakımından önemlidir."

Türkiye'yi Türk cumhuriyetleriyle birbirine bağlayan tek toprak parçasının Nahçıvan olduğunu kaydeden Kıdırali, bu koridorun Orta Asya’dan Hazar üzerinden direkt Türkiye’ye ulaşımı açarak Türk dünyasının bütünleşmesini sağlayacağını vurguladı.

Prof. Dr. Darhan Kıdırali, "Ekonomi ve turizm alanlardaki ilişkiler bakımından yeni bir devrin kapısı olan Nahçıvan koridorunun açılması, Dağlık Karabağ'daki zaferin ardından ulaşım alanında da yeni kazanımlara yol açacağı aşikardır. Bu da Bakü-Tiflis-Kars güzergahına güçlü destek oluşturarak tarihi İpek Yolu’nun canlanmasına katkı sağlayacaktır" diye konuştu.

"Türkiye'nin Türk dünyası ile irtibatını sağlayacak"

Nişantaşı Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurşin Ateşoğlu Güney, Dağlık Karabağ'da çatışmayı sona erdiren ateşkes anlaşmasının en büyük kazanımının, Azerbaycan'ın işgal altındaki topraklarının kurtarılması ve Nahçıvan koridorunun açılması olduğunu söyledi.

Türkiye'nin Azerbaycan'a verdiği desteğin sahada sonuç verdiğini belirten Güney, "Bu gelişmeler Türkiye'nin sahada oyun kurucu ve sonuç belirleyici önemli bir aktör olduğunu da ortaya koydu. Türkiye'nin sadece Doğu Akdeniz'de, Libya'da, Suriye'de değil Kafkasya'da etkinliğini ortaya koyması bence stratejik anlamda çok önemli. Türkiye, ABD seçimleri ve pandemi krizini Azerbaycan'a verdiği destekle iyi değerlendirdi. Kendi derdine düşen Batı'yı Kafkasya'da baypas etti. ABD, Fransa ve Rusya'dan oluşan Minsk grubu gibi büyük bir gücü etkisiz hale getirdi." dedi.

Türkiye ve Azerbaycan'ın Güney Kafkasya'yı arka bahçesi olarak gören Rusya gibi bir gücü anlaşmaya razı etmesinin büyük bir başarı olduğunu vurgulayan Güney, şöyle konuştu:

"Dolayısıyla ateşkesin Rusya, Ermenistan, Türkiye ve Azerbaycan tarafından onaylanması çok önemli bir gelişmedir. Rusya bu anlaşmayla Ermenistan'a 'Buralarda benim sözüm geçer, Batı'nın değil' mesajını da vermiş oldu. Eskisi kadar olmasa bile hala dünyanın süper gücü Rusya ile Libya'da, Suriye'de karşıt pozisyonlarda yer almamıza rağmen onunla böyle bir zor bir meselede anlaşmaya varmamız Ankara diplomasisinin büyük bir başarısı ve bir dönüm noktasıdır."

Güney, Türkiye ile Azerbaycan'ın sahada ve masada elde ettiği kazanımların Nahçıvan koridorunun açılmasıyla Türk dünyasına psikolojik kazanım getirerek meseleye bambaşka bir boyut kazandırdığını dile getirdi.

Nahçıvan koridoru ile sadece Azerbaycan ile doğrudan kara bağlantısının değil, bundan daha da önemlisinin Türkiye'nin Türk dünyası ile irtibatının da sağlanacağını kaydeden Güney, "Nahçıvan koridoru ile 'Türkiye-Orta Asya hattı' kurulmuş olacak. Bu bağlamında Türkiye'nin Türk Keneşi başta olmak üzere Türk devletleriyle bugüne kadar kurmuş olduğu bütün inisiyatifler bu tarihten sonra yeni bir anlam kazanacak ve büyük bir canlanma yaşanacaktır." değerlendirmesinde bulundu.

Güney, Orta Doğu, Avrupa ve Kafkasya olarak tanımlanan üç havzadaki irtibatı Türkiye'nin sağladığını, sahada büyük bir güç ortaya koyarak Minsk grubunun bölgedeki etkinliğini de tersine çevirdiğini söyledi.

Güney, Türkiye'nin Nahçıvan koridorunun açılmasıyla bölgede yeni ittifaklar kuracağını, bunun jeopolitik ve jeoekonomik haklarını koruması açısından elini güçlendireceğini belirtti.