17 Mart 2017 Cuma

Ankara, Batı’dan askeri donanım almaktan neden vazgeçiyor?

Milli Savunma Bakanlığı 2017-2021 dönemi için tedarik planını belirledi. Ankara’nın stratejik hedefi, ‘teknolojik üstünlüğü bulunan küresel oyuncu’ olmak. Geçtiğimiz 15 yılda Türk menşeili askeri ürünlerin ihracatı neredeyse 7 kat arttı. Ancak orduda eskiden de olduğu gibi hala eski silahlar kullanılıyor.

Russia Today (RT), Türkiye'nin gerçek anlamda modern bir ordu kurmasını engelleyen nedenleri araştırdı.
Defense News portalı, Türkiye Milli Savunma Bakanlığı Savunma Sanayi Müsteşarlığı'nın 2017-2021 dönemi için 124 sayfalık Strateji Planı hazırladığını bildirdi. Belgeye göre hükümet, ülke içindeki silah üretimini büyütmek için ek çaba harcayacak.
HER ŞEY YERLİ ÜRETİM
Milli Savunma Bakanlığı'nın önceliğinde yaklaşık 400 program bulunuyor. Havacılık alanında Ankara hafif helikopter, İHA, 5. nesil TF-X avcı uçakları ve savaşta kullanılabilir eğitim uçaklarının tasarım ve üretimine yönelik çaba harcıyor.
Türkiye, kara kuvvetlerinin modernizasyonu için ‘akıllı mühimmat', yeni nesil Altay tankları, Kirpi zırhlı askeri araçları, tanksavar ve çeşitli topları tedarik etmeyi planlıyor.
Ayrıca Türkiye'deki tersaneler ve gemi fabrikaları da büyük anlaşmalar bekliyor. Milli Savunma Bakanlığı, (radar ve gözetleme sistemleri gibi) özel donanımlar, nöbet ve devriye botları, korvet, destroyer ve mayın önleme gemileri tedarik ederek, sahil güvenlik kuvvetlerini de güçlendirmeyi amaçlıyor.
Türk ordusuna 2021'e kadar (30 stratejik ve 28 taktik) 58 keşif İHA, 35 Altay tankı, bir mobil elektronik savaş sistemi, sahil güvenlik radarları ve ilk eğitim uçağı teslim edilmiş olması planlanıyor.
Yakın yıllarda Türkiye savunma sanayiinin, ‘kara platformları' (muhtemelen Altay tankları) için motor, (helikopterler takılan) turbo şaft motoru ve savaş uçakları için roket saldırısı önleme sistemi üretmiş olması gerekecek.
UZUN MENZİLLİ FÜZE SİSTEMİ
Savunma sanayiinin ayrıca 8 adet hava savunma sistemli TF2000 yeni firkateyn ile ilgili geciken proje çalışmalarını başarması gerekecek.
Türkiye'nin en iddialı ödevi ise kendi uzun menzilli füze sisteminin (muhtemelen hava savunma sisteminden bahsediliyor) ve füzesavar sisteminin kurulması. Bu sistemlerin maketleri 2021 yılında geliştirilmiş olabilecek.
TÜRKİYE'NİN KENDİ ÜRETİM POTANSİYELİYLE
Savunma Bakanı Fikri Işık, Türkiye'nin savunma sanayii alanında dünya liderlerinin arasında yer alması gerektiğini söylüyor. Türkiye'nin savunma ve havacılık-uzay sanayiinin yıllık cirosu 200'den bu yana 3 kat (1,3 milyar dolardan 5 milyar dolara), ihracatı ise (247 milyon dolardan 1 milyar 655 milyon dolara) 6,7 kat arttı.
Açıkça görülen başarılara rağmen 2017-2021 Strateji Planında Türk savunma sanayiinin hala yurtdışı ortaklığa bağlı kalmaya devam ettiği belirtiliyor. Milli Savunma Bakanlığı bu konuda parçaların ve nihai ürünlerin yerli fabrikalarda devam ettirilmesini öneriyor.
Güvenlik kurumlarına yerli üretim donanım ve silah almaları öneriliyor. Bununla birlikte hükümet, bilimsel araştırma ve deney-tasarım çalışmalarına desteğini arttırmayı planlıyor. Şu anda bu çalışmalara yılda yaklaşık 900 milyon dolar ayrılıyor.
YERLİ FİRMALARIN REKABET GÜCÜ ARTACAK
Milli Savunma Bakanlığı, savunma sanayii alanına yapılan yatırımların sadece silahlı kuvvetlerin modernizasyonuna değil, ihracat potansiyelinin arttırılmasına da yansıyacağını tahmin ediyor.
Buradaki mantık, döviz ve özel yatırımların devlet bütçesinin üzerindeki yükün azaltılmasında katkı sağlayacağı yönünde. Strateji planında, "Çeşitli finansman kaynakları, yerli firmaların uluslararası pazardaki rekabet gücünü yükseltecektir" deniyor.
'MONTAJ ÜNİTESİ' KONUMU SÜRÜYOR
Milli Savunma Bakanlığı'nın iyimser çağrılarının ve etkileyici silah ihracat istatistiklerinin arkasında, Türkiye savunma sanayiinin en az 2021'e kadar çözemeyeceği bir yığın sorun bulunuyor. Şu anda Ankara'nın gerçek başarısı oldukça mütevazı gözüküyor.
Uzmanlar, Türkiye'nin, Rusya'nın veya (ABD, Almanya, Fransa, İngiltere gibi) NATO ortaklarının elinde bulunan benzersiz silah tasarımı deneyimine sahip olmadığı görüşünde birleşiyor.
Türkiye, Batı'nın askeri ürün ve parçalarını kullanan ‘montaj ünitesi' durumunda. Örneğin Türkiye'nin hava sanayi şirketi TUSAŞ (TAI), Lockheed Martin F-16C/D avcı uçaklarını bu şekilde üretiyor.
Ankara'nın yerli üretim olarak adlandırdığı askeri donanımların büyük bir kısmı aslında Batılı ürünlerin değiştirilmiş alternatifleri. Örneğin FNSS Savunma Sistemleri A.Ş., ABD'nin 1960'lı yıllarda ürettiği M113A1 zırhlı aracının bazında tasarlanmış olan AIFV (ACV-15) piyade araçları üretiyor.
Roketsan şirketinin ürettiği T-155 Fırtına obüsü, Güney Kore'nin SAU K9 Thunder aracının bir alternatifi. 2001 yılında Ankara, 1 milyar dolar karşılığında Fırtına aracının üretim lisansını aldı, 2004'te de üretimine başladı. Türkiye'de üretilen obüslerin üzerinde Alman üretimi motorlar kullanılıyor. 2011'de Azerbaycan, 36 adet T-155 aracı satın almak istemiş, ancak Almanya'nın bu amaçla motor tedariki yapmayacağını açıklamasıyla anlaşma sağlanamamıştı.
BAĞIMLILIK, ALTAY TANKINI DA ETKİLEDİ
Teknoloji ve parça ithalatına olan yüksek bağımlılık, çok iyi bilinen Altay tank projesini de olumsuz etkiledi. Türkiye Milli Savunma Bakanlığı, orduda kullanımda olan ve eskimeye yüz tutan Alman Leopard 1, Amerikan M60 ve M48'lerin yerlerine geçmek üzere bin adet Altay tankını tedarik etmeyi planlıyor.
Bu yolda Türkiye ciddi sorunlarla karşılaştı. 2015'in ekiminde Savunma Sanayi Müsteşarlığı ve Tümosan şirketi, Altay için motor tasarımında yardım etmek üzere Avusturyalı AVL List GmbH şirketini seçti. Ancak Viyana, Türkiye'ye silah ve askeri teknoloji sevkiyatlarına ambargo uyguladı ve AVL List GmbH'nın Ankara ile işbirliği yapmasını yasakladı.
2017'nin başında Türkiye, AVL List GmbH ile kontratı feshetti ve hem prototiplere, hem de üretilen ilk 250 tanka Alman MTU şirketinin ürettiği motorları takma kararı aldı.
TÜRK MOTORUNUN ÜRETİLMESİ TARTIŞILIYOR
Ankara'nın MTU motorlarını Fırtına obüsleri için satın alması da dikkat çekici. Almanya'nın yasağından dolayı bu silahın Azerbaycan'a satılması mümkün olmamıştı. Altay tank projesinde de benzeri bir durum yaşanabileceği için Milli Savunma Bakanlığı'nın 2021'e kadar orijinal Türk motorunun üretilmesi için talimat vermiş olabilir.
Batılı askeri donanımların montajını gerçekleştiren Ankara, bu sayede ordusundaki silahları ucuza yenileyebiliyor ve ihracattan iyi bir gelir sağlıyor. Ancak Türkiye'nin, her şeyi ile benzersiz olmasa da, kendi tasarımlarını geliştirmesi ve uluslararası pazarda bağımsız bir oyuncu haline gelmesi Batı'nın çıkarlarıyla örtüşmediği ortada.
ALMANYA İLE İLİŞKİLER TEHLİKE OLUŞTURUYOR
Almanya ile askeri teknolojiler alanındaki işbirliği Türkiye için son derece tehlikeli. İki ülke liderinin sıklıkla yaptıkları görüşmelere rağmen ülkelerarası seviyede ilişkiler gittikçe kötüleşiyor.
Sığınmacı krizi ihtilaf oluşturan başlıca faktör: Ankara sığınmacıları ülkede tuttuğu için tazminat talep ediyor, Berlin ise Türkiye'yi şantaj ve taahhütlerini yerine getirmemekle suçluyor.
Geçtiğimiz yılın haziranında Alman meclisi (Bundestag), Osmanlı İmparatorluğu'ndaki 1915 olaylarını soykırım olarak tanıdı. Bu eylem, 100 yıl önce gerçekleşen olaylardan ötürü Batı'ya karşı kendini sürekli olarak savunmak durumunda kalan Türk yönetiminin onuruna indirilen hissedilebilir bir darbe oldu.
Bu ayın ilk yarısında Avusturya, Almanya, Hollanda ve diğer bazı Avrupa ülkeleri, Türk bürokratlarına orada yaşayan Türk vatandaşlarla bir araya gelmelerine izin vermedi ve son yılların en ciddi krizi ortaya çıktı.
'NATO'YA İNANÇSIZLIK ARTTI'
Şimdi Ankara Almanya'ya karşı ekonomik yaptırım uygulamanın imkânlarını görüşüyor, ancak Berlin'in karşı tedbirleri, Türkiye'nin savunma sanayi alanındaki birçok iddialı projesini batırabilir.
Ankara aslında bir ‘pat' durumuna geldi. Türkiye, geleceği olan askeri teknolojileri geliştirmenin imkânlarını araştırıyor ve aynı zamanda Rusya'ya göz kırpıyor. Türkiye'de geçtiğimiz yıl 15 Temmuz'da yaşanan darbe girişiminin ardından NATO'ya karşı inançsızlık oldukça arttı.
Erdoğan'ın ordusunda sazı elinde tutanlar ‘ulusalcılar' ve ‘Avrasyacılar' oldu. Batı Avrupa ise darbecilerle işbirliğinden ötürü ordudaki etkisini yitiren Türk subaylarının ‘Atlantik' kanadı için duyduğu üzüntüyü gizlemiyor.
'BAĞIMSIZ ÜRETİM SÖZ KONUSU DEĞİL'
Rus Arsenal Oteçestva dergisinin genel yayın yönetmeni Viktor Murahovskiy, RT ile mülakatında Ankara'nın 2021'e kadar ‘teknolojik üstünlüğü bulunan küresel oyuncu' olamayacağını ve mevcut sorunlarını çözemeyeceğini söyledi.
Murahovskiy, "Türkiye uluslararası ortaklık sistemine sıkıca entegre edilmiş durumda ve buradaki göreceli hiyerarşinin aşağılarında yer alıyor. Türkler montaj ve onarım yapabiliyor, ancak bağımsız olarak herhangi bir şeyi üretme durumları yok. Yurtdışından gelen parçalardan oluşmayan hiçbir Türk silahının adını veremiyorum" dedi.
NATO'DAKİ GERİLİM ANKARA'YI ARAYIŞA İTİYOR
Ankara'nın orduda geniş biçimde kullanılan silahları kaliteli bir şekilde üretebildiğine dikkat çeken uzman, Türkiye'nin karmaşık olmayan silah sistemlerinin üretiminde Çin'le rekabet edebileceğini aktardı.
Murahovskiy, "NATO'dan bazı müttefikleriyle gerilen ilişkiler, Ankara'yı kendisinin üretemediği yeni teknolojileri tedarik edebilecek ülkelerin arayışına itiyor. NATO'nun üyeleri arasında oldukça büyük ihtilaflar söz konusu. Türkiye'yi bir kez daha zor duruma düşürebilirler ve tabii ki Ankara, potansiyel risklere karşı kendisini güvene almaya çalışıyor" ifadelerini kullandı.

19 Şubat 2017 Pazar

George Soros'a ABD'den ‘sınır dışı’ kampanyası

Yabancı ülkelerin iç işlerine müdahale ettiği iddia edilen ünlü yatırımcı George Soros'un ABD'den sınır dışı edilmesi için bir kampanya başlatıldı.

ABD'de Başkan Donald Trump'tan Macar kökenli milyarder George Soros'u Birleşik Devletler'den sınır dışı etmesini isteyen bir kampanya başlatıldı. Sabah'ta yer alan habere göre, 9 binden fazla kişi Soros'un gönderilmesini isteyen online dilekçeye imza attı. Soros'un muhalifleri, ünlü işadamını Açık Toplum Vakfı üzerinden 100 ülkenin iç ilişkilerine müdahale etmekle suçluyor. Soros'un art arda Avrupa'daki ve dünyanın diğer bölgelerindeki isyanların fitilini ateşlediğini ve tartışmalı faaliyetleri olduğunu belirten anti-Soros cephesi, ABD için tehdit oluşturduğu konularda da müdahil olduğunu iddia ediyor. ABD'deki protesto yürüyüşlerinin arkasındaki 50'den fazla grubun Soros'un kaynaklarından yararlandığı da belirtiliyor.

Alıntı:
http://www.finansgundem.com/haber/george-sorosa-abdden-sinir-disi-kampanyasi/1169414

Mark Zuckerberg'in beş maddelik dünya vatandaşlığı önerisi

Marx’tan 200 yıl sonra, bu kez dünyanın en zengin altıncı insanı Mark Zuckerberg bir manifesto yayımladı. Facebook’un kurucusu Zuckerberg, toplumları birbirine bağlamak için beş maddelik bir ‘dünya vatandaşlığı’ öneriyor
Karl Marx'ın, Friedrich Engels ile birlikte 170 yıl önce yayımladığı Komünist Manifesto'dan sonra dün bu kez dünyanın en zengin altıncı insanı Mark Zuckerberg bir manifesto yayımladı. 1 milyardan fazla üyesi olan Facebook'u yaratarak 44.6 milyar dolarlık servetin sahibi olan Zuckerberg, dünyayı birbirine bağlamak ve parçalanmasını önlemek için bu manifestoyu yayımladığını açıkladı.

BEŞ MADDEDE SAYDI

Ekonomik, sosyolojik ve siyasi olarak bir şey sunmasa da iyi niyetli bir çaba olarak yorumlanan Zuckerberg'in manifestosu siyasete atılma dedikodularını da güçlendirdi. Zuckerberg ise politika iddialarını yalanlıyor. ABD'nin eski Başkanı Abraham Lincoln'den alıntılar yapan Zuckerberg'in manifestosunun altında 'Mark' imzası var. 32 yaşındaki Mark'ın Facebook'ta yayımladığı 6 bin kelimelik manifestonun beş temel ayağı var. 'Küresel bir halk' kurma hedefiyle yola çıkan Zuckerberg, dünyanın dört bir yanındaki insanları bir araya getirmek için çabalarını ileriye taşıyacağının sözünü verdi. Zuckerberg, "Dünya genelinde küreselleşmenin arkada bıraktığı insanlar ve küresel bağlardan geri çekilmek isteyen hareketler var" ifadelerini kullandı.

'KÜRESEL TOPLUM' ÇAĞRISI

Dünyanın karşı karşıya olduğu sorunu 'daha fazla bağlanmak veya gidişatı tersine çevirmek' olarak tanımlayan Zuckerberg, "Artık ilerleme insanlığın sadece şehirler ya da uluslar olarak değil bir küresel topluluk olarak bir araya gelmesini de gerektiriyor" dedi. Zuckerberg, Facebook'un kullanıcılarına "Sessiz geçmişin inançları, fırtınalı bugün için yetersizdir" diye yazdı.

1-DESTEKLEYİCİ TOPLUM
Geleneksel destekleyici kurumların zayıfladığı bir dünyada, nasıl birbirlerini destekleyen toplumlar yaratabiliriz?
2-GÜVENLİ TOPLUM
Krizler ve sonrasında yeniden toparlanma için güvenli toplulukları nasıl oluştururuz?
3-BİLGİLENDİRİLMİŞ TOPLUM
Yeni fikirler ve genel bir bakış açısına sahip, herkesin sesinin duyulduğu bir topluluk nasıl oluşturulur?
4-YÖNETİME ORTAK TOPLUM
Nüfusun yarısının oy kullanmadığı bir ortamda, insanları daha nasıl yönetime ortak hale getiririz?
5-KAPSAYICI TOPLUM
Ortak ve genel insanlık değerlerine bağlı kültürleri içine alan kapsayıcı toplulukları nasıl yaratırız?

Barış Şimşek / Sabah

Alıntı


14 Ocak 2017 Cumartesi

Şii ile Sünni arasındaki fark nedir?

Şii ile Sünni arasındaki bölünme nereden geliyor?
Hz. Muhammed’in vefatıyla Müslümanlar iki ayrı ana parçaya bölündü: Sünniler ve Şialar.
Bölünme Hz. Muhammed’in ölümünden hemen sonra Müslümanları kimin yöneteceği anlaşmazlığından çıktı.
Sünni ile Şii mezhepleri arasındaki farklılıklar her iki mezhebin doktrinlerinin etki alanında, ritüellerinde, hukukta, inanışta ve dini organizasyonlarında kendini gösterir.
Sünniler Kimlerdir?
Sünni kelimesi, peygamberin yapmış olduğu davranışları izleyen, takip eden ve hayatına uygulayan anlamına gelen “Ehli Sünnet” kelimesinden geliyor. Günümüz Müslümanların büyük bir çoğunluğu Sünni. Sünni Müslüman oranının %85 ile %90 arasında olduğu tahmin ediliyor.
“Sünni” aynı zamanda kelime olarak ayrıca “Gelenek insanı” anlamını taşır. Buradaki gelenek kelimesi peygamberin günlük yaşamda yapmış olduğu davranış ve hareketleri temsil eder. Sünniler Kuran’da bahsi geçen tüm peygamberlere saygı duyar ve Hz. Muhammed’i son peygamber olarak görür.
Mısır Sünni İslam’ın en eski merkezlerinden biridir.
Şiilerin aksine, Sünni din önderleri ve liderleri tarihsel olarak hep devletlerin kontrolü altında olmuştur. Sünni İslam ayrıca yazılı İslam hukukunu ve dört mezhebi (Hanefi, Şafii, Hanbeli, Maliki) pratiğe döker.
Şiiler Kimlerdir?
“Şia” terimi “takipçiler” veya “izdeşler” anlamına gelen Arapça شيعة kelimesinden gelmektedir. Tarihteki kullanım “Şiat-ı Ali” yani “Ali’nin takipçileri” anlamına gelen kısaltılmış şeklidir.
“Şiilik” veya “Şia” mezhebi mensuplarına “Şii” denir. Dünya geneli toplam Şii nüfusun 120 ile 170 milyon arasında olduğuna inanılır. Her 10 Müslümandan 1’i Şia inanışına sahiptir. İran, Irak, Azerbaycan, Yemen, Bahreyn, Katar, Türkmenistan ve Lübnan’da yaygındır. Ayrıca Suudi Arabistan’ın %15’i ,Pakistan’ın %25’i ve Afganistan’ın %27’si Şiidir. Türkiye ve Suriye’deki Aleviler Şii nüfusun çoğunu oluştururlar. Türkiye Şii’lerinin yaklaşık 95’i Alevidir. Bu nedenle Türkiye’de Alevi kelimesi hatalı olarak tüm Şiileri tanımlamak amacıyla kullanılır.
Erken dönem İslam tarihinde Şia politik bir gruptu. Şiiler Peygamberin damadı Hz. Ali’nin ve onun torunlarının ve ailesinin peygamberin ölümünden sonra İslam dünyasının başına geçmesi gereken kişiler olduğuna inanır.
Hz. Muhammed’in ölümünün ardından peygamberin yakın arkadaşı Hz. Ebubekir başa geçti. Şiiler peygamberin ölümünden sonra Hz. Ali’nin başa geçmesi gerektiğine inanır ve Ebubekir’in ve diğerlerinin halifeliğini kabul etmez. Şiiler imam çizgisinde gider ve bu imamların peygamber ve Allah tarafından seçildiğine inanır.
Sünniler ve şiiler arasındaki farklılıklar:
İki mezhebin temel inanışları aynı olsa da politik anlamda birbirlerinden ayrılır. Fakat yüzyıllar boyunca devam eden bu politik ayrılıklar neticesinde pek çok dini pratik farklılığı da doğmuştur. Politik olarak birbirinden ayrılmaları nedeniyle bir çok Müslüman ülkede İran ve Suudi Arabistan çekişmesi yaşanıyor. Mezhepsel kavgalar rengini en çok Yemen, Suriye ve Irak’ta gösteriyor.
Alıntı:
http://tr.euronews.com/2016/08/01/sii-ile-sunni-arasindaki-fark-nedir



31 Aralık 2016 Cumartesi

Castro'nun son dileği

Castro'nun son dileği yerine getirildi
Küba Parlamentosu Fidel Castro'nun son isteğini yerine getirerek sokak, cadde, park gibi kamuya açık yerlere Castro'nun adının verilmemesi, anıt ve heykellerin dikilmemesini öngören yasayı kabul etti.

Küba Parlamentosu, kasım ayında yaşamını yitiren Fidel Castro'nun son dileğini yerine getirdi. Parlamento Castro'nun adının cadde, park, meydan gibi kamuya açık yerlere verilmemesi, anıt ve heykellerinin dikilmemesini öngören yasayı kabul etti. Yasa, Castro'nun adının reklam amaçlı kullanılmasını da yasaklıyor.

Yasa sadece tek bir konuda istisnaya yer veriyor: Bir enstitü ya da kurum Fidal Castro hakkında tarihi araştırmalar yapmak isterse bu durumda kurulmasına izin verilecek ve organizasyon Fidel Castro adını alıp kullanılabilecek.

Küba Devlet Başkanı Raul Castro cenaze töreninde kardeşinin yaşamını yitirmeden önce bu konuda son bir dilekte bulunduğunu belirterek "Devrim lideri, 'kişi kültü' yaratılmasının her çeşidini reddetmişti ve bu konudaki tavrını yaşamının son saatlerine kadar da istikrarlı biçimde sürdürdü" dedi.

Parlamentonunun onayladığı yeni yasa Fidel Castro'nun fotoğraflarının okul, işletme ve askeri kışlalarda asılmasına bundan sonra da izin veriyor.

Fidel Castro 25 Kasım'da 90 yaşında hayatını kaybetmişti. Castro 47 yıl boyunca ülkesini yönetmişti.

Alıntı:
http://m.dw.com/tr/castronun-son-dile%C4%9Fi-yerine-getirildi/a-36929668


17 Aralık 2016 Cumartesi

Zekai Aksakallı Paşa 15 Temmuz'u anlattı

15 Temmuz'da darbeci askerlerin Gölbaşı'ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığı'nı ele geçirmesine yönelik yürütülen soruşturma tamamlanarak, iddianame hazırlandı. İddianamede müşteki olarak yer alan, darbeci Tuğgeneral Semih Terzi'nin öldürülme emrini vererek kalkışmanın seyrini değiştiren Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı, kendisini kaçırmak isteyen darbecilerin elinden nasıl kurtulduğunu ve sonrasında Ömer Halisdemir ile yaptıkları telefon görüşmelerini anlattı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Cumhuriyet Savcısı Velihattin Eldemir tarafından hazırlanan iddianamede, 69 şüphelinden 38'i için, 4 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 42.5 yıla kadar hapis, 31 sanık için ise 3'er kez müebbet ve 22.5 yıla kadar hapis cezası istendi. İddianamede o gece şehit edilen Astsubay Kıdemli Başçavuş Ömer Halisdemir'in yakınları ve Halisdemir'e Semih Terzi'nin öldürülmesi emrini veren Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı müşteki olarak yer aldı. 
"TOPLANTIDA ORGENERAL YAŞAR GÜLER'İN ÖNÜNE BİR NOT BIRAKILDI'
Zekai Aksakallı'nın iddianamede, olay gününü anlattığı ifadesi 9 sayfa tuttu. İfadesinde, 15 Temmuz'da, saat 14.00'te Genelkurmay İkinci Başkanı başkanlığında yapılacak yıllık 'Terörle Mücadele' toplantısına katılmak için Özel Kuvvetler komutanlığı kışlasından, öğlen saatlerinde ayrıldığını anlatan Zekai Aksakallı şu ifadeleri kullandı:
GÜVENLİK TOPLANTISI
14.00: “Genelkurmay 2. Başkanı başkanlığında yapılacak yıllık ‘terörle mücadele’ toplantısına katılmak için ÖKK kışlasından öğlen sularında ayrıldım. Darbeci Semih Terzi’nin öğleden önce babasının rahatsızlığını ifade ederek izin talebinde bulunması üzerine o güne planlı Özel Kuvvetler kurye uçağından istifade ederek gelmesine müsaade ettim. Saat 14.00’te Genelkurmay Karargâhı’ndaki ‘terörle mücadele’ toplantısı başladı.
PARTİGÖÇ ÇOK TELAŞLIYDI
16.00-17.00: Tam saatini hatırlamamakla beraber saat 16.00-17.00 arasında Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in önüne bir not bırakıldı. Orgeneral Güler toplantıdan ayrıldı. Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Orgeneral İhsan Uyar’a da bir not iletilmesi üzerine, o da ayrıldı. Neler olduğunu anlamak maksadıyla, geri dönmek üzere toplantıdan ayrıldım. Komuta katında kimseyi bulamadım. Koridorda bir personele Genelkurmay 2. Başkanı’nı sordum. Genelkurmay Başkanı’nın yanında olduğunu, ayrıca MİT Müsteşarı veya MİT Müsteşar Yardımcısı’nın içerde olduğunu söyledi. Normal bir şey olmadığını anladım. Aynı katta Mehmet Partigöç ile karşılaştım. Yüzü kıpkırmızı ve çok telaşlıydı. ‘Hasta mısın neyin var?’ şeklinde üstüne gittim. ‘İyiyim’ dedi. Tekrar toplantı salonuna gittim.
MASAM DEĞİŞTİRİLMİŞ
19.00 Toplantı sona erdi. Genelkurmay İkinci Başkanı ile görüşmek üzere komuta katına çıktım, kimse yoktu. Güler Paşa’nın Genelkurmay Başkanı’nın yanında olduğunu söylediler. Tümgeneral olan bir arkadaşımın kızının düğünü için Gazi Orduevi’ne gittim. Masaya vardığımda askeri protokol ve teamüllere uymayacak şekilde masamın en arkada, oturma planında sırtları salona dönük vaziyette olduğunu, masada tanımadığım 2 ailenin de oturduğunu gördüm. Karşımda MİT Sinyal İstihbarat Başkanlığı’nda çalışan K.K.’nın oturduğunu, beni tanımamazlıktan geldiğini gördüm. Bu gariplikler canımı sıktı. 16-17 Temmuz’da düğün sahibini aradığımda oturma planıyla ilgili ‘Sonradan değiştirilmiş bilmiyorum’ dedi.
KAÇIRMAYA ÇALIŞTILAR
21.30: Düğün salonundan çıkarken kapının önünde Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Galip Mendi’yi gördüm. Elinde telefon ile bir yeri aramaya çalışıyordu. ‘Genelkurmay’a ulaşamıyorum, siber saldırı mı var? Nedir?’ dedi. Sivil araçla orduevinden ayrıldık. Anayola çıkışa yaklaşık 30-40 metre kala yamaç olan yolda siyah renkli Mercedes Vito marka bir minibüs hızla yanımızdan geçerek, ani frenle önümüzde durdu. Arabadan inen sivil giyimli iki kişi oturduğum sağ arka kapıya yaklaşarak camdan, ‘Bizimle geleceksiniz’ dedi. Eşim kolundan yaralandı. Sağ arka kapıyı açıp inecek gibi yaptım, sağ ayağımla öndekine tekme atınca ikisi birden sendeledi. Geri viteste bekleyen şoförün hızlı hareketiyle kıskaçtan kurtulduk.
Çukurambar’a ulaştığımda Jandarma Genel Komutanı’nı, Genelkurmay 2. Başkanı’nı, Kara Kuvvetleri Komutanı’nı aradım ulaşamadım. Özel Kuvvetler Harekât Merkezi’ni aradım. Darbeci Albay Ümit Bak’ın telefonu alması üzerine bu yaptıkları hatadan vazgeçmelerini söyledim. Terzi’nin emirlerine uyacağını söyledi.
‘İNCİRLİK KRİTİK’ DEDİM
22.54: Adana Tümen Komutanı Tümgeneral Osman Erbaş’ı aradım, İncirlik’in kritik olduğunu, dikkat etmesi gerektiğini söyledim.
23.35: Selahattin / Irak bölgesinde görevli 3’üncü Özel Kuvvet Tugay Komutanı Tuğgeneral Halil Soysal’ı arayıp Silopi’ye intikal ederek darbeci Terzi’nin sorumluluğundaki Silopi Özel Kuvvetler Harekât Üssü’nde bulunan karargâhın komutasını alması ve birliklerde kontrolü sağlaması, darbeye karışanları tutuklaması emrini verdim. O da gereğini yaptı.
23.37: Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Engin Dinç tarafından arandım. Darbeye karşı her türlü yardıma hazır olduğumuzu söyledim.
MİT’TEN SİLAH İSTEDİM
MİT’ten K.E. ile konuştuk, ÖKK kışlasını darbecilerden temizlemek için gönderdikleri arkadaşlarının tabancadan başka silahlarının olmadığını belirterek, silah ve mühimmat talebinde bulundum. Her türlü yardımı yapabileceğini ifade etti. Koruma Astsubayı Makbul Uluğ’a, Ankara’ya intikal halinde olduğunu öğrendiğim Semih Terzi’yi telefon ile aramasını söyledim. Terzi’nin Uluğ’a ‘Konuşmalarını anlamıyorum ama konuşmaya devam et, anlat anlat’ tarzında alaycı cümlelerle cevap verdiğini öğrendim.
Gece birçok kez MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la görüştüm. Önceden tahmin ettikleri FETÖ’cü generallerin isimlerini paylaştım.
Genelkurmay Karargâhı’ndaki koruma personeli ile irtibata geçilip, darbecilerin etkisiz hale getirilmesi emrini verdim. Genelkurmay Başkanımızdan ‘uzlaşma yoluyla darbecilerin teslim alınmalarının sağlanması’ emrini aldım. 16 Temmuz’da Genelkurmay Başkanı, beni arayıp, Başbakanlık köşkünde olduğunu söyleyip yanına çağırdı. Çankaya Köşkü’ne giderek Genelkurmay Başkanı’nı oradan aldık.”
DARBEYİ ÖNLEYEN 8 GÖRÜŞME
00.55: “Özel Kuvvetler Komutanı makamında koruma nöbetçiliği görevi yapan Ömer Halisdemir ile Koruma Astsubayı Makbul Uluğ vasıtası ile irtibata geçerek Özel Kuvvetler Karargâhı içerisinde darbecilerin başı olan Albay Ümit Bak ve darbeci Yarbay Mehmet Ali Çelik’in ne yaptıklarını, takip etmesini ve fırsat bulursa etkisiz hale getirmesi talimatını verdim. Durumun takibi ile ilgili Ömer Halisdemir ile 8 defa görüştüm. Yaklaşık 3 yıldır Ömer Halisdemir bana koruma astsubayı olarak görev yapıyordu. Ömer Halisdemir güvendiğim bir askerdi. Son görüşmemizde ona ‘Semih Terzi’nin hain, darbeci olduğunu, vatanımız ve milletimiz adına onu vurması emrini verip, bunun sonunda şehadet olduğunu söyleyip, hakkını helal etmesini’ istedim. O da ‘sonuna kadar helal olsun baş üstüne komutanım’ dedi. Helalleştik.”
02.16: “Darbeci General Semih Terzi’nin Astsubay Ömer Halisdemir tarafından vurulduğunu ve helikopter ile GATA’ya götürüldüğünü öğrendim.”
DARBECİYE BÖYLE DEMİŞ: DİLEKÇENİ YAZ DEFOL GİT
“2015-2016 yıllarında Semih Terzi’nin görevden alınması için 2 defa teklifte bulundum, alınmadı. Terzi’ye olumsuz sicil ve olumsuz kanaat yazdım. 5 - 6 ay önce kendisine Silopi’de ‘dilekçeni yaz bu birlikten defol git’ dedim. Terzi’nin FETÖ’cü olduğunu tahmin ediyordum. 2013 ağustosundan beri TSK’daki FETÖ yapılanmasıyla ilgili mücadele vermeye başladık. Ancak teamüllere uymayan atamalarla karşı karşıya kaldık. Özel Kuvvetler’e yapılan kurmay albay atamaları bunun son örneğidir. Bu darbeyi emperyalist güçlerin uşağı FETÖ/PDY terör örgütüne ait TSK içerisindeki yapının gerçekleştirdiğine eminim.”
Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/zekai-aksakalli-pasa-15-temmuzu-anlatti/1148776


8 Aralık 2016 Perşembe

İsterler ki Türkiye bir tane piyade tüfeği almak için elin gavurunun kapısında diz çöküp beklesin

Karanlık ellerin Türkiye'nin yerli projelerini engellediğini ifade eden Numan Kurtulmuş, şunları söyledi:
"Rahmetli Nuri Demirağ 1940'lı yılların sonunda neredeyse yüzde 100 yerli Türk uçağını imal etti. Avrupa ülkelerine satacak noktaya geldi. Hürkuş, şu an aynı isimle uçak yapıyoruz. Bu uçak satılma noktasına geldi ve bir karanlık el Nuri Demirağ'ın fabrikasını kapattı. Tenekeden arabaları, yabancı lisanslarla bu memlekette sattırdılar. Çünkü kendi uçağını yapan bir Türkiye, kendi arabasını yapan bir Türkiye, kendi savaş uçağını yapan bir Türkiye, kendi tankını yapan bir Türkiye, güçlü bir Türkiye olarak oynanan bu oyunlara izin vermezdi de ondan bunu yaptılar. Aselsan mühendislerinin genç yaşta birer birer ölmeleri herhalde tesadüf değildir. Bütün bunlara baktığımız zaman isterler ki Türkiye bir tane piyade tüfeği almak için elin gavurunun kapısında diz çöküp beklesin. Türkiye böyle bir ülke değildir. Türkiye böyle bir ülke olmayacaktır."

'Teknoloji transferi' adı altında elin oğlunun kendi ellerinde dökülen beşinci sınıf teknolojileri matah bir şeymiş gibi kabul eden Türkiye'nin geride kaldığını ifade eden Kurtulmuş, "O devirler geride kaldı. Onlar eski Türkiye'nin karanlık labirentlerinde kalmış karanlık sayfalardır. Şimdi inaçla, kararlılıkla yola devam ediyoruz. Türkiye kendi uçağını yapar hale geldi. Tankını, silahını yapar hale geldi. Türkiye zırh teknolojisinde dünyanın ikinci ülkesi oldu. 15 Temmuz'da ne oldu, işte cevabı buradadır. Bunları yapan bir ülke olmamamız için 15 Temmuz'da satılık eşkiyaların eline bu milletin paralarıyla alınan silahlar verildi ve maalesef onlara sahne almaları söylendi. Milletimiz buna izin vermedi" dedi.

Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/aselsan-muhendislerinin-olmeleri-tesaduf-degil/1145759