Avrupa Parlamentosu milletvekillerinin, yapmadıkları harcamalar ve çalışmayan danışmanları için AP bütçesinden haksız yere para aldıkları ortaya çıktı
Kimi Avrupa Parlamentosu milletvekili bürosunda olmayan danışman için aylık 24 bin 526 euro fazladan para alırken, kimileri ise çıkmadıkları geziler için harcırah aldı. AP Genel Sekreterliği tarafından yapılan açıklamada, 2016 yılında AP bütçesinden hiç çalışmayan yedi danışmanın her biri için aylık tam 24 bin 526 euro ödendiği belirtildi.
Genel sekreterlik, durumu fark edince haksız ödenen tam bir milyon 100 bin euroyu geri talep etti. 79 milletvekili ise çıkmadıkları gezi ve yapmadıkları ziyaretler için tam 216 kez haksız yere harcırah aldı. Bu rakamın ne kadar olduğuyla ilgili ise bilgi verilmedi. AP’yi dolandıran milletvekillerinin isimleri, ülkeleri ve ait oldukları grupla ilgili bilgi verilmedi.
6 Şubat 2018 Salı
4 Şubat 2018 Pazar
Komünist Başkan belediyenin bilançosunu afiş yaptırıp astı
Tunceli'nin Ovacık ilçesi Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, belediyenin gelir, gider ve borçlarının göründüğü finansal raporu belediyeye afiş olarak astırdı
Tunceli’nin Ovacık ilçesinin Komünist Partili Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, daha önceki yıllarda olduğu gibi, yine kurumun 1 yılık gelir- gider ve borç tablosunu, hazırlattığı 7 metrelik afişle belediye binasına astırdı. Başkan Maçoğlu, "Harcadığımız her kuruşun hesabını halkımız bize sorsun diye hesapları halka açıyoruz. Biz yönetime geldiğimiz zaman belediye zarardaydı ve borçları vardı, şimdi belediyemiz kâra geçti ve nakit parası da var" dedi.
Türkiye’nin tek Komünist Partili belediyesi olan Ovacık Belediyesi, 3 yıldır belediyenin gelir gider tablosunu halka duyurmak için yaptığı uygulamayı bu yıl da sürdürdü. Başkan Fatih Mehmet Maçoğlu, belediyenin gelir- giderleri ile borç tablosunu kalem kalem yazdırdığı 7 metre uzunluğunda, 3 metre genişliğindeki afişi, kurumun binasına, giriş kapısının üzerine astırdı.
Belediyeciliği tamamen şeffaf ve halka açık şekilde yaptıklarını anlatan Başkan Maçoğlu, "Harcadığımız her kuruşun hesabını halkımız bize sorsun diye hesapları halka açıyoruz. İsteyen vatandaşlarımız belediyeye gelerek faturaları ve gelir giderleri inceleyebilir ve bu konuda araştırma yapabilir. Hiçbir gizlimiz yok, biz zaten bu halka hizmet için varız, bunun için hesapları hiçbir şekilde halka kapatmamız ya da gizlememiz söz konusu olamaz. Biz yönetime geldiğimiz zaman belediye zarardaydı ve borçları vardı şimdi, belediyemiz kâra geçti ve nakit parası da var" diye konuştu.
Belediye binasına asılan gelir- gider tablosuna göre, belediyenin 2017 yılına ait geliri 3 milyon 452 bin 707 lira, giderleri ise 3 milyon 182 bin 482 lira oldu. Belediyenin taksitlendirdiği ve sorunsuz olarak her ay düzenli ödeme yaptığı İller Bankası ve bir kamu bankasına ise toplam 720 bin lira borcu bulunduğu, kurumun kasasında ise toplam 901 bin 928 lira olduğu belirtildi. Ayrıca belediyenin tahakkuk eden ancak tahsil edilmeyen toplam alacağının da 428 bin lira olduğu kaydedildi.
Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/komunist-baskan-belediyenin-bilancosunu-afis-yaptirip-asti/1274420
Tunceli’nin Ovacık ilçesinin Komünist Partili Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, daha önceki yıllarda olduğu gibi, yine kurumun 1 yılık gelir- gider ve borç tablosunu, hazırlattığı 7 metrelik afişle belediye binasına astırdı. Başkan Maçoğlu, "Harcadığımız her kuruşun hesabını halkımız bize sorsun diye hesapları halka açıyoruz. Biz yönetime geldiğimiz zaman belediye zarardaydı ve borçları vardı, şimdi belediyemiz kâra geçti ve nakit parası da var" dedi.
Türkiye’nin tek Komünist Partili belediyesi olan Ovacık Belediyesi, 3 yıldır belediyenin gelir gider tablosunu halka duyurmak için yaptığı uygulamayı bu yıl da sürdürdü. Başkan Fatih Mehmet Maçoğlu, belediyenin gelir- giderleri ile borç tablosunu kalem kalem yazdırdığı 7 metre uzunluğunda, 3 metre genişliğindeki afişi, kurumun binasına, giriş kapısının üzerine astırdı.
Belediyeciliği tamamen şeffaf ve halka açık şekilde yaptıklarını anlatan Başkan Maçoğlu, "Harcadığımız her kuruşun hesabını halkımız bize sorsun diye hesapları halka açıyoruz. İsteyen vatandaşlarımız belediyeye gelerek faturaları ve gelir giderleri inceleyebilir ve bu konuda araştırma yapabilir. Hiçbir gizlimiz yok, biz zaten bu halka hizmet için varız, bunun için hesapları hiçbir şekilde halka kapatmamız ya da gizlememiz söz konusu olamaz. Biz yönetime geldiğimiz zaman belediye zarardaydı ve borçları vardı şimdi, belediyemiz kâra geçti ve nakit parası da var" diye konuştu.
Belediye binasına asılan gelir- gider tablosuna göre, belediyenin 2017 yılına ait geliri 3 milyon 452 bin 707 lira, giderleri ise 3 milyon 182 bin 482 lira oldu. Belediyenin taksitlendirdiği ve sorunsuz olarak her ay düzenli ödeme yaptığı İller Bankası ve bir kamu bankasına ise toplam 720 bin lira borcu bulunduğu, kurumun kasasında ise toplam 901 bin 928 lira olduğu belirtildi. Ayrıca belediyenin tahakkuk eden ancak tahsil edilmeyen toplam alacağının da 428 bin lira olduğu kaydedildi.
Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/komunist-baskan-belediyenin-bilancosunu-afis-yaptirip-asti/1274420
2 Şubat 2018 Cuma
Rusya neden Türkiye'ye yardım ediyor
Türkiye'nin Suriye'de başlattığı Zeytindalı Harekatı ile ivme kazanan Türkiye-Rusya ilişkileri gündemdeki sıcaklığını koruyor. Peki Rusya, Suriye’de Türkiye’ye yardımcı bir tutum alarak neyi amaçlıyor?
Türkiye’nin Afrin’de başlattığı ‘Zeytin Dalı’ harekâtının en önemli sonuçlarından biri, Rusya ile ilişkilerindeki yakınlaşma ve işbirliği yönelişine güçlü bir ivme vermesi oldu.
Rusya, Afrin harekâtında Türkiye’ye hava sahasını neden açtı? Suriye’de Türkiye’ye yardımcı bir tutum alarak neyi amaçlıyor?
Bu sorulara yanıt ararken ana başlıklarda şu tahmin ve gözlemleri ileri sürmek mümkün:
1-) ÇÜNKÜ ÇIKARLARINA UYGUN: Rusya’nın bu hamlesi, Türkiye ile ilişkilerine son dönemde hâkim olan genel doğrultuyla uyumludur. Rusya’nın Türkiye’de ekonomik, siyasi ve bölgesel ölçekte önemli çıkarları söz konusudur. Afrin’de Türkiye’nin yanında yer alırken, kendi çıkarlarının gereğini yerine getirmektedir. Terazinin bir kefesine Türkiye’deki çıkarlarını, diğer kefesine Suriyeli Kürtleri koyduğunda, ilkinin ağır bastığı ortadadır. Bu jestinin karşılığında, ikili ilişkinin genel dengesi içinde Ankara karşısında elindeki kartları, pazarlık pozisyonunu güçlendirdiğini de hesaplıyor olabilir. Ayrıca, buradaki jestin, Türk kamuoyundaki Rusya algısında olumlu izler bırakacağı tartışma götürmez.
2-) OYUN KURUCU OLDUĞUNU GÖSTERİYOR: Rusya, 2015’ten bu yana Suriye’deki savaşa müdahil. Savaş alanındaki askeri varlığıyla Beşar Esad rejimine muhalifler karşısında arka çıkıyor. Türkiye’ye doğru attığı bu adım, Suriye’deki rejimi güçlendirme yönündeki ana stratejisini destekleyecek niteliktedir. Rusya, kendisini Suriye’de başat oyun kurucu olarak bir kez daha tescil etmektedir. Böylelikle, Suriye’de bütün yolların son tahlilde Moskova’dan da geçtiğini göstererek, Ortadoğu’ya yerleşme siyasetinde zemin kazanmaktadır. Bu da Rusya lideri Vladimir Putin’in Rusya’yı yeniden güçlü bir küresel oyuncu yapma hedefini destekleyecektir.
3-) TÜRKİYE’NİN AĞIRLIĞINI YANINA ALMAK İSTİYOR: Rusya, Suriye denkleminin bundan sonraki sürecinde bölgenin bir diğer önemli aktörü Türkiye ile yakın bir şekilde hareket etmesinin getirilerini de hesaplıyor. Suriye’nin geleceğinin şekillendiği bir dönemde, üstlendiği Soçi müzakereleri gibi inisiyatiflerde kendi istediği yönde çözümleri öne sürerken Türkiye ile diyalog ve işbirliği içinde olmak, Moskova’nın masada elini güçlendiren bir gelişme olacaktır.
4-) TÜRKİYE’Yİ ABD’DEN UZAKLAŞTIRIYOR: Rusya’nın bu hamlesi, kuşkusuz, ABD’ye karşı politikasından bağımsız düşünülemez. Türkiye ile ABD arasında var olan anlaşmazlıkların daha da derinleşmesi, bu şekilde NATO içinde ciddi bir çatlağın ortaya çıkmış olması, Rusya açısından hiç de üzüntüyle karşılanacak bir durum değildir. Aksine bu hamlesiyle, ABD’nin tepki göstereceğini bildiği bir harekâtın başlamasına katkı sağlayarak, Ankara ile Washington’ın birbirinden biraz daha uzaklaşmalarına yol açmıştır. Moskova’nın bakışına göre, Batı’dan uzaklaşan bir Türkiye, Rusya’ya daha yakın durma ihtiyacını duyacaktır.
5-) ABD’NİN KÜRT PLANINA GEM VURUYOR: Rusya, aynı zamanda ABD’nin Kürtleri kullanarak, Kuzey Suriye’ye yerleşmesine, burada doğrudan kendi güdümünde hareket edecek ve devletleşmeye doğru gidebilecek bir nüfuz bölgesi oluşturmasına da set çekmeye çalışıyor. Böylece, Kürtlere de ABD ile Suriye’de kader birliğine girmenin bir bedeli olduğunu göstermiş oluyor. Ayrıca, Afrin krizinde Türkiye karşısında ABD’den bekledikleri desteği göremedikleri bir senaryo, Suriyeli Kürtler ile Washington arasında sıkıntı yaratabilir. Bu da yine Rusların siyasi hedeflerini destekleyen bir yan sonuç olur.
6-) ANKARA İLE ŞAM’IN ARASINI BULMAYA ÇALIŞIYOR: Türkiye’nin PYD’ye karşı harekâtı, Başbakan Binali Yıldırım’ın da belirttiği gibi, Şam’daki Beşar Esad rejimi ile dolaylı yoldan temasa geçmesi sonucunu beraberinde getirmiştir. Sahada iki tarafın da askerlerinin bulunması, en azından bir kaza ihtimaline karşı diyalog kanallarının açık olmasını gerekli kılıyor. Moskova’nın, bu gereklilik üzerinden Ankara ile Şam’daki rejim arasında buzları eritmeyi arzuladığını da tahmin edebiliriz. Rusya, Ankara ile Şam arasında diyalog kurulmasında, ilişkilerin normalleşmesinde köprü rolünü üstlenerek Esad rejimini sağlamlaştırmayı hedefleyebilir.
7-) İDLİB’DE REJİMİN ELİNİ RAHATLATIYOR: Özgür Suriye Ordusu’nun kuzeyde Afrin’de PYD’ye karşı ortaya çıkan yeni meşguliyetinin dolaylı bir sonucu daha var. O da, muhalefetin elinde olan İdlib bölgesine dönük planlarında, Şam’daki rejimin elinin belli ölçülerde rahatlayacak olmasıdır. Uluslararası camianın dikkati Türkiye’nin Afrin’deki harekâtına çevrildiği için, Esad rejimi, İdlib bölgesinde muhalefetten alan kazanma yönündeki cephedeki hamlelerinde kendisini daha az uluslararası baskı altında hissedecektir.
(Sedat Engin/Hürriyet)
Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/rusya-neden-turkiyeye-yardim-ediyor/1273968
Türkiye’nin Afrin’de başlattığı ‘Zeytin Dalı’ harekâtının en önemli sonuçlarından biri, Rusya ile ilişkilerindeki yakınlaşma ve işbirliği yönelişine güçlü bir ivme vermesi oldu.
Rusya, Afrin harekâtında Türkiye’ye hava sahasını neden açtı? Suriye’de Türkiye’ye yardımcı bir tutum alarak neyi amaçlıyor?
Bu sorulara yanıt ararken ana başlıklarda şu tahmin ve gözlemleri ileri sürmek mümkün:
1-) ÇÜNKÜ ÇIKARLARINA UYGUN: Rusya’nın bu hamlesi, Türkiye ile ilişkilerine son dönemde hâkim olan genel doğrultuyla uyumludur. Rusya’nın Türkiye’de ekonomik, siyasi ve bölgesel ölçekte önemli çıkarları söz konusudur. Afrin’de Türkiye’nin yanında yer alırken, kendi çıkarlarının gereğini yerine getirmektedir. Terazinin bir kefesine Türkiye’deki çıkarlarını, diğer kefesine Suriyeli Kürtleri koyduğunda, ilkinin ağır bastığı ortadadır. Bu jestinin karşılığında, ikili ilişkinin genel dengesi içinde Ankara karşısında elindeki kartları, pazarlık pozisyonunu güçlendirdiğini de hesaplıyor olabilir. Ayrıca, buradaki jestin, Türk kamuoyundaki Rusya algısında olumlu izler bırakacağı tartışma götürmez.
2-) OYUN KURUCU OLDUĞUNU GÖSTERİYOR: Rusya, 2015’ten bu yana Suriye’deki savaşa müdahil. Savaş alanındaki askeri varlığıyla Beşar Esad rejimine muhalifler karşısında arka çıkıyor. Türkiye’ye doğru attığı bu adım, Suriye’deki rejimi güçlendirme yönündeki ana stratejisini destekleyecek niteliktedir. Rusya, kendisini Suriye’de başat oyun kurucu olarak bir kez daha tescil etmektedir. Böylelikle, Suriye’de bütün yolların son tahlilde Moskova’dan da geçtiğini göstererek, Ortadoğu’ya yerleşme siyasetinde zemin kazanmaktadır. Bu da Rusya lideri Vladimir Putin’in Rusya’yı yeniden güçlü bir küresel oyuncu yapma hedefini destekleyecektir.
3-) TÜRKİYE’NİN AĞIRLIĞINI YANINA ALMAK İSTİYOR: Rusya, Suriye denkleminin bundan sonraki sürecinde bölgenin bir diğer önemli aktörü Türkiye ile yakın bir şekilde hareket etmesinin getirilerini de hesaplıyor. Suriye’nin geleceğinin şekillendiği bir dönemde, üstlendiği Soçi müzakereleri gibi inisiyatiflerde kendi istediği yönde çözümleri öne sürerken Türkiye ile diyalog ve işbirliği içinde olmak, Moskova’nın masada elini güçlendiren bir gelişme olacaktır.
4-) TÜRKİYE’Yİ ABD’DEN UZAKLAŞTIRIYOR: Rusya’nın bu hamlesi, kuşkusuz, ABD’ye karşı politikasından bağımsız düşünülemez. Türkiye ile ABD arasında var olan anlaşmazlıkların daha da derinleşmesi, bu şekilde NATO içinde ciddi bir çatlağın ortaya çıkmış olması, Rusya açısından hiç de üzüntüyle karşılanacak bir durum değildir. Aksine bu hamlesiyle, ABD’nin tepki göstereceğini bildiği bir harekâtın başlamasına katkı sağlayarak, Ankara ile Washington’ın birbirinden biraz daha uzaklaşmalarına yol açmıştır. Moskova’nın bakışına göre, Batı’dan uzaklaşan bir Türkiye, Rusya’ya daha yakın durma ihtiyacını duyacaktır.
5-) ABD’NİN KÜRT PLANINA GEM VURUYOR: Rusya, aynı zamanda ABD’nin Kürtleri kullanarak, Kuzey Suriye’ye yerleşmesine, burada doğrudan kendi güdümünde hareket edecek ve devletleşmeye doğru gidebilecek bir nüfuz bölgesi oluşturmasına da set çekmeye çalışıyor. Böylece, Kürtlere de ABD ile Suriye’de kader birliğine girmenin bir bedeli olduğunu göstermiş oluyor. Ayrıca, Afrin krizinde Türkiye karşısında ABD’den bekledikleri desteği göremedikleri bir senaryo, Suriyeli Kürtler ile Washington arasında sıkıntı yaratabilir. Bu da yine Rusların siyasi hedeflerini destekleyen bir yan sonuç olur.
6-) ANKARA İLE ŞAM’IN ARASINI BULMAYA ÇALIŞIYOR: Türkiye’nin PYD’ye karşı harekâtı, Başbakan Binali Yıldırım’ın da belirttiği gibi, Şam’daki Beşar Esad rejimi ile dolaylı yoldan temasa geçmesi sonucunu beraberinde getirmiştir. Sahada iki tarafın da askerlerinin bulunması, en azından bir kaza ihtimaline karşı diyalog kanallarının açık olmasını gerekli kılıyor. Moskova’nın, bu gereklilik üzerinden Ankara ile Şam’daki rejim arasında buzları eritmeyi arzuladığını da tahmin edebiliriz. Rusya, Ankara ile Şam arasında diyalog kurulmasında, ilişkilerin normalleşmesinde köprü rolünü üstlenerek Esad rejimini sağlamlaştırmayı hedefleyebilir.
7-) İDLİB’DE REJİMİN ELİNİ RAHATLATIYOR: Özgür Suriye Ordusu’nun kuzeyde Afrin’de PYD’ye karşı ortaya çıkan yeni meşguliyetinin dolaylı bir sonucu daha var. O da, muhalefetin elinde olan İdlib bölgesine dönük planlarında, Şam’daki rejimin elinin belli ölçülerde rahatlayacak olmasıdır. Uluslararası camianın dikkati Türkiye’nin Afrin’deki harekâtına çevrildiği için, Esad rejimi, İdlib bölgesinde muhalefetten alan kazanma yönündeki cephedeki hamlelerinde kendisini daha az uluslararası baskı altında hissedecektir.
(Sedat Engin/Hürriyet)
Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/rusya-neden-turkiyeye-yardim-ediyor/1273968
31 Ocak 2018 Çarşamba
CIA Başkanı: Çin, Rusya'dan daha büyük tehdit
CIA Başkanı Pompeo, "Amerika'dan bilgi çalmaya yönelik çok yoğun bir siber casusluk faaliyetine, Amerikan kurumlarına Çin hükümeti adına ABD aleyhine çalışacak casuslar yerleştirme çabalarına tanık oluyoruz" dedi
ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) Şefi Mike Pompeo, Çin'in diğer ülkeler üzerinde etki yaratmaya yönelik casusluk operasyonları bakımından ABD ve Batı üzerinde Rusya'dan daha büyük bir tehdit oluşturduğunu söyledi.
Pompeo, BBC'ye verdiği mülakatta, Çin'in son dönemde ABD'den ticari bilgi çalmaya yönelik siber casusluk girişimlerinin, kamu ve şirket yönetimlerine, okullara ve hastanelere sızma çabalarının tespit edildiğini ve bu faaliyetlerin İngiltere ile Avrupa ülkelerine de yayıldığını belirtti.
Pompeo, "Amerika'dan bilgi çalmaya yönelik çok yoğun bir siber casusluk faaliyetine, Amerikan kurumlarına Çin hükümeti adına ABD aleyhine çalışacak casuslar yerleştirme çabalarına tanık oluyoruz. Bunu okullarımızda görüyoruz. Hastanelerimizde ve tıp sistemi içinde görüşüyoruz. Amerikan şirketlerinde görüyoruz. Bu faaliyetler İngiltere'ye ve Avrupa'ya da uzanıyor" ifadelerini kullandı.
Çin'in ekonomisinin büyüklüğü bakımından bu operasyonları yürütme konusunda Rusya'dan çok daha geniş bir "ayak izine" sahip olduğunu ifade eden CIA Başkanı, Batılı ülkelerin Çin'in bu türden operasyonlarına karşı koymak üzere ortak çabalarını artırması gerektiğini vurguladı.
Öte yandan Pompeo, Rusya'nın ülkesinde 6 Kasım'da yapılacak Kongre ara seçimlerini "hedef alacağını" düşündüğünü de söyledi. Pompeo, "Buna karşın ABD'nin seçimleri hür ve adil bir şekilde yapabileceğine eminim. Onları öylesine güçlü bir şekilde püskürteceğiz ki, seçimimiz üzerinde fazla etkili olamayacaklar" dedi.
Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/cia-baskani-cin-rusyadan-daha-buyuk-tehdit/1273002
ABD Merkezi Haberalma Teşkilatı (CIA) Şefi Mike Pompeo, Çin'in diğer ülkeler üzerinde etki yaratmaya yönelik casusluk operasyonları bakımından ABD ve Batı üzerinde Rusya'dan daha büyük bir tehdit oluşturduğunu söyledi.
Pompeo, BBC'ye verdiği mülakatta, Çin'in son dönemde ABD'den ticari bilgi çalmaya yönelik siber casusluk girişimlerinin, kamu ve şirket yönetimlerine, okullara ve hastanelere sızma çabalarının tespit edildiğini ve bu faaliyetlerin İngiltere ile Avrupa ülkelerine de yayıldığını belirtti.
Pompeo, "Amerika'dan bilgi çalmaya yönelik çok yoğun bir siber casusluk faaliyetine, Amerikan kurumlarına Çin hükümeti adına ABD aleyhine çalışacak casuslar yerleştirme çabalarına tanık oluyoruz. Bunu okullarımızda görüyoruz. Hastanelerimizde ve tıp sistemi içinde görüşüyoruz. Amerikan şirketlerinde görüyoruz. Bu faaliyetler İngiltere'ye ve Avrupa'ya da uzanıyor" ifadelerini kullandı.
Çin'in ekonomisinin büyüklüğü bakımından bu operasyonları yürütme konusunda Rusya'dan çok daha geniş bir "ayak izine" sahip olduğunu ifade eden CIA Başkanı, Batılı ülkelerin Çin'in bu türden operasyonlarına karşı koymak üzere ortak çabalarını artırması gerektiğini vurguladı.
Öte yandan Pompeo, Rusya'nın ülkesinde 6 Kasım'da yapılacak Kongre ara seçimlerini "hedef alacağını" düşündüğünü de söyledi. Pompeo, "Buna karşın ABD'nin seçimleri hür ve adil bir şekilde yapabileceğine eminim. Onları öylesine güçlü bir şekilde püskürteceğiz ki, seçimimiz üzerinde fazla etkili olamayacaklar" dedi.
Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/cia-baskani-cin-rusyadan-daha-buyuk-tehdit/1273002
28 Ocak 2018 Pazar
Putin'den Zeman'a kutlama mesajı
Kremlin Basın Dairesi, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Miloş Zeman’ı Çekya Devlet Başkanı görevine yeniden seçilmesi dolayısıyla kutladığını duyurdu.
Kremlin'den konuyla ilgili yapılan açıklamada, "Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Miloş Zeman'a, Çekya Devlet Başkanlığı görevine yeniden seçilmesi dolayısıyla bir kutlama telgrafı gönderdi" dendi.
'DENEYİMLİ VE SORUMLU BİR POLİTİKACI'
Açıklamada ayrıca Putin'in ‘yapılan seçim sonuçlarının Miloş Zeman'ın Çek halkının çıkarlarını ve isteklerini hayata geçiren deneyimli ve sorumlu bir politikacı olarak sahip olduğu yüksek otoritesini doğruladığını' vurguladığı kaydedildi.
'İZLEDİĞİ İLKESEL TUTUMA DEĞER VERİYORUZ'
Açıklama metninde, "Vladimir Putin, Rusya'da Miloş Zeman'ın dostane Rus-Çek ilişkilerinin, çeşitli alanlarda karşılıklı yarara dayalı işbirliğinin geliştirilmesi konusunda izlediği ilkesel tutumuna değer verildiğini kaydetti" ifadelerine yer verildi.
Açıklamaya göre Rus lider, ‘ikili ve uluslararası gündem konularında yapıcı ortak çalışmalara devam etmeye' hazır olduğunu teyit etti ve Miloş Zeman'a devlet faaliyetlerinde sağlık, refah ve yeni başarılar dileklerini iletti.
Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/putinden-zemana-kutlama-mesaji/1272286
Kremlin'den konuyla ilgili yapılan açıklamada, "Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Miloş Zeman'a, Çekya Devlet Başkanlığı görevine yeniden seçilmesi dolayısıyla bir kutlama telgrafı gönderdi" dendi.
'DENEYİMLİ VE SORUMLU BİR POLİTİKACI'
Açıklamada ayrıca Putin'in ‘yapılan seçim sonuçlarının Miloş Zeman'ın Çek halkının çıkarlarını ve isteklerini hayata geçiren deneyimli ve sorumlu bir politikacı olarak sahip olduğu yüksek otoritesini doğruladığını' vurguladığı kaydedildi.
'İZLEDİĞİ İLKESEL TUTUMA DEĞER VERİYORUZ'
Açıklama metninde, "Vladimir Putin, Rusya'da Miloş Zeman'ın dostane Rus-Çek ilişkilerinin, çeşitli alanlarda karşılıklı yarara dayalı işbirliğinin geliştirilmesi konusunda izlediği ilkesel tutumuna değer verildiğini kaydetti" ifadelerine yer verildi.
Açıklamaya göre Rus lider, ‘ikili ve uluslararası gündem konularında yapıcı ortak çalışmalara devam etmeye' hazır olduğunu teyit etti ve Miloş Zeman'a devlet faaliyetlerinde sağlık, refah ve yeni başarılar dileklerini iletti.
Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/putinden-zemana-kutlama-mesaji/1272286
17 Ocak 2018 Çarşamba
Erdoğan'ın Vatikan ziyareti 1959'dan beri bir ilk olacak
Erdoğan'ın Vatikan ziyareti, 1959 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar'dan sonra bir ilk olacak
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Vatikan Devlet Başkanı ve Katolik Kilisesi lideri Papa Francesco ile görüşmek üzere 5 Şubat'ta Vatikan'a gidecek. Erdoğan, 1959'dan bu yana Vatikan'a resmi ziyarette bulunan ilk Türkiye Cumhurbaşkanı olacak.
ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma kararının ardından Papa Francesco, "Kudüs'ün BM kararlarıyla belirlenmiş statükosuna saygı gösterilmesi" çağrısı yapmış ve Kudüs'ün Yahudiler, Hristiyanları ve Müslümanlar için kutsal olan bir kent olduğunu vurgulamıştı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da, Kudüs konusunda konuşmak için geçen ay içinde Papa'yı iki kez telefonla aramıştı. AA'nın haberine göre Erdoğan, Papa Francesco'ya, "Kudüs'te mevcut durumun korunması yönündeki çağrısından dolayı takdirlerini iletmişti".
Erdoğan, Aralık ayı sonunda bir yurtdışı ziyaretinde uçaktaki gazetecilere yaptığı açıklamada da Papa ile Kudüs meselesini konuşmak üzere Vatikan'a gelme niyetinden söz etmiş ve "Belki bir Vatikan ziyaretimiz olabilir. Papa biliyorsunuz beni ziyaret etmişti. Şimdi iade-i ziyaret yapabilirsek, bu konuları Papa'yla yüzyüze de görüşme imkanımız olabilir" demişti.
Vatikan Basın Ofisi, Erdoğan'ın Papa ile görüşmesinin 5 Şubat'ta gerçekleşeceğini belirtti.
EN SON CELAL BAYAR GİTMİŞTİ
Vatikan'a Türkiye'den Cumhurbaşkanlığı düzeyinde son ziyaret 1959 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar tarafından yapılmıştı. Vatikan-Türkiye arasındaki diplomatik ilişkiler de bu ziyaretin ardından 1960'ta kurulmuş ve karşılıklı büyükelçilikler açılmıştı.
Erdoğan, iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasından bu yana Vatikan'ı ziyaret eden ilk cumhurbaşkanı olacak.
Türkiye'ye Papa ziyaretleri ise 1967, 1979, 2006 ve 2014 yıllarında gerçekleştirildi.
Vatikan'a yakın kaynaklar, ziyaret talebinin Türkiye tarafından geldiğini belirtiyor.
DİPLOMATİK İLİŞKİLER "TÜRK PAPA" DÖNEMİNDE KURULDU
Vatikan ile Türkiye arasında diplomatik ilişkilerin tesisinde, "Türk Papa" olarak da anılan Papa Roncalli'nin büyük etkisi oldu. 1935-1944 yılları arasında Türkiye'de Vatikan'ı temsilen görev yapan Monsenyör Angelo Giuseppe Roncalli, 1958'te ise Papa seçilerek 23. Giovanni adını aldı.
Türkiye ile Vatikan arasında resmi diplomatik ilişkiler de 1960'ta, Papa 23. Giovanni döneminde başladı. Roncalli, Türkiye'ye aşinalığı ve sevgisi nedeniyle "Türk Papa" olarak da anılıyor.
Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/erdoganin-vatikan-ziyareti-1959dan-beri-bir-ilk-olacak/1268883
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Vatikan Devlet Başkanı ve Katolik Kilisesi lideri Papa Francesco ile görüşmek üzere 5 Şubat'ta Vatikan'a gidecek. Erdoğan, 1959'dan bu yana Vatikan'a resmi ziyarette bulunan ilk Türkiye Cumhurbaşkanı olacak.
ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma kararının ardından Papa Francesco, "Kudüs'ün BM kararlarıyla belirlenmiş statükosuna saygı gösterilmesi" çağrısı yapmış ve Kudüs'ün Yahudiler, Hristiyanları ve Müslümanlar için kutsal olan bir kent olduğunu vurgulamıştı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da, Kudüs konusunda konuşmak için geçen ay içinde Papa'yı iki kez telefonla aramıştı. AA'nın haberine göre Erdoğan, Papa Francesco'ya, "Kudüs'te mevcut durumun korunması yönündeki çağrısından dolayı takdirlerini iletmişti".
Erdoğan, Aralık ayı sonunda bir yurtdışı ziyaretinde uçaktaki gazetecilere yaptığı açıklamada da Papa ile Kudüs meselesini konuşmak üzere Vatikan'a gelme niyetinden söz etmiş ve "Belki bir Vatikan ziyaretimiz olabilir. Papa biliyorsunuz beni ziyaret etmişti. Şimdi iade-i ziyaret yapabilirsek, bu konuları Papa'yla yüzyüze de görüşme imkanımız olabilir" demişti.
Vatikan Basın Ofisi, Erdoğan'ın Papa ile görüşmesinin 5 Şubat'ta gerçekleşeceğini belirtti.
EN SON CELAL BAYAR GİTMİŞTİ
Vatikan'a Türkiye'den Cumhurbaşkanlığı düzeyinde son ziyaret 1959 yılında, dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar tarafından yapılmıştı. Vatikan-Türkiye arasındaki diplomatik ilişkiler de bu ziyaretin ardından 1960'ta kurulmuş ve karşılıklı büyükelçilikler açılmıştı.
Erdoğan, iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasından bu yana Vatikan'ı ziyaret eden ilk cumhurbaşkanı olacak.
Türkiye'ye Papa ziyaretleri ise 1967, 1979, 2006 ve 2014 yıllarında gerçekleştirildi.
Vatikan'a yakın kaynaklar, ziyaret talebinin Türkiye tarafından geldiğini belirtiyor.
DİPLOMATİK İLİŞKİLER "TÜRK PAPA" DÖNEMİNDE KURULDU
Vatikan ile Türkiye arasında diplomatik ilişkilerin tesisinde, "Türk Papa" olarak da anılan Papa Roncalli'nin büyük etkisi oldu. 1935-1944 yılları arasında Türkiye'de Vatikan'ı temsilen görev yapan Monsenyör Angelo Giuseppe Roncalli, 1958'te ise Papa seçilerek 23. Giovanni adını aldı.
Türkiye ile Vatikan arasında resmi diplomatik ilişkiler de 1960'ta, Papa 23. Giovanni döneminde başladı. Roncalli, Türkiye'ye aşinalığı ve sevgisi nedeniyle "Türk Papa" olarak da anılıyor.
Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/erdoganin-vatikan-ziyareti-1959dan-beri-bir-ilk-olacak/1268883
8 Ekim 2017 Pazar
Milliyetçi Akımlar Yeniden Güçleniyor
Milliyetçi hareketlerin dünyanın yönünü değiştirdiği geçtiğimiz yüz yılın ardından, milliyetçilik küllerinden yeniden doğuyor. Avrupa ülkelerinin ekonomik ve askeri güçlerinin zirvesindeyken çizdikleri haritalar, günümüzde dağılma tehlikesiyle karşı karşıya…
Milliyetçi hevesler tüm dünyada kendini yeniden gösteriyor. Avrupa’da İspanya’dan ayrılma tehditleri savuran solcu Katalan ayrılıkçılar Avrupa gündemini meşgul ediyor. Almanya seçimlerinde ise milliyetçi Almanya için Alternatif (AfD) Partisi'nin, kuruluşundan sadece dört yıl sonra 94 milletvekiliyle meclise girmesi birçoklarına Nazi döneminin aşırı sağcılarının Alman Meclis’ine girişini hatırlattı.
Sadece Avrupa’daki değil, Afrika’daki gelişmeler de milliyetçi hareketlerin yükselişini gözler önüne seriyor. İngiliz Kamerunu ve Fransız Kamerunu’nun birleşmesinden 56 yıl sonra ülkede ayrılık rüzgarları esiyor. Son olarak Ortadoğu’da Iraklı Kürtler kendi ülkelerini kurmak için yaptıkları referandumda, Irak’tan ayrılmak üzere oy kullandılar.
Suriye’deki savaş da ülkenin Şiiler, Sünniler ve Kürtler arasında bölünebileceğinin olasılığını ortaya çıkardı.
Hintli Pankaj Mishra gibi bazı akademisyenlere göre 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın başıyla içinde yaşadığımız küreselleşme ve hızlı teknolojik değişim dönemi arasında önemli benzerlikler var.
19. yüzyılın sonu 20. yüzyılın başına kadarki dönemde, bazı çok ciddi toplumsal problemlerin üzeri örtülmüştü.
Bu toplumsal sorunların yarattığı öfke, Faşizm, Komünizm, Anarşizm ve Nasyonalizm gibi, dönemin “izm”leri olarak ortaya çıktı.
“Age Of Anger: A History of the Present” – “Öfke Dönemi: Günümüzün Tarihi” kitabında Mishra günümüz deneyimlerinin 19. yüzyılda yaşananlarla ne ölçüde örtüştüğünü inceliyor.
Günümüzde de birçok kesim o dönemde olduğu gibi kendini güçten yoksun hissediyor. Geleneksel siyasetçilerin onları koruyacağı inancını ve istikrarın yeniden sağlanacağı umudunu yitirmiş durumdalar. Refahın ve gücün eşitsiz dağılımı da bu hislerini pekiştiriyor.
Komünizm ve Faşizm ise geri dönüşü olmayacak şekilde kendini tüketmiş görünüyor. Bu tür ideolojiler kanlı tarihlerinden kolay kolay uzaklaşamıyor. Bunun en güzel örneklerinden biri Rusya’da Kremlin’in, komünizmin ardından ülkeyi büyük bir güç olarak, ancak komünist bir ülke olmadığının altını çizerek, siyasi arenada tutmak yönünde gösterdiği vatansever çaba.
Toplumda çeşitli kesimlerin marjinalleştirilmesinden ve toplumsal adaletsizlikten kaynaklanan hayal kırıklığı arttıkça ve zenginlikten faydalanma hayalleri suya düştükçe, milliyetçilik, fayda elde etmek isteyen bu kesimlerin siyasi sığınağı haline geldi.
Küreselleşme ve göçle rekabet eden etnik milliyetçi/ulusalcı hareketler, dünyada her geçen gün hızla gelişiyor. Avrupa’da bir süredir gözlemlenen bu hareketler dijital kampanyalarla takipçi kitlelerini arttırdı. Soy ortaklığı, din ve dil ortaklığı söylemleri ve elit kesimin yozlaşmışlığı hakkındaki suçlamalarıyla siyasi destek kazandı.
Popülist ve milliyetçi hareketler konusunda çalışan Harvard Sosyoloji Profesörü Bart Bonikowski’ye göre Avrupa ve Amerika’da değişen ulusalcı ve popülist fikirler çok daha fazla kişi tarafından görünür hale geldi.
Donald Trump’ın “Önce Amerika” seçim kampanyasının başarıya ulaşması, Fransa’da Marine Le Pen’in oylarını arttırması ve İtalya’da Matteo Salvini’nin Avrupa Parlamentosu içindeki Ulusların Avrupası ve Özgürlük grubunu kurmasının ardından Harvard Üniversitesi’nden Bart Bonikowski, günümüzde ulusalcıların beslendiği kaygıları arttıran çok sayıda etmen olduğuna dikkat çekti. Bonikowski’ye göre bunlar arasında ekonomik krizler, sürekli eşitsizlik, demografik değişimler, terörle bağlantılı korkular, AB yönetim sisteminde yaşanan temsil sorunu ve Washington’un felç olması gibi yerel siyasi gelişmeler yer alıyor.
Bonikowski, tüm bunların özellikle beyaz ve ülkede doğmuş toplulukta bir kaygı oluşturduğunun ve bu kişilerin yaşadığı statü kaybının miliyetçi popülist söylemleri geçmişte olduğundan daha göze çarpar hale getirdiğinin altını çizdi.
Etnik ulusalcılar, sadece birbirlerini uzaktan alkışlamakla kalmıyor, Twitter, Facebook ve diğer sosyal medya platformlarını kullanarak birbirlerinin mesajlarını güçlendirmeye yardım ediyor, bu şekilde birbirleri için kampanya yürütüyorlar. İngiltere'de, Avrupa Birliği'nden ayrılma kampanyasının başını çeken UKİP lideri Nigel Farage’ın, Donald Trump’la geçen yılki seçim kampanyası sırasında çok kez birlikte görülmesi ve Almanya’da geçtiğimiz günlerde yapılan federal seçimlerde milliyetçi AfD Partisi için kampanya düzenlemesi bunun en önemli örneklerinden.
Farklı gruplar arasındaki bu kaçınılmaz etkileşim ayrılıkçı hareketleri tetikliyor. AB yetkilileri, Katalonya’da bu ay gerçekleşen yasa dışı bağımsızlık referandumunun, Belçika’da Flamanları ya da Avrupa’daki diğer grupları ayaklandırabileceğinden endişe ediyor.
Uzmanlara göre Afrika ve Ortadoğu’da etnik ulusalcılığın yükselmesine neden olan etmenler ise Avrupa’dakilerden daha farklı. Ancak göçün getirdiği ekonomik ve demografik değişim ise değişmeyen faktörlerden.
Göçmen sorunu da Avrupa dışında hafife alınan bir sorun olmakla beraber dünyanın başka birçok yerinde toplumsal sorunların başını çekiyor. Uluslararası medya genellikle gelişmekte olan ülkelerden Avrupa ve Amerika’ya gerçekleşen göçe odaklanıyor. Oysa geçtiğimiz 15 yılda Asya’da Avrupa ve Amerika’dakilerin toplamından daha fazla göç yaşandı. Bangladeş’ten kaçan 20 milyon kişi yasadışı olarak Hindistan’da yaşıyor. Bu da Hindu milliyetçisi Narendra Modi’nin ve BJP partisinin ülkedeki etkisini arttırıyor.
Göçmenleri engelleyerek yerli halkın çıkarlarını koruma politikası olan Nativizm- Yerlicilik, sadece Avrupa ve Amerika’da ivme kazanmadı. Pakistan, Afgan göçmenleri göndermek istiyor. Gabon, Ekvator Ginesi, Nijerya da göçmenleri göndermeye çalışan ülkeler arasında.
Zenginliğin ve gücün eşit dağılmaması, ayrıca ekonomik büyüme ve teknolojik yeniliklerin hızlı zenginleşmeyi sağlamaması da ayrılıkçı hareketlerin yükselmesine neden oluyor. Sosyal medya ve kitle iletişim araçlarına erişim, bu zenginliğin dışında kalanlar için, küreselleşmenin ödülünü alanların hayatlarının nasıl olduğunu açıkça ortaya seriyor. Bu sadece istek değil, kıskançlık ve hayal kırıklığı da yaratıyor.
Alıntı:
https://www.amerikaninsesi.com/a/milliyetci-akimlar-yeniden-gucleniyor/4060656.html
Milliyetçi hevesler tüm dünyada kendini yeniden gösteriyor. Avrupa’da İspanya’dan ayrılma tehditleri savuran solcu Katalan ayrılıkçılar Avrupa gündemini meşgul ediyor. Almanya seçimlerinde ise milliyetçi Almanya için Alternatif (AfD) Partisi'nin, kuruluşundan sadece dört yıl sonra 94 milletvekiliyle meclise girmesi birçoklarına Nazi döneminin aşırı sağcılarının Alman Meclis’ine girişini hatırlattı.
Sadece Avrupa’daki değil, Afrika’daki gelişmeler de milliyetçi hareketlerin yükselişini gözler önüne seriyor. İngiliz Kamerunu ve Fransız Kamerunu’nun birleşmesinden 56 yıl sonra ülkede ayrılık rüzgarları esiyor. Son olarak Ortadoğu’da Iraklı Kürtler kendi ülkelerini kurmak için yaptıkları referandumda, Irak’tan ayrılmak üzere oy kullandılar.
Suriye’deki savaş da ülkenin Şiiler, Sünniler ve Kürtler arasında bölünebileceğinin olasılığını ortaya çıkardı.
Hintli Pankaj Mishra gibi bazı akademisyenlere göre 19. yüzyıl ve 20. yüzyılın başıyla içinde yaşadığımız küreselleşme ve hızlı teknolojik değişim dönemi arasında önemli benzerlikler var.
19. yüzyılın sonu 20. yüzyılın başına kadarki dönemde, bazı çok ciddi toplumsal problemlerin üzeri örtülmüştü.
Bu toplumsal sorunların yarattığı öfke, Faşizm, Komünizm, Anarşizm ve Nasyonalizm gibi, dönemin “izm”leri olarak ortaya çıktı.
“Age Of Anger: A History of the Present” – “Öfke Dönemi: Günümüzün Tarihi” kitabında Mishra günümüz deneyimlerinin 19. yüzyılda yaşananlarla ne ölçüde örtüştüğünü inceliyor.
Günümüzde de birçok kesim o dönemde olduğu gibi kendini güçten yoksun hissediyor. Geleneksel siyasetçilerin onları koruyacağı inancını ve istikrarın yeniden sağlanacağı umudunu yitirmiş durumdalar. Refahın ve gücün eşitsiz dağılımı da bu hislerini pekiştiriyor.
Komünizm ve Faşizm ise geri dönüşü olmayacak şekilde kendini tüketmiş görünüyor. Bu tür ideolojiler kanlı tarihlerinden kolay kolay uzaklaşamıyor. Bunun en güzel örneklerinden biri Rusya’da Kremlin’in, komünizmin ardından ülkeyi büyük bir güç olarak, ancak komünist bir ülke olmadığının altını çizerek, siyasi arenada tutmak yönünde gösterdiği vatansever çaba.
Toplumda çeşitli kesimlerin marjinalleştirilmesinden ve toplumsal adaletsizlikten kaynaklanan hayal kırıklığı arttıkça ve zenginlikten faydalanma hayalleri suya düştükçe, milliyetçilik, fayda elde etmek isteyen bu kesimlerin siyasi sığınağı haline geldi.
Küreselleşme ve göçle rekabet eden etnik milliyetçi/ulusalcı hareketler, dünyada her geçen gün hızla gelişiyor. Avrupa’da bir süredir gözlemlenen bu hareketler dijital kampanyalarla takipçi kitlelerini arttırdı. Soy ortaklığı, din ve dil ortaklığı söylemleri ve elit kesimin yozlaşmışlığı hakkındaki suçlamalarıyla siyasi destek kazandı.
Popülist ve milliyetçi hareketler konusunda çalışan Harvard Sosyoloji Profesörü Bart Bonikowski’ye göre Avrupa ve Amerika’da değişen ulusalcı ve popülist fikirler çok daha fazla kişi tarafından görünür hale geldi.
Donald Trump’ın “Önce Amerika” seçim kampanyasının başarıya ulaşması, Fransa’da Marine Le Pen’in oylarını arttırması ve İtalya’da Matteo Salvini’nin Avrupa Parlamentosu içindeki Ulusların Avrupası ve Özgürlük grubunu kurmasının ardından Harvard Üniversitesi’nden Bart Bonikowski, günümüzde ulusalcıların beslendiği kaygıları arttıran çok sayıda etmen olduğuna dikkat çekti. Bonikowski’ye göre bunlar arasında ekonomik krizler, sürekli eşitsizlik, demografik değişimler, terörle bağlantılı korkular, AB yönetim sisteminde yaşanan temsil sorunu ve Washington’un felç olması gibi yerel siyasi gelişmeler yer alıyor.
Bonikowski, tüm bunların özellikle beyaz ve ülkede doğmuş toplulukta bir kaygı oluşturduğunun ve bu kişilerin yaşadığı statü kaybının miliyetçi popülist söylemleri geçmişte olduğundan daha göze çarpar hale getirdiğinin altını çizdi.
Etnik ulusalcılar, sadece birbirlerini uzaktan alkışlamakla kalmıyor, Twitter, Facebook ve diğer sosyal medya platformlarını kullanarak birbirlerinin mesajlarını güçlendirmeye yardım ediyor, bu şekilde birbirleri için kampanya yürütüyorlar. İngiltere'de, Avrupa Birliği'nden ayrılma kampanyasının başını çeken UKİP lideri Nigel Farage’ın, Donald Trump’la geçen yılki seçim kampanyası sırasında çok kez birlikte görülmesi ve Almanya’da geçtiğimiz günlerde yapılan federal seçimlerde milliyetçi AfD Partisi için kampanya düzenlemesi bunun en önemli örneklerinden.
Farklı gruplar arasındaki bu kaçınılmaz etkileşim ayrılıkçı hareketleri tetikliyor. AB yetkilileri, Katalonya’da bu ay gerçekleşen yasa dışı bağımsızlık referandumunun, Belçika’da Flamanları ya da Avrupa’daki diğer grupları ayaklandırabileceğinden endişe ediyor.
Uzmanlara göre Afrika ve Ortadoğu’da etnik ulusalcılığın yükselmesine neden olan etmenler ise Avrupa’dakilerden daha farklı. Ancak göçün getirdiği ekonomik ve demografik değişim ise değişmeyen faktörlerden.
Göçmen sorunu da Avrupa dışında hafife alınan bir sorun olmakla beraber dünyanın başka birçok yerinde toplumsal sorunların başını çekiyor. Uluslararası medya genellikle gelişmekte olan ülkelerden Avrupa ve Amerika’ya gerçekleşen göçe odaklanıyor. Oysa geçtiğimiz 15 yılda Asya’da Avrupa ve Amerika’dakilerin toplamından daha fazla göç yaşandı. Bangladeş’ten kaçan 20 milyon kişi yasadışı olarak Hindistan’da yaşıyor. Bu da Hindu milliyetçisi Narendra Modi’nin ve BJP partisinin ülkedeki etkisini arttırıyor.
Göçmenleri engelleyerek yerli halkın çıkarlarını koruma politikası olan Nativizm- Yerlicilik, sadece Avrupa ve Amerika’da ivme kazanmadı. Pakistan, Afgan göçmenleri göndermek istiyor. Gabon, Ekvator Ginesi, Nijerya da göçmenleri göndermeye çalışan ülkeler arasında.
Zenginliğin ve gücün eşit dağılmaması, ayrıca ekonomik büyüme ve teknolojik yeniliklerin hızlı zenginleşmeyi sağlamaması da ayrılıkçı hareketlerin yükselmesine neden oluyor. Sosyal medya ve kitle iletişim araçlarına erişim, bu zenginliğin dışında kalanlar için, küreselleşmenin ödülünü alanların hayatlarının nasıl olduğunu açıkça ortaya seriyor. Bu sadece istek değil, kıskançlık ve hayal kırıklığı da yaratıyor.
Alıntı:
https://www.amerikaninsesi.com/a/milliyetci-akimlar-yeniden-gucleniyor/4060656.html
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

