4 Mart 2018 Pazar

Başbuğ, "Ortadoğu ve Türkiye" başlıklı bir sunum yaptı

Antalya Sanayici ve İşadamları Derneğinin (ANSİAD) bir otelde gerçekleştirilen 4. olağan toplantısına konuk olan Başbuğ, "Ortadoğu ve Türkiye" başlıklı bir sunum yaptı ve katılımcıların sorularını yanıtladı.

Başbuğ, ABD için dünyadaki stratejik bölgelerden birinin Ortadoğu, diğerinin de Çin Denizi olduğuna dikkati çekti.

Ortadoğu'daki sorunları anlayabilmek için ABD'nin bölgeye ilişkin ana düşüncelerini anlamak gerektiğine işaret eden Başbuğ, bu ülkenin Ortadoğu'da en büyük stratejik hatayı 2003 yılında 2. Körfez Savaşı'nda yaptığını, bu savaşla Irak'ın darmadağın olduğunu ve bunun da Ortadoğu'daki güç dengesini alt üst ettiğini söyledi.

ABD'nin Ortadoğu'da en büyük tehdit olarak İran'ı gördüğünü vurgulayan Başbuğ, dolayısıyla ABD'nin bu bölgede attığı her adımın İran ile bağlantısına bakılması gerektiğini ifade etti.

Suriye'ye yapılan operasyonlar

Suriye'de iç savaşın 2011 yılında başladığını anımsatan Başbuğ, 2012'de Beşşar Esed'in Afrin'i YPG'nin kontrolüne bıraktığını dile getirdi.

Terör örgütleri PKK'nın, KCK'nın, PYD'nin, YPG'nin aslında aynı olduğunu belirten Başbuğ, "2002 yılında PKK'nın 8'inci kongresinde örgütün isim değiştirerek kamufle edilmesine, Suriye'de ve İran'da siyasi oluşum içine girilmesine karar verildi." dedi.

Başbuğ, bu çerçevede PYD isimli partinin kurulduğunu, PYD'nin silahlı gücünün ise YPG olduğunu söyledi.

2003 yılında söz konusu yapılanmanın başına PKK'lı Salih Müslüm'ün getirildiğini ancak daha sonra askeri yapılanmada bu isme güvenmedikleri için Sofi Nurettin'in konulduğunu aktaran Başbuğ, 2013 yılında Abdullah Öcalan'ın "Suriye'de özerk bölgeler kurun" talimatıyla bugünkü tablo ile karşı karşıya kalındığını belirtti.

Başbuğ, 2015'te terör örgütü PKK'nın Suriye'de Türkiye hudutları boyunca bir yapılaşmaya, bir devletleşmeye gittiğine dikkati çekerek, şöyle devam etti:

"Böyle bir şeyi Türkiye'nin kabul etmesi mümkün mü? PKK terör örgütünün uzantısı PYD yapılanmaya gidecek, Suriye'nin neredeyse 3'te 1'ini kontrol altına alacak. Devletleşmeye giden bir terör yapısıyla karşı karşıyasınız. Türkiye'nin böyle bir şeyi kabul etmesi elbette mümkün değil. Dolayısıyla ne yapılacak, 2016'da ilk Cerablus harekatı ve Fırat Kalkanı Operasyonu, 2017 Ekim ayında da İdlib operasyonu gelecek. Fırat Kalkanı Operasyonu doğruydu, gerekliydi. Zamanlaması üzerine tartışabiliriz, daha önce niye olmadı diye. Bunlar doğru, çünkü bu operasyonu yapmazsanız Fırat'ın doğusunda kontrolü elinde tutan PYD/YPG Suriye'nin kuzeyinde bir terör örgütü koridoru oluşturuyor. Bu mümkün değil. Fırat Kalkanı Operasyonu'nda aslında Türkiye'nin Afrin'e de girmeyi düşündüğünü tahmin ediyoruz. El-Bab'dan sonra engellediler. ABD engelledi, Rusya engelledi, giremedik."

"Kesinlikle haklı bir operasyon"

Başbuğ, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Afrin harekatının devam ettiğini belirterek, "Kesinlikle haklı bir operasyondur. Türkiye'nin bu operasyonunun uluslararası hukuk açısından da bir sıkıntısı yok. Niye haklı? Afrin Türkiye'nin dibinde. PKK, YPG, PYD var. PKK'nın bizzat kendisi var. Bunun yanında IŞİD unsurlarının da olduğu söyleniyor. Haklı ve gerekli bir operasyondu." değerlendirmesinde bulundu.

TSK'nin özellikle 2015 yılında Güneydoğu Anadolu'da meskun yerlerde terör örgütüne karşı yaptığı mücadeleyle tecrübe kazandığını söyleyen Başbuğ, bu tecrübeyle Afrin harekatının en iyi şekilde planlandığını ve icra edildiğini gördüğünü kaydetti.

Başbuğ, şunları kaydetti:

"Bu harekatı detaylı tartışmayı gerekli bulmuyorum. Bırakalım, asker bu işi en iyi şekilde planlamıştır, en dikkatli şekilde icra ediyordur. Dolayısıyla onların verdikleri bilgilerle yetinelim. Harekatın detaylı tartışılması doğru da değil. Biraz sabırlı olmamız lazım. Niye sabırlı olmamız lazım? Birincisi zor bir harekat. En az şehit vererek bu harekatı götürme zorunluluğumuz var. Bunun için yavaş, dikkatli hareket etmemiz lazım. Bazen televizyonlarda görüyoruz 'Vay efendim niye hızlı gidilmiyor?' Bazıları da Kıbrıs harekatı ile bunu mukayese ediyor. İnsanların yaşadığı bir coğrafyadasınız, teröristlerle mücadele ediyorsunuz. Arazi geniş. Sabırlı olmanız lazım. İkincisi orada yaşayan masum insanlara zarar vermemeniz lazım. Bunun için de yavaş ve planlı hareket etmeniz gerekiyor. Bu vesileyle Afrin operasyonunda verdiğimiz şehitlere Allah'tah rahmet diliyorum. Ailelerin acıları büyük, onların acılarını paylaşıyoruz."

"TSK'ya güvenin"

"TSK'ye güvenin" diyen Başbuğ, TSK'nin özellikle 2007-2014 döneminde çok açılar çektiğini söyledi.

Başbuğ, Türk ordusunun mayasının çok sağlam olduğunu, bütün acılara rağmen görev, vazife verildiği zaman her şeyi bir kenara bırakıp, canı pahasına verilen görevi yapmak için çalıştığını dile getirdi.

Başbuğ, "Büyük Ortadoğu Projesi'nde sıra Türkiye'ye gelir mi?" şeklindeki soru üzerine de "Gelir kardeşim, onun için aklını kullan, dikkatli ol. 'Gelmez' dersen o zaman tarihi unuttun demektir. Onun için her şeyimizle güçlü olmamız lazım. Esas önemli olan milletin bütün olması, milli konuların arkasında olması. İç kaleyi sağlamlaştırmamız lazım. İç kaleyi sağlamlaştırmazsanız sıra size de gelir." dedi.

BM'den Suriye açıklaması: Sözün bittiği yerdeyiz

BM Genel Sekreter Sözcüsü Dujarric, "Sözün bittiği yerdeyiz artık, Suriye'de savaşın başladığı günden beri silahların susması çağrısı yapıyoruz. BM Güvenlik Konseyi kararları tamamen görmezden geliniyor" dedi
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric, Suriye'de insani ateşkes kararına rağmen çatışmaların devam etmesine ilişkin, "Sözün bittiği yerdeyiz artık, Suriye'de savaşın başladığı günden beri silahların susması çağrısı yapıyoruz. BM Güvenlik Konseyi kararları tamamen görmezden geliniyor." dedi.

Dujarric, günlük basın brifinginde, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in rejimin kuşatması altındaki Doğu Guta'da yeryüzünde cehennemin yaşandığı sözünü hatırlattı.

Elleri tetikte olan bütün tarafların ve onlar üzerinde etkisi bulunan ülkelerin, Suriye halkının çektiği acılara bakıp çatışmalara son vermesi gerektiğini ifade eden Dujarric, "Sözün bittiği yerdeyiz artık, Suriye'de savaşın başladığı günden beri silahların susması çağrısı yapıyoruz. BM Güvenlik Konseyi kararları tamamen görmezden geliniyor." değerlendirmesinde bulundu.

BMGK'de 24 Şubat'ta Suriye'ye insani yardım ulaştırılabilmesi ve özellikle rejim kuşatması altında bulunan Doğu Guta'daki ağır hasta ve yaralıların tahliyesi için en az bir ay insani ateşkes kararı alındığını duyurmuştu.

Kararda, Suriye genelinde insani yardımların ''güvenli, engelsiz ve sürdürülebilir'' bir şekilde ulaştırılabilmesi ve ''ağır hasta ve yaralıların'' tahliye edilebilmesi için tüm taraflardan ''gecikmeden'' çatışmaları en az 30 gün durdurmaları talep edilmişti.

Belediyelerdeki ihaleler canlı yayınlacak

AK Parti, şeffaf belediyeler için düğmeye bastı. Belediyelerin imar ve ihale toplantılarının sanal ortamda canlı yayımlanması gündemde. Belediye başkanı ile meclis başkanı aynı kişi olmayacak
Belediyelerin şeffaflaştırılması için imar ve ihalelere ilişkin toplantıların sanal ortamda canlı yayımlanması gündemde. AK Parti'nin 2019 yılında uygulanmaya başlanacak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne uyum düzenlemelerini hazırlamak için oluşturduğu 5 komisyon, çalışmalarını sürdürüyor. Bu komisyonların yaptıklarını değerlendirmek üzere oluşturulan üst komisyon ise geçtiğimiz gün toplandı. Başkanlar toplantıda yaptıkları çalışmalarla ilgili bilgi verdi. Yerel yönetimlerle ilgili çalışmaları yürüten komisyon kapsamlı bir çalışma yaptı. Komisyon daha önce büyükşehir dışında kalan illerin bütün şehre dönüştürülmesi için de çalışma yapmış ve ancak gelecek pakette bu düzenlemenin yer almaması benimsenmişti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlık edeceği toplantıda bu çalışmalar bir kez daha masaya yatırılıp düzenlemeler netleştirilecek.

AKÇELİ İŞLERE DENETİM

Komisyona verilen bilgiye göre, büyükşehir belediyeleri ile ilgili yasada değişiklik yapılacak. Paketteki en önemli düzenleme belediyelerin akçeli işleri ile ilgili olacak. İmar, bütçe, ihale gibi faaliyetlerin daha sıkı denetlenmesine ilişkin mekanizmalar oluşturulacak. Mevcut denetim mekanizmalarının çoğaltılması, ara kademeler eklenmesi de gündemde. Özellikle bir kalemde trilyonlarca lira rant yaratan imar düzenlemeleri, trilyonlarca liralık ihalelerin sıkı bir denetime alınması hedefleniyor.

İNTERNETTE YAYIN

Düzenlemelerin esas hedefi belediyelerin şeffaflaşmasını sağlamak. Bunun da 'dijital şeffaflık' ile hayata geçirilmesi planlanıyor. Sisteme göre imar kararlarının alındığı toplantılar ile belediye ihalelerinin kamuya açık yapılması gündemde. Toplantıların internet ortamında canlı yayımlanması, isteyenin takibine açık olması düşünülüyor.

AYRI BAŞKANLAR

Büyükşehir belediye başkanı ile belediye meclisi başkanı aynı kişi olmayacak. Bu düzenlemeyi özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın istediği belirtiliyor.

GENEL SEKRETERLİK

Büyükşehirlerde işlemlerin daha hızlı ve iyi yürümesi için nüfusa göre sekreterlik sayısının artırılması da düşünülüyor. Aynı zamanda belediye encümeninin yapısı da değişecek.


Fethullah o kaftanı neden istedi?

Yavuz Sultan Selim'in kaftanının restorasyon amacı ile ABD'ye götürüleceği ve teröristbaşı Fethullah Gülen'in kaftanı giyip Türkiye'ye geleceği belirtildi
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Mahir Ünal, Kültür ve Turizm Bakanlığı döneminde Yavuz Sultan Selim’in kaftanının restorasyon bahanesiyle ısrarla Amerika’ya götürülmek istendiğini ve kendisinin de buna karşı çıktığını belirterek, "O kaftan da aslında bir nevi hilafetin sembolüdür. Bu, 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’ye gelirken o kaftanı giyip gelecekmiş" dedi.

Mahir Ünal, partisinin Kahramanmaraş İl Başkanlığı’na seçilen Ömer Oruç Bilal Debgici’ye hayırlı olsun ziyaretinde bulundu. Debgici ve ekibine görevinde başarılar dileyen Ünal, daha sonra partililerle bir araya geldi.

''AFRİN’E GİRMESEYDİK ONLAR BURAYA GELECEKLERDİ''

Türkiye’nin büyük bir mücadele verdiğini belirten Mahir Ünal, Afrin’de yürütülen ’Zeytin Dalı Harekâtı’nı değerlendirerek, "Eğer biz bu mücadeleyi Fırat Kalkanı’yla, Zeytin Dalı’yla bu mücadeleyi vermeseydik onlar bu mücadeleyi, bu yangını evimizin içine taşıyacaklardı. Eğer biz Cerablus’a, El Bab’a gitmeseydik, eğer biz Afrin’e gitmeseydik onlar ne yapacaklardı? Onlar buraya geleceklerdi, onlar buraya gelip bu yangını bizim evimizin içerisinde çıkaracaklardı. Dolayısıyla şu anda gerçekten hem sınır güvenliğimizi korumak hem iç güvenliğimizi korumak adına büyük bir mücadele veriyoruz" dedi.

Mahir Ünal, ziyaretin ardından Türkiye Gençlik Vakfı Kahramanmaraş Şubesi tarafından düzenlenen ve İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ekrem Demirci ile birlikte yapacağı 'Gençlerin medeniyet tahayyülü' konulu söyleşi için Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi’ne geçti. Salonda Mahir Ünal’ın yanına Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın partisinin Kahramanmaraş İl Olağan Kongresi’nde konuşurken yanına çağırdığı ve ağladığı için ''Bordo bereliler ağlamaz'' dediği 6 yaşındaki Amine Tıraş geldi. Yine üzerinde bordo berelilerin üniforması olan küçük kız, yaptığı resimleri gösterdikten sonra Mahir Ünal ile Ak Parti İl Başkanı Ömer Oruç Bilal Debgici’nin elini öptü. Kur’an-ı Kerim Tilaveti ile başlayan programda Amine Tıraş da şiir okudu.

''KAFTANI ISRARLA AMERİKA’YA GÖTÜRMEK İSTEDİLER''

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal ile Prof. Dr. Ekrem Demirci söyleşiye geçti. Söze ilk başlayan Mahir Ünal, hocaların toplumdaki önemine ve onlara duyulan saygıya değinerek herkesçe bilinen Osmanlı padişahlarından Yavuz Sultan Selim ile hocası İbn-i Kemal arasında geçen kaftana çamur sıçrama hikayesini anlattı.

Asırlar önce gerçekleşen kaftan hikayesinin Kültür ve Turizm Bakanı olduğu dönemde de devam ettiğini kaydeden Ünal, şunları söyledi:

"Çaldıran seferine giderken İbn-i Kemal’in atının ayağından Yavuz’un kaftanına çamur sıçrar ve bir an İbn-i Kemal tedirgin olur, çünkü Yavuz Saltan Selim Han’ın celaleti çok yüksektir. Bunu anlar Yavuz, ’Hocam sizin atınızın ayağından sıçrayan çamur bizim için onurdur’ der ve o çamur sıçrayan kaftanını hocasına hediye eder ve bir de vasiyette bulunur, der ki 'Bu kaftanı öldüğümde sandukamın üzerine örtün.' Peki hikaye orada biter mi? Hikaye orada bitmez. Bakanlığım dönemimde ısrarla bu kaftanı Amerika’ya götürmek istiyorlar. Diyorum ki 'Bu kaftanı Amerika’ya niye götüreceksiniz?' 'Efendim kaftan eskidi, kumaş restoratörlerine kaftanı restore ettirmemiz lazım.' Ben de inat ettim dedim ki 'Bu kaftan Amerika’ya gitmeyecek. Burada kumaş restoratörü bulun, burada yaptırın.' Kumaş restoratörünü buldurduk, Amerika’ya göndermedik kaftanı. Sonra Amerika’ya neden götürmek istedikleri ortaya çıktı biliyorsunuz. Bu, Pensilvanya’daki... O kaftan aynı zamanda hilafeti de temsil eder çünkü, o seferde biliyorsunuz Memlukluları 3 tane büyük devleti ortadan kaldırmış ve hilafeti Yavuz Sultan Selim Han İstanbul’a getirmiştir. O kaftan da aslında bir nevi hilafetin sembolüdür. Bu, 15 Temmuz’dan sonra Türkiye’ye gelirken o kaftanı giyip gelecekmiş. Öyle bir hikayesi var, bu da daha sonra ortaya çıktı."

Avrupa'da gaz savaşları mı çıkacak?

Gazprom'un Naftogaz'a 2.5 milyar dolar tazminat ödeyecek olması ilişkileri gerdi
Rusya ile Ukrayna arasındaki “gaz savaşı”, tüm Avrupa’yı etkisi altına alacak büyük bir krize dönüşüyor. Merkezi Stockholm’de bulunan Uluslararası Tahkim Mahkemesi, Gazprom’un Ukrayna’ya doğalgaz sevkiyatıyla ilgili yükümlülüklerini yerine getirmediğine hükmederek, Rus şirketinin Naftogaz’a 2,56 milyar dolar tazminat ödemesini kararlaştırınca Gazprom’un tepkisi sert oldu. Gazprom Başkanı Aleksey Miller, sadece Ukrayna’ya gaz satışı değil, Ukrayna üzerinden Avrupa ülkelerine transit gaz sevkiyatı anlaşmasını da iptaş edeceklerini ilan etti. Bunun Avrupa’yı gazsız bırakacak derin bir krizin fitilini ateşlemesinden korkuluyor.

Tahkim mahkemesinin kararına rağmen Ukrayna’ya gaz sevkiyatını başlatmayan Gazprom, aksine tüm kontratları askıya alırken iptal yoluna gideceğini duyurdu. Gazsız kalan Ukrayna’da okullar ısıtılamadığı için gelecek haftaya kadar tatil edilirken, gaz istasyonları mazotla çalıştırılmaya başlandı, Polonya’dan da ekstra gaz alımı yoluna gidildi.

Bu arada Ukrayna Devlet Başkanı Petro Poroşenko, Rus enerji şirketi Gazprom’un Ukrayna’ya doğalgaz satışı ve doğalgaz transitine yönelik sözleşmeleri tek taraflı iptal etmesi halinde zararın karşılanması için yine Uluslararası Tahkim Mahkemesi’ne başvuracaklarını bildirdi

Avrupa’nın “Sibirya soğukları” yaşadığı ve 60 kişinin hayatını kaybettiği bir dönemde Avrupa’ya gaz sevkiyatının aksamasının ağır sonuçlar doğruması bekleniyor.

Avrupa’nın yüzde 35 oranında bağımlı olduğu Rusya, gazın önemli kısmını hala Ukrayna üzerinden sevkediyor.

Ukrayna enerji şirketi Naftogaz ile Rus enerji şirketi Gazprom arasındaki sözleşmenin tek taraflı olarak feshedilemeyeceğini belirten Poroşenko, bu yöndeki ifadelerin ise Gazprom’un sadece sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirme konusundaki isteksizliği ile açıklanabileceğine işaret etti.

Poroşenko, "Eğer bu (sözleşmenin feshi) gerçekleşirse şüphesiz Naftogaz, Gazprom’un sorumsuzca eylemlerinden dolayı meydana gelen zararın ilaveten karşılanması için uluslararası tahkim mahkemesine başvuracaktır." diye konuştu. Ayrıca Poroşenko, Gazprom’un sözleşmeyi feshetmeyeceğine emin olduğunu vurgulayarak, bu durumun doğalgaz transitini tehdit etmediğini savundu.

Gazprom Başkanı Aleksey Miller, Stockholm’deki Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nin kararını eleştirerek, mahkemedeki Ukrayna’ya doğalgaz satışı ve doğalgaz transitine yönelik sözleşmelerin feshedilmesi için derhal prosedüre başlayacaklarını bildirmişti.


16 Şubat 2018 Cuma

Hangi Amerika? Beyaz Saray mı, Dışişleri mi, CIA mı, Pentagon mu, Centcom mu?

Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, “Bizi ikna etmek için gelmesinler” dedi ama ABD’liler geliyor.

Hafta sonu Ulusal Güvenlik Danışmanı McMaster İstanbul’daydı. Bugün de Dışişleri Bakanı Tillerson Ankara’da olacak. Tillerson, gelmeden önce, ”Türkiye ile çalışmanın yolunu bulmalıyız” diye açıklama yapma gereği duydu.

Ankara, ABD ile ipleri koparmanın peşinde değil. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün de dediği gibi, ”İplerin kopmasının ne Amerika’ya ne bize faydası var. Amerika’da farklı merkezler var diye düşünüyorum. Pentagon’un bir görüşü var. CIA’in bir görüşü var. Dışişleri’nin bir görüşü var.4-5 Amerika var”

Hangi Amerika? Beyaz Saray mı, Dışişleri mi, CIA mı, Pentagon mu, Centcom mu?

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile Tillerson’ın Kanada’daki görüşmeleri sırasında ilginç bir diyalog yaşanıyor. Tillerson, Türkiye’nin öneminden söz edince Çavuşoğlu, ”2 gün önce Türkiye’ye seyahat uyarısında bulundunuz. Bu iş nasıl olacak?” diye soruyor. Tillerson, ”Haberim yok” karşılığını veriyor. Bu sırada yanındaki görevli Dışişleri’nin sayfasından açıklamayı buluyor, ”Doğruymuş” diyor. Tillerson bir süre sessiz kalıyor. Benzer bir durumu Cumhurbaşkanı Erdoğan paylaşmıştı: “ABD Başkanı Trump’la yaptığım son görüşmede, kendisine ‘Bize söz verdiğiniz halde hâlâ bu gruplara silah sevkiyatı yapılıyor’ dedim. Kendisi bana, ‘Benim bundan haberim yok’ dedi ve yanındaki güvenlik danışmanı ve generaline dönerek ‘Doğru mu?’ diye sordu. Yanındakiler sessiz kaldılar”.

ABD’NİN YANLIŞLARI

Bu tablo iki ülke arasındaki güven krizini derinleştiriyor. Başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ’ın dikkat çektiği nokta da burası: ”Biz ABD’ye doğruları söylüyoruz ama ABD bize doğruları söylemiyor. Güneşin, güneş olmadığına inanmamızı istiyor. Ama biz sahada ne yaptıklarını biliyoruz. Sahada olanların hepsinden haberdarız. Sahada, bize söylediklerinin tersini yapıyorlar”.

ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı McMaster, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Kalın’la görüşmesinde, Türkiye’deki Amerikan aleyhtarlığından duydukları rahatsızlığı dile getiriyor. Gazetelerde çıkan Amerikan karşıtı haberleri gündeme getiriyor. Amerikalılar başka bir gezegende mi yaşıyor?

15 Temmuz’da kanlı bir darbe girişimi yaşanmış. Türk halkı darbenin arkasında ABD’nin olduğunu düşünüyor. ABD ise bu algıyı pekiştirmek için darbenin lideri Fetullah Gülen’i Pensilvanya’da pamuklara sarıyor. Türkiye beka sorunu yaşıyor. ABD ise Suriye’de Türkiye’nin düşmanı olan YPG’yi destekliyor. ABD’li yetkililer gazetelerde çıkan haberden ve büyükelçiliğin önündeki caddenin adının ‘zeytin dalı’ olarak değiştirilmesinden rahatsız olacaklarına, yaptıkları yanlışlara odaklansalar daha yararlı olur.

Tüm bu olumsuzluklara rağmen Ankara, yine de ABD’ye kapıyı açık bırakıyor. Başbakan Yardımcısı Bozdağ, ”Biz ABD’ye dostuz diyoruz. Ama o ben Türkiye’ye dost değilim derse yapacak bir şey yok. O zaman ABD ile olan ilişkilerimizi masaya yatırırız” diyor.

MENBİÇ SORUSU

Türkiye, artık ABD’siz hatta ABD’ye rağmen politikalar oluşturmayı öğrendi. Başbakan Yardımcısı Bozdağ, ”ABD, Ortadoğu’da Türkiyesiz yapamaz. ABD, Ortadoğu’da YPG’ye dayanarak kalamaz. Ama Türkiye, ABD’siz yapar” dedikten sonra sıraladı:

“ABD, Katar’a ambargo koydu, başarılı olamadı.
İran’daki ayaklanmayı destekledi, başarısız oldu.
Kudüs oylamasında BM’de kaybetti.
Irak’ta, Suriye’de başarılı olamadı. Fırat Kalkanı operasyonunu engelleyemedi, Afrin’i durduramadı.
Sahada sürekli kaybeden ABD var”

Afrin ve Menbiç, Türk-Amerikan ilişkisinin sınanacağı yer olacak.

Şu sözler Bekir Bozdağ’a ait, ”Türkiye, giremesin diye ABD, Münbiç’e asker yığıyor. Oraya gireceğiz. O zaman ne yapacak ABD, Türk askeriyle savaşacak mı?”

Soru önemli, cevabını ise sahada göreceğiz.


10 Şubat 2018 Cumartesi

Atatürk ilk temeli Katma Zaferi ile attı

Zeytin Dalı Harekatı'nın yürütüldüğü Afrin bölgesi, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde önemli yere sahip. Mustafa Kemal Atatürk, 1. Dünya Savaşı sırasında Afrin bölgesinde yer alan Katma'da emperyalistleri durdurdu
Birçok tarihçi, Afrin’in kuzeydoğusunda, Fırat Kalkanı harekâtı ile terör örgütü DEAŞ’tan temizlenmiş Azez’in tam batısında yer alan Katma’daki muharebenin kazanılmasıyla bugünkü Türkiye’nin temelinin oluşturulmaya başlandığı görüşünde. Bu zaferi kazanan Atatürk’ün, belirlediği hattın ilerisine geçilmesine izin vermeyerek İngiliz ve diğer emperyalist güçler ile işbirlikçilerinin Anadolu’nun içine sızmasını önlediği vurgulanıyor.

Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı’nın internet sitesinde ayrıntılı bir araştırma yapıldığında, “1. Dünya Savaşı sonunda Halep sokak muharebeleri ve Mustafa Kemal Paşa” başlığı altında Katma Meydan Muharebesi öne çıkıyor. Afrin sınırları içinde yer alan Katma’daki savaşın kazanılmasının önemi şöyle anlatılıyor:

MİLLİ HUDUDUN TESPİTİ

“(...) Mustafa Kemal Paşa, Halep’in kuzeyinde İngiliz Süvari Ordusu ve asi Arap kuvvetleriyle 26 Ekim 1918’de yaptığı 1. Dünya Savaşı’nın son muharebesi olan Katma Meydan Muharebesi’ni kazanarak düşman ordusunun 500 kilometrelik hızlı ilerlemesini durdurmuştu. Mustafa Kemal Paşa bu zaferden sonra şu emri verdiğini söyler: ‘Bir hat tespit ettim ve sınırladım. Kuvvetlerime emir ettim ki; düşman bu hattın ilerisine geçmeyecek’. Mustafa Kemal, Antakya’dan Halep’in kuzeyine geçen, takriben güneyde bugünkü hududumuza uyan bir hattı elde bulundurmuş ve yeni Türk Devleti’nin milli hududunu Türk askerinin süngüleriyle fiilen burada tespit etmiştir. Burada olan muharebe 1. Dünya Savaşı’ndaki İngilizlerle son savaşımız ve Kurtuluş Savaşı’nın da ilk muharebesi ve zaferi sayılabilir. Katma’daki karargâhında Mustafa Kemal Paşa, ilk emirlerini yayınlayarak sonradan vatanın savunması için kurulacak Müdafaa-i Hukuk teşkilatlarının ilk hücrelerini meydana getirecekti.”