7 Aralık 2018 Cuma

Dünya tarihinin en gizemli örgütlerinin sırları açığa çıktı

Bu örgütlerden bazıları dünyadaki sistemi değiştirmek ve insanları yönetmek amaçlı, bazıları şiddet içerikli eylemler gerçekleştirerek korku salmak amaçlı, bazıları ise ruhsal arınma ritüelleri düzenlemek amacıyla kurulmuştur.

İşte en merak edilen örgütler...

http://www.finansgundem.com/foto-galeri/dunya-tarihinin-en-gizemli-orgutlerinin-sirlari-aciga-cikti-galeri/1366511

1 Aralık 2018 Cumartesi

Belediye başkanları valilerle eş statüye mi sahip olacak?

AK Parti, belediye başkanlarının protokol sıralamalarında geriye düşmemesi için formül arıyor
AK Parti'nin, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Binali Yıldırım'ın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı seçilmesi halinde protokol sıralamasında geriye düşmemesi için formül aradığı öğrenildi.

Şebnem Hoşgör'ün Milliyet'te yer alan haberine göre kulislerde, valiler ile büyükşehir belediye başkanlarının protokolde eşit statüye getirilmesi, eski TBMM Başkalarının da protokol listelerine dahil edilmesi tartışılıyor.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesinin ardından protokol listesinin yeniden şekillendirilmesi beklenirken, AK Parti'de Yıldırım'ın İBB Başkanı seçilmesi halinde protokoldeki konumunun ne olacağı masaya yatırıldı.
Yerel seçim adaylığı nedeniyle TBMM Başkanlığı'ndan istifa etmesi halinde ya da Mart 2019 seçimlerinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilmesi durumunda Yıldırım, Meclis Başkanı sıfatını yitirecek.

Yıldırım, Ankara'da uygulanan devlet protokolünde yer almayacak. Yıldırım, Ankara dışı illerde uygulanan mevcut protokol listesine göre de İstanbul'da vali, TBMM üyeleri, mahalli en büyük komutan, general, amiral ve garnizon komutanının arından 4'üncü sırada yer alacak.

AK Parti, son başbakan olarak görev yapmasının ardından TBMM Başkanlığını yürüten Yıldırım'ın hem devlet protokolünde hem de il protokolünde ön sırada yer almasını arzu ediyor. Parti kurmayları tüm belediye başkanlarını kapsayacak bir düzenleme yapılabileceğini işaret ediyor.

Parti kurmaylarından edinilen bilgiye göre, büyükşehir belediye başkanlarının valilerle eş statüye getirilmesi üzerinde duruluyor.

18 Kasım 2018 Pazar

Türk-İş: Siyaseti sadece zenginler mi yapacak

Sürpriz bir şekilde TBMM’ye gelen ve oda yöneticilerine, siyasette seçilemezse, görevlerine geri dönüş hakkı veren yasa teklifinin kapsamı Meclis’te genişletilirken, düzenleme için işçiler, “Siyaseti sadece zenginler mi yapacak” diye tepki gösterdi.

Oda ve borsa başkanlarının seçimlerde aday olup seçilememesi durumunda eski görevlerine geri dönmesi yolunu açacak teklif, TBMM’de komisyonda, önceki gün genişletilerek kabul edildi. Teklifin Sanayi Komisyonu’nda önceki gün görüşmeleri 1 saatten az sürdü. Görüşmeler kapsamında bir de önerge verildi. Verilen önergeye göre, esnaf ve sanatkarlar meslek kuruluşları genel başkan ve başkan ile yönetim ve denetim kurulu üyeleri de, aday olamaz veya seçilemezse, görevlerine geri dönebilecek. Komisyonda görüşmeleri tamamlanan teklifin gelecek hafta da TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmesi bekleniyor.

HEP Mİ PATRONLAR

Türk-İş Başkanı Ergün Atalay ise, düzenlemeye tepki gösterdi. Oda ve borsalarda görev yapanlara aday oldukları zaman kaybederlerse geri dönme hakkı verildiğini belirten Atalay şöyle devam etti: “Neden sadece belli bir kesime imtiyaz sağlanıyor. Barolar, sendikalar, STK’lar, bir sürü yer var. İlla bu ülkede siyaseti patronlar mı yapacak? Siyaset yapabilmek için zengin mi olmak gerekecek? Böyle bir tablo olamaz. Sakın yanlış anlaşılmasın ben bu saatten sonra ne belediye başkanı, ne de milletvekili olmayacağım. Bulunduğumuz yerden daha güzel bir yer var mı? Yapılan bu düzenleme ya toplumun her kesimine olsun, ya da ne odalara ne de sendikalar siyasete bulaşsın. Yani şimdi sen bir partiden aday ol, sonra geri dön, nasıl olacak bu iş? Ondan sonra sen bir partinin temsilcisi olmuş oluyorsun. Bu ülkede siyaseti çöpçü de, çiftçi de, köylü de yapsın. Herkes yapsın. İlla patronlar yapacak diye bir ayet yoktur. Tulum giymeyene işçiliği anlatırsanız, anlamaz. Çiftçilik yapmayana git mecliste çiftçiyi temsil et derseniz inanın anlamaz.”

TOBB DA KARŞI ÇIKMIŞTI

TOBB da, teklife karşı çıkmıştı. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, “Oda-borsa-birlik başkanlığı görevimizle siyaset arasındaki ayrım kesin bir çizgiyle belirlenmiş durumda. Bu çizgi bir defa delinirse, temsil ettiğimiz kurumlara günlük siyasetin nüfuz etmesi söz konusu olur ki, bundan da en fazla bizlere bu görevleri emanet eden üretici, tüccar ve sanayicilerimiz zarar görür. Bu camiada görev üstlenmek ile siyasette yer almak arasındaki kesin çizgi aynen korunmalıdır” demişti.

Hacer Boyacıoğlu / Hurriyet

13 Ekim 2018 Cumartesi

Senato'dan Trump'a Kaşıkçı için Magnitsky Yasası talebi

ABD Senatosu'ndan Donald Trump'a gönderilen mektupta, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı olayının "Magnitsky Yasası" kapsamında soruşturulması talep edildi
ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi, ABD Başkanı Donald Trump'ın, Suudi Arabistan'ın İstanbul Konsolosluğuna girdikten sonra kendisinden haber alınamayan Cemal Kaşıkçı'nın akıbeti hakkında "Küresel Magnitsky İnsan Hakları Sorumluluk Yasası" kapsamında soruşturma açması talebinde bulundu.

Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Tennessee Senatörü Cumhuriyetçi Bob Corker, komitenin kıdemli üyesi New Jersey Senatörü Demokrat Bob Menendez, komite üyesi Güney Carolina Senatörü Cumhuriyetçi Linsdey Graham ile komiteye bağlı Dışişleri Tahsisatları Alt Komitesi Başkanı Vermont Senatörü Demokrat Patrick Leahy, Cemal Kaşıkçı'nın akıbetiyle ilgili Başkan Trump'a bir mektup gönderdi.

Kentucky Senatörü Cumhuriyetçi Rand Paul dışında tüm komite üyelerinin imzaladığı mektupta, "Küresel Magnitsky İnsan Hakları Sorumluluk Yasası kapsamında Sayın Kaşıkçı'ya ilişkin herhangi bir ihlalde rolü olan yabancı kişilere yönelik yaptırım uygulama konusunda karar vermenizi talep ediyoruz." ifadesi kullanıldı.

Senatörlerin mektubunda, "Beklentimiz, kararınızı verirken Suudi Arabistan hükümetinin en üst düzey yetkililerine ilişkin bilgileri de dikkate almanızdır." ifadesi dikkat çekti.

Küresel Magnitsky İnsan Hakları Sorumluluk Yasası

Magnitsky Yasası, Dışilişkiler Komitesinden talep gelmesi durumunda ABD Başkanının "ifade özgürlüğü hakkını kullanan bir kişiye yönelik yasa dışı infaz, işkence ve diğer ağır insan hakları ihlallerini" soruşturma şartı getiriyor.

Yasaya göre ABD Başkanının, komitenin talebinden itibaren 120 gün içinde söz konusu taleple ilgili bulguları içeren rapor ve varsa insan hakları ihlallerine karışmış yabancı kişi veya kişilere yönelik yaptırım kararını açıklama zorunluluğu bulunuyor.

Hermitage Capital Management Fonu avukatlarından Sergey Magnitsky'nin, 2009 yılında Rusya'da gözaltındayken hayatını kaybetmesinin ardından ABD ve Avrupa ülkeleri, Rusya'nın gözaltı süresince gerekli önlemleri almadığını savunarak sorumlu bürokratların cezalandırılmasını istemişti.

Bu kapsamda 2012'de ABD'de kabul edilen Magnitsky Yasası, insan hakları ihlallerinde bulunduğu belirtilen Rus bürokratların ABD'ye girişinin engellenmesi de dahil bir dizi yaptırım getirmişti.

Kongrenin 2016'da yaptığı düzenlemeyle söz konusu yasa, ABD yönetiminin dünyanın herhangi bir ülkesindeki insan hakları ihlalleri kapsamında ilgili kişi ve kurumlara yaptırım kararı alabilmesine imkan tanıyacak şekilde genişletilmişti.

6 Ekim 2018 Cumartesi

TİP 53 yıl sonra yeniden Meclis’te

Barış Atay ve Erkan Baş, HDP'den istifa ederek Türkiye İşçi Partisi'ne katıldı. HDP'den 'anlaşmalı' olarak istifa eden iki ismii, seçildikleri parti ile ittifakı sürdüreceklerini açıkladılar. Bu kararla TİP 53 yıl sonra Meclis'e girmiş oldu
12 Mart 1971 muhtırası sonrasında 21 Temmuz’da kapatılan ve daha sonra yeniden örgütlenmesine rağmen Meclis’e girmeyi başaramayan TİP, 53 yıl sonra Meclis’e giriyor.

24 Haziran’da HDP’den milletvekili seçilen Erkan Baş ile Barış Atay, TİP’e katılma kararını HDP Eş Genel Başkanlarının da katıldığı basın toplantısında açıkladılar.

Türkiye İşçi Partisi’nin Kadıköy’deki İstanbul İrtibat Bürosu'nda düzenlenen toplantıda HDP milletvekilleri Erkan Baş ve Barış Atay, partilerinden istifa ederek TİP’e geçtiklerini duyurdular.

Erkan Baş’ın yaptığı açıklamada “Bugün itibariyle, İstanbul ve Hatay Milletvekilleri olarak HDP grubunda sürdürdüğümüz mücadeleyi, kuruluş çalışmalarını sonlandıran Türkiye İşçi Partisi üyeleri olarak sürdüreceğinizi kamuoyuna duyuruyoruz. Bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da TİP ile HDP arasındaki dostluk ve yoldaşlık korunacak; sokakta olduğu gibi mecliste de faşizme karşı ortak mücadelemiz sürecektir; Kürt halkının özgürlük mücadelesi ile dayanışmamız devam edecektir. Türkiye işçi sınıfı, kendi partisine kavuşmuştur. Türkiye İşçi Partisi, ülkemizin dört bir yanında işçi sınıfının mücadelesine atılacak, en ön saflarda kavga verecek, sömürüye ve sefalete mahkum edilen halkımızın gücüyle, partimizin sözüyle bu karanlığı yırtıp atacaktır.  Eşitlik, özgürlük, adalet, kardeşlik ve barıl içinde yaşayacağımız günler için her zaman, her yerde dostlukla, yoldaşça, omuz omuza mücadele edeceğiz. Selam olsun dünyanın ve Türkiye'nin aydınlık geleceğine. Bu bir ayrılık kararı değil. Biz bugüne kadar sürdürdüğümüz mücadeleyi daha da büyütme ve yüceltme adımı olarak değerlendiriyoruz. Her an HDP'nin yanında durmaya ve mücadele etmeye devam edeceğiz” denildi.

“BU BİR AYRILIK VE AYRIŞMA DEĞİLDİR”

HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ise “Bugün HDP açısından önemli ve farklı bir deneyimin yaşandığı bir gün. Biz de heyecanlıyız birlikte yola çıktığımız bazı arkadaşlarımızla yoldaşlığımızı farklı bir aşamaya çeviriyoruz. Türkiye’nin siyasi tarihinde her zaman ittifaklar gerçekleşmiştir. Barış Atay ve Erkan Baş arkadaşlarımızın bu mücadeleyi Meclis’te ve ortak zeminde taşıyabilmesi önemli bir konuydu. TİP kuruluşunu tamamladığı için bu birlikteliğin yeni bir aşamaya geçişihi gerçekleştiriyoruz. TİP’in yeniden Meclis’e dönmesinin zamanının geldiğini söylemek istiyorum. Ancak bu bir ayrılık ve ayrışma değildir.” diye konuştu.

53 YIL SONRA TİP MECLİS’TE

Bu kararla TİP 53 yılın ardından Meclis’e girmiş oldu.  Böylece TBMM’de milletvekili ile temsil edilen siyasi parti sayısı da 8’e çıktı.

Meclis’teki sandalye dağılımı şu şekilde oluştu;
AKP-290
CHP-144
HDP-65
MHP-50
İYİ Parti-40
TİP-2
Saadet-2
Demokrat Parti-1
BBP-1
Bağımsız:1

AHMET ŞIK İSMİ DE KONUŞULMUŞTU

Erkan Baş ile Barış Atay'ın HDP'den ayrılacakları daha önce de basına yansımış, her iki milletvekili de ayrılma kararını henüz vermediklerini belirterek TİP'in kuruluşunda yer almaya dönük sorumluluklarını yerine getirirken HDP ile yaptıkları ittifaka uygun davranacaklarını açıklamıştı. HDP İstanbul milletvekili Ahmet Şık’ın da ismi “TİP’e katılacaklar” arasında geçmişti.


17 Eylül 2018 Pazartesi

Skandal! ABD'den terör örgütü PKK'ya özel ordu

ABD’nin Suriye’de Blackwater gibi çalışan Castle International adlı özel bir güvenlik şirketin paralı askerlerini kullandığı ortaya çıktı. Ağır silahlı komandolar Suriye ve Irak’ta PKK/YPG’li teröristlerle birlikte savaşıyor.
Savaş bölgelerinde özel güvenlik şirketi kullanan ABD’nin Suriye’de yeni bir şirketle çalıştığı ve bu şirketin paralı askerlerini kullandığı ortaya çıktı. Daha önce Irak’ta kullanılan Blackwater benzeri bir şirket olan Castle International’a ait sosyal medya hesaplarında şirkete bağlı ağır silahlarla donatılmış komandoların PKK/YPG’li teröristlerle yan yana savaştığı ve eğitim verdiği görülüyor.

TERÖR ÖRGÜTÜ YPG ARMALI ASKERLER

Sosyal medyada yayınlanan fotoğraflarda firmanın uluslararası operasyonlarda kullandığı Special Projects Group (SPG-Özel Proje Grubu) isimli ağır silah donanımlı komandoları PKK’nın Suriye kolu olan YPG armaları takmış bir şekilde poz veriyor. Kısaca CISPG olarak anılan şirket yayınlanan fotoğraflarda YPG’ye ‘destek’ mesajları da gönderiyor. 23 Mayıs’ta şirketin sosyal medya hesabında YPG armalı bir paralı askerin fotoğrafı, “CISPG neden bu savunma personellerine (YPG’liler kastediliyor) güveniyor. Basit, çalıştığınız biliyoruz ve yanınızda olmaya söz veriyoruz” mesajıyla paylaşılmış.

ABD HÜKÜMETİNE ÇÖZÜM DESTEĞİ!

Şirket internet sitesinde daha çok havayoluyla tıbbi yardım ve tahliye operasyonları yürüttüğünü belirtiyor. Ancak hem şirketin sitesinde hem de sosyal medya hesaplarında şirkete ait bir çok paralı askerin, silahın hatta silahlı eğitimin fotoğrafları yayınlanıyor. Şirketin Instagram hesabında ise ABD hükümeti ve bağlı birimlere çözüm hizmetleri verdikleri söyleniyor. Şirkete ait YPG arması takmış bir askerin süre önce internete düşen fotoğrafını askeri forumlarda yorumlayan uzmanlar ise şirketin ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından YPG’ye hizmet vermeleri için kiralanmış olabileceğini vurguluyor.

BLACKWATER: EN KARANLIK ORDU

Dünyanın en büyük özel güvenlik şirketlerinden biri olan Blackwater, ABD Dışişleri Bakanlığı, Pentagon ve CIA’in yüz milyonlarca dolar değerindeki ihalelerini alarak Afganistan ve Irak başta olmak üzere Amerikan ordusunun operasyonlarına destek kuvveti sağlıyor. 1997’de kurulan ve bünyesinde binlerce paralı asker bulunan şirket, 2006’dan beri Amerikalı diplomatlara da koruma sağlıyor. 2007’de Bağdat’ta Blackwater için çalışan bir grup korumanın pusuya uğradıklarını sanarak ateş açması sonucu 17 sivil hayatını kaybetti. Nisur Meydanı Olayı olarak bilinen bu olay dışında haklarında bir çok işkence, kötü muamele, cinayet iddiası ve davası bulunuyor. PKK’da ele geçirilen ABD üretimi silahları örgüte verdiği iddia edilen şirket, kötü ününü gizlemek için 2009 yılında adını önce Xe Services, 2011’de ise Academi olarak değiştirdi.

SİNCAR’DA PKK İLE DEVRİYE

Şirketin yayınladığı fotoğraflara bakıldığında Afrika ve Ortadoğu’daki başka bölgelerde de Pentagon’un güdümünde çalıştıkları belli oluyor. Ancak daha ilginci 3 Haziran 2018’de yayınlanan fotoğraflarda Irak’taki Sincar sınırında CISPG askerlerinin PKK’lılarla devriyeye çıktığı anlaşılıyor. Şirket bölgede DEAŞ’a karşı savaşan gruplara destek verdiğini belirtiyor.

SESSİZ PROFESYONELLER!

CISPG’nin internet sitesinde şirketin sosyal medya hesapları, bir e-posta adresi dışında bağlantı kurulabilecek bir telefon numarası bulunmuyor. Ancak sitede müşterilerin şifre ile giriş yapabildiği bir sekme yer alıyor. Şirket kendini uluslararası askeri hizmetler alanında lider bir firma olarak tanıtıyor. Tanıtımda yüksek riskli ortamlarda müşterilere yardımcı olan üst düzey eğitimli ve ‘sessiz’ profesyonellerin istihdam edildiği belirtiliyor. Alanlarında uzun geçmişe ve en iyi performansa sahip profesyonellerin müşterilerine yönelik tehditleri azalttığı iddia ediliyor.

GİZEMLİ ŞİRKET

Şirketin iş dünyasına yönelik yayın yapan Linkedin’deki bilgileri ise durumu daha da gizemli hale getiriyor. CISPG’ın Wyoming eyaletinin başkenti ve eyaletin en yüksek nüfuslu şehri Cheyenne’de 2008’de kurulduğu belirtiliyor. Havayolu ile tıbbi yardım ve tahliye hizmeti dışında özel operasyon ve istihbarat hizmetleri verdikleri ifade ediliyor. CISPG’un Cheyenne’deki merkezi dışında şirketin Arizona ve Cibuti’de iki ofisi daha bulunuyor. Castle International’a ait Castle Medflight adlı bir hava ambulans şirketi daha bulunuyor. Castle Medflight’ı ise ABD ordusundan emekli gazilerin yönettiği belirtiliyor.

İSMİ VE RESMİ OLMAYAN PATRON

Yönetime bakıldığında ise şirketin kurucusu ve CEO’su olarak resmi hatta ismi bile bulunmayan Mr. Stark adlı biri karşımıza çıkıyor. Mr. Stark, burada verdiği bilgilerde ABD Özel Harekat Komutanlığı’na (SOCOM) bağlı dünya çapında hızlı bir şekilde konuşlandırılabilen 4-6 kişilik muharebe arama ve kurtarma (CSAR) timlerine aktif olarak liderlik yaparak destek verdiğini söylüyor. CSAR timlerinin temel görevleri muharebe alanında arama-kurtarma yapmak, yani düşman bölgesinde kalmış ya da esarete düşmüş personeli bölgeye sızarak alıp geri getirmek olarak biliniyor. CSAR timlerİ sadece arama kurtarma değil özel kuvvetler operasyonmlarında da kullanılıyor.

PENTAGON’A ERİŞİM İZNİ

Şirketin yüzleri arasında en önemli isim olarak özel projeler koordinatörü Adrian Velasco dikkat çekiyor. Velasco tıbbi ve askeri alanlardaki operasyonları yönettiğini belirtiyor. Üniversitede askeri eğitim aldığını belirten Velasco, ABD Donanması’nda 4 yıldan fazla finansal ve lojistik uzmanı olarak görev yaptığını ifade ediyor. Velasco anti-terörizm kursu aldığını ve özel güvenlik sertifikası sahibi olduğunu belirtirken, Pentagon’a erişim izni olduğunu iddia ediyor.

(İlker Akgüngör - Vatan)

9 Eylül 2018 Pazar

ABD, Türkiye konusunda Churchill'in yanlışlarını tekrar ediyor

Amerikalı uluslararası strateji uzmanı Sieff, ABD yönetiminin Türkiye'ye tavrını, 1. Dünya Savaşı sırasında Churchill'in Osmanlı'yı Almanya ile ittifak yaparak savaşa girmesine yol açan hataları hatırlattığını söyledi
ABD'li uluslararası strateji uzmanı ve analist Martin Sieff, Washington yönetiminin son dönemde Türkiye ile yaşadığı gerilimde attığı adımların I. Dünya Savaşı sırasında Winston Churchill'in Osmanlı İmparatorluğu'nun Almanya ve İttifak Devletleri yanında savaşa girmesine yol açan hataları hatırlattığını belirtti.

United International Press (UIP) haber ajansı ile Washington Times gazetesinde 24 yıl dış haberler muhabiri ve analist olarak çalışan, CNN, NPR, Fox News ve BBC'de yorumculuk yapan Sieff, ABD merkezli Stratejik Kültür Vakfı'nın internet sitesinde yayımladığı makalede, Trump yönetiminin son dönemde Türkiye ile yaşadığı gerilimin müttefiki olan kilit bir ülkeyi kaybetmesine yol açabileceği uyarısında bulundu.



Winston Churchill

Sieff, "Churchill'in hatalarını tekrar etmek: ABD, Türkiye'yi Şanghay İşbirliği Örgütüne (ŞİÖ) katılmaya mı zorluyor?" başlıklı yazısında, ABD'nin Rahip Brunson krizi nedeniyle Türkiye'ye uyguladığı yaptırımlar, ikili ticarette getirdiği yeni gümrük tarifeleri ile F-35 savaş uçaklarının satışını engellemeye yönelik kararlarının, I. Dünya Savaşı sırasında İngiltere'de Winston Churchill'in Osmanlı Devleti'nin Almanya'nın yanında savaşa girmesine yol açan hatalı adımlarına benzediğini ifade etti.

Churchill'in o dönemde siyasi sorumlu olarak, İngiltere tersanelerinde inşa edilen, Osmanlı Devleti'nin parasını peşin ödediği 2 savaş gemisini teslim etmediğine işaret eden Sieff, bu kararın Osmanlı Devleti'nin, Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yanında savaşa girmeye zorladığına dikkati çekti.

Sieff, Osmanlı'nın Almanya'dan aldığı savaş gemileriyle savaşa girmesinin ardından Türk boğazlarının İtilaf Devletleri'ne kapandığı, bu yüzden İngiltere ve Fransa ile Rusya arasındaki ikmal hattının kesildiği, İngilizlerin bu hattı yeniden açmak için Çanakkale cephesinde başlattığı savaşın hezimetle sonuçlandığını hatırlattı.

Sieff, ABD'nin bugün Türkiye'yi yabancılaştıracak adımlar atarak İngiltere'nin geçmişteki stratejik yanlışını tekrarladığı, bu durumun Türkiye'yi Kuzey Atlantik İttifakı'ından (NATO) uzaklaştırarak, ŞİÖ ve Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) gibi Rusya'nın öncülük ettiği rakip uluslararası ittifak girişimlerine katılmaya zorlayacağı uyarısında bulundu.

Türkiye'nin halihazırda ŞİÖ ile diyalog ortağı olduğuna dikkati çeken Sieff, ayrıca AEB ile de serbest ticaret anlaşması yapmayı düşündüğünü ifade etti.

Martin Sieff, analizini şöyle sürdürdü:

"Bugün Washington, Makedonya, Karadağ ve Gürcistan gibi küçük ülkeleri, Estonya, Letonya ve Litvanya gibi başka küçük ülkelerin bulunduğu NATO İttifakına entegre etmek için çabalarken aynı anda Türkiye'ye yıpratıcı yaptırımlar uygulama konusunda takıntılı bir tutum içinde. Oysa 63 yıldır NATO ittifakının bir parçası olan Türkiye, ABD'nin Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'daki askeri konuşlanması açısından hayati önemde. Rusya ile olası bir savaş durumunda ABD savaş gemilerinin Karadeniz'deki ikmal ve operasyon kabiliyeti tamamen Türkiye'nin işbirliğine bağlı olacak."

FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişiminde NATO ve ABD'nin rolüne dair şüpheler nedeniyle Türkiye'de NATO'ya olan güvenin giderek azaldığına işaret eden Sieff, "Türkiye'de giderek artan bir çoğunluk NATO'ya güvenmekten, ondan korkuyor." ifadesini kullandı.