26 Eylül 2019 Perşembe

Demirel'in anıt mezarı ziyarete açıldı

9. Cumhurbaşkanı merhum Süleyman Demirel için Isparta Çalcatepe'ye inşa edilen anıt mezar, tamamlanarak ziyarete açıldı.
1965-1993 yıllarında 7 hükümette toplam 10 yıl 5 ay Başbakanlık, 1993- 2000 yıllarında ise 7 yıl süreyle Cumhurbaşkanlığı yapan Süleyman Demirel, 17 Haziran 2015'te tedavi gördüğü Ankara'daki hastanede solunum yolu enfeksiyonu ve kalp yetmezliği nedeniyle 90 yaşında hayatını kaybetti.

ANITKABİR'DEN SONRA EN BÜYÜK ANIT MEZAR

Süleyman Demirel, ölümünün ardından doğduğu topraklar olan Isparta'nın Atabey ilçesine bağlı İslamköy'de, kardeşi Şevket Demirel tarafından 2000'den itibaren oluşturulmaya başlanan Çalcatepe'deki anıt mezar alanına defnedildi. 58 bin metrekarelik alana kurulu Çalcatepe, Anıtkabir'den sonra kurulduğu alan bakımından Türkiye'nin en büyük anıt mezarı olarak planlandı. Çalcatepe'ye Demirel'in Türkiye Cumhuriyeti'nin 9'uncu Cumhurbaşkanı olmasını simgeleyen 9 suni gölet yapıldı.

ISPARTA'YI KUŞ BAKIŞI GÖRÜYOR

Demirel ailesi Çalcatepe'de, Süleyman Demirel'in defnedildiği noktaya anıt mezar yaptırılması için proje hazırladı. Anıt mezar projesi, 2017'de tamamlanarak, Demirel ailesi tarafından Isparta Valiliği'ne teslim edildi. Valilik öncülüğünde gerçekleştirilen ihalenin ardından aynı yılın Aralık ayında yapımına başlanan anıt mezar, 2 yıllık inşa sürecinin ardından tamamlanarak ziyarete açıldı. Süleyman Demirel için yaptırılan anıt mezar, Demirel Külliyesi'ni çaprazdan görüyor. Atabey ve İslamköy Ovası'na hakim mevkideki anıt mezar, Isparta'yı da kuş bakışı görüyor. Tepe, Selçuklu İmparatorluğu döneminden bu yana mezarlık olarak kullanılan ve Demirel'in ataları, eşi Nazmiye Demirel ve diğer hemşehrilerinin bulunduğu mezarlığı da görüyor. Süleyman Demirel Demokrasi ve Kalkınma Müzesi'nin de görüş açısında yer alan anıt mezarın Isparta'yı kuş bakışı görmesi, Demirel'in Isparta özlemini simgeliyor.

'VAV' VE ÇINAR YAPRAKLARININ ÖZEL ANLAMI

3500 metrekarelik alana inşa edilen anıt mezarda, Süleyman Demirel'in kabrinin üzerine 2 'vav' harfinin birleşiminden oluşan simge konuldu. 2 'vav' harfinin, Süleyman ve Şevket Demirel kardeşleri simgelediği belirtildi. Bunun hemen yanında yükselen tavan bölümüne, 10 bin çınar yaprağının kalıbı alınarak, tavana tek tek monte edildi. Çınar yapraklarının ise Süleyman Demirel'in kıraç arazi olan Çalcatepe'nin yeşertilmesi için gösterdiği çabayı simgelediği ifade edildi.
Mezarın üzerini örten iç kolon yüksekliği 26 metre, toplam yüksekliği 30 metre olan kule inşa edildi. Titanyum karışımı malzemeden inşa edilen kulenin sarmal şekli ise halkın birleşip kucaklaştığı bir nokta olmayı temsil ediyor. Anıt mezarın dışına ise Demirel'in 9'uncu Cumhurbaşkanı olmasını simgeleyen, 9 bölmeden oluşan mini baraj ve yapay şelale konuldu.

'MEZARI UZAKTAN GÖRENLER SU DEPOSU SANIYOR'

Süleyman Demirel Demokrasi ve Kalkınma Müzesi Müdürü Osman Siviloğlu, anıt mezarla ilgili verdiği bilgide, mezarın resmi bir törenle açılıp açılmayacağının henüz netleşmediğini, ancak inşaatın tamamlandığını ve ziyarete açıldığını söyledi. 9'uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in yaşamı boyunca büyük işlere imza atan bir devlet adamı olduğunu kaydeden Siviloğlu, anıt mezarın kurulu olduğu alanda Süleyman Demirel'in gençlik yıllarında çobanlık yaptığını söyledi. Mezarın üzerinde bulunan 30 metrelik kuleyi uzaktan görenlerin su deposuna benzettiğini ifade eden Siviloğlu, “Ancak öyle değil, bu sarmal görüntü halkı buraya çekmek adına yapılmıştır. Demirel sağlığında halkı birleştirici ve bütünletirici bir lider olarak kabul edilmişti. Mezarı ziyaret edenler de adeta bu sarmal yapıyla birlikte Demirel'e sarılıyor. 9 adet mini baraj var, 'Barajlar kralı' sıfatına dikkat çekiliyor" diye konuştu.

DEMİREL, ANIT MEZAR İÇİN NELER SÖYLEMİŞTİ?

Süleyman Demirel hayattayken, Isparta'ya gelişinde anıt mezar alanını incelemiş ve şunları söylemişti:

"Bu proje dünyada bir numunedir. Çalcatepe geçmişte kayalıklardan ve kıraç topraktan ibaret bir alandı. Kardeşim önderliğinde yürütülen çalışmalar sayesinde bu hale geldi. Buradaki çamlar dünyanın en şanslı çamları. Çamın dünyada sulandığı tek yer burası. Burası Şevket beyin eseridir. Benim hemşehrilerim de kendisine kucak açmış, hep yardımcı olmuştur. Kıraç tepe, bugün Türkiye'nin yeşil envanterine girmiştir. Bu bir ülkenin topraklarına yapılabilecek en büyük iyiliktir."






12 Eylül 2019 Perşembe

12 Eylül darbesine giden yolda neler yaşandı

Independent Türçe'den Dora Mengüç 12 Eylül darbesine giden yolda neler yaşandığını yazdı. İşte Mengüç'ün yazısı...
Dünyanın doğu-batı ya da sosyalist kapitalist bloklarla kamplaştığı bir süreç…

Bu tablonun Türkiye’ye izdüşümü ise sağ-sol kavgası…

Sadece gençlik değil…

Toplumun tüm kesimlerinde politik bir dinamizm hâkim.

Legal siyaset; Demirel-Ecevit kavgasına hapsolmuştu.

 Corbis-42-18355061.jpg

Bunu dışlayan her iki kesimin; sağın da solun da elinde silah vardı.

Silahlı illegal sol dağınık; sağı ise MHP temsil ediyor.

MHP tek başına değil, ancak ülkü ocaklarıyla silahlı sokak siyasetini belirleyen ana aktörlerden biriydi.

Aynı kamplaşma polis, valilikler, adliye ve sağlıkta da hâkimdi.

Pek çoğunun kafasını kurcalayan ise silahlı kuvvetlerin statüsüydü.

Ordu, "gerek gördükçe" siyasete darbe ve muhtıralarla müdahale ediyor, siyasetin hem sağını hem solunu dizayn ediyordu.

74385f3858d86939b6a75a4a3243b9ba.jpg

Şili’de General Augusto Pinochet Cumhurbaşkanı Allende’yi kanlı bir darbeyle deviriyor, Demirel Ecevit’e “Bülende” yakıştırması yapıyordu; Ecevit’in iktidara gelmesi halinde aynı akıbete uğrayacağını ima ederek.

Sağ sıkıyönetimi dilinden düşürmüyordu.

Sadece Demirel değil, Türkeş de sıkıyönetim istiyor,  generaller artık tarafsız görülmüyordu.

21 ayda 170 kişi öldü

Yıl 1976.

1977 seçimleri öncesi Faik Türün gibi bazı eski subaylar Adalet Partisi’ne katılmıştı.

5.jpg

Ecevit CHP’si ise Muhsin Batur gibi reformist subayları saflarına çekerek oyunu eşitlemeye çalışıyordu. Siyaset dengede tutunmaya çabalarken; üniversitelerdeki şiddet hızla artışa geçti.

21 aylık MC hükümeti yönetiminde 170 insan hayatını kaybetti, yüzlercesi yaralandı. 2 buçuk milyon işsizi, umutları gün geçtikçe tükenen gençleri ve kutuplaşmış siyasetiyle Türkiye saatli bombayı andırıyordu.

Yıllar sonra anlaşıldı ki; aslında karar çoktan verilmiş, ordunun müdahalesi için geri sayım başlamıştı. Tek önemsenen doğru zamanda karar kılmaktı.

Asker geri sayıma geçedursun; siyaset de genel seçime gitme kararı almıştı. Ama seçim kampanyası kutuplaşmayı daha arttırdı. Sandıklar açıldığında CHP oyların yüzde 41,4’ünü, AP ise yüzde 36,9’unu almıştı. En büyük parti olduğu için Ecevit’ten hükümeti kurması istendi. Ancak Türkiye tarihinin ilk azınlık hükümeti güvenoyu alamadı.

1 (1).jpg

Demirel liderliğinde II. Milliyetçi Cephe hükümeti göreve başladı.

Yeni hükümetin ilk 15 günündeki o 26 cinayet; ortamı iyice istikrarsızlaştırıyordu.

11 Aralık 1977 yerel seçimleri hükümetin kaderini belirleyecekti. Adalet Partisi de istifalarla sarsıldı. Demirel de tıpkı Ecevit gibi güvenoyuna gitti ama o da alamadı.

2 (1).jpg

Haliyle II.MC hükümeti de uzun ömürlü olmadı.

Toplumun sinir uçlarını kaşıyan saldırılar

Bir hafta sonra Güneş Motel pazarlıkları patladı; nam-ı diğer 11’ler olayı.

Ecevit o tarihi pazarlık sonrası AP’den kopardığı vekillerle yeterli sayıya ulaşmıştı.

Hükümet kuruldu kurulmasına ama şiddet durmadı.

1978 yılının ilk 15 gününde 30 siyasi cinayet işlendi, 200’den fazla insan yaralandı.

Sağ terör mangalarının faaliyetleri üzerine araştırmalar yapan Profesör Bedrettin Cömert öldürüldü önce.

Ardından Milliyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi.

Saldırılar toplumun sinir uçlarını kaşıyordu.

Aleviler hedef alındı.

Muhalefet sıkıyönetim ilanı istedi Ecevit’ten.

Ecevit önceleri yanaşmadı.

CHP lideri ruhsatsız silah taşıyanlara daha sert cezalar getiren, özel sivil mahkemelerin kurulmasını öngören yasalar önerdi.

1052’si sağcı, 778’i solcu olmak üzere 1999 kişi tutuklandı döneminde.

Maraş katliamı

Ancak sıkıyönetimden kaçınma umudu Kahramanmaraş katliamının patlak vermesiyle suya düştü.

Kahramanmaraş’taki katliam; Kayseri hava üssünden kalkan jetlerin alçak uçuşuyla kontrol altına alınıyordu.

Artık silahlı kuvvetler de işin içindeydi.

Ecevit 1978’in son günlerinde 13 ilde sıkıyönetim ilan etmek zorunda kaldı.

Geri sayım başlamıştı…

ABD’nin Türkiye ilgisi

Washington Türkiye ile daha yakından ilgilenmek zorundaydı zira o dönem ABD’nin en yakın müttefiklerinden İran şahı ülkesini terk etmek zorunda kalınca Ankara’nın önemi daha da arttı.

Batı bloğunun en ileri ucunda artık Türkiye vardı.

Hem de Sovyetlerin yanı başında.

Türkiye’yi kaybetmek sadece Ortadoğu’nun değil Batı Avrupa savunmasının da tökezlemesi demekti.

Corbis-0000221592-006.jpg

Carter ile iyi ilişkiler kuran Türkiye’nin genç Başbakanı Ecevit ABD için ilk başlarda kabul edilebilir bir ortaktı.

Ancak zaman içinde Ankara’dan gelen Büyükelçilik raporları, CIA’nin izlenimleri ve Pentagon değerlendirmeleri Ecevit’i Beyaz Saray için farklı bir düzleme sokmaya başlamıştı.

Karaoğlan’ın bazı konuşmalarında Amerika’yı hedef alışı şüphe ve kaygıyı körüklüyordu.

CIA raporunda Ecevit için “Ilımlı bir Batı aleyhtarı” ifadesi kullanılıyordu.

Ecevit’in sadece dışarıda değil, içeride de popülaritesi düşüyordu.

Artan şiddet olayları yüzünden istifa etmek zorunda kaldı.

Aynı yıl içinde Genelkurmay Başkanı Evren ABD’yi ziyaret edecek, Carter’ın Başdanışmanı Brzezinski ile görüşecekti.

Amerika’nın üzerinde durduğu nokta da verdiği mesaj da gayet netti: “İstikrarlı bir Türkiye istiyoruz, ama gidişat o yönde değil”

Ecevit’in yerine Demirel geliyor

Dış cephedeki tablo özetle buydu.

Ecevit’in yerini Demirel aldı.

Corbis-U1626879.jpg

Kısırdöngü sürüyordu.

1979 Kasım’ında güvenoyu verildi Demirel’e.

Generaller yapacakları darbenin niteliği ve zamanlamasını konuşmak üzere İstanbul’da buluşmuştu.

Demirel’in başbakanlığında kurulan azınlık hükümetini Milliyetçi Hareket Partisi ve Milli Selamet Partisi dışarıdan destekliyordu.

“100 gün” planı açıklandı.

Yeni hükümet yüz gün içinde belirlediği iki önemli sorunu; “anarşi ile enflasyonu” çözme sözü verdi.

Demirel zaman kazanmaya çalışırken, komutanlar da Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ü bir mektupla uyardı.

uncut_page_ancak-2-temmuzda-suleyman-demirel-hukumeti-guvenoyu-aldigi-icin-darbe-ertelendi-daha-sonra-28-31-agustosta-5-eylul-1980den-itibaren-her-an-hazir-olunmasi-emri-ozel-kuryelerle-komutanlara-iletildi_4850.jpg

Hemen o mektubun üzerine 1980’in ilk günü Çankaya’da bir görüşme yapıldı.

Ordu ABD gezisi sonrası, ne kadar ciddi olduğunun mesajını veriyordu.

Cumhurbaşkanlığı seçimi krizi

Kaosu tırmandıran ise Cumhurbaşkanlığı seçimi bunalımı oldu.

Korutürk’ün görev süresi dolmuş, Meclis’teki en büyük iki partinin liderleri henüz cumhurbaşkanlığı için aday bile belirlememişlerdi.

Adaylar son anda bulundu.

Ancak seçimler sırasında hiçbiri Cumhurbaşkanı olmak için “yeter oyu” alamıyordu…

Meclis onlarca defa tekrar oylama yaptı.

Fakat bir türlü yeni Cumhurbaşkanı seçilemedi.

Bayrak Operasyonu

Genelkurmay “Bayrak Operasyonu” için bastı düğmeye.

Haziran’da Evren, kuvvet komutanları ile Genelkurmay II. Başkanı Öztorun’u çağırmış ve kod adı “Bayrak Harekâtı” olan bir darbenin 11 Temmuz 1980'de gerçekleştirilmesini bildirmişti.

Sabahın dördünde ordu harekete geçecekti.

Ancak Temmuz’da Süleyman Demirel hükümeti güvenoyu alınca darbe ertelendi.

130520132157352048253_4 (1).jpg

Çorum olaylarının yankıları henüz dinmemişken bu kez gözler Karadeniz'e çevrildi.

Devrimci Yol’un bağımsız adayı Fikri Sönmez demokratik yollarla Fatsa belediyesinin başına geçmişti.

Belediye; halk komiteleri şeklinde örgütlenince Evren duruma el attı ve küçük terör odakları diye tanımladığı ilçeye nokta operasyonu düzenledi.

Belediye Başkanı dâhil 300 kişi gözaltına alındı, sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Takvim yaprakları 12 Temmuz 1980’i gösteriyordu.

12 Eylül sabahı

Aradan iki ay geçti.

12 Eylül sabahı…

Önce radyo anonsları ardından televizyondaki o meşhur görüntü.

n_17604_1.jpg

Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in de aralarında yer aldığı dört kuvvet komutanını televizyonda görenler ordunun yönetime el koyduğunu anlamakta zorlanmamıştı.

Kaos o gün için durulmuş gibi göründü.

Ama faşist darbenin etkisi yıllar sürdü.

Temel insan hakları ve demokrasi askıya alındı; siyasetin kapısına kilit vuruldu.

İşkencelerde 171 kişi öldürüldü, 50 kişi idam edildi, 650 bin kişi gözaltına alındı, 1 milyon kişi fişlendi.

Türkiye aradan 39 yıl geçmesine rağmen hala o dönemin izlerini silmeye çalışıyor, o dönemin bugüne taşıdığı sorunlarla boğuşuyor.

https://www.borsagundem.com/haber/12-eylul-darbesine-giden-yolda-neler-yasandi/1435232


11 Eylül 2019 Çarşamba

Milyarder spekülator nasıl sağcı hükümetlerin hedefi oldu?

George Soros, bir "hayırsever" iken, nasıl olup da ABD'den Avustralya'ya Macaristan'dan Honduras'a sağ iktidarların küresel komplo iddialarının odağına yerleşti...
Macaristan doğumlu Yahudi asıllı Amerikalı işadamı George Soros dünyanın farklı köşelerindeki çeşitli sosyal destek projelerine bugüne kadar 32 milyar dolar harcayan bir "hayırsever" iken, nasıl olup da ABD'den Avustralya'ya Macaristan'dan Honduras'a sağ iktidarların küresel komplo iddialarının odağına yerleşti? Mike Rudin iddiaları ve gerisindekileri araştırdı:

Geçen yılın Ekim ayının sakin bir Pazartesi öğleden sonrası, mülti-milyarder işadamı George Soros'un New York eyaletinin kuzeyinde, yeşillikler içindeki korunaklı malikanesinin posta kutusuna irice bir sarı zarf bırakıldı.

Zarf kuşkulu görünüyordu. İade adresi yanlış yazılmış ve sabah postasından sonra gelmişti. Hemen polis çağırıldı ve kısa süre içinde Federal Soruşturma Bürosu FBI ajanları da geldi.

Hava baloncuklu sarı zarf güvenlik görevlileri tarafından dikkatle açıldı, içinden Soros'un üzerine kırmızı kalem ile çarpı işareti konmuş bir fotoğrafı çıktı. Fotoğrafın yanısıra zarfta 15 santimlik plastik bir boru, küçük bir saat, teller, pil ve kara baruttan imal edilmiş bir tür el yapımı bomba da vardı.

Eski başkan Barack Obama, eski dışişleri bakanı Hillary Clinton ve önde gelen Demokrat siyasetçilere de buna çok benzeyen 10'u aşkın zarf yollanmıştı.

Zarfların içindeki düzeneklerin hiç biri patlamadı. FBI bombaların izini sürdü ve Florida'da bir süpermarketin otoparkına bırakılan, Trump yanlısı ve Demokrat karşıtı çıkartmalarla süslenmiş beyaz bir minibüse ulaştı.

Sağcı medya derhal bunun kritik Kongre ara seçimi öncesinde Başkan Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti'yi karalamayı amaçlayan bir "yalan haber" olduğunu ileri süren haberler yayınladı.

Fox Business kanalında sohbet programı yapan Lou Dobbs "Sahte Haber - Sahte Bombalar. Böyle bir sahtecilikten kimin çıkarı olabilir?" diye sordu.

Muhafazakar radyo şovu sunucusu Rush Limbaugh "Cumhuriyetçiler böyle şeyler yapmaz" diye ekledi.

Image captionMuhafazakar göstericiler "Sahte Haber Sahte Bombalar" pankartlarıyla yürüdü
Hemen ardından internette bombalı zarfların bizzat Soros tarafından örgütlenmiş bir komplo olduğu iddiaları dolaşmaya başladı.

Başkan Trump "iğrenç bir eylem" diye nitelediği olayı kınadıysa da Beyaz Saray'daki basın toplantısını dinleyenlerden biri "Soros! Kodese atın!" diye bağırdığı zaman anlamlı anlamlı gülümsedi.

Sonunda zarflarla ilgili olarak Cesar Sayoc adında 56 yaşında Floridalı biri tutuklandı.

Komplo teoricileri bu kişinin aslında Cumhuriyetçi olmadığını ileri sürmeye başladı.

Fakat eski bir iş arkadaşı bana bizzat Sayoc'un, üzerinde Trump yanlısı çıkartmalar bulunan minibüsüyle pizza dağıtımı yaptığını ve müşterilerin evlerinde Demokratların afişlerini görürse onlarla tartışmaya girdiğini anlattı:

"Onun için herşey bir komploydu. George Soros'un hepsinin arkasındaki kişi olduğuna inanıyordu. Soros Demokrat Parti'yi satın almıştı ve Amerika Birleşik Devletleri'nde ters giden ne varsa onun odağında Soros vardı."

Sayoc'un sosyal medya hesapları da onunla ilgili önemli bilgiler veriyordu.

George Soros'un posta kutusuna bombalı zarf konduğunda Sayoc "Dünya George Soros'un yarattığı dehşetin bilincine varıyor" yazılı bir afişi sosyal medyaya koymuştu.

Sayoc, mahkemede adam öldürmeye ya da yaralamaya teşebbüs de dahil hakkındaki 65 farklı suçlamayı kabul etti ve 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

'Hayırsever' işadamından 'küresel komplonun arkasındaki kötü adam'a

Soros İngiltere'de 1992'de Merkez Bankası'nı çökerten adam olarak tanınıyor.

Diğer döviz spekülatörleriyle birlikte büyük miktarda sterlini ucuzken alıp pahalanınca satmak suretiyle paranın değerinde büyük oynamalara yol açmış, sonunda İngiltere, Avrupa Birliği içinde kurları belirleyen mekanizmadan çıkmak zorunda kalmıştı.

Bu süreçte Soros 1 milyar sterlin kar etti.

İkinci Dünya Savaşı sırasında soykırımdan kurtulan Yahudi asıllı bir Macar göçmeni olan Soros'un döviz spekülasyonundan toplam 44 milyar dolarlık bir servet yaptığı tahmin ediliyor.

İlginç olan Soros'un bu servetin önemli bir kısmını dünyanın farklı yerlerindeki binlerce sağlık, eğitim, insan hakları ve demokrasi projesi için harcamasıydı.

1979 yılında oluşturduğu Açık Toplum Vakıfları şu anda 120'yi aşkın ülkede faaliyet gösteriyor.

Fakat "liberal demokrasi"yi geliştirme hedefli bu dev faaliyet ağı kendisini bir yandan da komplo teorilerinin odağına oturtuyor.

George Soros hakkındaki komplo teorileri ilk olarak 1990'ların başlarında ortaya atılmaya başladı. Fakat asıl 2003'te Irak savaşını kınaması ve ABD'de Demokrat Parti'ye milyonlarca dolar bağış yapmaya başlamasıyla tırmandı.

O zaman bu zamandır Amerikan sağındaki yorumcular ve siyasetçilerin Soros nefreti hızla büyüyor ve iddiaların çoğu gerçeklere dayanmıyor.

Donald Trump'ın seçim zaferi ardından Soros hakkındaki salvolar yeni ve tehlikeli bir düzeye erişti.

Charlottesville iddiaları
2017 yılında Trump'ın başkanlığının 8. ayında, Virginia eyaletinin Charlottesville kentinde neo naziler meşaleli bir gece yürüyüşü yaptılar.

Karşı göstericiler ile giriştikleri çatışmalar sırasında, bir ırkçı aracını kalabalığın içine sürdü ve 32 yaşındaki Heather Heyer'i ezerek öldürdü.

ABD'li sağcı çevrelerde kısa süre sonra bu şiddetin Soros tarafından Başkan Trump'ın itibarını zedelemek amacıyla örgütlendiği iddiaları yayılmaya başlandı.

Bu iddialara göre komplonun odağında Brennan Gilmore adlı biri vardı. Aracın ırkçılara karşı gösteri yapan topluluğun üzerine sürülmesini videoya çeken kişi oydu.

Sağcı radyo sunucusu Alex Jones Gilmore'a Soros tarafından "Başkan Trump'ın devrilmesine yönelik derin devlet operasyonunun bir parçası olarak" yılda 320 bin dolar ödendiğini iddia etti.

Fakat iddia edilen bağlantı çok kuşkuluydu.

Soros, videoyu çeken Gilmore'un yanında çalıştığı, Demokrat Virginia vali adayı Tom Perriello'nun seçim kampanyasına 500 bin dolar bağışlamıştı. Ama bunun ötesinde Soros ya da Açık Toplum Vakfı'nın herhangi bir şekilde Charlottesville'deki ırkçılık karşıtlarını protestoya sevkettiği ya da onlara para ödediğine ilişkin bir kanıt yoktu.

Gilmore hiç bir zaman Soros'dan hiç bir ödeme almamıştı ve hakkında bu iddiaları ortaya atan sunucu Alex Jones ve diğer kişiler hakkında kendisine iftira ettikleri gerekçesiyle dava açtı.

Göçmen konvoyu 'komplosu' iddiaları
Geçen sonbaharda tam da Cumhuriyetçilerin Kongre'deki denetiminin zayıflamasıyla sonuçlanabilecek Kongre ara seçimleri öncesinde Honduras'dan binlerce göçmenden oluşan dev bir konvoy ABD sınırına doğru ilerlemeye başladı.

Göçmenlerin hareketlenmesi hemen Soros'a bağlandı.

Fox Haber defalarca Soros'un açık sınır ve sınırsız göç politikaları güttüğüne ilişkin iddialar yayınladı.

Cumhuriyetçi eski Kongre üyesi Jack Kingston bana "Bu çok örgütlü bir şey ve arkasında biri var. Biri bunu finanse ediyor ve bu tam da George Soros'un karışabileceği türden bir iş" diye konuştu.

Başkan Trump da iddialara, Honduras'ta insanlara ABD sınırına yığılmaları için para dağıtıldığını gösterdiği iddia edilen bir video tweetleyerek katıldı ve bu işin arkasında Soros'un olabileceğini ima etti.

Beyaz Saray'ın önünde "Göç kervanını Soros mu finanse ediyor?" şeklindeki bir soruyu "Hiç şaşırmam. Bir çok kişi böyle olduğunu söylüyor" diye yanıtladı.

Geçen yıl Honduras'tan ABD sınırına yürüyen göçmenlerden Cindy Jerezano ile görüştüm. Kendisine kimsenin para teklif etmediğini, Honduras'dan sınırdaki San Diego kasabasına giden 3bin kilometrelik bu yolculuğa kendi iradesiyle çıktığını söyledi.

Cindy, ABD'ye ulaştığında San Diego Katolik kilisesine bağlı bir yardım kuruluşundan destek gördüğünü anlattı.

Yardım kuruluşunun mülteci ve göçmen hizmetleri bölümü başkanı Nadine Toppozada ile görüştüm.

Kendileriyle çalışan avukatların mültecilerle ayrıntılı görüşmeler yaptığını fakat, hiç kimsenin kendilerine Soros'tan bahsetmediğini, göç hareketiyle Soros'un ilgisi bulunduğuna dair hiç bir kanıta rastlamadıklarını söyledi.

Dahası, Trump tarafından kanıt diye tweetlenen videonun da hileli olduğu kısa süre içinde ortaya çıktı.

Yayınlandıktan sadece bir kaç saat sonra gazeteciler bu görüntülerin Honduras değil Guatemala'da çekildiğini ve dikkatle incelendiğinde yardım görevlisi olduğu öne sürülen kişilerden en az birinin silahlı olduğunu ortaya çıkardılar.

Aslında göçmenlerin yolculuğunun tamamı filme alınmıştı. Yerel yardım kuruluşlarının göçmenlere yardım ettiği görülebiliyordu. Fakat kayıtlarda Soros kaynaklı bir yardım faaliyeti yoktu.

27 Ekim 2018 tarihinde, göçmen kervanıyla ilgili ilk komplo teorileri ortaya çıktıktan bir kaç gün, Soros'un evine boru bombalı zarf bırakıldıktan ise beş gün sonra, bir makinalı tüfek ve üç tabanca kuşanmış beyaz bir Amerikalı, Pittsburgh'daki bir sinagoga girerek ateş açtı ve 11 Yahudi'yi öldürdü.

Bu, ABD tarihinin Yahudileri hedefleyen en kanlı saldırısıydı ve George Soros hakkındaki komplo teorilerine saplantılı bir adam tarafından gerçekleştirilmişti.

Silahlı saldırının faili Robert Bowers'ın sosyal medya hesapları görüşlerini açıkça ortaya koyuyordu.

Bowers "beyaz soykırım" adlı Yahudi düşmanlığına dayalı karanlık bir komplo teorisine inanıyordu.

Bu teoriye göre beyazlar yavaş yavaş göçmenlerle ikame ediliyordu ve zaman içinde yok edilmeleri hedefleniyordu.

Charlottesville'deki neo-Nazilerin "Yahudiler bizim yerimizi alamayacak" sloganının ardında yatan da bu inanıştı, ve bu planın arkasındaki "kötü adam"ın George Soros olduğuna inanılıyordu.

Görüştüğüm Network Contagion adlı Amerikan araştırma enstitüsünün başkanı Joel Finkelstein, Bowers'ın Soros'tan "Beyaz soykırımını finanse eden ve basını kontrol eden Yahudi" diye söz ettiği, Soros'u ABD'deki silah karşıtı lobiyi ve sınırların açılmasını destekleyen bir kişi olarak tarif ettiği bir sosyal medya iletisini gösterdi.

Hedef olduğu diğer ülkeler

İktidar çevreleri ve sağ odaklarda George Soros nefretinin yayıldığı ülkeler arasında Ermenistan, Avustralya, Honduras, Filipinler, Rusya ve daha niceleri var.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da geçen yıl "Macar Yahudisi" diye tanımladığı Soros'u Gezi Parkı gösterilerinin ve genel olarak ülkeyi bölmeye yönelik bir komplonun ardında olmakla suçladı.

İtalya'da eski başbakan yardımcısı Matteo Salvini Soros'u "ülkeyi göçmenlerle doldurmaya çalışmak" ile suçlamış "çünkü köle seviyor" dedi.

İngiltere'de göçmen karşıtı sağcı Brexit Partisi lideri Nigel Farage Soros'un "insanları Avrupa'yı işgale teşvik etmek" ile suçlamış ve bunun bir çok açıdan "Batı Dünyası'na yönelik en büyük tehdit" olduğunu söyledi.

Fakat Soros düşmanlığının diğer bütün ülkelerin önüne geçtiği bir ülke var: Soros'un okullarda bedava yemek dağıtımı ve insan hakları projelerine, hatta üniversite kurmaya milyonlarca dolar harcadığı, doğum yeri Macaristan.

Başbakan Viktor Orban ve milliyetçi popülist hükümeti Soros'un Macaristan'a göçmenleri yığarak ülkeyi yıkıma uğratmaya yönelik gizli bir planın peşinde olduğunu ileri sürüyor.

Açık Toplum Vakfı başkan yardımcısı Leonard Benardo, bunun apaçık bir yalan olduğunu söylüyor:

"Bu bir yalan. Ne George Soros ne de Açık Toplum Vakfı sınırların açılmasını savunuyor."

Fakat bu tür açıklamalar Macaristan hükümetinin çizgisini etkilemiyor. Hükümet "Son gülen Soros olmayacak" medya kampanyasına 100 milyon euro harcadı ve "Soros'a Dur De" adını verdiği kanunlarla kaçak göçmenlere yardım etmeyi suç haline getirdi, göçmenleri teşvik ettiğini öne sürdüğü kuruluşlara ek vergiler getirdi.

Macar hükümet sözcüsü Zoltan Kovacs bana, "Soros imparatorluğuna son yirmi yıldır milyarlarca dolar gidiyor. Bu büyük para ve hiç kimse bu kadar paranın koşulsuz, amaçsız akıtıldığını düşünecek kadar naif olamaz" dedi.

Soros tarafından kurulan Avrupa Merkez Üniversitesi rektörü, liberal yazar Michael Ignatieff "Orban hükümeti Soros'un bir numaralı halk düşmanı ilan etmeye karar verdi" diye özetliyor.

Neden Soros?

Bu kararı anlamak için yine ABD'nin New York eyaletine dönmemiz gerekiyor.

Viktor Orban 2013 yılında yeniden seçime girmeden önce, efsanevi Amerikalı siyasi danışman Arthur Finkelstein'e (Yazıda sözü geçen Joel Finkelstein ile akrabalığı yok) başvurdu.

Finkelstein'ın Irvington'da yani Soros'un New York eyaletindeki malikanesine 20 kilometre mesafede, bir kuaförün üst katında, küçük bir ofisi vardı.

2017'de ölen Finkelstein, Donald Trump, baba George Bush, Ronald Reagan ve Richard Nixon'un başkanlık kampanyalarında çalışmıştı ve Amerikan siyasetinde "liberal" kelimesini siyasi hakarete dönüştüren kişi olarak ün yapmıştı.

İsveç'te yayınlanan Das Magazin dergisinden gazeteci Hannes Grassegger, Finkelstein'ın siyasete "Finkel Düşüncesi" diye adlandırılan yeni bir tarz getirdiğini yazıyor.

'Mükemmel bir düşman seçmek'

"Arthur Finkelstein daima şunu söylerdi: 'Taliban'la uğraşma, Usame bin Ladin'le uğraş.' Yani kişiselleştirmek gerekiyordu. Mükemmel bir düşman profili seçip bu kişiye tüm kuvvetinizle yükleniyordunuz. Öyle ki insanlar bu kişiden korkar oluyordu. Finkelstein kendi adayının politikalarını anlatmaya hiç girmemek gerektiğini düşünürdü, çünkü bunun bir önemi yoktu."

Finkelstein, Viktor Orban'ın Macaristan'da yeniden başbakan seçilebilmesinin en iyi yolunun bir düşman bulmak olduğunu gördü. Soros'u önerdi ve bu mükemmel bir seçimdi.

Grassegger "Sağ Soros'dan nefret etti çünkü Yahudi'ydi. En soldakiler de ondan nefret etti çünkü kapitalistti" diyor.

İlginç olan bu "Yahudi komplosu" teorisinin arkasında kendisi de Yahudi olan Arthur Finkelstein'in bulunmasıydı.

Orban, Finkelstein'ın tavsiyelerini harfiyyen yerine getirdi, hatta daha ileri gitti.

2018 genel seçimlerinden önce Soros'u yeniden gündeme getiren Orban şöyle konuşuyordu:

"Bizden çok farklı bir düşmanla karşı karşıyayız. Açıkta değil, saklanıyor. Açık konuşmuyor, kurnaz. Dürüst değil ama prensipleri de yok. Ulusal değil uluslararası. Çalışmaya değil, döviz spekülasyonuna inanıyor. Vatanı yok ama bütün dünyanın sahibi olduğunu sanıyor."

Orban bir kez daha ve ezici bir seçim zaferiyle iktidara geldi. Seçimden sonra Soros tarafından desteklenen kurumlara yönelik baskılar yoğunlaştı.

Mayıs ayında Açık Toplum Vakfı Macaristan'daki şubesini kapattı.

'1930'ların Yahudi düşmanlığı canlandırılıyor'

Michael Ignatieff Budapeşte'deki Avrupa Merkez Üniversitesi'ni kapatmamak için direndi.

1944'de sadece iki ay içinde yarım milyon Yahudi asıllı Macar vatandaşının öldürüldüğü Macaristan gibi bir ülkede bu tür Yahudi düşmanı bir söylemin çok tehlikeli olduğunu söylüyor.

Ignatieff, Soros karşıtı kampanyayı "1930'ların Yahudi düşmanı söylemlerinin bütün ince detaylarıyla yeniden canlandırılması" olarak değerlendiriyor:

"Tam bir fantezi bu. 21. yüzyıl polikası bu işte. Bir düşmanın yoksa hemen yarat ve onu olduğunca güçlü göster ve bingo! Tabanın harekete geçiyor ve seçimi kazanıyorsun."

"Soykırım olmadı" diyen birine karşı İngiltere mahkemelerinde açtığı davayı kazanan Profesör Deborah Lipstadt da aşırı sağ hükümetlerin söylemlerinin çok kaygı verici olduğu görüşünü paylaşıyor.

"Bu tür söylemler beni dehşete düşürüyor. Eskiden karanlık köşelerde, barlarda duyabileceğiniz türden şeyleri politikacılar, ulusal liderlerden duyuyorsunuz. Bu dilin bu şekilde kullanılması şok edici."

(BBCTürkçe)

22 Nisan 2019 Pazartesi

Senatör Menendez: Türkiye, S-400 ile yaptırımlar arasında bir seçim yapmalı

ABD'li Senatör Menendez: Türkiye, S-400 sistemi ile yaptırımlar arasında bir seçim yapmalı
ABD'li Demokrat Senatör Robert Menendez, Türkiye'nin Rusya yapımı S-400 hava savunma sistemleri ile yaptırımlar arasında 'bir seçim yapması gerektiğini' söyledi. Ayrıca Menendez, Türkiye'yle ilişkilerin iyice gerilmesi halinde, ABD'nin, bu ülkedeki üslerini Yunanistan'a taşımayı dahi değerlendirebileceğini söyledi.

Yunanistan'da yayınlanan Kathimerini gazetesine röportaj veren Demokrat Senatör Menendez, Türkiye'nin Rusya yapımı bir hava savunma sistemi olan S-400 bataryalarını planlandığı gibi satın alması halinde, 'F-35 savaş uçaklarının teslimatından gerçekten vazgeçmesi mi gerekeceği' şeklindeki soru karşısında, "F-35'leri almalarının imkânı olmayacak" dedi.

S-400, F-35 TEKNOLOJİSİ HAKKINDAKİ BİLGİLERİ ELE GEÇİREBİLİR

Topraklarına Rusya yapımı hava savunma sistemleri konuşlandırması halinde Türkiye'ye yaptırım uygulamaktan başka bir çareleri kalmayacağını söyleyen Menendez, şöyle devam etti: "Burada Rusya'dan büyük bir askeri teçhizat parçası satın alınmasından bahsediyoruz. Türkiye dahil dünyadaki herkes bu eylemi için cezalandırabilir. Bir F-35'in bir S-400'ün yanına koyulmasına izin vermemizin imkânı yok. Zira S-400 sistemi, F-35'te bulunan teknolojinin özü hakkındaki bilgileri ele geçirebilir. Bu bakımdan bunun olması imkânsız."

TÜRKİYE'YLE YAPILAN F-35 ANLAŞMASINI DESTEKÇİLERİ BİLE NET BİR BİÇİMDE BELİRTTİ

Demokrat senatör ayrıca, Türkiye'yle yapılmış olan F-35 anlaşmasının en etkili destekçilerinin ve Türkiye'nin hâlâ bölgede önemli bir güvenlik partneri olduğuna inanan diğer ABD'li yetkililerinin de Türkiye'nin aynı anda hem S-400 hem de F-35'leri alamayacağını net bir biçimde söylediklerini belirtti.

'BURADA YAPTIRIM İHTİMALİNDEN BAHSETMİYORUZ, YAPTIRIMLAR ZORUNLU OLACAK'

"(Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip) Erdoğan sistemi almakta ısrarcı olursa ve satın alma ile kurulma işlemlerini tamamlarsa o zaman (Kongre'ye) sunduğum yasa tasarısı kapsamında yaptırımlar getirilir. Burada yaptırım ihtimalinden bahsetmiyoruz, yaptırımlar zorunlu olacak" diyen Menendez, "İstediğimiz bu değil, o nedenle Türkiye'ye başka seçenekler önerdik. Fakat S-400 sistemi NATO mimarisiyle uyumlu değil" ifadelerini kullandı.

Ayrıca Menendez, "Ankara'nın (kimin yanında olacağına ilişkin) seçimini yapması gerekiyor. NATO'nun önemli bir müttefiki olmaya devam edebilir, Batı'ya odaklı kalabilir ya da ayrılıp kendi yoluna gidebilir" diye ekledi.

TÜRKİYE'DEKİ ÜSLERİMİZİ YUNANİSTAN'A TAŞIYABİLİRİZ

Senatör, ilişkilerin kötüleşmeye devam etmesi halinde, ABD'nin Türkiye'deki üslerini Yunanistan'a taşımayı değerlendirip değerlendirmeyeceği sorulunca ise, bunun olacağına inanmasa da, ABD'nin ulusal güvenliğini korumak için üslerini taşımak da dahil olmak üzere gereken her şeyi yapabileceğini söyledi.

İŞLERİN BU NOKTAYA VARMAYACAĞINI UMUYORUZ

Menendez şu ifadeleri kullandı: "Türkiye'nin yanlış yolu seçeneğine inanmıyoruz. Fakat eğer bu olursa ulusal güvenliğimizi ve müttefiklerimizin güvenliği korumak için yapabileceğimiz her şeyi yaparız. NATO'nun 5. maddesiyle belirlenen sorumluluklarımızı yerine getireceğiz. Üsleri ve buralardaki güçleri taşımak da dahil, bize gerekli olan her şeyi yapacağız. İşlerin bu noktaya varmamasını umuyoruz.”

RUBIO İLE ORTAK YASA TASARISI SUNDU

Menendez, geçen hafta Kongre'ye Cumhuriyetçi senatör Marco Rubio ile bir yasa tasarısı sunmuştu. 'Doğu Akdeniz'de Güvenlik ve Enerji Alanlarında İşbirliğine İlişkin Kanun' isimli yasa, Kıbrıs'a silah satımı yasağının kaldırılması ve S-400 planlarına devam etmesi halinde Türkiye'ye F-35 teslimatının yasaklanması da dahil olmak üzere çeşitli uygulamalar öneriyor.

ABD, Türkiye’nin Rusya'dan S-400 satın almasını istemiyor. Buna gerekçe olarak, Rusya yapımı bir savunma sisteminin NATO'nunkilere entegre edilemeyeceğini ve Türkiye'ye konuşlandırılacak bu sistemler üzerinden, F-35 jetleri de dahil olmak üzere NATO'nun silahları hakkında Rusya'ya bilgi sızabileceği endişesini gösteriyor.

Nitekim Türkiye'nin S-400 sistemlerinden vazgeçmemesine karşılık olarak ABD'den gelen tehdit tonlu açıklamalar son dönemde sıklaşırken, son olarak da Türkiye'ye F-35'lerle ilgili ekipman sevkiyatını durdurma kararı alınmıştı. 

Kullanımda olan en iyi hava savunma sistemlerinden biri olarak gösterilen S-400, insanlı ya da insansız her türlü hava aracının yanı sıra hem kruz hem de balistik füzeleri imha edebiliyor.

Azami menzili 400 kilometre, ulaşabildiği en yüksek irtifa 30 kilometre olan bu sistem ayrıca, her hedefe iki füze kilitleyerek, eş zamanlı olarak 80 hedefi vurabiliyor.

Sevk edilmeleri halinde, Türkiye S-400 bataryalarına sahip ilk NATO ülkesi olacak.

(Sputnik)

21 Nisan 2019 Pazar

Reuters’tan çarpıcı ABD-Türkiye analizi: Türkiye’nin umudu Trump’a kaldı!

Reuters'ın haberine göre Türkiye, S-400 satın alımı yüzünden ABD yaptırımlarına maruz kalmaktan kurtulma umutlarını Başkan Donald Trump’ın atacağı adımlara bağlıyor.
NATO müttefiki iki ülke, Türkiye’nin Rus yapımı S-400 füze savunma sistemini satın alma kararı nedeniyle aylardır gerilim yaşıyor. Füzelerin NATO savunma sistemleriyle uyumsuz olduğunu öne süren ABD, radara yakalanmayan F-35 uçakları için de tehdit oluşturduğunu düşünüyor.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ve Kongre’nin önde gelen bazı üyeleri, S-400’leri satın alması halinde Türkiye’nin Rusya’dan silah satın alan ülkelere yaptırım öngören kanun kapsamında yaptırımlara maruz kalacağı uyarısında bulundu. Türkiye ise S-400’lerin ABD’ye tehdit oluşturmadığını ve yaptırımlara yer olmadığını bildiriyor.

Reuters’ın analizine göre S-400 sorununun bir şekilde çözülmesi Türkiye ile ABD arasında birkaç yıldır süregelen gerilimi de ortadan kaldırma potansiyeline sahip. Gerilim ABD’ye kıyasla Türkiye’yi daha fazla etkiliyor. İki ülke arasındaki rahip Andrew Brunson anlaşmazlığı geçen yıl Türkiye’de kur krizini tetiklemiş, ancak bu anlaşmazlık giderildikten sonra ilişkiler eski seviyesine gelmemişti.

Bu hafta, yani S-400’lerden ilkinin teslimine sadece iki ay kala, Türkiye’den üst düzey bir heyet Washington’u ziyaret etti. Ziyaret Trump’ın başkanlık makamındaki görüşme ile sonuçlandı.

‘ORTAK ZEMİN ARAYIŞI SÜRECEK’

Üst düzey bir Türk yetkili Reuters’a yaptığı açıklamada, “Trump’ın Kongre’ye kıyasla daha olumlu bir tutum takındığının sinyallerini alıyoruz. Elbette bazı adımlar atabilirler ancak ortak bir zemin arayışı sürecektir” dedi.

ABD Savunma Bakan Vekili Patrick Shanahan dün Savunma Bakanı Hulusi Akar ile görüştükten sonra gazetecilere, S-400’ler hakkındaki nihai karara “Yaklaştık” derken, görüşmeleri “Şunun gibi: ‘Tamam, nerede takıldık? Bunu nasıl çözeriz?'” şeklinde tarif etti ve iyimser olduğunu belirtti.

Beyaz Saray’da Trump ile görüşmenin ayrıntıları paylaşılmadı, ancak Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak Türk basınıyla Trump’ın “Benim başkan düzeyinde görüştüğümüz konularda aldığım intiba gayet olumlu, yapıcı… Türkiye’nin ihtiyaçlarına dayalı S400’le alakalı süreçleri gayet makul bir şekilde dinleyip olumlu bir anlayış içinde bir bakış açısı sergilediğini gözlemlediğimi ifade edebilirim” dedi.


Albayrak ve Trump’ın görüşmesi bu kareyle duyurulmuştu.

Türkiye S-400’lerin ABD askeri varlığına tehdit teşkil etmediğini göstermek için ABD’ye ortak bir çalışma grubu oluşturmayı teklif etti. Ayrıca ABD Türkiye’ye S-400’lerin muadili Patriot savunma sistemlerini satma teklifinin süresini uzattı.

Ancak iki taraf da geri adım atmış değil. Türkiye Rusya’dan S-400 alım anlaşmasını “bu iş bitmiştir” diyerek tanımlarken, ABD yönetimi S-400’ler ile F-35’lerin aynı hava sahasını paylaşamayacağında ısrar ediyor.

Reuters’a bilgi veren ABD’li yetkili, “ABD, S-400’leri teslim alırlarsa yaptırıma maruz kalma ihtimalinin çok yüksek olduğunu açıkça ortaya koydu” dedi.

YAPTIRIM TEHDİDİ

ABD’den gelebilecek, ufak çaplı da olsa herhangi bir yaptırım tekrar TL’de satış baskısı yaratabilir. Geçen yıl yüzde 30 değer yitiren TL, yıl başından bu yana yüzde 10 daha değer yitirdi. Piyasalar ise gergin.

Türkiye, Rusya’dan askeri ekipman alması halinde CAATSA adı verilen 2017 tarihli kanun kapsamında yaptırımlara maruz kalabilecek. Trump, Kongre’nin CAATSA kapsamındaki yaptırımlarını bazı sınırlı hallerde askıya alabiliyor. Ancak Trump bunun için S-400 alımının “önemli bir işlem” olmadığını ve NATO’nun bütünlüğünü veya ABD’nin askeri operasyonlarını olumsuz etkilemeyeceğini kanıtlamak zorunda.

Trump’ın ayrıca Kongre komisyonlarına, S-400’lerin ABD ile Türkiye arasındaki işbirliğinde “önemli ölçüde olumsuz etkiye” yol açmayacağını yazı yazarak bildirmesi gerekecek.

Trump son haftalarda Türkiye hakkında herhangi bir görüş belirtmedi. Ancak Türkiye Trump’ın desteğini alsa da iki ülkenin ortak bir zeminde anlaşması zor olabilir.

İkili ilişkilerde gerilim yaratan unsurlar arasında S-400’lere ek olarak, Suriye’deki iç savaşta izlenen askeri strateji, ABD’nin İran yaptırımları ve FETÖ elebaşı Gülen’in iadesi bulunuyor. Bu anlaşmazlıklar nedeniyle Trump’ın muafiyet kararına başka bir yaptırım düzenlemesiyle karşılık verebilecek Kongre’de Erdoğan’ın pek destekçisi bulunmuyor.

The Washington Institute’da Türkiye programının direkötür Soner Çağaptay, “Türkiye’nin muafiyet almasının imkansız olduğu düşünmüyorum. Ancak Türkiye adına Washington’da amigoluk yapacak neredeyse kimse yok, bu nedenle zor bir iş olacak. CAATSA, neredeyse hiçbir boşluk bırakmayacak şekilde hazırlandı. Bu nedenle (muafiyet için) Trump’ın gerçekten iyi bir boşluk bulması gerekecek” dedi.



Sözcü


7 Nisan 2019 Pazar

Kilis'e füzeler düşerken bazı ülkeler Patriotları söküp götürmüştü, S-400'den dönüş yok

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik "Kilis'e füzeler düşerken bazı ülkeler Patriotları söküp götürmüştü, S-400'den dönüş yok" dedi.
İstanbul'da, Sputnik dahil, uluslararası medya mensuplarının hem yerel seçimler hem seçimler sonrası Ankara'nın politikalarına ilişkin sorularını yanıtlayan AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Ankara'nın S-400 alımı konusundaki kararlılığını yineleyerek, Türkiye'ye yönelik baskılara sert tepki gösterdi.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Ankara'nın, ABD'nin baskılarına rağmen, Rusya'dan S-400 hava savunma sistemlerini alımı konusundaki kararlılığının altını bir kez daha çizdi. İstanbul'da, Sputnik dahil, uluslararası medya mensuplarının hem yerel seçimler hem seçimler sonrası Ankara'nın politikalarına ilişkin sorularını yanıtlayan Çelik, Türkiye'nin S-400 alımına ilişkin soruyu "S-400 sistemi bizim ihtiyacımızı karşılayacak bir sistem. Anlaşmayı yaptık, Temmuz ayında teslim edilecek. Bununla ilgili bir geri dönüş söz konusu değil" diye yanıtladı.

Türkiye'nin S-400'lerden önce Patriot almak istediğini ancak bu sistemlerin uygun koşullarda ülkeye verilmediğini hatırlatan Çelik "Bizim egemen bir devlet olarak, Suriye'den kaynaklanan terör saldırısıyla alakalı olan kendi sınırlarımızı korumaya ihtiyacımız var. Üstelik bizim koruduğumuz bu sınırlar, Avrupa Birliği'nin ve NATO'nun sınırlarıdır. Biz NATO sınırlarını korurken yeterince yardım görmedik, bazı ülkeler, gönderdikleri Patriotları söküp geri götürdüler. Kilis'e füzeler düşüyordu. Hava savunma sistemimizi derhal güçlendirmek ihtiyacı içerisindeyiz. S-400 sistemi bizim ihtiyacımızı karşılayacak bir sistem. Anlaşmayı yaptık, Temmuz ayında teslim edilecek. Bununla ilgili bir geri dönüş söz konusu değil. Kilis'e bombalar düşerken bunu engellemek üzere bize gönderilen bir öneri var mıydı?" diye konuştu.

"ABD, TÜRKİYE'Yİ ‘İLLA PATRIOT AL' DİYE ZORLUYOR AMA NATO'NUN BÖYLE BİR KURALI YOK"

Türkiye'den başka NATO ülkelerinin de envanterlerinde S-300 bulundurduklarını hatırlatan Çelik "NATO Genel Sekreteri ‘NATO üyeleri teçhizatlarını istediği yerden temin edebilir, bu NATO müttefikliğine aykırı değildir' derken ABD bize ‘İlla Patriot alacaksınız' diyor. NATO‘nun böyle bir kuralı yok. Biz 70 yıllık NATO'nun 67 yılında varız. NATO'nun ne olduğunu çok iyi biliriz. Türkiye egemen bir ülke olarak kendi güvenliğini sağlamalıdır. Ama Türkiye'nin bölgesel ve küresel güvenliğe olan katkısı zayıflatılırsa bundan en çok NATO ülkeleri, Avrupa ülkeler zarar görür. Önümüzdeki dönemde küresel güvenlik riskleri daha da çok artacak, NATO daha önemli hale gelecek, tek tek ülkelerin baş edemeyeceği krizlerle ancak NATO içerisinde baş edilebilir. Türkiye, NATO'da kilit konumdadır. Dolayısıyla NATO konusundaki Türkiye'yle ilgili hassasiyet konusunda hem Amerikan yönetiminin hem de Avrupalı müttefiklerimizin çok daha hassas olması gerekiyor" ifadelerini kullandı.

https://www.borsagundem.com/haber/omer-celik-s-400den-donus-yok/1399649

12 Mart 2019 Salı

Küresel düzenin yeni oyun kurucusu 'siber savaşlar'

Küresel siyaset ve ekonomide "oyun kurucu" unsurlar arasına giren siber savaşlar Batı ülkeleri ile Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore arasında ciddi tartışmalara yol açıyor.


Dünyada egemen ülkeler arasındaki çekişmelerin önemli kısmı internet ağı ve dijital ortama taşınıyor. Küresel güç mücadelesinde yeni cephe haline gelen siber savaşlar, uluslararası siyaset ve ekonomide "oyun kurucu" unsurlar arasındaki yerini alıyor.

İnternet ortamında yapılan saldırıların kaynağı ve hükümet destekli olup olmadığının kesin olarak bilinememesi nedeniyle siber saldırılar, devletler arasında karşılıklı tartışmalara neden oluyor.

Siber saldırılar konusunda ABD ve Batılı ülkeler, Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore gibi ülkeleri suçlarken, eleştirilerin hedefindeki ülkeler ise kendilerinin söz konusu siber korsanlık faaliyetlerinin asıl mağduru olduğunu savunuyor.

Ülkeler, dış kaynaklı hackleme faaliyetlerini önlemek için dijital ortamdaki güvenlik altyapısını güçlendirme ve internet ağları konusunda ilgili kadrolarını eğitme yoluna gidiyor.

Siber savaş, "bir ülkenin veya örgütün internet veya bilgisayar ağları üzerinden başka bir ülkeye ait bilgisayar ağlarına sızması" olarak tarif edilirken, bu amaca yönelik faaliyetler ise "siber saldırı" olarak tanımlanıyor.

Ülkeler arasındaki siber saldırılar, espiyonaj, sabotaj ve manipülasyon olmak üzere başlıca üç amaçla düzenleniyor.

Rusya'nın ABD başkanlık seçimini manipüle ettiği iddiası
Siber korsanlığın dünya gündemini meşgul eden en büyük tartışmalarından biri, Rusya'nın 2016'daki ABD başkanlık seçimlerini manipüle ettiği iddiasıyla başlamıştı.

Sosyal medya kullanımının dünyada hızla yaygınlaşması, bu yolla diğer ülke vatandaşlarının siyasi görüş ve eğilimlerini yönlendirmek isteyen güçlerin bu alana yönelik girişimlerinin yoğunlaşmasına yol açıyor.

Bu sebeple Avrupa ülkeleri ve Washington ile Moskova yönetimleri arasında gerginlik ve karşılıklı tartışmalar yaşanıyor.

Batılı ülkeler, son dönemde Rusya'yı seçim ve referandum gibi kritik süreçlerde kamuoyunu belirli bir yönde biçimlendirmek üzere siber casusluk imkanlarını kullanmak ve kara propaganda faaliyeti yürütmekle suçluyor.

Moskova yönetiminin Avrupa Birliği'nden (AB) ayrılma (Brexit) referandumu sırasında İngiltere'de ve seçimlerde Fransa ve Almanya'da benzer girişimlerde bulunduğu ileri sürülüyor.

Yükselen Çin tehdidi
Siber saldırıların espiyonaj kısmını, istihbarat toplama ve casusluk amaçlı siber korsanlık faaliyetleri oluşturuyor.

Bu alanda dünyada ciddi çekişmeler yaşanıyor ancak ülkeler arasındaki istihbarat ve karşı istihbarat çalışmaları henüz savaş kapsamında değerlendirilmiyor.

Siber saldırılar, buna rağmen egemen güçler arasında ciddi gerginlikler doğurabiliyor.

ABD Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI), ocakta yayımladığı yıllık raporunda Çin'in siber espiyonaj faaliyetlerinin son dönemde arttığına işaret etti.

Pekin yönetiminin, ABD vatandaşlarının görüşlerini manipüle etmek dahil siber saldırı yeteneklerini "geliştirdiğini" öne sürdü.

Amerikan senatörlerden Huawei ve ZTE uyarısı
ABD Senatosu İstihbarat Komitesi Başkan Yardımcısı Senatör Mark Warner ve Komite Üyesi Senatör Marco Rubio, yaptıkları ortak açıklamada, Çinli telekom şirketleri ZTE ve Huawei'nin kendileri için tehdit oluşturduğunu dile getirdi.

Warner ve Rubio, Çin Komünist Partisi tarafından yönetilen ülkenin söz konusu teknoloji şirketleriyle küresel şirketlerin tedarik zincirini tehlikeye attığını savunarak, Washington'ın kilit teknolojilerini yabancı ülkelerin siber espiyonaj faaliyetlerine karşı dikkatle koruması gerektiğini belirtti.

DNI'nin raporuna göre Rusya ise seçimlere müdahale gibi girişimlerin yanı sıra "bir kriz anında ABD'nin sivil ve askeri altyapısına zarar vermek veya çökertebilecek seviyeye gelmek için" çalışmalar yapıyor.

İran'ın da diğer ülkelerin kamuoyunu manipüle etmek ve yönlendirmek için girişimlerini hızlandırdığı aktarılan raporda, Kuzey Kore'nin siber saldırılar yoluyla dünya genelindeki finans organlarından 1,1 milyar ABD doları çaldığı savunuluyor.

Pekin ve Moskova yönetimleri ise ABD ve Batılı devletlerin yaptığı suçlamaları kabul etmezken, kendilerinin de siber saldırı mağduru olduğunu iddia ediyor.

Bu ülkelerden Çin, yayımladığı raporla geçen yıl günde ortalama 240 bin yurt dışı kaynaklı siber saldırıya maruz kaldığını belirtti.

Knownsec Bilişim Teknolojileri adlı devlet şirketi tarafından yayımlanan raporda, ABD, Japonya ve Güney Kore'nin ağırlıkta olduğu noktalardan genellikle Çin'in hükümet ve finans kurumlarını hedef alan siber saldırıların arttığı iddia edildi.

Snowden vakası
ABD'nin siber istihbarat kurumu Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) eski çalışanı Edward Snowden tarafından ifşa edilen faaliyetleri, siber casusluk ve espiyonaj faaliyetleri alanındaki en ayrıntılı bilgileri içeriyor.

Snowden'ın uluslararası kamuoyuna ifşa ettiği bilgiler, NSA'nın Amerikan internet şirketlerinin topladığı tüm özel iletişim verilerine erişebildiğini ve yabancı ülke vatandaşlarına ait tüm internet yazışmalarının mahkeme izni olmaksızın bilgi toplamak için kullanılabildiğini ortaya çıkarmıştı.

NSA'nın ayrıca ABD'nin yurt dışı misyonlarda organize ettiği gizli birimler yoluyla yabancı ülkelerin hükümet binalarını gizlice dinlediği ve kayıtlar tuttuğunu göstermişti.

Snowden'ın yayımladığı örgüt içi belgeler, Amerikan istihbaratının Almanya Başbakanı Angela Merkel'in telefonunu dinlediğini açığa çıkarmış, bu olay iki müttefik ülke arasında krize sebep olmuştu.

İran'ın nükleer programına sabotaj iddiası
Sanayi makinelerinin, uyduların, savunma sistemlerinin ve ulaştırma, haberleşme, enerji gibi milyonlarca insanın hayatını etkileyen altyapı donanımlarının dijital ortamda işletiliyor olması, gerçek dünyayı siber saldırıların hedefi haline getiriyor.

Siber güvenlik uzmanları 2010'da "Stuxnet" adlı kötü amaçlı bir yazılımın dünya üzerinde binlerce fabrika bilgisayarlarına bulaştığını keşfetti. Microsoft işletim sistemlerini ve Siemens yazılımlarını kullanan fabrikalardaki makine kontrol sistemlerine bulaşan kötü amaçlı yazılım, makinelerin çalışmasını durdurarak üretimi sekteye uğratmak amacıyla tasarlanmıştı.

Her ne kadar taraflardan hiçbiri resmen kabul etmese de kötü amaçlı yazılımın ABD ve İsrail tarafından, İran'ın nükleer programını hedef almak için üretildiği ortaya çıkmıştı.