Castro'nun son dileği yerine getirildi
Küba Parlamentosu Fidel Castro'nun son isteğini yerine getirerek sokak, cadde, park gibi kamuya açık yerlere Castro'nun adının verilmemesi, anıt ve heykellerin dikilmemesini öngören yasayı kabul etti.
Küba Parlamentosu, kasım ayında yaşamını yitiren Fidel Castro'nun son dileğini yerine getirdi. Parlamento Castro'nun adının cadde, park, meydan gibi kamuya açık yerlere verilmemesi, anıt ve heykellerinin dikilmemesini öngören yasayı kabul etti. Yasa, Castro'nun adının reklam amaçlı kullanılmasını da yasaklıyor.
Yasa sadece tek bir konuda istisnaya yer veriyor: Bir enstitü ya da kurum Fidal Castro hakkında tarihi araştırmalar yapmak isterse bu durumda kurulmasına izin verilecek ve organizasyon Fidel Castro adını alıp kullanılabilecek.
Küba Devlet Başkanı Raul Castro cenaze töreninde kardeşinin yaşamını yitirmeden önce bu konuda son bir dilekte bulunduğunu belirterek "Devrim lideri, 'kişi kültü' yaratılmasının her çeşidini reddetmişti ve bu konudaki tavrını yaşamının son saatlerine kadar da istikrarlı biçimde sürdürdü" dedi.
Parlamentonunun onayladığı yeni yasa Fidel Castro'nun fotoğraflarının okul, işletme ve askeri kışlalarda asılmasına bundan sonra da izin veriyor.
Fidel Castro 25 Kasım'da 90 yaşında hayatını kaybetmişti. Castro 47 yıl boyunca ülkesini yönetmişti.
Alıntı:
http://m.dw.com/tr/castronun-son-dile%C4%9Fi-yerine-getirildi/a-36929668
31 Aralık 2016 Cumartesi
17 Aralık 2016 Cumartesi
Zekai Aksakallı Paşa 15 Temmuz'u anlattı
15 Temmuz'da darbeci askerlerin Gölbaşı'ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığı'nı ele geçirmesine yönelik yürütülen soruşturma tamamlanarak, iddianame hazırlandı. İddianamede müşteki olarak yer alan, darbeci Tuğgeneral Semih Terzi'nin öldürülme emrini vererek kalkışmanın seyrini değiştiren Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı, kendisini kaçırmak isteyen darbecilerin elinden nasıl kurtulduğunu ve sonrasında Ömer Halisdemir ile yaptıkları telefon görüşmelerini anlattı.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında Cumhuriyet Savcısı Velihattin Eldemir tarafından hazırlanan iddianamede, 69 şüphelinden 38'i için, 4 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 42.5 yıla kadar hapis, 31 sanık için ise 3'er kez müebbet ve 22.5 yıla kadar hapis cezası istendi. İddianamede o gece şehit edilen Astsubay Kıdemli Başçavuş Ömer Halisdemir'in yakınları ve Halisdemir'e Semih Terzi'nin öldürülmesi emrini veren Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı müşteki olarak yer aldı.
"TOPLANTIDA ORGENERAL YAŞAR GÜLER'İN ÖNÜNE BİR NOT BIRAKILDI'
Zekai Aksakallı'nın iddianamede, olay gününü anlattığı ifadesi 9 sayfa tuttu. İfadesinde, 15 Temmuz'da, saat 14.00'te Genelkurmay İkinci Başkanı başkanlığında yapılacak yıllık 'Terörle Mücadele' toplantısına katılmak için Özel Kuvvetler komutanlığı kışlasından, öğlen saatlerinde ayrıldığını anlatan Zekai Aksakallı şu ifadeleri kullandı:
GÜVENLİK TOPLANTISI
14.00: “Genelkurmay 2. Başkanı başkanlığında yapılacak yıllık ‘terörle mücadele’ toplantısına katılmak için ÖKK kışlasından öğlen sularında ayrıldım. Darbeci Semih Terzi’nin öğleden önce babasının rahatsızlığını ifade ederek izin talebinde bulunması üzerine o güne planlı Özel Kuvvetler kurye uçağından istifade ederek gelmesine müsaade ettim. Saat 14.00’te Genelkurmay Karargâhı’ndaki ‘terörle mücadele’ toplantısı başladı.
PARTİGÖÇ ÇOK TELAŞLIYDI
16.00-17.00: Tam saatini hatırlamamakla beraber saat 16.00-17.00 arasında Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in önüne bir not bırakıldı. Orgeneral Güler toplantıdan ayrıldı. Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Orgeneral İhsan Uyar’a da bir not iletilmesi üzerine, o da ayrıldı. Neler olduğunu anlamak maksadıyla, geri dönmek üzere toplantıdan ayrıldım. Komuta katında kimseyi bulamadım. Koridorda bir personele Genelkurmay 2. Başkanı’nı sordum. Genelkurmay Başkanı’nın yanında olduğunu, ayrıca MİT Müsteşarı veya MİT Müsteşar Yardımcısı’nın içerde olduğunu söyledi. Normal bir şey olmadığını anladım. Aynı katta Mehmet Partigöç ile karşılaştım. Yüzü kıpkırmızı ve çok telaşlıydı. ‘Hasta mısın neyin var?’ şeklinde üstüne gittim. ‘İyiyim’ dedi. Tekrar toplantı salonuna gittim.
MASAM DEĞİŞTİRİLMİŞ
19.00 Toplantı sona erdi. Genelkurmay İkinci Başkanı ile görüşmek üzere komuta katına çıktım, kimse yoktu. Güler Paşa’nın Genelkurmay Başkanı’nın yanında olduğunu söylediler. Tümgeneral olan bir arkadaşımın kızının düğünü için Gazi Orduevi’ne gittim. Masaya vardığımda askeri protokol ve teamüllere uymayacak şekilde masamın en arkada, oturma planında sırtları salona dönük vaziyette olduğunu, masada tanımadığım 2 ailenin de oturduğunu gördüm. Karşımda MİT Sinyal İstihbarat Başkanlığı’nda çalışan K.K.’nın oturduğunu, beni tanımamazlıktan geldiğini gördüm. Bu gariplikler canımı sıktı. 16-17 Temmuz’da düğün sahibini aradığımda oturma planıyla ilgili ‘Sonradan değiştirilmiş bilmiyorum’ dedi.
KAÇIRMAYA ÇALIŞTILAR
21.30: Düğün salonundan çıkarken kapının önünde Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Galip Mendi’yi gördüm. Elinde telefon ile bir yeri aramaya çalışıyordu. ‘Genelkurmay’a ulaşamıyorum, siber saldırı mı var? Nedir?’ dedi. Sivil araçla orduevinden ayrıldık. Anayola çıkışa yaklaşık 30-40 metre kala yamaç olan yolda siyah renkli Mercedes Vito marka bir minibüs hızla yanımızdan geçerek, ani frenle önümüzde durdu. Arabadan inen sivil giyimli iki kişi oturduğum sağ arka kapıya yaklaşarak camdan, ‘Bizimle geleceksiniz’ dedi. Eşim kolundan yaralandı. Sağ arka kapıyı açıp inecek gibi yaptım, sağ ayağımla öndekine tekme atınca ikisi birden sendeledi. Geri viteste bekleyen şoförün hızlı hareketiyle kıskaçtan kurtulduk.
Çukurambar’a ulaştığımda Jandarma Genel Komutanı’nı, Genelkurmay 2. Başkanı’nı, Kara Kuvvetleri Komutanı’nı aradım ulaşamadım. Özel Kuvvetler Harekât Merkezi’ni aradım. Darbeci Albay Ümit Bak’ın telefonu alması üzerine bu yaptıkları hatadan vazgeçmelerini söyledim. Terzi’nin emirlerine uyacağını söyledi.
‘İNCİRLİK KRİTİK’ DEDİM
22.54: Adana Tümen Komutanı Tümgeneral Osman Erbaş’ı aradım, İncirlik’in kritik olduğunu, dikkat etmesi gerektiğini söyledim.
23.35: Selahattin / Irak bölgesinde görevli 3’üncü Özel Kuvvet Tugay Komutanı Tuğgeneral Halil Soysal’ı arayıp Silopi’ye intikal ederek darbeci Terzi’nin sorumluluğundaki Silopi Özel Kuvvetler Harekât Üssü’nde bulunan karargâhın komutasını alması ve birliklerde kontrolü sağlaması, darbeye karışanları tutuklaması emrini verdim. O da gereğini yaptı.
23.37: Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Engin Dinç tarafından arandım. Darbeye karşı her türlü yardıma hazır olduğumuzu söyledim.
MİT’TEN SİLAH İSTEDİM
MİT’ten K.E. ile konuştuk, ÖKK kışlasını darbecilerden temizlemek için gönderdikleri arkadaşlarının tabancadan başka silahlarının olmadığını belirterek, silah ve mühimmat talebinde bulundum. Her türlü yardımı yapabileceğini ifade etti. Koruma Astsubayı Makbul Uluğ’a, Ankara’ya intikal halinde olduğunu öğrendiğim Semih Terzi’yi telefon ile aramasını söyledim. Terzi’nin Uluğ’a ‘Konuşmalarını anlamıyorum ama konuşmaya devam et, anlat anlat’ tarzında alaycı cümlelerle cevap verdiğini öğrendim.
Gece birçok kez MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la görüştüm. Önceden tahmin ettikleri FETÖ’cü generallerin isimlerini paylaştım.
Genelkurmay Karargâhı’ndaki koruma personeli ile irtibata geçilip, darbecilerin etkisiz hale getirilmesi emrini verdim. Genelkurmay Başkanımızdan ‘uzlaşma yoluyla darbecilerin teslim alınmalarının sağlanması’ emrini aldım. 16 Temmuz’da Genelkurmay Başkanı, beni arayıp, Başbakanlık köşkünde olduğunu söyleyip yanına çağırdı. Çankaya Köşkü’ne giderek Genelkurmay Başkanı’nı oradan aldık.”
DARBEYİ ÖNLEYEN 8 GÖRÜŞME
00.55: “Özel Kuvvetler Komutanı makamında koruma nöbetçiliği görevi yapan Ömer Halisdemir ile Koruma Astsubayı Makbul Uluğ vasıtası ile irtibata geçerek Özel Kuvvetler Karargâhı içerisinde darbecilerin başı olan Albay Ümit Bak ve darbeci Yarbay Mehmet Ali Çelik’in ne yaptıklarını, takip etmesini ve fırsat bulursa etkisiz hale getirmesi talimatını verdim. Durumun takibi ile ilgili Ömer Halisdemir ile 8 defa görüştüm. Yaklaşık 3 yıldır Ömer Halisdemir bana koruma astsubayı olarak görev yapıyordu. Ömer Halisdemir güvendiğim bir askerdi. Son görüşmemizde ona ‘Semih Terzi’nin hain, darbeci olduğunu, vatanımız ve milletimiz adına onu vurması emrini verip, bunun sonunda şehadet olduğunu söyleyip, hakkını helal etmesini’ istedim. O da ‘sonuna kadar helal olsun baş üstüne komutanım’ dedi. Helalleştik.”
02.16: “Darbeci General Semih Terzi’nin Astsubay Ömer Halisdemir tarafından vurulduğunu ve helikopter ile GATA’ya götürüldüğünü öğrendim.”
DARBECİYE BÖYLE DEMİŞ: DİLEKÇENİ YAZ DEFOL GİT
“2015-2016 yıllarında Semih Terzi’nin görevden alınması için 2 defa teklifte bulundum, alınmadı. Terzi’ye olumsuz sicil ve olumsuz kanaat yazdım. 5 - 6 ay önce kendisine Silopi’de ‘dilekçeni yaz bu birlikten defol git’ dedim. Terzi’nin FETÖ’cü olduğunu tahmin ediyordum. 2013 ağustosundan beri TSK’daki FETÖ yapılanmasıyla ilgili mücadele vermeye başladık. Ancak teamüllere uymayan atamalarla karşı karşıya kaldık. Özel Kuvvetler’e yapılan kurmay albay atamaları bunun son örneğidir. Bu darbeyi emperyalist güçlerin uşağı FETÖ/PDY terör örgütüne ait TSK içerisindeki yapının gerçekleştirdiğine eminim.”
Alıntı:http://www.borsagundem.com/haber/zekai-aksakalli-pasa-15-temmuzu-anlatti/1148776
8 Aralık 2016 Perşembe
İsterler ki Türkiye bir tane piyade tüfeği almak için elin gavurunun kapısında diz çöküp beklesin
Karanlık ellerin Türkiye'nin yerli projelerini engellediğini ifade eden Numan Kurtulmuş, şunları söyledi:
"Rahmetli Nuri Demirağ 1940'lı yılların sonunda neredeyse yüzde 100 yerli Türk uçağını imal etti. Avrupa ülkelerine satacak noktaya geldi. Hürkuş, şu an aynı isimle uçak yapıyoruz. Bu uçak satılma noktasına geldi ve bir karanlık el Nuri Demirağ'ın fabrikasını kapattı. Tenekeden arabaları, yabancı lisanslarla bu memlekette sattırdılar. Çünkü kendi uçağını yapan bir Türkiye, kendi arabasını yapan bir Türkiye, kendi savaş uçağını yapan bir Türkiye, kendi tankını yapan bir Türkiye, güçlü bir Türkiye olarak oynanan bu oyunlara izin vermezdi de ondan bunu yaptılar. Aselsan mühendislerinin genç yaşta birer birer ölmeleri herhalde tesadüf değildir. Bütün bunlara baktığımız zaman isterler ki Türkiye bir tane piyade tüfeği almak için elin gavurunun kapısında diz çöküp beklesin. Türkiye böyle bir ülke değildir. Türkiye böyle bir ülke olmayacaktır."
'Teknoloji transferi' adı altında elin oğlunun kendi ellerinde dökülen beşinci sınıf teknolojileri matah bir şeymiş gibi kabul eden Türkiye'nin geride kaldığını ifade eden Kurtulmuş, "O devirler geride kaldı. Onlar eski Türkiye'nin karanlık labirentlerinde kalmış karanlık sayfalardır. Şimdi inaçla, kararlılıkla yola devam ediyoruz. Türkiye kendi uçağını yapar hale geldi. Tankını, silahını yapar hale geldi. Türkiye zırh teknolojisinde dünyanın ikinci ülkesi oldu. 15 Temmuz'da ne oldu, işte cevabı buradadır. Bunları yapan bir ülke olmamamız için 15 Temmuz'da satılık eşkiyaların eline bu milletin paralarıyla alınan silahlar verildi ve maalesef onlara sahne almaları söylendi. Milletimiz buna izin vermedi" dedi.
Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/aselsan-muhendislerinin-olmeleri-tesaduf-degil/1145759
"Rahmetli Nuri Demirağ 1940'lı yılların sonunda neredeyse yüzde 100 yerli Türk uçağını imal etti. Avrupa ülkelerine satacak noktaya geldi. Hürkuş, şu an aynı isimle uçak yapıyoruz. Bu uçak satılma noktasına geldi ve bir karanlık el Nuri Demirağ'ın fabrikasını kapattı. Tenekeden arabaları, yabancı lisanslarla bu memlekette sattırdılar. Çünkü kendi uçağını yapan bir Türkiye, kendi arabasını yapan bir Türkiye, kendi savaş uçağını yapan bir Türkiye, kendi tankını yapan bir Türkiye, güçlü bir Türkiye olarak oynanan bu oyunlara izin vermezdi de ondan bunu yaptılar. Aselsan mühendislerinin genç yaşta birer birer ölmeleri herhalde tesadüf değildir. Bütün bunlara baktığımız zaman isterler ki Türkiye bir tane piyade tüfeği almak için elin gavurunun kapısında diz çöküp beklesin. Türkiye böyle bir ülke değildir. Türkiye böyle bir ülke olmayacaktır."
'Teknoloji transferi' adı altında elin oğlunun kendi ellerinde dökülen beşinci sınıf teknolojileri matah bir şeymiş gibi kabul eden Türkiye'nin geride kaldığını ifade eden Kurtulmuş, "O devirler geride kaldı. Onlar eski Türkiye'nin karanlık labirentlerinde kalmış karanlık sayfalardır. Şimdi inaçla, kararlılıkla yola devam ediyoruz. Türkiye kendi uçağını yapar hale geldi. Tankını, silahını yapar hale geldi. Türkiye zırh teknolojisinde dünyanın ikinci ülkesi oldu. 15 Temmuz'da ne oldu, işte cevabı buradadır. Bunları yapan bir ülke olmamamız için 15 Temmuz'da satılık eşkiyaların eline bu milletin paralarıyla alınan silahlar verildi ve maalesef onlara sahne almaları söylendi. Milletimiz buna izin vermedi" dedi.
Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/aselsan-muhendislerinin-olmeleri-tesaduf-degil/1145759
29 Kasım 2016 Salı
TSK envanterinde bulunan ve Alman firması Heckler&Koch'un lisansı altında üretilenler
Alman firması Heckler&Koch'un lisansı altında üretilen G-3, MP-5 ile MG-3 ve değişik tür tabancalar, TSK’nın temel silah envanterinde ve çok önemli yere sahipler. Alman firmasının verdiği lisans ile yapılan üretimin Heckler&Koch’un silah satmama kararından etkilenip etkilenmeyeceği merak konusu.
Türk yetkililer, lisanslı üretimle ilgili sözleşmenin Türkiye lehine çok önemli maddeler içerdiğini, aksi durumda Alman firmasının milyarlarca dolar tazminat ödemek zorunda kalacağını savundular.
Sözkonusu silahlar Kırıkkale’de MKE’de üretiliyor. Ancak Alman firmasının lisansını vermediği yeni modernize silahlar için satmama kararı uygulayabileceği belirtiliyor. Türkiye, piyadenin ana silahında dışa bağımlılıktan kurtulmak için NATO standartlarına uygun milli MPT 76 üretimine başlamıştı.
İlk etapta MPT 76’ının 20 binini MKE, 30 binini ise özel sektör üretiyor. 50 bin MPT 76’ının aralık ayının ilk haftasında birliklere dağıtılması planlanıyor.
Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/alman-firmanin-silah-satis-yasagi-tskyi-etkiler-mi/1142020
Türk yetkililer, lisanslı üretimle ilgili sözleşmenin Türkiye lehine çok önemli maddeler içerdiğini, aksi durumda Alman firmasının milyarlarca dolar tazminat ödemek zorunda kalacağını savundular.
Sözkonusu silahlar Kırıkkale’de MKE’de üretiliyor. Ancak Alman firmasının lisansını vermediği yeni modernize silahlar için satmama kararı uygulayabileceği belirtiliyor. Türkiye, piyadenin ana silahında dışa bağımlılıktan kurtulmak için NATO standartlarına uygun milli MPT 76 üretimine başlamıştı.
İlk etapta MPT 76’ının 20 binini MKE, 30 binini ise özel sektör üretiyor. 50 bin MPT 76’ının aralık ayının ilk haftasında birliklere dağıtılması planlanıyor.
Alıntı:
http://www.borsagundem.com/haber/alman-firmanin-silah-satis-yasagi-tskyi-etkiler-mi/1142020
9 Kasım 2016 Çarşamba
ABD’de çok tartışılan silah taşıma yasasının dayanağı
ABD’de çok tartışılan silah taşıma yasayla ilgili Trump’ın düşüncelerini de şöyle açıklıyor; “Trump, Amerikalılar’ın silah bulundurup taşıma hakkını savunuyor bizde bunu doğru buluyoruz. Amerika’nın kurucu babaları hem iç hem de dışarıdan gelecek tehlikelere karşı silahlandırmıştır. Özgürlüklerin temelini de bu oluşturmuştur. Eğer baskıcı yönetimler gelirse karşı koyup hükümet yeniden ele geçirilebilir denmiştir. Kurtuluş Savaşı’nda biz çete savaşlarıyla ülkemizi kurtardık. Elimizdeki av tüfekleriyle Türkiye’yi kurtardık. Aynı şey burası için de geçerli. İnsanların silah bulundurma hakkı insanların temel özgürlüğüdür.”
Alıntı:
http://www.amerikaninsesi.com/a/turk-kokenli-amerikalilarin-trump-destegi-artti/3569076.html
Alıntı:
http://www.amerikaninsesi.com/a/turk-kokenli-amerikalilarin-trump-destegi-artti/3569076.html
15 Ekim 2016 Cumartesi
Dabık neden en stratejik nokta!
Fırat Kalkanı Harekatı'nın El Bab ayağı başladı. Ancak El Bab'dan önce Dabık'ın ele geçirilmesi gerekiyor. Peki Dabık nerede neden önemli? İşte Dabık haritası ve operasyonun önemi...
Fırat Kalkanı harekatının Suriye'nin içine doğru genişlemesi bekleniyor. Özgür Suriye Ordusu, El Bab kasabasını ele geçirmek için harekete geçirecek.
Ancak bu kasabayı ele geçirmeden önce stratejik önemi olan Dabık'ın ele geçirilmesi gerekiyor.
DABIK NERESİ NEDEN ÖNEMLİ?
Dabık küçük bir yerleşim birimi, ancak önemi büyük. Bu sebeple de IŞİD ile yoğun çatışmalara sahne olabilir.
Merci Dabık'ın önemi coğrafi konumundan çok İslam inanç dünyasındaki yerine, tarihi ve IŞİD açısından ayrıca ideolojik konumuna bağlı.
KIYAMET SAVAŞININ MEKANI DECCAL İLE MEHDİ...
Hadislere göre Mehdi komutasındaki İslam ordularıyla Deccalkomutasındaki "Romalı" yani batıdan (Amikiye, Hatay tarafından) gelecek gayrı- Müslim orduları işte tam burada, Dabık'ta çarpışacaklar. Yani Dabık 3 büyük dinde de yer alan 'Kıyamet savaşının' mekanı olarak görülüyor. Hıristiyanlar buna Armageddon ismini verirken İslam dünyasında ise bu savaş Melhame-i Kübra olarak geçiyor.
IŞİD'in yayın organının adının Dabık koyulması rastlantı değil. Örgütün en fanatik militanlarının başka bir yerdense Dabık savaşında "şehit" sayılmak için burada yapılan yığınağa katıldıkları yolunda değerlendirmeler var.
DABIK'IN TÜRKİYE İÇİN ÖNEMİ
Dabık'ın Türkiye tarihi ve Türk-Arap ilişkileri bakımından da önemi var. Arap coğrafyasını Türklere açan, 24 Ağustos 1516 günü (Suriye harekatının Cerablus ile başladığı günden tam 500 yıl önce) Memlük Sultanı Kansu Gavri'yi tam burada, Dabık'da yenen Yavuz Sultan Selim olmuştu.
Merci Dabık, Dabık Çayırı, ya da Dabık Ovası demek zaten. Mercidabık sonrasında Hilafet Türklerin, Osmanlı Hanedanının eline geçmişti.
http://www.borsagundem.com/haber/dabik-neden-en-stratejik-nokta/1127447
9 Ağustos 2016 Salı
ABD’nin 3 saat beklettiği açıklama
15 Temmuz gecesi olaylar devam ederken Türk hükümeti bunun bir darbe girişimi olduğunu belirterek Amerika’dan seçilmiş hükümete desteğini açıklamasını talep etti. Bu destek açıklaması neredeyse ‘üç saat boyunca’ yapılmadı. Washington’dan beklenen o açıklama darbenin başarısızlığa uğrayacağı belli olmaya başlayınca geldi.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass, 15 Temmuz darbe girişiminin olduğu gece, saat 23.15 sıralarında Türk Dışişleri'nden bir telefon aldığını, bir diplomatın kendisini arayarak ABD yönetiminin desteğini beklediğini Washington'a iletmesini istediğini söyledi:
“Ben darbe girişimini Ankara’da rezidansta jetler alçak uçuş yapmaya başladığında öğrendim. Yaklaşık 22.00 sularıydı. Türk hükümetinden bunun bir yasadışı darbe girişimi olduğuna dair aldığım telefonun hemen ardından gittik dar bir ekiple beraber saat 23.30 sularında büyükelçiliğe geçtik. Arayan Türk Dışişleri Bakanlığından birisiydi ve saat 23.15 civarıydı. Arayan kişi bu bilgiyi Washington’a iletmemi istedi ve Türk hükümetinin ABD’nin desteğini beklediğini bildirdi. Ben de bunu derhâl yaptım."
Ancak Ankara'nın beklediği ve Bass'in söylediğine göre derhâl Washington'a iletilen destek talebi kolay gelmedi.
Türkiye saatiyle saat 23.57'de, yani Türk Dışişleri Bakanlığı'ndan Büyükelçi Bass'ın aranmasından 40 dakika sonra Moskova'da bulunan ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, "Türkiye’de barış, istikrar ve devamlılık olmasını umuyorum" dedi. Bu açıklamada ne demokrasi vurgusu, ne de seçilmiş hükümete destek vardı.
O saatlerde darbenin âkıbeti belirsizdi. Marmaris’te tatilde olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın durumu da netlik kazanmış değildi.
Bundan 20 dakika sonra Türkiye saatiyle 00.17'de Beyaz Saray'ın Twitter hesabından yeni bir açıklama yapıldı. Türkiye’nin destek açıklaması talebinin üzerinden iki saat geçmişti. O saatte yapılan duyuruda ‘ABD Başkanı Obama’nın Türkiye’de gelişen olaylardan haberdar edildiği, kendisinin ‘düzenli aralıklarla bilgilendirildiği’ duyuruluyordu. Bu duyuruda da darbeye yönelik bir itiraz, demokratik kurumlara destek yoktu.
Olaylar devam ederken saat 00.44'te Reuters haber ajansı Amerikan hükümet kaynaklarına dayandırdığı bir haber geçti. Haberde, "ABD'nin, Türkiye’de bir darbe girişimi olduğunu düşündüğünü, o esnada kimin kazanıyor olduğunun kesin olmadığı" yazıyordu.
O saatlerde Türkiye’nin, tankların, savaş uçaklarının devrede olduğu bir darbe girişimiyle karşı karşıya olduğu artık apaçık ortaya çıkmıştı, ancak kimin kazanıyor olduğu belli değildi.
Bir NATO ülkesinde darbe yaşanıyordu. Amerika’nın Ankara Büyükelçisi saat 22.00’den bu yana bu darbenin cereyan ettiğini görüyor, yaşıyordu. Türkiye’de saat 22.00 iken Washington'da öğleden sonra saat 15.00 idi. Amerikan devleti mesaideydi. Başkan Obama ayaktaydı ve çalışıyordu. Amerikan kaynaklarından yapılan açıklamalara göre de ‘gelişmelerden düzenli olarak’ bilgi sahibi oluyordu.
Darbeciler saldırılarını sürdürüyor, jetler Ankara ve İstanbul’da yüksek hızla alçaktan uçup korku salmaya devam ediyordu. İstanbul’da köprü üzerinde insanların üzerine ateş açılıyordu.
Amerikan yönetimine Türk hükümetinden ‘destek çağrısı’ gelmiş, bunun üzerinden iki saatten fazla zaman geçmişti. Dahası Amerikan yönetimi adına açıklamalar da yapılıyor fakat Türkiye’nin beklediği açıklama bir türlü gelmiyordu.
Durum netleşiyor
Saat 01.30 olduğunda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hem hayatta olduğu hem de darbecilerin elinde olmadığı ortaya çıkmıştı. Dahası Cumhurbaşkanı CNN Türk ekranlarından halkı sokaklara çağırmış, insanlar da sokaklara meydanlara akmaya başlamıştı. Halk darbeye direniyor, dahası darbeyi bastırıyordu. Polis ve ordu içinden meşru hükümete bağlı birlikler de kritik noktalarda halkla birlikte darbecilerle çatışıyordu. Saat 02.00’ye doğru darbenin başarısız olacağı artık anlaşılıyordu.
Ankara'nın Amerika'dan beklediği içerikte ilk açıklama bu aşamadan sonra geldi.
Türkiye saatiyle 02.05'te Beyaz Saray ve ABD Dışişleri'nden eş zamanlı bir açıklama geldi. Amerika ‘ tüm tarafları’ seçilmiş hükümeti desteklemeye çağırıyordu.
Bu açıklamada Başkan Obama ve Dışişleri Bakanı Kerry'nin Türkiye'deki durum hakkında konuştuğu bilgisi verildikten sonra şöyle deniyordu:
"Görüşmede, Türkiye'de tüm tarafların seçilmiş hükümeti desteklemesi gerektiği ifade edilmiştir"
Ankara'nın, ABD'den saat 23.15'teki 'darbe oluyor, sizden seçilmiş hükümete destek açıklaması bekliyoruz' çağrısına kuvvetli olmasa da olumlu bir cevap ancak 2 saat 50 dakika sonra gelmişti.
Amerika'da gündüz olmasına, Beyaz Saray'ın ve Dışişleri'nin olup biteni dakika dakika takip etmesine rağmen Washington yönetimi, bu açıklamayı neredeyse üç saat boyunca yapmamıştı. Amerika beklemişti.
02.20'de ABD Dışişleri Bakanlığı, John Kerry'nin mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu ile telefon görüşmesi yaptığını duyurdu.
Açıklamadaki ifadeler şunlardı:
"Kerry, Çavuşoğlu'nu arayarak Türkiye’nin demokratik yollardan seçilmiş sivil hükümetine ve demokratik kurumlarına tam destek verdiklerini söyledi."
Obama'nın 'sarsılmaz' desteği ertesi gün geldi
Darbe gecesinin ertesi günü 16 Temmuz’da ABD Başkanı Obama, Türkiye’deki gelişmeleri görüşmek üzere Ulusal Güvenlik ekibini topladı.
Bu toplantıdan sonra Beyaz Saray'dan da doğrudan Türk hükümetine bu kez kuvvvetli ifadelerle destek belirten bir açıklama geldi.
19.31'de yapılan açıklamada ABD Başkanı Obama, ülkesinin Türkiye’deki demokratik yollarla seçilmiş, sivil hükümete ‘sarsılmaz desteğini ‘ vurguladı. Kanunların üstünlüğünün gerekliliğine vurgu yapan Obama, Türkiye ile teröre karşı ortak çabalar da dâhil olmak üzere pek çok konuda işbirliğine devam etmeleri gerektiğini belirtti.
Alıntı:
http://www.aljazeera.com.tr/haber/abdnin-3-saat-beklettigi-aciklama
ABD’nin Ankara Büyükelçisi John Bass, 15 Temmuz darbe girişiminin olduğu gece, saat 23.15 sıralarında Türk Dışişleri'nden bir telefon aldığını, bir diplomatın kendisini arayarak ABD yönetiminin desteğini beklediğini Washington'a iletmesini istediğini söyledi:
“Ben darbe girişimini Ankara’da rezidansta jetler alçak uçuş yapmaya başladığında öğrendim. Yaklaşık 22.00 sularıydı. Türk hükümetinden bunun bir yasadışı darbe girişimi olduğuna dair aldığım telefonun hemen ardından gittik dar bir ekiple beraber saat 23.30 sularında büyükelçiliğe geçtik. Arayan Türk Dışişleri Bakanlığından birisiydi ve saat 23.15 civarıydı. Arayan kişi bu bilgiyi Washington’a iletmemi istedi ve Türk hükümetinin ABD’nin desteğini beklediğini bildirdi. Ben de bunu derhâl yaptım."
Ancak Ankara'nın beklediği ve Bass'in söylediğine göre derhâl Washington'a iletilen destek talebi kolay gelmedi.
Türkiye saatiyle saat 23.57'de, yani Türk Dışişleri Bakanlığı'ndan Büyükelçi Bass'ın aranmasından 40 dakika sonra Moskova'da bulunan ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, "Türkiye’de barış, istikrar ve devamlılık olmasını umuyorum" dedi. Bu açıklamada ne demokrasi vurgusu, ne de seçilmiş hükümete destek vardı.
O saatlerde darbenin âkıbeti belirsizdi. Marmaris’te tatilde olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın durumu da netlik kazanmış değildi.
Bundan 20 dakika sonra Türkiye saatiyle 00.17'de Beyaz Saray'ın Twitter hesabından yeni bir açıklama yapıldı. Türkiye’nin destek açıklaması talebinin üzerinden iki saat geçmişti. O saatte yapılan duyuruda ‘ABD Başkanı Obama’nın Türkiye’de gelişen olaylardan haberdar edildiği, kendisinin ‘düzenli aralıklarla bilgilendirildiği’ duyuruluyordu. Bu duyuruda da darbeye yönelik bir itiraz, demokratik kurumlara destek yoktu.
Olaylar devam ederken saat 00.44'te Reuters haber ajansı Amerikan hükümet kaynaklarına dayandırdığı bir haber geçti. Haberde, "ABD'nin, Türkiye’de bir darbe girişimi olduğunu düşündüğünü, o esnada kimin kazanıyor olduğunun kesin olmadığı" yazıyordu.
O saatlerde Türkiye’nin, tankların, savaş uçaklarının devrede olduğu bir darbe girişimiyle karşı karşıya olduğu artık apaçık ortaya çıkmıştı, ancak kimin kazanıyor olduğu belli değildi.
Bir NATO ülkesinde darbe yaşanıyordu. Amerika’nın Ankara Büyükelçisi saat 22.00’den bu yana bu darbenin cereyan ettiğini görüyor, yaşıyordu. Türkiye’de saat 22.00 iken Washington'da öğleden sonra saat 15.00 idi. Amerikan devleti mesaideydi. Başkan Obama ayaktaydı ve çalışıyordu. Amerikan kaynaklarından yapılan açıklamalara göre de ‘gelişmelerden düzenli olarak’ bilgi sahibi oluyordu.
Darbeciler saldırılarını sürdürüyor, jetler Ankara ve İstanbul’da yüksek hızla alçaktan uçup korku salmaya devam ediyordu. İstanbul’da köprü üzerinde insanların üzerine ateş açılıyordu.
Amerikan yönetimine Türk hükümetinden ‘destek çağrısı’ gelmiş, bunun üzerinden iki saatten fazla zaman geçmişti. Dahası Amerikan yönetimi adına açıklamalar da yapılıyor fakat Türkiye’nin beklediği açıklama bir türlü gelmiyordu.
Durum netleşiyor
Saat 01.30 olduğunda Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hem hayatta olduğu hem de darbecilerin elinde olmadığı ortaya çıkmıştı. Dahası Cumhurbaşkanı CNN Türk ekranlarından halkı sokaklara çağırmış, insanlar da sokaklara meydanlara akmaya başlamıştı. Halk darbeye direniyor, dahası darbeyi bastırıyordu. Polis ve ordu içinden meşru hükümete bağlı birlikler de kritik noktalarda halkla birlikte darbecilerle çatışıyordu. Saat 02.00’ye doğru darbenin başarısız olacağı artık anlaşılıyordu.
Ankara'nın Amerika'dan beklediği içerikte ilk açıklama bu aşamadan sonra geldi.
Türkiye saatiyle 02.05'te Beyaz Saray ve ABD Dışişleri'nden eş zamanlı bir açıklama geldi. Amerika ‘ tüm tarafları’ seçilmiş hükümeti desteklemeye çağırıyordu.
Bu açıklamada Başkan Obama ve Dışişleri Bakanı Kerry'nin Türkiye'deki durum hakkında konuştuğu bilgisi verildikten sonra şöyle deniyordu:
"Görüşmede, Türkiye'de tüm tarafların seçilmiş hükümeti desteklemesi gerektiği ifade edilmiştir"
Ankara'nın, ABD'den saat 23.15'teki 'darbe oluyor, sizden seçilmiş hükümete destek açıklaması bekliyoruz' çağrısına kuvvetli olmasa da olumlu bir cevap ancak 2 saat 50 dakika sonra gelmişti.
Amerika'da gündüz olmasına, Beyaz Saray'ın ve Dışişleri'nin olup biteni dakika dakika takip etmesine rağmen Washington yönetimi, bu açıklamayı neredeyse üç saat boyunca yapmamıştı. Amerika beklemişti.
02.20'de ABD Dışişleri Bakanlığı, John Kerry'nin mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu ile telefon görüşmesi yaptığını duyurdu.
Açıklamadaki ifadeler şunlardı:
"Kerry, Çavuşoğlu'nu arayarak Türkiye’nin demokratik yollardan seçilmiş sivil hükümetine ve demokratik kurumlarına tam destek verdiklerini söyledi."
Obama'nın 'sarsılmaz' desteği ertesi gün geldi
Darbe gecesinin ertesi günü 16 Temmuz’da ABD Başkanı Obama, Türkiye’deki gelişmeleri görüşmek üzere Ulusal Güvenlik ekibini topladı.
Bu toplantıdan sonra Beyaz Saray'dan da doğrudan Türk hükümetine bu kez kuvvvetli ifadelerle destek belirten bir açıklama geldi.
19.31'de yapılan açıklamada ABD Başkanı Obama, ülkesinin Türkiye’deki demokratik yollarla seçilmiş, sivil hükümete ‘sarsılmaz desteğini ‘ vurguladı. Kanunların üstünlüğünün gerekliliğine vurgu yapan Obama, Türkiye ile teröre karşı ortak çabalar da dâhil olmak üzere pek çok konuda işbirliğine devam etmeleri gerektiğini belirtti.
Alıntı:
http://www.aljazeera.com.tr/haber/abdnin-3-saat-beklettigi-aciklama
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


