31 Ocak 2020 Cuma

Dünya'nın tepki gösterdiği "anlaşma"daki Ürdün Vadisi neden önemli?

Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump'ın Orta Doğu sorununa çözüm getireceğini ileri sürdüğü "Yüzyılın Anlaşması" işgal altındaki Batı Şeria'nın Ürdün Vadisi kısmının hakimiyetinin tamamen İsrail'e bırakılmasını öngörüyor.
Trump'ın planı Filistinliler tarafından kısa süre içerisinde reddedildi.

Peki ABD Başkanı'nın İsrail'e bırakılmasını istediği Ürdün Vadisi neden önemli ve nerede bulunuyor?

İsrail'in 1967'deki 6 Gün Savaşı'nın ardından işgal ettiği Batı Şeri'nın yaklaşık üçte bire yakınını oluşturan Ürdün Vadisi, şu ana kadarki tüm müzakerelerde taraflar arasındaki anlaşmazlık konularının başında yer aldı.

Zengin su kaynaklarına sahip bölge, Ürdün ile sınırı oluşturuyor.

Ölü Deniz'in kuzeyinden, Batı Şeria'nın doğusu boyunca, Ürdün sınırında uzanan ve verimli arazileri barındıran vadinin bir ucundan diğerine uzunluğu 100 kilometre civarında.

Vadinin genişliği yer yer 10 kilometreyi buluyor.

İsrailli insan hakları kuruluşu B'Tselem'e göre bölgede 65 bin Filistinlinin yanı sıra 11 bin Yahudi yerleşimci yaşıyor.

Uluslararası yasalar, Yahudi yerleşim birimlerini ve yerleşimcileri yasa dışı sayıyor.

Yine Birleşmiş Milletler'e göre işgal altındaki bölgelerdeki yerleşim birimleri yasa dışı.

İsrail yönetimi ise günden güne yeni yerleşim yerleri açıyor.

Ayrıca bu bölge askeri alan olarak da ilan edilmiş durumda.

Filistinliler on binlerce dönüm arazisini kaybedecek

İsrail'in, 'doğu sınırı' olarak gördüğü Ürdün Vadisi'ni ilhak etmesi durumunda Filistinliler on binlerce dönüm arazilerini kaybedecek.

Bağımsız kaynaklara göre Ürdün Vadisi ve Ölü Deniz'in kuzeyi, 160 bin hektarlık tarım alanını kapsıyor.

Gerek Başbakan Binyamin Netanyahu gerekse rakibi Benny Gantz, yeniden seçilmeleri halinde Ürdün Vadisi'nden vazgeçmeyeceklerini dile getiriyor.

Ancak Gantz, böylesi bir adımı "uluslararası kamuoyu ile koordineli olarak" gerçekleştireceğini belirtiyor.

İsrail yönetimi, bölgenin kendi güvenliği açısından hayati önem taşıdığını ve gelecekte kurulacak Filistin devletine devredilmeyeceğini savunuyor.

Ayrıca İsrail, vadinin batı yakasındaki arazilerin yüzde 86'sını yerleşim yerlerine tahsis etmiş durumda.

Filistin tarafı ise Ürdün Nehri boyunca uzanan hurma bahçelerinden çiftliklere, meralardan endüstriyel alanlara kadar on binlerce kişiye geçim kaynağı olan bölgenin Filistin'in vazgeçilmez parçası olduğunu dile getiriyor.

Verimli topraklara sahip Ürdün Vadisi aynı zamanda tatlı su kaynaklarının da çıkış noktası konumunda.

Filistin'in dünya ile bağı tamamen kopuyor

Ürdün Vadisi'nin ilhak edilmesi, gelecekteki Filistin devletini, Ürdün ile doğu sınırını oluşturan Ürdün Nehri'nden de tamamen ayıracak.

Bu durumda Filistin'in herhangi bir Arap ülkesi ya da İsrail'in dışında başka bir ülke ile kara sınır da kalmayacak.

1948 ve 1967 savaşlarında ülkelerinden ayrılmak zorunda kalan milyonlarca Filistinlinin ülkelerine dönme ümidi bitecek.

Herhangi bir kara sınırına sahip olmayan gelecekteki Filistin devleti, ticari ve ekonomik tüm ilişkilerini İsrail'e bağımlı şekilde yürütmek zorunda kalacak.

Filistin'e ait kara parçası olan Gazze'nin (42 kilometre uzunluğunda ve 7 kilometre derinliğinde) Mısır'la kara sınırı bulunsa da Gazze Şeridi ile Batı Şeria'nın farklı noktalarda olması nedeniyle Filistin izole edilmiş durumda kalacak.

Öte yandan tamamı henüz kamuoyu ile paylaşılmayan Trump'ın 'barış planı'na göre, Ürdün Vadisi'nin yerine Filistinlilere Negev Çölü'nde arazi tahsis edilecek.

Bu durum, '48 Arapları' olarak tanımlanan, İsrail devleti kurulduğu sırada bu ülke sınırları içerisinde kalan Arapların da Filistin'e verilecek bölgeye dahil edilmeleri dolayısıyla İsrail vatandaşlığından çıkarılmalarının önünü açacak.

İsrail'in bu adımla İsrail vatandaşlığı bulunan Arap nüfusu 'eritme' planları yaptığı öne sürülüyor.

17 Ocak 2020 Cuma

Ortadoğu'yu karıştıran gizli diktatör: Bin Zayed

Forbes'ta, BAE Veliaht Prensi bin Zayed'e ilişkin yer alan makalede, "Bölgedeki demokratik eğilimli yapıları yıkmaya çalışan diktatör... Savaş suçunun önemli bir parçası" denildi
ABD'li Forbes dergisi, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed El Nahyan'ın (MBZ) Orta Doğu'daki etkisine ilişkin dikkat çekici bir makale yayımladı.

MBZ'nin, Orta Doğu'da daha güçlü etkisine rağmen Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'a (MBS) kıyasla daha az tanındığına dikkat çekilen makalede, MBZ'nin Orta Doğu'daki planlarına ilişkin çarpıcı ifadeler yer aldı.

Makalede, MBZ'nin eski ABD Başkanı Barack Obama yönetimindeki bazı üst düzey yetkililer tarafından "tehlikeli ve dürüst olmayan biri" olarak tanımladığı belirtilirken, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin ise kendisine daha müsamahalı davrandığı ifade edildi.

"MBZ SORUNUN BİR PARÇASI"

Öte yandan MBZ hakkında bazı insan hakları raporları ve yabancı diplomatların ifadelerine yer verilen makalede, MBZ'nin mutlakiyetçi tavrı ile Yemen ve Libya gibi ülkelerde sonuçlarını kontrol edemediği çatışmalara sebebiyet verdiği vurgulandı.

MBZ'nin, uyguladığı politikalarla lanse edildiği gibi "Hürmüz Boğazı ve Orda Doğu'daki istikrarsızlığa çözüm sunmadığı ve aksine sorunun parçası olduğu" belirtilirken, "MBZ, İslami radikallik ile mücadele adı altında ülkesinin askeri ve finansal kaynaklarını bölgedeki demokratik eğilimli yapıları yıkmak için kullanan bir diktatördür." ifadelerine yer verildi.

"BM DESTEKLİ TRABLUS HÜKÜMETİNE SAVAŞ AÇTI"

Öte yandan Suudi Arabistan ile işbirliği yapan MBZ'nin, "Mısır tarihinin en baskıcı lideri" olan General Abdulfettah es-Sisi'nin Cumhurbaşkanı olduğu Mısır'daki darbede rol aldığı kaydedilen makalede, aynı zamanda Libya'nın doğusundaki gayrimeşru silahlı güçlerin lideri Halife Hafter'i silahlandırarak Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenen Trablus hükümetine karşı savaş açtığı vurgulandı.

Bununla beraber MBZ'nin, ülkesinin Yemen'deki varlığını son zamanlarda azalttığı belirtilirken, perde arkasında ise Yemen'deki paralı savaşçılar ve ayrılıkçı guruplara verdiği askeri ve finansal destek sebebiyle bölgede yaşanan işkence, sivil ölümleri ve toplu göçler gibi insani sorunlarda başrolü oynadığına dikkat çekildi.

ABD yönetiminin esnek tavrı ve 27 milyar dolar değerindeki askeri silah satışının, BAE'nin terörizm ile mücadele adı altında bölgede takındığı "macerası ve pervasız" tavırlarına kapı araladığı ifade edilen makalede, BAE'nin siyasi ve askeri rolünün bölgede yıkım ve istikrarsızlığa yol açtığı savunuldu.

MUHALİF İSİMLERE BASKI

Öte yandan, ülke içinde oldukça karmaşık bir gözetleme ağı üzerinden kendisine muhalif isimleri tespit edip, hapse attırdığı vurgulanan MBZ'nin, aynı zamanda ülkedeki ABD, İngiltere ve diğer ülke vatandaşlarını da yakından izlettiği kaydedildi.

Ayrıca, İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün konuya ilişkin raporlarına atıfta bulunulan makalede şu ifadelere yer verildi:

"Ülke içindeki muhalif isimlere yönelik uyguladığı keyfi tutuklamaların yanı sıra, zaman zaman zoraki adam kaçırma faaliyetlerinde de bulunan BAE, ayrıca Yemen'de savaş suçu işleyen Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun düzenlediği saldırıların önemli bir parçası. BAE yönetimi, aynı zamanda tutuklulara işkence yapmak ve ülkedeki göçmen işçileri suistimal edilmekle suçlanıyor."

ABD'DE BAE LEHİNE LOBİ

BAE'nin söz konusu faaliyetlerinin ve MBZ'nin Washington'da yeteri kadar eleştiri almama sebebine de değinilen makalede, BAE'nin sadece 2018'de Washington merkezli 20 lobi firmasına 20 milyon dolar ödediğine dikkat çekildi.

Söz konusu firmaların ABD Kongresi, düşünce kuruluşları ve Amerikan medyasında BAE lehine 3 bine yakın lobi faaliyetinde bulunduğu ve ABD'deki siyasi isimlere 600 bin dolar bağış yapıldığı vurgulandı.

Libya'daki Kuloğlu Türkleri kimdir?

Libya’da Osmanlı yeniçerilerinin soyuna dayanan Kuloğlu (Köroğlu) Türkleri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Libya'da yaklaşık bir milyon Kuloğlu Türkünün etnik temizlik riskiyle karşı karşıya kaldığını açıklamasının ardından tartışmaların odağına yerleşti.
Halihazırda ağırlıklı olarak Mısrata, Trablus, Zawiya, Derna ve Zliten ve Bingazi'de yaşayan Koloğlu Türkleri, 1936 nüfus sayımlarına göre yaklaşık 35 binlik bir nüfusa sahipken şu anda tam rakamları bilinemiyor.

1993-1995 yılları arasında Libya'da Trablus Büyükelçiliği yapan diplomat Uluç Özülker, Kuloğlu Türklerinin, aşiret düzeninde yaşayan ve 400’ün üzerinde aşiretin yaşadığı Libya’da prestij sahibi olan bir zümre olduğunu belirtiyor.

1949’da bağımsızlığını yeni kazanmış Libya’nın ilk başbakanı Koloğlu Türkleri’nden Sadullah Koloğlu olup, kendisinin oğlu olan Orhan Koloğlu ise 70’li yıllarda Ecevit’in Libya özel temsilciliğini yürütmüştü.

TC vatandaşlıkları da var

Kuloğlu/Koloğlu Türkleri Libya vatandaşlıklarının yanı sıra Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına sahip.

Büyükelçi Özülker, Kuloğlu Türklerini anlatıyor: “Libya ile Türkiye’nin tarihsel ilişkileri oldukça derinlere uzanıyor. Babam erken vefat etmişti. Cenaze için gittiğimizde mezarının hemen yanında Libyalı bir albayın mezar taşını gördüğümde çok etkilenmiştim. Öte yandan Muammer Kaddafi’yle konuştuğumda, Osmanlı ümmetinin parçası oldukları yılları tarihlerinin en üst noktası olarak nitelendirmiş, o yılları asla unutamadıklarını söylemişti. Libya’da bir Cuma günü eşimle birlikte bir dükkana girmek istemiştik, tatil olduğu için giremezsiniz demelerine rağmen bizim Türkiye’den geldiğimizi öğrendiklerinde kapıları sonuna kadar açıp bizi orada Osmanlı paşası gibi karşılamışlardı”

euronews Türkçe’ye konuşan Özülker, ayrıca, Libya’da Dışişleri Bakanlığı protokol genel müdürüyle tanışmaya gittiğinde kendisinin elinden öptüğünü ve zamanında Fizan köylerine sürgün giden akrabalarını anımsayan Libyalı diplomatın “ben sizin torununuzum” dediğini anımsıyor.

Simge olarak yaşatıldılar

Özülker, Kuloğlu Türklerinin Libya’da aşiret düzeni içerisinde yer almadıklarını, ancak saygınlıklarından ötürü Başbakanlığa kadar getirilmiş olduklarını ve simge olarak yaşatıldıklarını belirtiyor ve ekliyor:

“Onlar normal şartlarda Türk olarak adlandırılmazlar, Libyalı olarak görülürler. Ama bir yandan da çifte vatandaşlardır. Sayılarının bilinmesi çok mümkün değil. Daha ziyade Tobruk-Bingazi yöresinde yaşıyorlar. Ama büyükelçilik yaptığım dönemde “Ben Türk’üm” diye elçiliği ziyaret edenine rastlamadım.”

Türk dünyasının tarihi konusuyla ilgilenmiş olan eski Moskova Büyükelçisi Halil Akıncı ise euronews Türkçe'ye yaptığı açıklamada, Libya’daki Türklerin “Padişah’ın kulları olan yeniçerilerin oğulları” olarak görülmesinden dolayı Kuloğlu veya Koloğlu olarak adlandırıldığından söz ediyor.

“Bu topluluk Türk kökenli olan yeniçeri ve leventlerden oluşuyor; zira Osmanlı açık denizlere çıkarken savaşçı olarak başkasına güvenmiyor. Koloğulları daha sonraları ganimetten pay alıyorlar. Bir anlamda devletin berat verdiği bir korsanlık türü denebilir. Mısır dahil yakın tarihe kadar hep yönetim kadrolarında yer aldılar. Osmanlı döneminde Libya’nın yanı sıra Cezayir ve Mısır’a da gemilerle Türk kökenliler getirildi. Örneğin Mısır'daki Türkler de Kölemen olarak gelmişlerdir. İçlerinde yönetici olanlar da var, tüccarlık yapanlar da” diye açıklayan Akıncı da Koloğlu Türklerinin nüfusuna dair basına yansıyan rakamların gerçeği yansıtmadığını, zira bir kısmının Türkçeyi ve Türk kimliklerini unuttuğunu düşünüyor.

“Örneğin Bülent Ecevit’in anne tarafından akrabaları, Mareşal Fevzi Çakmak’ın akrabalarının kökenleri Libya'daki Türklere dek uzanıyor” diye ekliyor Akıncı.

"Köprünün altından deniz geçti"

Emekli Büyükelçi Akıncı’ya göre, halihazırda General Hafter’ın kontrolündeki bölgelerde yaşayan Koloğlu Türkleri her ne kadar geleneksel olarak Türkiye’ye sempatik davranan bir soydan gelmiş olsalar da “köprünün altından su değil artık deniz geçti”.

“Eski sadakat ne hale geldi bilemeyiz. O açıdan bakıldığında dünyada Türk topluluklarının olmadığı yer yok” diyor Akıncı.

31 Aralık 2019 Salı

Irak'ta ABD-İran vekalet savaşı mı başlıyor

ABD ile İran yanlısı güçlerin Irak'taki karşılıklı saldırıları Bağdat yönetimini endişelendirdi. Başbakan Abdulmehdi, Irak'ı ittifak ve savaşlardan uzak tutma çabasında. Karşılıklı saldırıların vekalet savaşına zemin hazırlayacağı ifade ediliyor.

Amerika’nın Irak’taki İran destekli Şii milisleri hedef alan hava harekatına Irak hükümetinden sert tepki geldi. Irak Başbakanı, ABD’nin operasyonunu “tehlikeli sonuçları olacak kabul edilemez bir saldırı” olarak niteledi. Irak Milli Güvenlik Kurulu'ndan da "Uluslararası koalisyonla işbilriğini gözden geçirmek zorunda kalacağız" mesajı geldi.

Geçtiğimiz Cuma günü Irak’ın kuzeyindeki Kerkük kentinde askeri bir üsse düzenlenen roket saldırısında Amerikalı sözleşmeli bir personel hayatını kaybetmiş, dört ABD askeri de hafif yaralanmıştı. ABD Cumartesi günü saldırıdan sorumlu tuttuğu Hizbullah Tugayları’nın kritik öneme sahip noktalarındaki 5 ayrı hedefi vurmuştu. Bu hedeflerin üçü Irak’ta, ikisi de Suriye’deydi. Iraklı kaynaklara göre ABD’nin hava harekatında 25 kişi öldü, 55 kişi de yaralandı.

"Koalisyonla işbirliğini gözden geçirmek zorunda kalırız"

Irak Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamada, ABD’nin hafta sonu düzenlediği harekat, “tehlikeli sonuçlar doğurabilecek hain ve kabul edilemez bir saldırı” olarak nitelendi. Pazartesi günü toplanan Irak Milli Güvenlik Kurulu’ndan yapılan açıklamada da, ABD’nin düzenlediği hava saldırılarının Irak’ı, IŞİD’e karşı ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonla işbirliğini gözden geçirmek durumunda bırakacağının altı çizildi. Irak Dışişleri Bakanlığı, Bağdat’ın rahatsızlığını iletmek üzere ABD’nin Bağdat Büyükelçisi’nin bakanlığa çağrılacağını açıkladı.

Irak’ın bölgedeki iki önemli müttefiki ABD ve İran arasındaki gerginlik, Başkan Donald Trump’ın 2015 yılında imzalana nükleer anlaşmadan çekildiğinden beri giderek tırmanıyor.

Amerika Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, İran’ı, Tahran’ın ya da destekçilerinin Amerikalılar'a ya da müttefiklerine zarar verecek herhangi bir saldırısına Amerika tarafından kararlı bir şekilde karşılık verileceğini belirtmişti.

İran ise ABD güçlerine yönelik saldırılarla ilgisi olmadığını savunarak, ABD misillemesini terör saldırısı olarak kınadı. İran Hükümet Sözcüsü Ali Rabiey, “kanıta dayalı olmayan bir iddiayla insanları bombalamanın uluslararası hukuka aykırı olduğunu” söyledi.

Haşdi Şabi komutanı: “Cevabımız çok sert olacak”

ABD’nin hava saldırıları, Irak’ta yaklaşık üç aydır devam eden hükümet karşıtı protestolarla sokakların dolup taştığı bir döneme denk geldi. Basra’da Hizbullah Tugayları’nı destekleyen 400 kişilik bir grup ABD hava saldırılarını protesto etti.

Irak’ta ABD hava saldırıları misilleme tehdidini de beraberinde getirebilir. Irak’ta Şii milislerin şemsiye örgütü konumundaki Irak Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi) komutanlarından Ebu Mehdi El Mühendis adıyla da bilinen Jamal Jafaar İbrahimi “Cevabımız çok sert olacak” tehdidinde bulunmuştu.

İran’ın Irak’taki en güçlü müttefiklerinden biri olan İbrahimi, Kataib-i Hizbullah’ın da kurucusu ve lideriydi. Bu örgüt dahil olmak üzere Irak’taki milisleri eğiten İran Devrim Muhafızları’ndan da “İntikam almak Irak ulusunun ve Irak’ı savunan bu grupların en doğal hakkıdır” açıklaması geldi.

Irak’ta Haşdi Şabi adıyla da bilinen Halk Seferberlik Güçleri, ülkede IŞİD’le mücadele sırasında sahada örgüte karşı savaşan gruplar arasındaydı. Şii milislerden oluşan bu grup daha sonra Irak ordusuna resmi olarak dahil olmuş, Irak siyasetinde de söz sahibi olmaya başlamıştı.

Sistani: “Bazı tarafların hukuk dışı hamleleri Irak’ın egemenliğine müdahale için bahane olmamalı”

Iraklı Şii lider Ayetullah Ali El Sistani, saldırıların hukuka aykırı olduğunu savundu, Amerika’yı Irak’ın egemenliğine saygı duymaya çağırdı. Sistani’nin ofisinden yapılan yazılı açıklamada, ‘bazı tarafların gerçekleştirdiği hukuk dışı hamlelerin Irak’ın egemenliğine müdahale etmek için bahane olarak kullanılmaması gerektiğine vurgu yapıldı.

Ancak Sistani, İran destekli milislerin ABD güçlerini hedef almasına da tepki gösterdi, “Bu tür eylemlerle başa çıkma ve engellemek için gerekli önlemleri alma yetkisi Iraklı yetkililere aittir” mesajını verdi. Şii lider Iraklı yetkililere, benzer saldırıları engelleme ve Irak’ın gerek bölgesel gerekse uluslararası hesaplaşmaların olduğu bir ülke haline gelmesini önleme çağrısında bulundu.

Irak Başbakanı Abdülmehdi, hükümetinin Irak’ı bölgesel ittifak ve savaşlardan uzak tutan bir politika izlediğini söyledi. Gerginliğin daha da tırmanmasının bölgede ABD ve İran arasında bir vekalet savaşına uygun bir zemin hazırlayabileceği uyarısı yapılıyor.

İsrail: “Önemli operasyondan dolayı ABD’yi kutluyoruz”

İsrail Başbakanı Netanyahu’nun ofisinden açıklamada ise, “ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’yu bölgede “İran ve onun destek verdiği unsurlara yönelik bu önemli operasyondan dolayı” kutladıkları belirtildi.

İsrail’in bölgede bir tehdit olarak gördüğü Lübnan Hizbullah’ı ise, ABD’nin Irak’ta İran destekli grupları hedef almasını kınayan gruplar arasında yer aldı.

Sadr: “ABD’nin varlığına son vermek için milis gruplarla işbilriğine hazırım”

ABD’nin hava saldırılarına bir sert tepki de Iraklı Şii lider Mukteda el Sadr’dan geldi. Sadr, Irak’taki ABD askeri varlığını siyasi ve hukuki yollarla sona erdirmek için, siyasi rakipleri olmasına karşın, İran destekli milis gruplarla işbirliğine hazır olduğunun mesajını verdi. Sadr, bu işe yaramadığı takdirde ABD birliklerini bölgeden çıkarmak için başka adımlar atacağını belirtti.

Sadr’ın yönetimindeki milis güçleri, ABD’nin 2003’te ülkeyi işgali sonrası yıllarca ABD askerlerine karşı savaşmıştı. Kendisini hem İran hem de ABD nüfuzunu reddeden bir ulusalcı olarak tanımlayan Sadr, yaptığı açıklamada İran destekli milislere de Irak’a saldırı düzenlenmesini haklı çıkarabilecek sorumsuz davranışlardan kaçınmaları çağrısında bulundu. (amerikaninsesi.com)

28 Aralık 2019 Cumartesi

Meksika ve Bolivya arasındaki gerginliğe İspanya da dahil oldu

Meksika'nın La Paz Büyükelçisi Mercado'yu ziyaret eden İspanyol heyetin silah taşıdığını iddia eden Bolivya'daki geçici yönetimin Dışişleri Bakanı Longaric, egemenliklerinin ihlal edildiğini ve İspanya'ya nota vereceklerini duyurdu
Meksika'nın La Paz Büyükelçisi Maria Teresa Mercado'yu ziyaret eden İspanyol heyetin maske taktığı ve silah taşıdığını iddia eden Bolivya'daki geçici yönetim, İspanya'ya nota vereceklerini duyurdu.


La Paz Büyükelçiliği etrafında aşırı sayıda istihbaratçı ve güvenlik görevlisi bulundurmasından ötürü Bolivya geçici yönetimi ve Meksika arasında yaşanan diplomatik gerginliğe, Meksikalı Büyükelçi Mercado'yu ziyaret eden ispanyol heyette maskeli ve silahlı kişilerin bulunduğu iddiasından ötürü İspanya da dahil oldu.


Bölge basınındaki haberlere göre başkent La Paz'da düzenlenen basın toplantısında konuşan Bolivya'daki geçici yönetimin Dışişleri Bakanı Karen Longaric, Meksikalı Büyükelçi Mercado'yu evinde ziyaret eden İspanyol diplomatların beraberindeki araçta maskeli kişiler olduğunu iddia etti.


Bölge sakinlerinin, söz konusu kişilerin silah taşıdığını öne sürdüklerini aktaran Longaric, İspanya'nın, Bolivya'nın egemenliğini ihlal ettiğini ve bu ülkeye nota vereceklerini duyurdu.

Meksika farklı açıklama yaptı


Meksika Dışişleri Bakanlığı ise yazılı açıklamada ise ziyaretin sorunsuz bir şekilde gerçekleştiği fakat İspanyol heyeti Büyükelçinin konutundan almaya gelen aracın Bolivyalı polislerce durdurulduğu belirtildi.


Geçici yönetim ve Meksika arasındaki kriz

Bolivya'da Devlet Başkanı Evo Morales'i istifaya zorlayan siyasi süreci "darbe" olarak niteleyen Meksika, ülkedeki eski yönetimden 9 kişiyi La Paz Büyükelçiliğine kabul etmiş ve sığınma vermişti.

Birkaç gün önce büyükelçiliğin etrafında aşırı sayıda istihbaratçı ve güvenlik gücünün bulunduğunu ve durumun Viyana Sözleşmesinin ihlali anlamına geldiğini belirten Meksika Dışişleri Bakanı Marcelo Ebrard, konuyu Uluslararası Adalet Divanı'na taşıyacaklarını duyurmuştu.

Bolivya'daki kriz

Bolivya'da 20 Ekim'de düzenlenen tartışmalı seçimlerin galibi Evo Morales, polislerin hile iddiasıyla sokaklara dökülen ve şiddet eylemlerine dönüşen muhaliflere katılması ve nihayetinde ordunun istifa çağrılarının ardından görevi bırakmıştı.

Süreci "darbe" olarak niteleyen Meksika hükümeti, Morales'e siyasi sığınma vereceğini duyurmuş, daha sonra uçak göndererek Morales'i Bolivya'dan çıkarmıştı.

26 Aralık 2019 Perşembe

Libya Türkiye'den resmen asker talebinde bulundu

Reuters'ın haberine göre Libya Mutabakat Hükümeti, Türkiye'den resmen asker talebinde bulundu.
Libyalı bir yetkili Türkiye'den resmi olarak askeri destek talebinde bulunduklarını açıkladı. Reuters'a konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen yetkili, Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti İçişleri Bakanı Fethi Başağa'nın "başkent Trablus'ta çatışmaların yoğunlaşması halinde Türkiye'den askeri destek isteyecekleri" yönündeki açıklamasının ardından, Türkiye'den resmen hava, kara ve deniz desteği istendiğini kaydetti.

Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti İçişleri Bakanı Fethi Başağa, Tunus'ta gazetecilere açıklama yaparak, "Eğer çatışmalar yoğunlaşırsa, Trablus'u ve Trablus'ta yaşayanları koruma hakkımız var" demişti.

Libya'da General Halife Hafter'e bağlı güçler Nisan ayından bu yana, uluslararası toplumun tanıdığı Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin kontrolündeki başkent Trablus'u ele geçirmeye çalışıyor.

ERDOĞAN: DAVETE İCABET EDECEĞİZ

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara'daki AK Parti il başkanları toplantısında yaptığı konuşmada, "İnşallah Ocak ayının 8'inde, 9'unda Meclisimizden bunu da geçireceğiz ve böylece davete icabet edeceğiz" demişti.

Erdoğan, "Türkiye ve Libya arasındaki mutabakat imzalanmış. Yürürlüğe girmiştir. Biz bu işi bitirdik. Davet edildiğimiz yere icabet ederiz. Bu kadar açık net" diye konuştu ve ekledi:

"Kardeş Libya halkının yaşadıklarını yakından takip ediyoruz. Türkiye'yi kara sahillerine hapsedecek bir durum yaratılıyordu. Bizi adeta denize olta atamaz hale getirecek bu oyunlara elbette seyirci kalamazdık. Kalmadık. İnşaallah meclis açılır açılmaz asker gönderme konusunu sunacağız."

15 Aralık 2019 Pazar

Amerika, Rumlara silah ambargosunu kaldırıyor

ABD Senatosu önce 1915 olaylarını sözde ‘’Ermeni soykırımı’’ olarak tanıyan tasarıyı kabul etti. Şimdi de Rumlara 32 yıldır uygulanan silah ambargosunu kaldırma kararı aldı
ABD'den art arda skandal kararlar geliyor. ABD Senatosu önce 1915 olaylarını sözde “Ermeni soykırımı'' olarak tanıyan tasarıyı kabul etti. Bu kararın yankıları bitmeden Türkiye aleyhinde bir skandal karar daha geldi. Başkan Trump'ın, ABD Temsilciler Meclisi ile Senato'da Haziran ve Temmuz 2019'da kabul edilen Güney Kıbrıs'a silah ambargosunun kaldırılması kararını onaylamak üzere gündemine aldığı bildirildi. Henüz açıklanmayan ancak KKTC Bakanlar Kuruluna ulaşan bilgiye göre ABD, Rumlara 32 yıldır uygulanan silah ambargosunu 12 Aralık 2019 tarihi itibarı ile kaldırıyor. Rum yönetimi de bu karar karşılığında ABD'ye, “Rus savaş gemilerinin artık Güney Kıbrıs limanlarını kullanamayacağı ve kara para aklama denetimlerinde, ABD ile ortak çalışma” sözü verdi.

OLAĞANÜSTÜ DURUM

KKTC Bakanlar Kurulu'nun son toplantısında alınan kararda, “Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) münhasır ekonomik bölge hususunda, Türk tarafını dışlayıcı iddiaları ve en önemlisi de, ABD'nin takriben 12 Aralık 2019 tarihinde Güney Kıbrıs Rum yönetimine  yönelik silah ambargosunu kaldırma yönündeki gelişmeler dikkate alındığında, tehdit ve olağanüstü durumun bertaraf edilmesi gerekmektedir” ifadesi dikkat çekti.

Bir süre önce ABD Temsilciler Meclisinde Milletvekili David Cicilline ve Senato'da da Senatör Bob Menendez, GKRY'ne 1987'den bu yana uygulanan ABD silah ambargosunun kaldırılması için karar tasarısı sunmuş ve her iki tasarı peşpeşe kabul edilmişti. KKTC hükümeti kararı, “GKRY'nin bölge barışını tehdit eden tavırlarına rağmen sırtı sıvazlanmakta ve Doğu Akdeniz'de barış ve istikrar tehlikeye atılmaktadır” biçiminde değerlendirdi.

GEÇİTKALE İHA VE SİHA'LARA MERKEZ OLACAK

Türkiye'nin, KKTC hükümetinden Geçitkale Havalimanı'nı İHA ve SİHA üssü yapmak için amacıyla TSK'ya devredilmesine yönelik talebi, İsrail'in benzer bir amaçla Rumlarla anlaşması üzerine acilen karara bağlandı. KKTC Bakanlar Kurulu Mağusa yakınlarında bulunan ve bugüne kadar askeri amaçlarla kullanılan Geçitkale havaalanının TSK'ya tahsisini kararlaştırdı. Havaalanı, Doğu Akdeniz'de sondaj ve sismik araştırma yapan Fatih, Yavuz, Barbaros Hayrettin Paşa ve Oruç Reis gemileri ile, Türk Deniz Kuvvetlerine ait fırkateynlerin güvenliğini sağlamak amacıyla silahlı ve silahsız İHA'ların ana üssü olacak. Karar hemen uygulanıp, İHA ve SİHA'lar yarın  adaya gönderilecek.

ASİL NADİR DEVRE DIŞI

KKTC Bakanlar Kurulu kararında, “Geçitkale Havalimanının insansız hava araçları faaliyetleri için kullanılmasına izin verilmiş, bu konuda sözleşmenin diğer tarafı da (Asil Nadir) bilgilendirilmiştir'' denildi. Havaalanının işletme hakkı, kargo ve sivil uçuşlara açılmak amacıyla bir süre önce Kıbrıslı iş insanı Asil Nadir'e kiralanmıştı. Ancak atıl durumda bekletilen havalimanına bugüne kadar yatırım yapılmadı ve sözleşme fesh edildi.