29 Ağustos 2014 Cuma

Dış politikada başarılı olunduğu için ne iktidar kazanılıyor ne de kaybediliyor.


Ekonomi olmadan hiçbir şey olmuyor. Araştırmacılar olarak hep belirttiğimiz şey şudur ki; seçmen algıları üzerindeki en önemli etken, ekonomidir. Dış politikada başarılı olunduğu için ne iktidar kazanılıyor ne de kaybediliyor. Ama ekonomide küçük bir kırılma, iktidarlarda ciddi sarsıntılara yol açıyor.

Adil Gür

Alıntı:
http://ajanshaber.com/adil-gur-yenilerle-ak-saclilarin-dengelendigi-bir-liste-olmus-haberi/113489

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Ben diyorum ki bu benim zekama hakarettir. Toplumun zekasına da hakarettir.


Ben şunu söylüyorum, Ak Parti'nin 10 yılında her şey güllük gülistanlık. Ne yolsuzluk var, ne rüşvet var, ne rant yeme var, ne Deniz Feneri var. Hiçbir şey yok. 10 sene sonra hakimler savcılar, emniyet mensupları  bir bakıyorlar ki, Başbakan, bakanlar ve bakan çocukları Türkiye'yi götürüyorlar! Bunu farkedip harekete geçiyorlar. Ben diyorum ki bu benim zekama hakarettir. Toplumun zekasına da hakarettir.  Dolayısıyla burada bir darbe var. Ama bu darbeyi kim yapmış, kimlerle yapmış, nasıl bir ilişki ağı var ben onu bilemem.

Hüseyin Gülerce

Alıntı:
http://t24.com.tr/haber/konusacak-cok-sey-var-ama-hocaefendiyi-uzmek-istemiyorum,268946

AKP olağanüstü kongresine çağrılmayan medya kuruluşları

Ankara Arena'da yapılan kurultaya bir önceki kongrede de yasaklı olan Yeni Çağ, Birgün, Aydınlık, Halk TV, Ulusal Kanal, Evrensel gibi yayın kuruluşları ile Cemaate yakınlığıyla bilinen Bugün TV, Samanyolu Haber, Kanal Türk TV, Zaman Gazetesi ve Cihan Haber Ajansı da ilk kez çağrılmadı.

Alıntı:
t24.com.tr/haber/akpnin-tarihi-kongresine-hangi-medya-kuruluslari-cagrilmadi,268908

9 maddelik Davutoğlu manifestosu

AK Parti öncesi dönem için "fetret devri" benzetmesi yapan Davutoğlu, AK Parti'nin altyapısının 9 unsura dayandığını söyledi.

1- ÖZGÜVEN DARBE GİRİŞİMLERİNE KARŞI DURUŞ

Davutoğlu, özgüvene örnek olarak da Erdoğan'ın Davos'taki 'one minute' çıkışını gösterdi. Gezi olayları ile, 17 ve 25 Aralık operasyonlarını da bu özgüveni yıkma çabası olarak nitelendirdi.

2- SOSYO-KÜLTÜREL BİRLİK VE BÜTÜNLÜK-ÇÖZÜM SÜRECİNE DEVAM

Devlet ve milletlerin ancak "aidiyet" duygusuyla ayakta durduğuna dikkat çeken Davutoğlu, sosyo-kültürel birlikten "çözüm sürecini" kastettiğini de vurguladı. Davutoğlu, "AK Parti iktidarlarının en büyük başarısı, bütün bir ülkeyi tek bir yürek haline getirmiş olmasıdır. Çözüm sürecini başarıya ulaştırana kadar bize uyku haramdır" dedi.
Davutoğlu,

3- SİYASİ ALAN - ÖZGÜRLÜKLERE YENİ AHLAKI FORMASYON

Bu alanı, "insan onurunu korumak" olarak açıklayan Davutoğlu, özgürlük-güvenlik dengesine vurgu yaptı. "Türkiye'de ifade, girişim, inanç özgürlükleri AK Parti iktidarının güvencesi altındadır" dedi.

Ancak Davutoğlu, "her özgürlük de bir sorumluluk gerektirir" diyerek ," basın özgürlüğü basın ahlakını gerektirir, girişim özgürlüğü helal rızkı gerektirir. İnanç özgürlüğü diğer inançlara saygıyı gerektirir. Biz tüm özgürlükleri yeni bir  ahlaki formasyonla buluşturacağız."

4- DEVLETİN VE BÜROKRASİNİN RESTORASYONU - PARALEL İLE MÜCADELE

Koalisyon hükümetinin her bir bakanlığını, "farklı bir beylik gibi davranmakla" eleştiren Davutoğlu, AK Parti ile "fetret devrinin sona erdiğini" söyledi. Paralel yapının "fetret devri" istediğini söyleyen Davutoğlu, "Buradan söylüyorum; hiçbir şekilde, kim ve ne niyetle olursa olsun, devlet otoritesinin parçalanmasına bir daha izin vermeyeceğiz. Bürokraside aranacak tek nitelik liyakattir" dedi. Davutoğlu, bürokraside yer alarak, siyasi otoriteye şantaj yapmanın "ihanet olduğunu" kaydetti. "Bunlar, hiçbir şekilde devletimize nüfuz edemeyecekler" dedi.

5- AHLAK RESTORASYONU - SİYASİ AHLAK- YOLSUZLUKLA MÜCADELE

Siyaseti "erdem ve ahlak vesilesi" olarak gördüklerini kaydeden Davutoğlu, "Siyasetimizin ahlakı, Şeyh Edebali'nin ahlakıdır. İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın ahlakıdır" dedi.
AK Parti hareketinin "Musalla taşına kadar sürecek bir birlik" olduğunu kaydeden Davutoğlu, "Yolsuzluklara karşı da en çetin mücadeleyi AK Parti vermiştir, vermeye devam edecektir.

Milletin hakkına uzanacak eli kardeşimiz olsa koparırız. AK Parti kadroları, şeffaflık ve yolsuzlukla mücadele konusunda töhmet altında bırakılamaz" dedi.

"Eğer bir takım dosyaları sadece ve sadece AK Parti'yi yıpratmak için tam da üç seçim öncesinde ortaya atarsınız,  bunun adına "yolsuzlukla mücadele" değil, "siyasi operasyon" denir"

6- ADALET VE YARGI ALANI - YARGIDAKİ PARALEL YAPININ TEMİZLENMESİ

Yargı mensuplarının siyaseti kontrol etmek için devreye girdiklerinde, tarihte büyük felaketler yaşandığına dikkat çeken Davutoğlu, buna örnek olarak da Abdülhamid dönemini, fetvalarla işten el çektirmeyi gösterdi. "Bu yargı idi, ama adalet değil" dedi.

12 Eylül adaletini de olumsuz örnekler arasında sayan Davutoğlu, "eğer yargı, vicdanını kaybetmişse, temel adalet terazisinden sapmışsa, bir hak ve adalet aracı olmaktan çıkar" dedi.

HSYK seçimlerine atıfta bulunan Davutoğlu, bunun "cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bile önemli gösterilmesini" eleştirdi.

HSYK seçimlerinde oy kullanacak hakim ve yargıçlara da seslenen Davutoğlu, "HSYK seçimlerine girecek vicdan yüklü, yüreği adaletle çarpan yargı mensuplarına yargının tek bir mahfilin otoritesi altına girmesine izin vermeyin" çağrısı yaptı.

7 - KÜLTÜREL VE MEDENİYET RESTORASYONU - HİÇBİR KÜLTÜR ÖTEKİLEŞTİRİLMEYECEK- DİKEY DEĞİL, YATAY MİMARİ

Davutoğlu, Anadolu'nun tarihteki tüm önemli kültürlerle iletişim içinde olduğunu belirtti. Anadolu'da yaşamış ve yaşayan "hiçbir kültürün ötekileştirilmeyeceğini" vurgulayan Davutoğlu, "kadim şehirlerimizde dikey değil, yatay mimariyi geçerli kılacağız" sözü verdi .

8- EKONOMİK RESTORASYON- EĞİTİM VE AR-GE ATILIMI- AFRO-AVRASYA'NIN ÜRETİM ÜSSÜ TÜRKİYE OLACAK

Ekonomik alanda Türkiye'nin öne çıkması için eğitim reformu ve Ar-ge atılımı yapılacağını anlatan Erdoğan, "her ulaştırma koridoru, her enerji koridoru, Anadolu'ya selam verip gidecek" dedi.

Türkiye'nin "Afro-Avrasya’nın en önemli üretim üssü haline geleceğini" söyleyen Davutoğlu, "Makro ekonomik istikrarı sağlarken, reel sektörü de güçlendireceğiz" dedi.

9- TÜRKİYE'NİN ULUSLARARASI ALANDAKİ YERİ - ANKARA MERKEZLİ DIŞ POLİTİKA

2002 yılında Türkiye'de "dış politikanın" anlaşılanın "dış ilişkiler" olduğunu, tüm dış politikanın ise "Kıbrıs, Ermeni meselesi ve birkaç defansif konu" olduğunu söyleyen Davutoğlu, "Dış politikada temel ilkemiz, politikanın Ankara merkezli olmasıdır" dedi.

Çok boyutlu dış politikanın da süreceğine dikkat çeken Davutoğlu, "Kimse Türkiye'yi Avrupa ile Asya kıskacına almaya çalışmasın dedi.

AB üyelik hedefinin "stratejik" olduğuna dikkat çeken Davutoğlu, "Türkiye'nin AB hedefi stratejik bir hedeftir ve kararlılıkla devam ettirilecektir" dedi.

Davutoğlu, ilk bakan olduğunda söylediği "hattı diplomasi yoktur, sattı diplomasi vardır" sözünü de yineledi.

Dış politikanın sadece "reel politika olmadığını", "insani ve vicdani diplomasiye dayalı" dış politika izleneceğini söyleyen Davutoğlu, "Allah bize, nerede bize yardım eden yok mu diyene yardım etme kudreti versin" diye konuştu.

Alıntı:
http://ajanshaber.com/9-maddelik-davutoglu-manifestosu-haberi/112682

23 Ağustos 2014 Cumartesi

Türkiye’nin safsatalarla imtihanı

Küresel finansal kriz, tüm dünyada uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının itibarını önemli ölçüde sarstı. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları, günümüzde küresel finansal sistemin kredibilitesi en düşük aktörleri durumunda.

Bu kuruluşların Türkiye ekonomisine bakışları ise ayrı bir garabet arz ediyor. Çünkü Türkiye’ye karşı adil ve hakkaniyete uygun bir yaklaşım içinde değiller. Bu düşüncede oluşumuzun iki temel nedeni var. Birincisi, Türkiye ekonomisinin muazzam bir performans sergilediği ve birçok makroekonomik göstergede önemli iyileşmelerin kaydedildiği 2001 krizi sonrası dönemde (buna 2002-2012 dönemi diyebiliriz), Türkiye’nin kredi notunu artırmamak için müthiş bir direnç gösterdiler. Krizin ortasında ve borç batağında olan bazı ülkeler, bu dönemde uzun süre Türkiye’nin üzerinde notlara sahip oldular.

İkincisi, Mayıs 2013’ten beri adeta siperde bekliyorlarmışcasına Türkiye ekonomisine ilişkin (çoğu zaman ekonomiyle bile alakalı olmayan bir şekilde) olumsuz olarak yorumlanabilecek hemen her konuda zamanlı zamansız raporlar yayınlamaları ve açıklamalar yapmalarıdır. Standard&Poor's adlı kuruluşun Türkiye’nin büyüme beklentisini yukarı yönlü revize örneğinde olduğu gibi, iyi/pozitif haberleri ise çoğu zaman daha sessiz bir biçimde açıklıyorlar.

Geçen haftadan beri üç büyük kredi derecelendirme kuruluşunun da Türkiye ekonomisine ilişkin açıklamaları oldu. Her üç kuruluş da Türkiye ekonomisine ilişkin 2014 büyüme beklentilerini geçen haftalarda revize etmişti. Bu gerçeği bile adeta gözardı ederek, açıklamalarında Türkiye ekonomisine ilişkin bazı risk ve belirsizliklere sözüm ona dikkat çektiler. Ama satır aralarında belki de farkında olmadan Türkiye ekonomisine övgüler dizdiler.

Satır aralarında özetle; Türk bankacılık sisteminin oldukça sağlam olduğunu, kamu finansmanında herhangi bir sorun olmadığını, Türkiye ekonomisinin 2003-2013 arasında yıllık yüzde 5 büyüdüğünü, bu dönemde enflasyonda önemli düşüşler sağlandığını ve ihracat pazarının çeşitlendirilerek ihracatın artırıldığını söylediler.
Peki, olumsuz ne söylüyorlar? Yapısal reformlar, cari açık ve siyasete ilişkin risklere dikkat çekiyorlar. Türkiye ekonomisi, 2001 krizi sonrası dönemde gösterdiği performansın bir benzerini, yeni bir hikâyeyle önümüzdeki 10 yılda da gerçekleştirmek istiyorsa, hiç kuşku yok ki, yapısal reformların yapılması gerekiyor. Cari açığa gelince, cari açık gibi yapısal bir sorunumuz olduğunun ülke olarak farkındayız. Çözümü kolay olmadığı gibi birkaç yılda hallolabilecek bir mesele de değil, ama eğer Türkiye dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girmek istiyorsa önümüzdeki 10 yıl içinde cari açık konusunda da önemli ilerlemelerin sağlanması şart.
Gelelim siyasi risklere. Seçimlerin bir ülkede ekonominin aktörleri tarafından bir belirsizlik unsuru olarak değerlendirilmesi kuşkusuz gayet doğaldır. Nitekim kırılgan 5’li olarak adlandırılan beş ülkede de bu yıl seçim olması tesadüf değil. Ancak yerel seçimlerle cumhurbaşkanı seçiminden sonra, siyasette hala bir risk ya da belirsizlik olduğunu söylemek; ne gerçekçi bir yaklaşım olur, ne de ahlaki… Bu açıdan bakıldığında, aslında kimin başbakan ya da kabinede nasıl bir revizyon olacağının da bir önemi yok. Çünkü her iki durumda da ekonomi politikasında belirgin bir sapma olacağını beklemek doğru olmaz.

Mevcut siyasi tabloda gelecek yıl yapılacak seçimleri bugünden bir risk/belirsizlik unsuru olarak değerlendirmek de rasyonel olmadığı gibi, hayatın gerçeklerine de uygun düşmüyor. Son bir yılı seçimler ve siyasetteki gerginliklerle geçiren Türkiye ekonomisinin önünde uçabileceği 10 ay var. Sonrasında ise 2019’a kadar seçimsiz bir 4 yıl Türkiye’yi bekliyor ki, 2023 perspektifinde Türkiye ekonomisinin yeni bir başarı hikâyesi yazacağı bir dönem olmalıdır bu…

Prof. Dr. Mehmet Hüseyin Bilgin

Alıntı:
http://www.borsagundem.com/prof-dr-mehmet-huseyin-bilgin-yazar62/turkiye_nin-safsatalarla-imtihani-615706y.htm

Ferguson: Siyahların kasabası, beyazların yönetimi

Politika, diye yazmıştı siyaset bilimci Harold Lasswell 1936’da, “kimin neyi, ne zaman ve nasıl alacağı” ile ilgilidir.

Eğer Ferguson kasabasında gördüğümüz ırksal güç eşitsizliklerini anlamak istiyorsanız, bilmelisiniz ki mesele sadece siyah ve beyaz meselesi değil. Yeşille (para) ilgili.

1876’ya döndüğümüzde, St. Louis şehri (Ferguson’un bulunduğu şehir) kaderini etkileyecek bir karar verdi. Merkezden uzak bölgelere servis sağlamaktan bıktı ve St. Louis County’den ayrılarak kendisini bağımsız ilân etti. Bu, şehrin pişman olacağı bir karardı. Rust Belt şehirlerinin (sanayileşmenin çökmesiyle birlikte nüfusları hızla azalan şehirler) çoğu 1960’lardan bu yana nüfus kaybediyordu ancak çok azı St. Louis şehri kadar kötü etkilenmişti, ki şehir 1970’ten bu yana en az Detroit kadar nüfusunu kaybetmişti.

Bu büyük göç, kronikleşmiş bir yoksullukla malul şehir merkezinin etrafında çoğu orta-sınıfa mensup taşralar oluşturdu. Beyazların şehirden göçü 1980’lerde son buldu; o zamandan bu yana, siyahlar şehrin içlerini, Ferguson gibi taşra bölgelerine yerleşmek üzere terk ettiler. Ferguson’un demografisi çok hızlı bir biçimde değişti: 1990’da, yüzde 74’ü beyaz ve yüzde 25’i siyahtı; 2000’de yüzde 52 siyah ve yüzde 45 beyazdı; 2010’dan itibaren, yüzde 67’si siyah ve yüzde 29’u beyaz oldu.

Bölgenin parçalanması, şehrin bağlı olduğu idari bölgeden (St. Louis County) ayrışmasıyla sınırlanmadı. St. Louis County 90 belediye içeriyor ve pek çoğu kendi belediye binasına ve polis kuvvetine sahip. Bunların çoğu, trafik biletleri ve buna bağlı cezalardan gelen finansal gelire bağlı. St. Louis’deki Better Together isimli bir grubun araştırmasına göre, Ferguson gelirinin yaklaşık dörtte birini mahkeme masraflarından elde ediyor; etraftaki bazı kasabalarda bu yüzde 50’ye yaklaşabiliyor. Belediyelerin trafik kaynaklı gelirlere bağlı olması, buradan daha fazla para kazanma baskısını beraberinde getiriyor.

Missouri eyalet vekilinin yeni raporuna göre, siyahlar nüfustaki oranlarının çok üstünde olacak biçimde ceza alıyor ya da tutuklanıyor. Ferguson’da geçen yıl, trafikte durdurulmaların yüzde 86’sı, aramaların yüzde 92’si ve tutuklamaların yüzde 93’ü siyahlardı. Bu durum, eşitsizliği daha kötü hâle getiriyor.

Öte yandan, bir şehir düşünün: Sistemli bir biçimde politik güç devşirmek için uğraşılan on yıllarından ardından, St. Louis Şehri 1993’te siyahî bir belediye başkanı seçti, siyahlar belediye meclis üyelerinin yaklaşık yarısını oluşturdu ve şehirdeki imar işlerini onaylayan komitenin üçte ikisini elde etti. İyi yapılandırılmış kiliseler, demokratik meclis organizasyonları ve diğer sivil kuruluşlar, siyahî bölgelerde seçmenleri hareketlendirdi. Fakat, sadece son 15 yılda siyahlar taşrada önemli sayılara ulaştıkları için, çok az taşralı siyahî topluluk sivil kuruluşlarda ciddi anlamda yer aldı. Bu durum, siyahî nüfus çoğunluğuna sahip Ferguson kasabasının neden yapay olarak tamamen beyazların hâkimiyetine girdiğini anlamaya yardımcı oluyor. Birçok kuzey kasabası –ve ülke genelindeki iç taşralar– Ferguson’a benziyor. Uzun süre beyaz şehir sakinleri güçlerini artırdı, şehir konsüllerini domine etmeye devam etti ve demografik değişikliklere rağmen okullardaki yönetim kurullarını elinde tuttu. Beyazlar, istihdam sağlayan işleri ve yandaşlara verilen imar işlerini muhafaza ettiler.

Fakat Ferguson’un kendisine yeniden yatırım yapmasına ve Afro-Amerikanların pastadan daha büyük bir pay için rekabet edebilmelerine yardımcı olabilecek bir potansiyel var: birçoğu benzer sorunlar yaşayan çevre belediyelerle birleşmeye gidilmesi. Küçülen şehirlerde, siyaset çoğunlukla kirli ve sıfır-toplamlı bir oyun. Fakat birleşme, hacimli bir ekonomi oluşturabilir, borç alma kapasitesini ve ekonomik fırsatları artırır, ırksal tansiyonu da ateşleyen ekonomik baskıları azaltır ve bölgeyi uzun zamandır yöneten eskilerin yapılanmasını yerle bir eder.

*The New York Times’ta yayımlanan yazı (17 Ağustos 2014) kısaltılarak tercüme edilmiştir.

Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/yorum_ferguson-siyahlarin-kasabasi-beyazlarin-yonetimi_2238394.html

Sosyalizmin, kapitalizm karşısındaki geriye düşmüş konumu


Tarihsel olarak sosyalizmin, kapitalizm karşısındaki geriye düşmüş konumunun altında başka pek çok şeyle birlikte çok basit bir gerçek yatar. Kapitalizm, sosyalizmin eleştirilerinden hep bir şeyler öğrenmeye çalışır, onun kendine dair çizdiği kriz öngörülerinden kurtulmanın yolları üzerinde düşünür, asli dinamikleriyle bu eleştirilerin altında yatan kaygıları belli jestlerle uzlaştırmaya çalışır. AKP ve Erdoğan’ın başarısı da kapitalizm gibi düşünmelerinde saklı. Erdoğan’dan sonra AKP’nin geleceğini belirleyecek şey, bu dikkatli tutumu sergilemeye devam edip edemeyeceklerine bağlı olacak. Yeni bir döneme, Türkiye siyaseti için çok ilginç şeylere tanık olacağımız bir döneme giriyoruz. Alea iacta est.

Alıntı:
http://www.aljazeera.com.tr/gorus/davutoglu-tercihi-ve-erdogandan-sonra-akp