27 Nisan 2014 Pazar

İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek: "Taksim'de şunu görüyoruz; Apo posterleri açılacağını şimdiden ilan ediyorlar. PKK Taksim'de olacağını, BDP Taksim'de olacağını söylüyor. Birtakım başıbozuk gruplar oralarda tertip kokan hazırlıklar içerisindeler. İşçi sınıfı Taksim'de değil, İşçi sınıfı Kadıköy'de, Türk bayrağı Kadıköy'de. Türk bayrağı, İstiklal Marşı nerede İşçi Partisi orada. Emekçi sınıflar nerede İşçi Partisi orada. Taksim'de emekçi sınıflar yok, bölücülük var. Küresel merkezler tarafından yönlendirilen turuncu kuvvetler Taksim'de. Onun için halkımızı da uyarıyoruz. Herkesi işçi sınıfının, emekçilerin ve Türk bayrağının olduğu Kadıköy'e ve Tandoğan Meydanı'na çağırıyoruz."

25 Nisan 2014 Cuma

09.04.2014

İdris Naim Şahin 2012 yılında Erzurum ziyaretinde ‘Sayın bakanım senin geldiğine çok sevindim’ diyen vatandaşa ‘Yok ya. Nerden bileyim sevindiğini? Hadi bir takla at ya da oyna bir göreyim’ demişti.

09.04.2014

Recep Tayyip Erdoğan: "Evet, bunları biz asla unutmayacağız. Bu ihaneti, alçaklığı asla unutmayacağız. O atılan manşetleri, unutmadık unutmayacağız. Basın, ahlak ilkeleri ayaklar altına alınarak manşetlerin, sütunların, köşelerin vahşilerin elindeki mızrak gibi nasıl kullanıldığını, asla unutmayacağız. Muhalefet partilerinin, hainlerle yaptığı işbirliğini asla unutmayacağız."

Recep Tayyip Erdoğan: "Utanmadan, sıkılmadan, bizden kendi arzu ettikleri gibi bir balkon konuşması yapmamızı istediler. Bütün yapılanları sineye çekecektik. İnsana yakışmayan o alçakça, ahlaksızca saldırıların güya üzerini çizecektik. Hiçbir şey olmamış gibi yolumuza devam edecektik. Bizden her şeyi unutmamızı bekliyorlar. Hayır beyler, biz boynumuzu yere eğmiyoruz ve eğmeyeceğiz. Biz bu yapılan ihaneti, alçaklığı sineye çekmeyeceğiz. Açık açık söylüyorum. Hiç kimsenin yaptığı yanına kar kalmayacak, ihanet casusluk ve edepsizlik, asla karşılıksız kalmayacak. Buradan açık açık söylüyorum, 30 Mart çok ama çok önemlidir. 30 Mart, vesayet defterinin dürüldüğü tarihtir. Kibir abidelerinin artık yıkıldığı tarihtir. Bir mürebbiye edasıyla, kendini beğenmişlikle, milleti terbiye etme küstahlığına girişen imtiyazlı çevrelerin, ebediyen kaybettiği bir tarihtir."

Recep Tayyip Erdoğan: "Önce miting meydanlarında milletimiz gövde gösterisini yaptı. Ardından, sandıkta söyleyeceğini çok net söyledi. Bu mesajı CHP alamadı, MHP alamadı, BDP alamadı. En önemlisi, halkımız bize paralel yapıyla mücadele talimatını verdi.

Vatana ihaneti, ajanlık faaliyeti artık tescillenen bu yapının tasfiyesi için millet bize yetki verdi. Tekrar ediyorum, yapılan ihaneti asla unutmayacağız. MİT TIR’larına yapılan saldırıyı, en gizli görüşmenin yayınlanmasını, şahsıma, aileme, arkadaşlarıma yapılan saygısızlıkları, asla sineye çekmeyeceğiz. Sorumluların hepsi, yargı önünde hesap verecekler.

Kendi paralel yargıları önünde değil, milletin yargısı önünde hesap verecekler. Hukuk dışı ekonomik faaliyetlerin tamamını inceleme altına alacağız. Kayıtsız şekilde toplanan paraların da haraçların da hesabı tek tek sorulacak.
"

Recep Tayyip Erdoğan: "Ve unutmayın, namussuzlar kadar namuslular cesur olmadıkça başarıyı elde edemeyiz."

Recep Tayyip Erdoğan: "Paralel yapının mensubu olan kardeşlerime de bir kez daha çağrı yapıyorum. Bu yapının, ne kadar yalancı iftiracı olduğunu, eminim ki bu kardeşlerim de gördüler. Kardeşlerimin ciddi bir aldatılmışlık duygusu içinde olduklarını biliyorum. Bu yapı, çok ciddi, itikadi sorunları ihtiva eden bir yapıdır. Örgüt liderinin bir alim değil, bir hoca değil, bir holding patronu olduğu açıkça görülmüştür. Onların hissiyatını paylaşıyorum. Onlar gibi biz de ihanete uğradık. Tabanı kast ediyorum, tavanı değil. Bu zor günleri aşacağımıza, yürekten inanıyorum."

Recep Tayyip Erdoğan: "Paralel yapının algı operasyonlarına göz yumacak değiliz. Her iddianın da incelenmesinden kaçınmayacağız. TBMM’nin iddiaları soruşturmasını, bizzat iddiaların hedefi olan arkadaşlarımız istedi. Gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlayacağız."

Recep Tayyip Erdoğan: "İnsanların iffetini, namusunu, şerefini aile yaşantısını, kurdukları kurtlar sofrasına meze yapıp tüketmenin mücadelesini verdiler. Bir süre sonra fırlatacak bir şey bulamayınca, kendi şereflerini, namuslarını, haysiyetlerini dahi gözden çıkarıp onları bile fırlatmaktan çekinmediler. İnsanların vefat etmiş annelerine hakaret etmekten tutun, milleti aşağılamaya kadar, ahlaksızlığın, alçaklığın her çeşidini sergilediler. Anketlerle manipülasyon yaptılar. 30 Mart akşamından itibaren, postal giymiş haber ajanslarını da kullanarak, sonuçları çarpıtmaya çalıştılar. Kendi yenilgilerini konuşmak yerine, günlerce hile iddiaları üzerinden sokakları kan gölüne çevirmenin hesabını yaptılar."

09.04.2014

Hüseyin Yayman: "Her şeyi denedik ama başarılı olamadık, yeni bir yol bulmalıyız psikolojisiyle hareket eden uluslararası odaklar ve ortakları son sahnede ‘Erdoğan’a suikast’ kartını sahaya sürecekler. Başarılı olabilirler mi? Bunu zaman gösterecek. Ancak cumhurbaşkanlığı seçimine kadar gerilim artarak devam edecek. Evrensel prensiptir, hiçbir doğum sancısız olmaz..."

Hüseyin Yayman: "Bundan sonra ne tür izahat yapılırsa yapılsın tarih, Kemal Kılıçdaroğlu’nu Gülen hareketiyle taktik işbirliği, Gülen hareketini ise CHP için CHP’lilerden daha çok çalışan bir yapı olarak kaydetti. Peki bu ayıp mı? Tabii ki hayır. Değer atfederek bir hüküm vermiyorum sadece olgusal bir tespit yapıyorum. Girdikleri iddiada her şeyini kaybedenlerin yollarından dönmeyecekleri anlaşılıyor. Seçimin üzerinden bir hafta geçmesine rağmen özeleştiri konusunda herhangi bir işaret gelmedi. Bu cephenin politik psikolojisini ‘operasyonlara rağmen sandıkta yenemedik’ kızgın ruh hâli oluşturuyor."

Hüseyin Yayman: "Anti-Erdoğan cephesi’ yerel seçimlerde büyük bir mağlubiyet aldı. Erdoğan karşıtı blok için aritmetik olarak kaybetmenin ötesinde dramatik bir tablo var. Başta Gülen hareketi olmak üzere onunla konjonktürel işbirliği yapanlar ve yurt dışındaki suflörleri ‘Erdoğan meselesini kişiselleştirerek rasyonel karar veremez hâle geldiler’. Bunun sonucunda büyük bir stratejik hata yaptılar. Erdoğan’la mücadelesini, ontolojik bir sorun hâline getiren bu cephe, dış sesin telkiniyle kumar masasında kazanacağından emin kumarbaz edasıyla tüm mal varlığını masaya sürdü. Bir anda her şeye sahip olacağına inan(dırıl)ıp politik rulet oynadı. Ancak şartlar lehine olmasına rağmen kazanamadı. Oyunu kaybettiği gibi tüm mal varlığını ve daha da önemlisi itibarını da kaybetti."


09.04.2014

Recep Tayyip Erdoğan: "Anayasa, cumhurbaşkanını yürütmenin başı olarak görüyor. Bu seçimden sonra sorumluluklar daha da farklı olacak. Protokol cumhurbaşkanı değil, terleyen, koşan, koşturan cumhurbaşkanı... Son zamanlarda muhalefet saflarından 'sivil cumhurbaşkanı seçilmeli' gibi ifadeler yükselmeye başladı. Ne demek 'sivil cumhurbaşkanı'? Partilerin adayları sivil değil mi? Ama meramları başka. Onlar 'Sivil' derken, Ahmet Necdet Sezer emsalini kastediyorlar. Çünkü onların gözünde rahmetli Turgut Özal da, hatta Süleyman Demirel de sivil değil."

Recep Tayyip Erdoğan: "Kirli işbirliği, kara kampanya bundan sonra da sürecek. Elbette tedbirlerimizi alacağız. Bizim 'Ubudiyetimiz' Kur'an'a dayanır. Biz Allah'a ve Resul'üne itaatten başkasını bilmeyiz. Bir kula kulluk etmeye kalkışmak, bize ters gelir. Pensilvanya, şu, bu... Allah korusun.''

Recep Tayyip Erdoğan: "Bir şeyler yapmak zorundayız. Çünkü halk parçalanıyor, aileler dağılıyor. 'şunu yapmazsan boşarım' noktasına gelen aileler var. 'Ben bir anda kesip atamam' diyen hanımlar var. Behey hanım, senin beynin, aklın, idrakin yok mu?"

Recep Tayyip Erdoğan: "Anayasa referandumunun ardından yargıda oluşan yapı var. Anayasa Mahkemesi önünde gözü kapalı bir kadın heykeli var. Ama bunlar öyle değil. O yüzden neleri var, neleri yoksa inceleniyor. Eskiden hakaret davalarında lehimize karar verenler, şimdi aleyhte karar alıyorlar. Alt mahkeme bize hak veriyor, yukarıdan 'Hakaret değil, ağır eleştiri' gerekçesiyle dönüyor."

Recep Tayyip Erdoğan: ''Rehavete kapılmadan çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Takiye, yalan, yenir-yutulur olmayan iftiralar. Haremimize varıncaya kadar iftiralar atıldı. Tabii bunun bir de hesap günü var. O gün gelince hesaplaşacağız. Yerle yeksan olacaklar. Zaten kaçan kaçana... Pensilvanya'ya, New York'a, Brüksel'e... Daha da kaçacaklar.''

Recep Tayyip Erdoğan: "Anayasa Mahkemesi verdiği kararla yasaları ters-yüz etti. İnsan 'Anayasa Mahkemesi'nde de mi Paralel Yapı var' diye düşünüyor. ABD de onların avukatlığına soyundu."


12.04.2014

Recep Tayyip Erdoğan: "Bu bir çevre yatırımıdır. Ah Geziciler ah... Sizin işiniz molotoflarla yakıp yıkmak, cam çerçeve indirmek. Bizim işimiz inşa etmek."

--

Bülent Arınç: “Üç dönem kuralı, Allah'ın emri de değil, bu konuda bir ayet yok. Bu bir tüzük kuralıdır. Tüzükte bir değişiklik MKYK kararıyla olağan veya olağanüstü kongreye götürülür, orada iptal yönünde bir karar da alınabilir. Kaldı ki Sayın Başbakanımız, ben ve bazı arkadaşlarımız dışında 'bu kural kalsın' diyenler çok azınlıkta, 'bu kural kaldırılsın' diyenler daha çoğunlukta. Anadolu'ya çıktığımızda hiç tanımadığımız insanlarla görüştüğümüzde bile 'bırakın bu kuralı filan, siz yolunuza devam edin' diye endişelerini ifade edenler var."

--

Twitter açıldı. Hayırlı olsun. Ama şu bunu ortadan kaldırmıyor. Twitter 140 karakterli de olsa, 120 karakterli de olsa gerçek dünyada suç olan her şeyin sanal dünyada da suç olduğunu kabul etmemiz lazım. Dolayısıyla insanları suça teşvik eden, insanların özel hayatına saldırıda bulunan, gizli kalması gereken konuları deşifre eden ve bunu Twitter yoluyla yapanların bir şekilde engellenmesi lazım.

--

Beşir Atalay: "Özellikle polis, yargı içinde vesaire yanlış yapan bir yapılanma oluşturan unsurlarla ilgili dosyalar oluşuyor. Hukukun içerisinde tedbirler alınacak çalışmalar yapılacak diye. Onlar başladı seçimden sonra. O dosyalar bir bir olgunlaşıyor. Giderek bunlar ya idari karara dönüşüyor, görevden atılmalar, veya yargıya gidecek. Dolayısıyla bu da onlardan biri. Dün İçişleri Bakanı bu konuda sayıları falan verdi. Bu konuda hükümetin kararlılığını ve yapılması gerekenleri mutlaka yapacağını bir defa daha hatırlatıyorum. Başbakanımızın da Salı günü grup konuşmasında ifade ettiği buydu zaten. Süreç yürüyor"

--

I. Dünya Savaşı esnasındaki İttihat ve Terakki iktidarı döneminde, Ermeni tebaasına karşı uygulanan tehcir esnasında meydana gelen ölümler, Türkiye’de “Sözde Ermeni Soykırımı” ya da “Ermeni Soykırımı İddiaları” olarak değerlendirilirken özellikle Ermeni diasporası tarafından, soykırımın tanınması çabaları uzun yıllardır devam etmektedir. 20 kadar ülke parlamentosunca tanınmış bu iddia, hemen hemen her yıl ABD Kongresinde görüşülür ve Türkiye ile ilişkilerde bir gerginlik sebebi olur.

--

Recep Tayyip Erdoğan: "30 Mart'ta hezimete uğrayan muhalefet, inanıyorum ki tabandan gelen taleple artık yeni bir yapılanmanın da içine girecektir. Sürekli kaybeden, sürekli başarısız olan bir muhalefet Türkiye'ye umut veremez. Pensilvanya'nın kuyruğuna takılacak kadar ilkelerinden, ideallerinden taviz veren bir muhalefet Türkiye'ye vizyon çizemez."

--

Belli ki bugüne kadar Anayasa Mahkemesi Başkanı’nı ve mahkemesini gündeme almaya zorlayan bir şeyler yoktu. Demek ki gündemi alınmasını sağlayan ivedi başka şeyler oldu.

--

Eğer yargı, daha önceleri Silahlı Kuvvetler veya zaman zaman basın, siyaset kurumunun elinden rol çalma çabası içinde olursa bu tekrar eski vesayet tartışmalarını getirir.

--

Tabulaşmış, faydası ve kolaylığı tartışmasız olan işlevleri değiştirmek imkansız gibi.

--

İster sevelim ister sevmeyelim, insani olarak sadece; bir ağaç için ortalığı ayağa kaldıranlar, 529 kişi için ağzını açmıyor. Sokaklara kimse dökülmüyor. Bu nasıl demokrasi talebi ve yaşam talebi?

--

Recep Tayyip Erdoğan: "Türkiye'deki artık son çete paralel çetedir, bunu da tasfiye ederek Türkiye'nin ayağına takılan tüm prangaları ortadan kaldırmış olacağız."

--

Recep Tayyip Erdoğan: "17 Aralık'ta yapılan operasyona 'darbe' dediğimizde içeriden ya da dışarıdan birileri bunu kabullenemiyor. 17 Aralık operasyonu bal gibi darbe girişimidir."

--

Vicdanı, cesareti olmayan, halkını köle gibi gören üzerinde efendileri olan bir hukuk sistemi her an cinayet işlemeye hazır bir hukuk sistemidir.

--

Ertem Şener: Bilal Erdoğan ve Başbakan Erdoğan için yazdığım mesajlar için beni yılın yalakası seçtiler.

--

Ertem Şener: Biz fazla özgür olduğumuzda sağa sola saldıran bir milletiz. Saat 8'de gel desek 10'da gelir bizim oğlumuz. Ama tokadı atıp 8'de gel desek 6'da geri gelir.

--


14.04.2014

Melik Gökçek: "Kendimi aldatılmış hissediyorum. Çok kırgınım. Aldatıldığımı 17 Aralık'tan sonra çok daha iyi anladım. Bir de insanların şunu anlaması lazım. Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı'na (TÜRGEV) suçlama yapıyorsun. TÜRGEV'e yapılan bütün yardımlar... Hepsi makbuzlu ama diğer yardımlara bakıyorsun, makbuz yok. Kendi makbuzsuz yaptığı hizmetleri hayır olarak görüyorsun da TÜRGEV'in makbuzlu yardımlarını hayır olarak kabul etmiyorsun. Bunlar TÜRGEV'i rakip olarak gördüler. "

Melih Gökçek: "Asker korkusuyla paralel yapı korkusunu kıyaslarsam, Paralel yapıyı daha tehlikeli görüyorum. Asker bağırır çağırırdı ama kolundan tutup içeri atmazdı. Ancak darbelerde insanlar hapse atılırdı. Şimdi darbe olmadan, insanlara bazı suçlamalar yükleniyor ve hapse giriveriyorlar. "

Melih Gökçek: "Bu seçimlerden önce bana gelip "Bizim Sayın Başbakan'a gidip tekrar aday gösterilmesini istediğimiz tek aday sensin" dediler. Sonra da ne benim hırsızlığım kaldı ne başka birşey. Ben de soruyorum. "Size ne yaptım da bana böyle yaptınız? Ne istediniz de yapmadım? Kendimden ayrı tutmazdım, kardeş olarak görürdüm?""


15.04.2014

Şamil Tayyar: "Bu çete Ergenekon'un yerini almış ve Ergenekon'dan daha tehlikeli bir yapıya dönüştüler. Hem CIA'dan hem de MOSSAD'dan destek aldılar. Ergenekon mücadelesi bile yıllar aldı. 3 gün beş gün içinde bunun sonuçlanacağını düşünmek hayalcilik olur."

--

17 Aralık sürecinin başlamasıyla birlikte özellikle Emniyet ve yargı içindeki ‘paralel yapı’nın devletin derinliklerine kadar işlediğini tüm çıplaklığıyla gördük.

--


19.04.2014

Reza Zarrab: "Bu saat nereden geldi? "700 bin liralık saat mi olur" dediler vs. Koskocaman 200 trilyonluk altın ticaretinin analizini herkes bırakmış, saat analizi yapıyorlar. Bakın saatle alakalı mahkemeye sunulan belgelerden sonra, o saati diline dolayan beyefendilerin nasıl bir özür dileyeceklerini çok merak ediyorum. O saati Sayın Çağlayan'ın koluna Paralel mi taktı? Zarrab mı taktı, Sayın Bakan kendi mi taktı? Hepimiz göreceğiz. Piyanoyu da göreceğiz... Sadece bu ikisi değil, dosyadaki bütün detayların cevabını göreceksiniz. Gizlilik kalktığında er ya da geç, 2-3 ay sonra ortaya çıkacak."


19.04.2014

Recep Tayyip Erdoğan: "Sahte ihbar mektuplarla, yasadışı dinlemelerle sahte delillere tasarlanmış ve ayarlanmış bir kısım yargı mensuplarıyla, insanların nasıl mahkum edildikleri bugün çok daha belirgin bir şekilde görülebiliyor. Bunlar hukuk, adalet saikiyle vicdan saikiye değil tamamen örgüt saikiyle yapılıyor."


19.04.2014

DEP eski Genel Başkanı Yaşar Kaya: "21 yıl önce, ben bir siyasi partinin genel başkanı olarak bir gazetenin sahibiydim. O dönemde tam 24 cenaze kaldırdım. Kurşunların yağdığı, geleceği bilinmeyen korkunç yıllardı o dönem. Milletvekillerimiz cezaevine kondu, arkadaşlarımız öldürülüyordu.(Mehmet Sincar ve Vedat Aydın). Tansu Çiller’in ölüm listesinde ben ikinci sıradayım. Öldürüleceğimi bildiğim için Avrupa’ya kaçmak zorunda kaldım. Kimse çocuklarına Kürtçe isim veremiyordu. Kürtçe dergiden dolayı hapis yattım. Kürt meselesi konuşulmuyordu. İnsanlar Kürtçe konuşamaz, konuşanların başına ise büyük belalar geliyordu.
Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin gördüğü en cesur başbakanıdır. Ben Menderes, Özal ve Demirel dönemini de yaşadım. Mukayese ettiğimde Sayın Erdoğan Türkiye’nin gördüğü en cesur adam. Bu süreçte büyük risk aldı. İyi adımlar attı, iyi şeyler yaptı ve yapacaktır. Bu süreci sonuca götürecek diye umudum var."


20.03.2014

Şu hale bak, şu hale bak, yani 10 yıl, 15 yıl önce benim de bir saygım yok değil, vardı, ama artık ben bu saygılarımı felan kaybettim, çünkü ben böyle bir insana saygı duyamam, saygı duyarsam biz önce kendime saygısızlık yapmış olurum ve tüm insanlara saygısızlık yapmış olurum. Böyle birşey olamaz. Nedir o. Gece seanslar yapıyorlar ya. Allah ıslah etsin ya.

--

Video sunumu olarak Türk Bayrağımız ve İstiklal Marşımızın söylenmesi yasaklanır mı ya, ne kadar anlamsız bir yasak, hala Türkiye’nin bu tür yasaklarla uğraşıyor olması ne kadar üzücü, utanç duyuyorum. Ses dinleme videolarını yasaklamak bile akıldan geçmezken. Ne tezat ülkeyiz.

--


22.03.2014

Recep Tayyip Erdoğan: “Bundan sonra Türkçe Olimpiyatları falan hikâye. Bitti o iş artık. Bizden stat alacak, kapalı spor salonu alacak… Geç o işi, geç. Kapandı o defter artık. Bir delikten bir kere daha sokulmayız. Bitti o iş.”


23.03.2014

Bülent Arınç: "30 Mart'tan sonra ne olduklarını göreceğiz ama şu yürek burkan çalışmaları beni fevkalade üzüyor. Yani köylere, kasabalara giderek, bizim tavassutumuzla en iyi noktalara gelmiş insanlar, 'Bu hükümeti bitireceğiz' diyerek başka partilere oy topluyorlar."

Erdoğan'ın faizle 12 yıllık bitmeyen mücadelesi

Erdoğan'ın faizle 12 yıllık bitmeyen mücadelesi

  • KERİM KARAKAYA
[image]Anadolu Ajansı
AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2002 seçimlerini kazanmasının ardından balkon konuşması yaptı. Erdoğan'ın ilk üç yılında 2001'de yüzde 70'leri aşan enflasyon, yüzde 20'lere geriledi. (Tarih: 4 Kasım 2002)























2001 krizinin Türkiye ekonomisinde açtığı yaralar henüz tazeyken iktidarı devralan AKP ve lideri Recep Tayyip Erdoğan, daha hükümetteki ilk günlerinden itibaren faizlerin düşürülmesi yönünde politika benimsedi.
2001'de ekonomiden sorumlu bakan Kemal Derviş'in önderliğinde belirlenen ve Merkez Bankası'nın bağımsızlığını temel alan programa sadık kalan Erdoğan Hükümeti, böylece zaten düşüşe geçmiş enflasyonu daha aşağı seviyelere çekmeyi başardı. 2001'de yüzde 70'i aşan enflasyon üç yıl içerisinde tek haneye düşmüş, bu sayede faizler yüzde 60'lardan yüzde 20'li seviyelere inmişti. Ancak Erdoğan için faizlerdeki bu düşüş yeterli değildi. Çoğu yetkiliye göre Merkez Bankası'nın bağımsızlığını aşındırmak pahasına faizleri düşürmek için baskı yapmaya hazırdı.
İLK FAİZ KAVGASI
[SB10001424052702303532704579480992133412448]
Anadolu Ajansı
















Başbakan Erdoğan'ın faizlerin düşmesi yönündeki baskın söylemi, iktidarının her yılında giderek arttı. Ekonomistler ve yetkililere göre bu tavrının arkasında iki neden olabilir: Düşük faiz sayesinde sağlanacak büyümenin oy getirdiğini bilen bir siyasinin popülist tutumu ve faizi yasaklayan dini inançları.
Erdoğan faiz nedeniyle ilk büyük kavgasını, 2003 yılında dönemin Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti ile yaptı. 2003 Mayıs ayında 450 milyon dolarlık döviz alım ihalesi yapan Merkez Bankası'na ateş püsküren Erdoğan, "Bu sanal bir müdahaledir. Faizler 3-5 puan aşağıya alınabilirse iyi olacaktır. İş dünyasının bu konudaki ıstırabını paylaşıyoruz" diye konuştu. Merkez Bankası'nın bağımsızlığına müdahale olarak algılanan bu demece Serdengeçti'nin cevabı gecikmedi: "Siyasi baskı ile faizler düşmez.".
Ancak Erdoğan da geri adım atmayarak, bu kez daha sert bir mesaj verdi: "Her kesimle konuşuyoruz. Biz haklıyız. Üzerine düşeni yap.".
Böylece Erdoğan ile Merkez Bankası yetkilileri arasında ilerleyen yıllarda da birçok kez tekrar edecek olan "faiz kavgası" başlamış oldu.
[image]Anadolu Ajansı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bakanı Ali Babacan (18 Ocak 2003)













Yine de Başbakan Erdoğan'ın ekonomi konusundaki kararlarda, iktidarının ilk yıllarında sonraki yıllarının aksine ikna edilebildiği belirtiliyor. 2001-2006 yılları arasında Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) üyesi olarak görev yapan Güven Sak, "Başbakan ile bu dönemde konuşulabiliyor ve ikna edilebiliyordu." diye belirtiyor. Dönemin bir diğer PPK üyesi Şükrü Binay ise IMF ile bir anlaşma olduğunu, bu nedenle bağımsız karar almanın çok mümkün olmadığını belirterek, "Bu nedenle hükümetten bir talimat gelmesi söz konusu değildi. Her şey iyi giderken Erdoğan bunu bozmak istemezdi." dedi. Bu söylenenleri doğrular nitelikte Merkez Bankası yetkilileri Başbakan'a birkaç hafta sonra ekonomi konusunda brifing verdi. İkna olmuş görünen Erdoğan, "Her şey kontrol altında" açıklaması yaptı. Ancak yetkililere göre sonraki yıllarda bu durum değişecek ve Başbakan'ı ikna etmek zorlaşacaktı.
Süreyya Serdengeçti, kendisinin başkanlığı dönemindeki yaşananlar konusunda ilk etapta sorularımızı yanıtlamadı.
DURMUŞ YILMAZ İLE SIKINTILI GÜNLER
2006 yılında Merkez Bankası başkanlığı koltuğuna oturan Durmuş Yılmaz da faiz konusunda sık sık Erdoğan ile karşı karşıya geldi. Faiz düştükçe enflasyonun da düşeceğine inanan Başbakan Erdoğan, bu teorisine katılmayan Durmuş Yılmaz ile söz düellosuna girmekten kaçınmadı. 2006'nın Aralık ayında Erdoğan, bir toplantıda Yılmaz'ı eleştirmiş ve faizlerin indirilmesi gerektiğini söylemişti. 20 yıldan fazla süredir Merkez Bankası'ndan çalışan ve bağımsızlık konusunda hassas olan Yılmaz, "Faizler bizim elimizde, indirebiliriz de çıkartabiliriz de" diye karşılık verdi. Yılmaz, sonrasında birçok kez faizin bir sonuç olduğunu ve hükümet enflasyonu düşürmek için adım attıkça faizlerin de düşeceğini söyleyerek Başbakan'ın söylemine ters düştü.
Durmuş Yılmaz'a konu hakkındaki fikirlerine ilk etapta ulaşılamadı.
[image]Anadolu Ajansı
AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2002 seçimlerini kazanmasının ardından balkon konuşması yaptı. Erdoğan'ın ilk üç yılında 2001'de yüzde 70'leri aşan enflasyon, yüzde 20'lere geriledi. (Tarih: 4 Kasım 2002)















Bir süre sonra "sıfır faiz politikası" söylemini güçlendiren Erdoğan, yüksek faize karşı hükümet yanlısı medya desteği ile birlikte "faiz lobisi" kavramını ortaya atacak ve faizlerin indirilmesine karşı gelen her kesimi bu kavram çerçevesinde suçlamaya başlayacaktı.
BAŞBAKAN NEDEN DÜŞÜK FAİZ İSTİYOR?
Dönemin bir Merkez Bankası yetkilisi, düşük faiz söyleminin arkasında Başbakan'ın dini inançlarının yattığı belirterek şöyle konuştu: "Başbakan dini inançları gereği faizin haram olduğunu düşünüyor. Sıfır faiz politikası bunun bir sonucu. Başbakan homo economicus'a değil, homo islamicus'a inanır.".
Başbakanlık ofisi iddialar konusunda bir yanıt vermedi.
Türkiye'nin faiz tartışması 2008'de küresel krizin patlak vermesiyle önemli bir kavşağa geldi. Ekonomik krize karşı harekete geçen Merkez Bankası, yüzde 20'nin üzerinde olan politika faizini bir yıl gibi kısa bir süre içerisinde tek haneye indirdi.
Buna karşın Başbakan Erdoğan ve dönemin ekonomiden sorumlu bazı bakanları için faizler hala çok yüksek oranlardaydı ve düşmeliydi. 2010 yılında Merkez Bankası'nın uygulamaya koyduğu ortodoks olmayan, düşük faiz ve yüksek zorunlu karşılıklar politikası çoğu uzmana göre siyasilerin "düşük faiz" isteğini karşılamak için dizayn edilmişti. Bu tarihten itibaren Merkez Bankası, bulduğu her fırsatta politika faizlerini düşürdü ve tarihi düşük seviye olan yüzde 4,5'e kadar indirdi.
The Wall Street Journal Türkiye'nin görüştüğü eski ve mevcut Merkez Bankası yetkilileri, ekonomistler ve bağımsız analistler, 2011'den sonra Erdem Başçı'nın başkanlığında Merkez Bankası bağımsızlığının geçmiş dönemlere göre önemli ölçüde gerilediğini ve siyasi baskının arttığını belirtiyor.
TÜRK USULÜ PARA POLİTİKASININ ÇÖKÜŞÜ
Doktorasını ABD Merkez Bankası Fed'in eski başkanı Ben Bernanke'nin öğrencisi olarak hazırlayan ve bir süre de Merkez Bankası'na danışmanlık yapan Bilkent Üniversitesi'nden Refet Gürkaynak siyasi baskı altındaki Merkez Bankası'nın faiz artırımı yapmadan faiz artırım etkisi yaratacak politikalar geliştirdiğini belirtiyor. "Merkez Bankası'nın üzerindeki siyasi baskı faiz artırımını zorlaştırdı" diyen Gürkaynak, "faiz artıramıyorsanız etkisi faiz artışı olabilecek politikalar bulmaya çalışıyorsunuz. Bu kısıtlar altında Merkez Bankası yapabileceğinin en iyisini yaptı. Bu durumdaki en iyi bile yeterince iyi olmayınca faiz artırımını kullanmak gerekti." diye konuştu.
Merkez Bankası, "Türk Usulü Para Politikası" dediği, faiz koridoru gibi çoklu politika faizine dayanan politikası 2014'ün Şubat ayında piyasalardaki büyük çalkantı sonucunda çöktü. Piyasalardaki büyük harekete karşı daha fazla dayanamayan ve daha birkaç gün önceki toplantısında faizleri artırmayan Merkez Bankası, 27 Ocak'ta dolar kurunun 2,39'a fırlaması sonrasında olağanüstü toplantı kararı aldı ve faizleri 5,5 puan artırdı. Basına yansıyan haberlere göre bu karar çok kolay alınmamış ve Başbakan Erdoğan danışmanlarının da itirazı nedeniyle karara karşı çıkmıştı.
Merkez Bankası konuya ilişkin yorum yapmadı.
FAİZ BASKISININ SONU
image
Anadolu Ajansı
2011 yılında Merkez Bankası Başkanlığı koltuğuna Erdem Başçı oturdu. Merkez Bankası'nın uygulamaya koyduğu ortodoks olmayan, düşük faiz ve yüksek zorunlu karşılıklar politikası çoğu uzmana göre siyasilerin "düşük faiz" isteğini karşılamak için dizayn edilmişti. Bu tarihten itibaren Merkez Bankası bulduğu her fırsatta politika faizlerini düşürdü ve tarihi düşük seviye olan yüzde 4,5'e kadar indirdi.


















Faiz artırımı kararı sonrasında açıklama yapan Erdoğan, "Faiz artırımına karşıyım. Sorumluluğu onlara aittir" şeklinde konuştu. Erdoğan, 4 Nisan'da yaptığı açıklama da bu görüşlerini yinelerken Merkez Bankası'nın olağanüstü toplantı yaparak faizleri düşürülmesini talep etti.
Eski bir Merkez Bankalı olan ekonomist ve Yazar Uğur Gürses, Türkiye'deki siyasilerin geçmişte de faizlerin düşürülmesi yönünde benzer baskılar uyguladığını hatırlatıyor ve ekliyor: "Yöneten siyasetçilerin Merkez Bankası'na faiz baskısı, genel faiz oranlarının nihai olarak görece daha yüksek bir yerde olmasını getiriyor. Son 20 yıllık siyasi tarih bunun örnekleriyle dolu. 1994 krizi, bizatihi Başbakan Tansu Çiller'in ekonomik temellerden uzak biçimde bir düşük faiz takıntısı yüzünden patlak vermiştir. Bedelini de misliyle hane halkı ve şirketler kesimi ödemiştir. 2011'de ve 2014'de olan da budur; faizlerin bir süre yarım-bir puan düşük tutulması uğruna, sonunda 4-5 puanlık artışlar yapılmak zorunda kalındığı, mali çalkantı yaşandığı süreçler ortaya çıktı"



15.04.2014

Recep Tayyip Erdoğan: "MİT'e ait TIR'ların hukuksuzca aranmasının ortaya çıkarılmasının önünde direnç sergileniyor. Paralel yapı, paralel çetenin mensupları devreye giriyor. Paralel yapının medyası manşet atıyor. Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılıyorlar. Gerçekten düşündürücüdür. Aynı şey, böcek soruşturmasında yapıldı. Aynı şey, sınavlardaki yolsuzluk soruşturmaları için yapıldı. Biz bu çeteyi dile getirdiğimizde, siyaset yargıya müdahale ediyor diye söyleniyor. Bırakın sessiz kalmayı, hainler lehine karar alınıyor. HSYK, bu hukuk ihlallerini film izler gibi izliyor. Bu mesele, bir Türkiye meselesi değil de nedir?"

Recep Tayyip Erdoğan: "HSYK bu hukuk cinayeti karşısında daha ne kadar sessiz ve takipsiz kalacak? Bu tavırlar daha ne kadar devam edecek? Tek başımıza kalsak da biz bu milletin çıkarlarını, hukuka inanmış yargı mensuplarıyla savunmaya devam edeceğiz. Birileri sindirilmiş olabilir, birileri de haşhaşı fazla kaçırmış olabilir."

Recep Tayyip Erdoğan: "Adliye koridorlarından da o çeteleri, o şebekeleri temizleyeceğiz. 35 yıllık bir sürecin temizliğini yapacaksınız. Hiç kimsenin yaptığı yanına kar kalmaz. Biz bugüne kadar kuvvetler ayrılığının selametini savunduk ama yargıda tuzun kokmasına da müsade etmeyeceğiz. Vazifelerini ihmal edene hatırlatmak da bizim sorumluluğumuzdur."

Recep Tayyip Erdoğan: "Seçim öncesinde, hükümetimize içeriden olduğu kadar, dışarıdan da saldırılar oldu. İçeride çözüm sürecine, ekonomiye saldırı yapılırken, dışarıda da itibarımıza saldırılar yapıldı. İçeride algı operasyonları yapılırken, dışarıda da paralel organizasyonlar gerçekleştirildi. "

Recep Tayyip Erdoğan: "Bu ülkenin kurumlarına yerleşmiş çete mensupları, kendi ülkelerine terörist yaftası yapıştırmak için bunu yaptılar. İnanın, düşman gelse, böyle namertçe davranmazdı. Bu ülkenin bazı yargı ve emniyet mensupları, kendi ülkelerine bu ihaneti yaptılar. Bu operasyon hala devam ediyor. Suriye'deki kimyasal saldırı ile Türkiye arasında bir bağlantı varmış gibi asılsız iddialar ortaya atıldı. Bunun dışında da ihanet girişimleri sürüyor. AB içinde, Türkiye'yi hiç tanımayan kesimler nezdinde kara propaganda yapıldı. ABD'de de yapıldı, yapılıyor. Biz, tüm bu ihanet ve taarruz girişimlerini, bu çevrelere acıyarak izliyoruz."


--

Misak-ı Milli içerisinde ne varsa, ilk mecliste temsil edilmesi kararlaştırılmıştı. Türkiye neyse ilk mecliste bir Türkiye fotoğrafı olarak teşekkül etmişti. Hep birlikte vatanları uğruna çalıştılar ve zafere imza attılar. Ne zamanki tek tip insan modeli oluşturulmak istendi o zaman sorunlar başladı.Devletin yaptığı ayrım arkasında hem kronik sorunlar bıraktı hem de trajik sonuçlar doğurdu. Bizim artık ilk meclis ruhunu bu topraklara yeniden egemen olmamız kaçınılmazdır. Şiddeti, terörü ve ayrımcılığı temsil edenler Türkiye'nin hayrına hareket edemezler.


16.04.2014

Beşir Atalay: "Cumhurbaşkanı artık meydana inecek. Kampanya yürütecek ve millet seçecek. Bu ancak siyasetten gelen birileriyle yürür ve bundan sonra da Cumhurbaşkanları siyasetten gelecek. Bu çok sağlıklı bir şey. Hayatın içinden, siyasetin içinden... Siyasetten gelmeyen cumhurbaşkanları, ki siyasetten gelse bile istisna teşkil edecek bir sayın Demirel vardı. Bir anlamda vesayet mekanizmalarının odağı, milli iradeye karşı oluşumların odağı şeklinde Cumhurbaşkanlığı Köşkü bir anlamda değerlendiriliyordu. Şu anda o bitti. Abdullah Bey zamanında Cumhurbaşkanlığı tam halkın cumhurbaşkanlığı. Bundan sonra seçim meydanında seçilecek, milletin Cumhurbaşkanı olacak. Artık öyle yüksek yargıdan birisi veya emekli generaller filan o tür şeyler, Cumhurbaşkanı olma filan şansı kalmadı."

Beşir Atalay: "Cemaatin geldiği nokta yok oluş noktasıdır. Cemaatin çok yanlış bir strateji uyguladığı besbelli. Bunu kendi içlerinde de ifade etmeye başlayanlar var ve bu giderek de artacak. Cemaati bu noktaya hangi faktörlerin getirdiği, neden böyle bir karar verdikleri konusunda çeşitli şeyler söylenebilir; gerçek sebebi belki de bir gün kendileri açıklayacaklardır ve biz de gerçek sebepleri o zaman öğreneceğiz. Dershane gibi mevzuları tâli görmek gerekir."

Beşir Atalay: "'Yargıda, emniyette ve bürokraside yeterince güçlendik. Hem AK Parti, hem de yargı, iş dünyası, medya ve sanat çevresi gibi alanlarda birçok kişiyi dinleyerek oluşturduğumuz kayıtları da kullanarak Türkiye'de siyaseti biz dizayn edebiliriz' diye düşünmüş olabilirler. Nitekim iş dünyasında bu kayıtlarla şantajlar yapıldı. Ancak anlamadıkları şu ki, bu iktidar başka bir iktidar değil. AK Parti muhafazakar bir parti. Dini ve milli değerlere sahip ve inanç ve düşünce özgürlüğüne son derece önem veren ve bu doğrultuda hizmet veren bir hükümete neden böyle bir saldırı yaptıkları anlaşılamamaktadır. Hülasa, çok önemli tarihin not edeceği bir dönemi yaşadık."

Beşir Atalay: "Kendi uyguladıkları yanlış strateji ile kendilerini yok ettiler. Çünkü bu yapı, güvenle alakalı bir yapı. Yine bu seçimde, yaptıkları somut çalışmalara rağmen bir güçleri olmadığı ortaya çıktı. Tabanlarındaki birçok insanın da onların işaret ettiği şekilde oy vermediğini düşünüyorum. Bu yapı, bir nebze radikalleşme ihtimaliyle birlikte bundan sonra gelişemez ve zamanla ortadan kalkar."

Beşir Atalay: "Onların şahsımla ilgili İrancı, Şia gibi iddiaları da iftiradır. İçişleri Bakanlığı yaptığım dönemde bu yapıya yönelik tasarruflarımızdan rahatsız olmuş olabilirler. Mesela? İstihbari bilgilerin önceden bazı yerlere servis edildiğini gördük. Bunlar affedilemezdi ve bazı tedbirler aldık bu yönde. Ancak 2011'in ikinci yarısından sonra orada maalesef farklı gelişmeler olmuş. Yapılanma yoğunluk kazanmış."

Beşir Atalay: "Daha önce de, Sayın Başbakan ile Adalet Bakanı arasında geçtiği iddia edilen kayıtlar yayıldı. Son olarak da, bu dinlemeleri yayınladılar. Bu, tam bir casusluk eylemi. Bu tür örgütler, sıkıştıkları zaman radikal ve hatta çılgın çıkışlar yapabilirler. Kapalı gruplarda bu tür durumlar görülebilir. Sayın Başbakan'a, çalışma arkadaşlarına ve hatta ailesine yönelik çok ciddi saldırılar yapıldı."



19.04.2014

Numan Kurtulmuş: "Anayasa Mahkemesindeki bireysel başvuru hakkı, AK Parti'nin sağlamış olduğu önemli bir demokratik adımdı. Ola ki mahkemeler bitirildiği zaman, birtakım telafisi imkansız olan haksızlıklar ortaya çıkmış olabilir. Bir hak daha verelim, Anayasa Mahkemesi çok nadir vakalarda, meselenin hukuki yanlışlığı varsa bunu düzeltebilecek bir imkan olarak kullanılsın, son merci olarak kullanılsın ki bizim insanımız da ikide bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidip orada Avrupa'nın kapılarında dolaşmasın ama maalesef Anayasa Mahkemesi, son kararlarıyla, özellikle Twitter kararıyla ve HSYK kararıyla kendisine, başına iş açmıştır. Hukuken bitmemiş süreçlerde bile Anayasa Mahkemesine müracaat edilebileceği ortaya çıkmıştır. Önümüzdeki dönemde Anayasa Mahkemesinin böyle dosyaları dolacak. Zaten yükü ağır olan Anayasa Mahkemesi, çekemeyeceği bir yükün altına girmiştir. Yanlış bir içtihatta bulunmuştur. Çok daha açığını söyleyeyim, özellikle Twitter ve HSYK kararlarıyla doğrudan doğruya siyaset alanına girmiştir. Siyasetin karar vermesi gereken alanlara müdahale etmiştir. Yoksa Anayasa'yı koruma görevini yerine getirmemiştir. İkisini ayırmak lazım. Anayasa Mahkemesinin Anayasa'nın korunması, bu çerçevede gidişatı kontrol etmesi eyvallah, tabii ki vazifesi ama Anayasa Mahkemesinin vazifesi kendisini yürütmenin yerine koymak olmamalıdır."

Numan Kurtulmuş: " Eski Türkiye’de cumhurbaşkanlığı kapalı kapılar ardında siyasi elitlerin oturup karar verdiği, milletvekillerinin de indir elini, kaldır elini oyladığı bir makamdı. Ta 1961’de rahmetli Prof. Ali Fuat Başgil cumhurbaşkanı olmak için Ankara’ya gitti. Ensesine silah dayadılar, hadi dediler, marş marş, askerler İstanbul’a geri gönderdiler. O günden itibaren bütün cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ali Cengiz oyunları oynandı. Bir kısmı tuttu, bir kısmı tutmadı ama sonuçta hepsi milletin iradesiyle değil, daha çok kapalı kapılar arkasında yapılan pazarlıklarla şekillendi. Şimdi çok şükür devrim niteliğinde bir adım atılıyor. Bu milletin gerçekten bundan sonra doğrudan doğruya seçeceği bir cumhurbaşkanlığı seçimiyle karşı karşıyayız. Bırakın bu millet ağız tadıyla bunun bir zevkine varsın, tadını çıkarsın. Bu bir demokratik gelişmedir, büyük bir demokratik eşik aşılmıştır. Çok net olarak söylüyorum, bundan sonra bu memlekette hiç kimse artık öyle kolay kolay milletin tasvip etmediği birisini cumhurbaşkanlığı makamına doğru itekleyemeyecek. Kimse kapalı kapılar arkasında hesaplar yapamayacak. Öyle milletin şarkısıyla, türküsüyle, medeniyetiyle, değerleriyle, inançlarıyla, kültürüyle , tarihiyle, geçmişiyle, bilinciyle ilgilsi olmayan, milletin camisiyle mescidiyle ilgisi olmayan kimse bundan sonra cumhurbaşkanı seçilemeyecek. "

Numan Kurtulmuş: " Bana AK Parti’nin 12 yıllık icraatları arasında yaptığı en önemli icraatı nedir, diye sorarsanız en öne koyduğum işlerden biri referandumla cumhurbaşkanını halkın doğrudan doğruya seçmesinin önünün açılmasıdır. Cumhurbaşkanlığı müessesesi eski Türkiye’nin emniyet sübabıydı. Bütün işler yapılır, millet iradesini orada burada, Anayasa Mahkemesi’nde, HSYK’da, MGK’da önleyemezseniz son olarak cumhurbaşkanlığı mekanizması devreye girerdi. Sayın Ahmet Necdet Sezer’in AK Parti’nin ilk dönemlerinde nasıl bir veto mekanizması olarak kullanıldığını unutmayın. Neredeyse AK Parti hiçbir atamayı gerçekleştiremedi, neredeyse çıkardığı yasaların bütününe yakını Köşk’ten geri döndü. Böylesine bir Türkiye yönetilebilir bir Türkiye miydi? "

Numan Kurtulmuş: " Sayın Başbakanımız bir sabah aklına geldi, ya ben bu mücadeleyi başlatayım dediği için böyle bir mücadele olmadı. Birileri Başbakan'a dediler ki "şah mat, sen yoksun artık". Başbakan da bunun gördü. Yani bir Başbakan rahatsızlığı sırasında hastanede ameliyat masasında iken o ülkenin Milli İstihbarat Teşkilatı’nın başkanını almak operasyonu hangi cüretin sonucu? Böyle bir şey olabilir mi? Hadi bakalım İngiltere’de, Amerika’da biri bunu yapmaya kalksın. Dolayısıyla kendisine şahsi olarak şah mat denmiş, Türkiye’nin meşru seçilmiş meşru hükümetini indirmek üzere hareketlenmiş olan bir darbe teşebbüsünü gören, çok iyi hazırlanmış olan bir planı gören bir Başbakan, son derece haklı olarak sahaya çıktı ve bu yapının bütün görünür unsurları ile mücadele etmeye başladı. Halk da bunu gördü, 'buna müsaade etmeyeceğim' dedi. Yani bu Türkiye’nin önünü kesme, Türkiye’yi büyük bir siyasi türbülansın içine sokma operasyonuydu. Başbakanımız da bu olayı gördüğü için doğru bir istikamette mücadelesini sürdürdü. "

Numan Kurtulmuş: " Doğrudan doğruya birileri çok iyi planladıkları bir operasyonla “şah mat” demişlerdir. Kime şah mat dediler? Sayın Başbakanımıza şah mat dediler. Seni indireceğiz dediler, hatta o soruşturmalarda öylesine şeyler oldu ki, 'Başbakanınız 30 Mart’ı göremeyecek' diye tehditler yapıldı. Türkiye’nin çözüm sürecini baltalamak, cumhurbaşkanlığı seçimlerine müdahale etmek istediler. Türkiye’de ekonomik kriz çıkarmak istediler. Türkiye’yi Ukrayna’dan bin beter hale getirip, yönetilemez hale getirmek istediler. Kuzey Irak petrollerinde Türkiye’nin pay sahibi olmaması, orada bir rol oynamaması için baskı yapanlar oldu. "

Numan Kurtulmuş: " Türkiye bu paralel yapıyla da mücadele etmesini bilecek ve bunları geriye atacaktır. Şimdi bakın, öylesine ciddi bir sonuçla karşı karşıyayız ki, efendim yolsuzluk operasyonu diyorlar. Kardeşim yolsuzluk operasyonu yapıyorsan MİT’in tırlarını neden durduruyorsun? Yani MİT’in Suriyeli Türkmenlere göndermiş olduğu yardım malzemelerinin yolsuzluk operasyonu ile ne ilgisi vardır? Ya da yolsuzluk operasyonu yapacak idiysen, neden 7 Şubat’ta MİT Başkanı'nı derdest ederek hükümete karşı bir darbe teşebbüsünü başlatıyorsun? Hadi bunları da geçtik. Dışişleri bakanlığında en üstü düzeyde yapılan toplantıları dinlediğini söylüyorsun ve bunları deşifre ediyorsun. Bunlar bilinenler. Kim bilir bilinmeyen neler var. Bunları niçin dinledin? İki yıl içinde 509 bin kişiyi dinlemişsin. Allah aşkına böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir devlet hizmeti olur mu, böyle bir millet hizmeti olur mu? Siz Türkiye’nin Başbakanı ile bakanları arasında kriptolu telefonlar üzerinden yapılan konuşmaları kaydediyorsunuz, böyle bir şey olabilir mi? Bardak taşmıştır, buna hiçbir devlet müsaade etmez. Yani sadece Türkiye değil, bunlar bugün çok ileri demokratik ülkeler dediğimiz ülkelerde olsaydı, diyelim ki İngiltere’de, Fransa’da, Amerika Birleşik Devletleri’nde falan olsaydı yer yerinden oynardı ve bütün bunları yapanların gerçekten burnundan fitil fitil getirilirdi. "

"Askerin vesayetini, yargı vesayetlerini çok yakından hissetmiş, demokrasi bakımından da şerbetlenmiş bir ülkedir. Biz demokrasiyi sokakta bulmadık. Türkiye 64 yıldır büyük bir demokrasi mücadelesi veriyor. Başbakanı asıldı, başbakanının altından zorla koltuk alındı. Beş kere askeri müdahale yapıldı. Kapalı odaların içerisinde konuşarak, Türkiye’de siyaseti şekillendirmek isteyen işadamları derneklerinin taarruzları ile Türkiye karşı karşıya kaldı. Türkiye birtakım lobilerin, birtakım locaların tehdidi altında kaldı. Birtakım paralel yapıların tehdidi altında kaldı geçmişte. Biz bunları görmüş ve geçirmiş olan bir milletiz."


23 Nisan 2014 Çarşamba

Orijinal Misak-ı Millî

GÜNÜMÜZÜN DİLİ İLE MİSAK-I MİLLİ

Birinci Madde: Osmanlı Devleti’nin özellikle Arap çoğunluğun yaşadığı ve 30 Ekim 1918 tarihli mütarekenin kabulünde düşman orduları işgali altında kalan kısımlarının geleceğinin, halkının serbestçe beyân edecekleri oylara uygun olarak tayin edilmesi gerekir.
Sözü edilen mütareke hattının içinde ve dışında din, ırk ve ülkü birliği bakımlarından birbirlerine bağlı olan, karşılıklı saygı ve fedakârlık duyguları besleyen, ırk ve toplum ilişkileri ile çevrelerinin şartlarına saygı gösteren Osmanlı-İslam çoğunluğunun yerleşmiş bulunduğu kesimlerin tamamı, ister bir eylem ve ister bir hükümle olsun birbirlerinden ayrılamayacak bir bütündür.

İkinci Madde: Halkı özgürlüğe kavuşunca oylarıyla anavatana katılmış olan üç sancak (Kars, Ardahan ve Batum) için gerektiğinde yeniden halkın serbest oylarına müracaatı kabul ederiz.

Üçüncü Madde: Batı Trakya’nın Türkiye ile yapılacak barışa kadar ertelenen hukukî durumunun belirlenmesi işi de, halkının özgürce beyân edeceği oylara uygun şekilde yerine getirilmelidir.

Dördüncü Madde: İslam hilâfeti ile saltanatın merkezi ve Osmanlı hükümetinin başkenti olan İstanbul şehri ile Marmara Denizi’nin güvenliği her türlü saldırıya karşı dokunulmaz olmalıdır.
Bu esas mahfuz kalmak şartıyla Akdeniz ve Karadeniz Boğazları’nın dünya ticaretine ve ulaşımına açılması konusunda, bizimle birlikte diğer bütün ilgili devletlerin müteffiken verecekleri karar geçerlidir.

Beşinci Madde: İtilâf Devletleri ile düşmanları ve bazı ortakları arasında yapılan antlaşmaların esasları çerçevesinde, azınlıkların hakları komşu memleketlerdeki Müslüman ahalinin de aynı haklardan istifade etmeleri ümidi içerisinde tarafımızca benimsenip güvence altına alınacaktır.

Altıncı Madde: Millî ve iktisadî gelişmemizin imkânlarını elde etmek ve işlerin daha çağdaş ve muntazam bir yönetim ile yürütmesini başarabilmek için, her devlet gibi bizim de gelişmemizin şartlarının sağlanmasında tam bir özgürlüğe ve bağımsızlığa kavuşmamız, varlığımızın ve geleceğimizin ana ilkesidir.
Bu sebeple siyasî, adlî, malî ve benzeri alanlarda gelişmemizi önleyici sınırlamalara (kapitülasyonlara) karşıyız. Belirlenecek borçlarımızın ödeme şartları da bu ilkelerle çelişmeyecektir. 28 Ocak 1336 (1920).

Orjinal görüntüleri için tıklayınız:
http://www.haberturk.com/gundem/haber/941503-orijinal-misak-i-milli



CHP Grup Başkanvekili İnce, yerel seçimin tartışıldığı toplantıda partisi ve Kılıçdaroğlu'na eleştirileri

Partinin evlatları yerine sağcılardan medet umdunuz. Başbakan'a diktatör dediniz, tek adamlığa özendiniz. Aklımızı başımıza almazsak MHP ana muhalefet olur.

Geçen hafta yerel seçimi masaya yatıran CHP'de en sert eleştirilerin Grup Başkanvekili Muharrem İnce'den geldiği ortaya çıktı. İnce, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik yaptığı konuşmada başarısızlığı tüm çıplağı ile gözler önüne serdi. İnce'nin sert eleştirileri parti içinde muhaliflerin de dışa vuramadığı sözler olarak değerlendiriliyor. İşte İnce'nin sert sözleri:

Sayın Genel Başkanım, siz de Sayın Baykal gibi sağdan ve sağcılardan medet umdunuz ve başarısız olduk. Sağdan adam transfer edilerek sağcıların oyu alınmaz. Bize sunum yapan anketçimiz bile sağcı. Partideki Kemalistleri azaltın diye buyuruyor anketçimiz! Sen kimsin bize akıl veriyorsun! Olacak iş mi bu?

YARIŞA YENİK BAŞLIYORUZ

Cumhurbaşkanlığı seçimi için Ümit Boyner'in adı konuşuluyor. Boyner'in CHP ile ne ilgisi var? Ben nasıl çalışırım, örgütü nasıl çalıştırırsınız Boyner için? Bakın Tayyip Erdoğan'a 'Ben adayım' diyor. Eğer biz 131 kişilik bu parti grubundan aday çıkaramazsak 2011'de doğru milletvekilleri seçmedik demektir. Biz zaten yarışa yenik başlıyoruz demektir.

YANLIŞ YAPTIK İTİRAFI

Bizim hatalarımız nedir? Doğru yöntem kullandık mı? Hayır. Doğru kişi bulduk mu? Hayır. Doğru dil kullandık mı? Hayır. Beklentilere cevap verebildik mi? Hayır. Milletin bir yaşam biçimi var ve bir beklentisi var. Eğer ikisi arasında bir fark varsa arayış da var demektir. Bizim bu arayışa cevap vermemiz lazımdı.

BİR DOMBRAMIZ BİLE YOK

Bizim partimizin bir Dombra tarzı müziği bile yok. Sanatçılar, kültür adamları bize destek veriyor ama bizim Dombra gibi bir şarkımız bile yok. Sizi temin ederim ki Dombra, AK Parti'nin oylarına yüzde 2 katkı yaptı. Erdoğan seçim meydanlarında İnönü dedi, tek adam dedi ama biz tek bir laf edemedik. Tek parti dönemini anlatan 30 sayfalık bir kitapçık hazırlayıp gönderemedik hiçbir yere.

ÇELİŞKİLER İÇİNDESİNİZ

Sayın Genel Başkan; seçim döneminde Başbakan her yerde meydanlara tek başına çıktı. Siz ona 'diktatör' dediniz ama kendiniz de meydanlara hep 'tek başına' çıktınız. Ona öykünmüş gibi oldunuz. Partinin tanınan yüzleri ve yeni yüzlerini alıp ekip olarak çıkmalıydınız.

Çelişkiler içindesiniz. 2011'de alınan yüzde 26'lık oyumuzu kadın kolları sayesinde aldık dediniz. İki gün önce 10 yıldır kadın kollarımız yok diyorsunuz.

İNANDIRICI OLAMADIK

Oğuz Oyan Hoca, Emine Hanım başörtülü olduğu için muhafazakarların oyunu almakta avantaj sağlıyor dedi. Semra Hanım'ın elinden viski kadehi düşmezdi ama muhafazakarların oyunu yine ANAP alıyordu. İnandırıcılık her şeyden önemlidir. Biz, hiç Alevinin olmadığı Rize'de, cuma namazı çıkışında savunmalıyız Alevileri ki inandırıcı olalım. Ya da Kürt nüfusun olmadığı Edirne'de savunmalıyız Kürtleri ki inandıralım. Eğer aklımızı başımıza toplamazsak beni korkutan MHP ana muhalefet partisi olacak. Bu beni çok ürkütüyor. Bu CHP'nin sonunu hazırlar.

Alıntı:
http://ajanshaber.com/chp-liderine-sert-sozler-haberi/56026


Taarruz helikopteri Atak’ta mutlu son

Türk-İtalyan ortak yapımı taarruz tipi Atak helikopterinde mutlu sona gelindi. Askeri kaynakların verdiği bilgilere göre, projede yaşanan gecikmenin ardından ilk helikopter en geç bir hafta içinde Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine girmiş olacak.

Şu ana kadar 9 helikopterin üretimi tamamlandı. Testler esnasında da 3 bin 200 saat uçuş gerçekleştirildi. Ayrıca helikopterin silah sisteminin denendiği uçuşlarda da 42 bin 20 mm top mermisi, 4 bin 800 70 mm roket ve 600 flare (füze yanıltıcı) atışı yapıldı.

Türk-İtalyan ortak yapımı taarruz tipi Atak helikopteri projesinin bütçesi toplamda 3 milyar doları buluyor. Dev projede AgustaWestland’ın yanı sıra TUSAŞ, Aselsan ve Roketsan gibi milli savunma sanayii şirketleri de rol alıyor. T-129, İtalyan Agusta’nın daha önce ürettiği A-129’un geliştirilmiş ve Türkiye şartları için güncellenmiş versiyonu. İlk yerli üretim helikopter, Aselsan’ın geliştirdiği görev bilgisayarını kullanıyor. Yine gövdesindeki binin üzerindeki parçada Türk imzası yer alıyor. Şu anda genel itibarıyla kritik bölümler ve parçalar İtalya’dan geliyor. TUSAŞ tesislerinde montajı yapılıyor. Helikopterde daha önce yaşanan denge sorununun büyük ölçüde aşıldığı, zaman içerisinde de projede sorun kalmayacağı belirtiliyor.

Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/gundem_taarruz-helikopteri-atakta-mutlu-son_2212675.html



20 Nisan 2014 Pazar

İrna, nükleer görüşmelerde ağır su reaktörü Arak’la ilgili sorununun aşıldığını duyurdu

İran, 5+1 Grubu ile yürütülen nükleer görüşmelerde ağır su reaktörü Arak’la ilgili sorununun aşıldığını duyurdu. Açıklamaya göre, reaktörde planlanandan daha az ölçüde plütonyum üretilmesi önerisi kabul edildi.



Nükleer görüşmelerde arabuluculuk görevi üstlenen İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi, El Elam televizyonuna yaptığı açıklamada, Arak Reaktörü ile ilgili sorunun ‘uygulamada aşıldığını' söyledi. Salihi, “5+1 Grubu ülkelerine reaktörde daha önce planlanan plütonyum üretiminin sadece beşte birinin yapılması önerisini getirdik, onlar da bunu memnuniyetle karşıladılar” sözleriyle İran'ın teklifinin kabul edildiğini ve yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumu azaltma işlemlerinin tamamlandığını duyurdu.

Yapımına ara verilen Arak Reaktörü, nükleer görüşmelerde temel anlaşmazlık noktalarından birini oluşturuyordu. Batılı ülkeler, reaktörün faaliyete geçmesinin ardından, atom bombası yapımında kullanılabilecek ölçüde plütonyum üretilebileceği endişesiyle reaktörün kapatılmasını veya ‘hafif su reaktörüne' dönüştürülmesini talep ediyordu. Ancak Salihi, bunun mümkün olmadığını, reaktörün tıbbi amaçlar doğrultusunda kullanılacağını ve bunun yalnızca bir ‘ağır su reaktörü' ile mümkün olduğunu dile getirdi.
Nükleer görüşmelere 5-9 Mayıs tarihleri arasında New York'taki BM Genel Merkezi'nde devam edilmesi bekleniyor. İran ile geçen kasım ayında nükleer programının geriletilmesi konusunda uzlaşmaya varılmış, bunun üzerine ABD yaptırımları yumuşatma kararı almıştı. Varılan mutabakat ilk etapta 6 aylık bir süreyi kapsıyor.

Alıntı:
http://www.dw.de/reakt%C3%B6r-sorunu-a%C5%9F%C4%B1ld%C4%B1/a-17580029

Beşir Atalay: "Sosyal medya ortamında insanlara hakaret edilmesi, özel hayatlarının orada teşhir edilmesi vesaire gibi durumlarda da tabi yargıya götürdüler ve yargı bunların o ortamlardan çıkarılması kararını verdi. Ama bu talepler yerine getirilmedi. Onun için de biliyorsunuz TİB Twitter ile ilgili o kararı almıştı. O zaman da açıkladık, Twitter gelecek, ülkemizi muhatap alacak, yönetimi muhatap alacak burada görüşmeler yapacak, yargı kararlarımızı ciddiye alacak. Şimdi Twitter o hizaya geliyor. Esasen bunu diğer ülkelerde uyguluyordu, bundan sonra ülkemizde de hiçbir sorun olmayacak. Yani bizim sosyal medyayla bu anlamda hiç bir sorunumuz yok."
Beşir Atalay: "Ben siyasi irade olarak MİT’e talimat veriyorum; ’Git diyorum terör örgütü mensuplarıyla görüş. Sorunu bitirmek için çözümler ara yahut şunları görüş.’ MİT müsteşarı gidiyor. Sonra savcı bu görüşmeden dolayı onu sorguya çağırıyor. O zaman o MİT’i nasıl çalıştıracaksınız? Orada bütün sorumluluk siyasi iradeye aittir, o sorumlu değil. Talimatı veren sayın Başbakan’dır, hükümettir. İşte bu düzenlemeleri de getirdik. Bundan sonra herhangi bir savcı, kendisine verilen talimatı yerine getirdi diye MİT müsteşarını öyle hemen sorguya falan da çağıramayacak. Başbakan iznine bağlı ve MİT müsteşarı herhangi bir mahkemede değil, bundan sonra ancak Yargıtay’da yargılanabilecek. Zaten şuanda da bütün müsteşarlar, valiler, Büyükşehir Belediye başkanları normal mahkemelerde değil, Yargıtay’da yargılanırlar; MİT müsteşarını da o grubun içerisine aldık. Yoksa MİT mensuplarını yargı dışına asla çıkarmadık."