8 Mayıs 2014 Perşembe

İsrail Devleti neden ve nasıl kuruldu?

Tevrat’ın tanımına göre, Fırat Nehri'nden Nil Nehri'ne kadar olan geniş bölge İsrailoğulları'na vadedilmiştir. 1947’de devlet olduğunu ilan eden İsrail ise, dünyayı bu tanıma iknaya çalışmaktadır.

19. yüzyılın ikinci yarısında devlet kurma çalışmalarına başlayan Yahudiler, bu arzularını, Tevrat’ın hükmü üzerine, ‘vadedilmiş topraklar’da gerçekleştirmek istiyorlardı. Temmuz 1882'de, bölgeden toprak talepleri resmen başlamıştır. Batılı Yahudi zenginlerin para karşılığı Osmanlı'dan toprak satın alma girişimleri, Siyonizm’in lideri kabul edilen Theodor Herzl'in, 1896-1902 yılları arası beş defa İstanbul'u ziyaret etmesine neden oldu. Fakat II. Abdülhamid, Herzl'in her teklifini, kesin bir dille reddetmişti.


 
İngiliz hükümeti, 1848’de yayınladığı bir genelgeyle Filistin’deki konsoloslarını, Yahudilerin himayesine vermişti. Siyonist hareketlerin başına geçen Theodor Herzl, İngiltere gibi güçlü bir devleti arkasına alarak, gayesine ulaşma çabasındaydı. Devlet olabilmek için bir tarım sınıfına ihtiyaç duyulduğunu düşünen Siyonistler kendilerine uygun bir çözüm arayışına girdiler. Zira Avrupa Yahudilerinin neredeyse tamamı, ticaretle uğraşıyordu. Fakat Rusya'da tarımla uğraşan Yahudilerin mevcudiyeti, hareketin merkezinin bu ülkeye taşınması sonucunu doğurdu. 
 
Rusya'da, Yahudilere fakat özellikle çiftçi olanlarına karşı uygulanan katliamlar, Siyonizm için bir fırsat olarak değerlendirildi. Ne yazık ki, katliamlara maruz kalmış çiftçilere, ülkeyi terk edip Filistin'e yerleşmeyi teklif etmek anlamlı ve daha kabul görür bir seçenek olmuştu. 1870 yılından itibaren çiftçi Yahudiler, Filistin toprakları üzerinde tarımsal yerleşme merkezleri kurmaya başladılar. 1870-96 yılları arasında Eretz Israel'de on yedi tarım kolonisi kuruldu. Bununla birlikte, Rusya'yı terkeden Yahudilerin birçoğu, kendileri için daha uygun ve tanıdık bir kültür olan Avrupa kıtasına göçtü. 


 
I. Dünya Savaşı sonunda, 2 Kasım 1917’de, İngiltere dışişleri bakanı Arthur Balfour'un girişimiyle başlatılan Balfour Deklerasyonu süreci neticesinde, 1920 yılında Milletler Cemiyeti, Filistin üzerinde İngiliz mandasını tanıdı. Bu tanımayı takip eden sürede kurulan Yahudi bürosu, İngiltere nezdinde, Yahudi haklarını temsil etmeye başladı.
Siyonistler, sonraki yıllarda, dünyanın çeşitli yerlerine dağılmış bulunan Yahudi topluluklarını, Filistin'e göçmeleri için ikna etme çabalarına girişti. Çünkü bölgedeki varlıkları hatta kurulacak bir devlet için etkin bir nüfusa sahip olmaları gerekiyordu. Bu hacimde bir nüfusun oluşabilmesi için ne acıdır ki dünya, bir savaş ve bir soykırım daha görmek durumunda kalacaktı. 
 
Hitler liderliğindeki Nazi Almanya’sının, 1930'larda başlayıp 2. Dünya Savaşı boyunca devam eden soykırım uygulamaları, Filistin’e büyük bir Yahudi göçü başlamasına neden oldu. Filistin’deki Araplar, karşılaştıkları bu ani göç karşısında büyük tepki vermeye başladıkları için İngiltere’nin Yahudi göçlerinin durdurulmasına karar vermesi, bugün hem İsrail’de hem de bölgede devam eden çatışmaların fitilini yaktı. Sion’a bağlı bir askeri teşkilat olan Hagana, Filistin’e göç konusunda İngiltere'nin aldığı bu kısıtlayıcı kararı protesto amacıyla, silahlı terör eylemlerine girişti. Bu eylemlere karşılık Filistin yönetimi ise Nazi liderliği ile işbirliğine girişti. 


 
Yaşanan bu kaosa rağmen Filistin’e gizli Yahudi göçleri düzenlenmeye başlandı. 2. Dünya Savaşı’nın, müttefiklerin galibiyetiyle bitmesinden sonra ‘Filistin meselesi’ son safhasına ulaştı. İngiltere, sonrasında Amerika’nın da yardımını alarak, sorunun çözümü için Birleşmiş Milletleri yetkili kıldı. Birleşmiş Milletler ise Kasım 1947’de, Filistin’in biri Yahudi, öteki Arap olmak üzere iki devlet arasında paylaşılmasına karar verdi. İki devletli bu çözümü Yahudiler kabul ederken, Araplar reddetti. BM, ayrıca Kudüs’e ayrı bir çözüm getirerek, kendi denetiminde, milletlerarası bir bölge statüsü tanındı. Bu çözüm de Arapları tatmin etmediğinden, kaçınılmaz olarak ve zaman zaman şiddeti değişen boyutlarda hala süren İsrail-Filistin Savaşı başladı. 
 
14 Mayıs 1948 yılında İngiliz mandasının sona ermesi üzerine, David Ben Gurion, bağımsız İsrail Devletinin kurulduğunu açıkladı. Fakat bu ilanın üzerinden 24 saat geçmeden; Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak orduları İsrail topraklarına saldırdılar. Böylece, Birinci Arap-İsrail savaşı başladı. 


 
Bir yıl kadar süren bu savaşta, sadece yetmiş beş bin kişilik bir ordusu olmasına rağmen İsrail, beş Arap devletini yendi ve Birleşmiş Milletlerin çabasıyla yapılan anlaşmanın sonucunda, İsrail toprakları oldukça genişledi.  
1964 yılında yeniden yoğunlaşan Araplar-İsrail gerginliği neticesinde, Filistin Kurtuluş Teşkilatı ve bu teşkilata bağlı bir ordu kuruldu ve Teşkilat gerilla faaliyetlerine başladı. 1967 Nisan’ında, Suriye ve İsrail arasındaki sınır bölgesinde sabotaj hareketleri arttı. Birleşmiş Milletler askerlerinin, kendi denetimlerinde bulunan Sina Yarımadasını terk etmeleri ve burada üslenen Mısır birliklerinin Şarm-el Şeyh’i işgal etmeleri üzerine, 5 Haziran 1967’de yeni bir savaş başladı. Çok kısa süren ve Arap ülkelerinin mağlubiyeti ile sonuçlanan bu savaşın ardından, İsrail, Kudüs’ün tamamını, Sina Yarımadasının ve Suriye’nin güneybatı kesimini ele geçirdi. 
 
Filistinlilerin işgal altındaki bir hayatla mücadele etmek için 6 Aralık 1987’de başlattığı ve Birinci İntifada olarak bilinen, askeri bir güç karşısında taş ve sopalarla sürdürdüğü direniş, bugün hala devam ediyor. 

Alıntı:
http://www.ajanshaber.com/israil-devleti-neden-ve-nasil-kuruldu-haberi/63101

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder