Politika, diye yazmıştı siyaset bilimci Harold Lasswell 1936’da, “kimin neyi, ne zaman ve nasıl alacağı” ile ilgilidir.
Eğer Ferguson kasabasında gördüğümüz ırksal güç eşitsizliklerini anlamak istiyorsanız, bilmelisiniz ki mesele sadece siyah ve beyaz meselesi değil. Yeşille (para) ilgili.
1876’ya döndüğümüzde, St. Louis şehri (Ferguson’un bulunduğu şehir) kaderini etkileyecek bir karar verdi. Merkezden uzak bölgelere servis sağlamaktan bıktı ve St. Louis County’den ayrılarak kendisini bağımsız ilân etti. Bu, şehrin pişman olacağı bir karardı. Rust Belt şehirlerinin (sanayileşmenin çökmesiyle birlikte nüfusları hızla azalan şehirler) çoğu 1960’lardan bu yana nüfus kaybediyordu ancak çok azı St. Louis şehri kadar kötü etkilenmişti, ki şehir 1970’ten bu yana en az Detroit kadar nüfusunu kaybetmişti.
Bu büyük göç, kronikleşmiş bir yoksullukla malul şehir merkezinin etrafında çoğu orta-sınıfa mensup taşralar oluşturdu. Beyazların şehirden göçü 1980’lerde son buldu; o zamandan bu yana, siyahlar şehrin içlerini, Ferguson gibi taşra bölgelerine yerleşmek üzere terk ettiler. Ferguson’un demografisi çok hızlı bir biçimde değişti: 1990’da, yüzde 74’ü beyaz ve yüzde 25’i siyahtı; 2000’de yüzde 52 siyah ve yüzde 45 beyazdı; 2010’dan itibaren, yüzde 67’si siyah ve yüzde 29’u beyaz oldu.
Bölgenin parçalanması, şehrin bağlı olduğu idari bölgeden (St. Louis County) ayrışmasıyla sınırlanmadı. St. Louis County 90 belediye içeriyor ve pek çoğu kendi belediye binasına ve polis kuvvetine sahip. Bunların çoğu, trafik biletleri ve buna bağlı cezalardan gelen finansal gelire bağlı. St. Louis’deki Better Together isimli bir grubun araştırmasına göre, Ferguson gelirinin yaklaşık dörtte birini mahkeme masraflarından elde ediyor; etraftaki bazı kasabalarda bu yüzde 50’ye yaklaşabiliyor. Belediyelerin trafik kaynaklı gelirlere bağlı olması, buradan daha fazla para kazanma baskısını beraberinde getiriyor.
Missouri eyalet vekilinin yeni raporuna göre, siyahlar nüfustaki oranlarının çok üstünde olacak biçimde ceza alıyor ya da tutuklanıyor. Ferguson’da geçen yıl, trafikte durdurulmaların yüzde 86’sı, aramaların yüzde 92’si ve tutuklamaların yüzde 93’ü siyahlardı. Bu durum, eşitsizliği daha kötü hâle getiriyor.
Öte yandan, bir şehir düşünün: Sistemli bir biçimde politik güç devşirmek için uğraşılan on yıllarından ardından, St. Louis Şehri 1993’te siyahî bir belediye başkanı seçti, siyahlar belediye meclis üyelerinin yaklaşık yarısını oluşturdu ve şehirdeki imar işlerini onaylayan komitenin üçte ikisini elde etti. İyi yapılandırılmış kiliseler, demokratik meclis organizasyonları ve diğer sivil kuruluşlar, siyahî bölgelerde seçmenleri hareketlendirdi. Fakat, sadece son 15 yılda siyahlar taşrada önemli sayılara ulaştıkları için, çok az taşralı siyahî topluluk sivil kuruluşlarda ciddi anlamda yer aldı. Bu durum, siyahî nüfus çoğunluğuna sahip Ferguson kasabasının neden yapay olarak tamamen beyazların hâkimiyetine girdiğini anlamaya yardımcı oluyor. Birçok kuzey kasabası –ve ülke genelindeki iç taşralar– Ferguson’a benziyor. Uzun süre beyaz şehir sakinleri güçlerini artırdı, şehir konsüllerini domine etmeye devam etti ve demografik değişikliklere rağmen okullardaki yönetim kurullarını elinde tuttu. Beyazlar, istihdam sağlayan işleri ve yandaşlara verilen imar işlerini muhafaza ettiler.
Fakat Ferguson’un kendisine yeniden yatırım yapmasına ve Afro-Amerikanların pastadan daha büyük bir pay için rekabet edebilmelerine yardımcı olabilecek bir potansiyel var: birçoğu benzer sorunlar yaşayan çevre belediyelerle birleşmeye gidilmesi. Küçülen şehirlerde, siyaset çoğunlukla kirli ve sıfır-toplamlı bir oyun. Fakat birleşme, hacimli bir ekonomi oluşturabilir, borç alma kapasitesini ve ekonomik fırsatları artırır, ırksal tansiyonu da ateşleyen ekonomik baskıları azaltır ve bölgeyi uzun zamandır yöneten eskilerin yapılanmasını yerle bir eder.
*The New York Times’ta yayımlanan yazı (17 Ağustos 2014) kısaltılarak tercüme edilmiştir.
Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/yorum_ferguson-siyahlarin-kasabasi-beyazlarin-yonetimi_2238394.html
23 Ağustos 2014 Cumartesi
Sosyalizmin, kapitalizm karşısındaki geriye düşmüş konumu
Tarihsel olarak sosyalizmin, kapitalizm karşısındaki geriye düşmüş konumunun altında başka pek çok şeyle birlikte çok basit bir gerçek yatar. Kapitalizm, sosyalizmin eleştirilerinden hep bir şeyler öğrenmeye çalışır, onun kendine dair çizdiği kriz öngörülerinden kurtulmanın yolları üzerinde düşünür, asli dinamikleriyle bu eleştirilerin altında yatan kaygıları belli jestlerle uzlaştırmaya çalışır. AKP ve Erdoğan’ın başarısı da kapitalizm gibi düşünmelerinde saklı. Erdoğan’dan sonra AKP’nin geleceğini belirleyecek şey, bu dikkatli tutumu sergilemeye devam edip edemeyeceklerine bağlı olacak. Yeni bir döneme, Türkiye siyaseti için çok ilginç şeylere tanık olacağımız bir döneme giriyoruz. Alea iacta est.
Alıntı:
http://www.aljazeera.com.tr/gorus/davutoglu-tercihi-ve-erdogandan-sonra-akp
Çin füzesi iptal yolunda mı?
NATO, nihayetinde Ankara, Çin füzelerinde karar kılarsa bu ülke ile bilgi paylaşımı yapmayacağından bu füzelerin ittifak ile uyumlu Türk hava savunma sistemleri ile entegre edilemeyeceğini, dolayısıyla Ankara’nın, belki de depolarında tutmak zorunda kalacağı bir sisteme sahip olacağında ısrarlı.
Ankara’nın, müttefik ülke teklifleri dururken ve tam da NATO, Suriye’ye karşı Patriot füzelerini dayanışma amaçlı Türkiye topraklarına konuşlandırmışken kritik ve pahalı uzun menzilli hava savunma füzelerinin tedariki için ittifakın hasmı Çin’i seçmiş olması doğal olarak Batı’yı ayağa kaldırdı. Başta ABD Batılı müttefikler, Ankara’nın bu seçimi ile siyaseten Batı’dan uzaklaştığını simgelediğini, teknik olarak ise ittifak ile müşterek çalışması mümkün olmayan bir füze modeli tercihini yaparak nihayetinde kendi güvenliğini de riske attığı tezini savundular. Bu teknik veçheyi açmakta yarar var; NATO, nihayetinde Ankara, Çin füzelerinde karar kılarsa bu ülke ile bilgi paylaşımı yapmayacağından bu füzelerin ittifak ile uyumlu Türk hava savunma sistemleri ile entegre edilemeyeceğini, dolayısıyla Ankara’nın, belki de depolarında tutmak zorunda kalacağı bir sisteme sahip olacağında ısrarlı. Amerikan Kongresi’nden geçtiğimiz aylarda çıkan bir karar da Ankara’nın Çin füzelerini alması durumunda üstü örtülü bir Amerikan silah ambargosu ile karşı karşıya geleceğinin işaretlerini veriyordu.
Şimdi cumhurbaşkanı seçilen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında 26 Eylül 2013 tarihinde toplanan Savunma Sanayii İcra Komitesi, 3,4 milyar dolar ile en ucuz teklifi verdiği, buna karşılık da Türkiye’ye yüksek teknoloji transferi taahhüdünde bulunduğu gerekçesiyle Çin’in CPMIEC firmasıyla, ki HQ-9 sistemini önerdi, kod adı T-Loramids olan füze yapımı için görüşmelere başlanacağını açıkladı. Böylece İtalyan, Fransız ortaklığındaki SAMP/T modelini öneren Eurosam Avrupa konsorsiyumu ile Türkiye topraklarını Suriye’ye karşı korumakta olan Patriot füzelerini öneren Amerikan Raytheon ve Lockheed Martin ortaklığı, icra komitesinin yazılı açıklamasına bakıldığında bu projeden aslında elenmişlerdi. Eurosam ve Amerikan firmalarının füze projesinde verdiği teklifler, 4’er milyar dolar ve biraz üstünde.
Müttefiklerden gelen yoğun tepkiler üzerine ancak Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Çin ile müzakerelerin başarısız kalması durumunda önce Eurosam o da olmadı Amerikan ortaklığı ile müzakerelere devam edileceğini açıklamak zorunda kaldı. Ama Yılmaz, bu firmalardan, ileri teknoloji altyapısı gerektiren füzelerin yapımında Türkiye’ye daha fazla yetenek kazandıracak şekilde tekliflerini iyileştirmelerini istedi.
Gezi mi Çin’e zorladı?
Erdoğan’ın, geçen yıl haziran ayında çevre kaygısıyla başlayıp iyi yönetilemediğinden hükümet aleyhtarı bir aylık protestolara dönüşen Gezi olaylarının arkasında olmakla suçladığı başta ABD Batılı ülkelere misilleme olarak aslında füze seçiminde Çin’den yana tercihini kullandığı, bu ülkenin yüksek teknoloji transferi teklifi ile geldiği için seçildiği yolundaki resmî açıklamaların bahane olduğu Ankara kulislerinde sıkça konuşuluyor.
ABD Başkanı Barrack Obama’nın, şimdi yardımcısı yerine bizzat kendisinin Erdoğan ile yılın başlarında yaptığı telefon görüşmesi sonrasında uzun yıllar sürüncemede bırakılan Amerikan Sikorsky ile çok maksatlı helikopter sözleşmesi imzalanırken Amerikan Boeing yapımı AWACs uçağı teslimatları da aniden başlamıştı. Aynı telefon görüşmesinde Obama’nın Erdoğan’a Çin füzesi seçimi halinde Türkiye’nin siyaseten ve teknik olarak sıkıntıya düşeceğini aktardığı da söyleniyor. Dolayısıyla yılın başlarında Erdoğan’ın, artık Çin füzesinden vazgeçme eğilimi gösterdiği belirtiliyor.
Çin iptali Batı’ya zeytin dalı
Savunma Sanayii kaynaklarına göre, Erdoğan, hem müttefiklerden gelen ve teknik olarak hak verdiği söylenen eleştiriler karşısında hem de Batı’dan kopulmadığı yolunda zeytin dalı niteliğinde ittifaka bir mesaj vermek adına, her ne kadar 28 Ağustos itibarıyla Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacak olsa da Çin ile görüşmelerin iptali yolunda icranın başıymış gibi bir karar çıkarttıracak.
Peki bu çok pahalı projenin akıbeti bundan sonra ne olacak?
Büyük olasılıkla, SSM’nin çiçeği burnunda Müsteşarı İsmail Demir’in, Çin’den sonra yakınlarda teknoloji transferi konusunda nabız yoklamak üzere gittiği Eurosam ortağı Fransa ziyaretinin de işaret ettiği üzere kısa listeye kalan bu Avrupa konsorsiyumu ile görüşmelere başlanacak. T Loramids tedarikinde teklifleri uzatma süresi, bu ay sonunda bitiyor. Dolayısıyla, bu ay sonunda Çin ile görüşmelere devam etmek için teklif uzatmak yerine bu ülke ile görüşmeler kesilip, Eurosam ile yola devam edilir. Eurosam ile de görüşmeler tıkanırsa üçüncü sıradaki Amerikan firmaları ile müzakerelere başlanır.
Çok zayıf bir olasılık da olsa, Ankara, zaten Türkiye’de konuşlu bulunan Patriot füzelerinin daha uzun yıllar ülkede kalmasını sağlayıp -ki Suriye’de iç savaşın maalesef devam ediyor olması bir gerekçe olur- uzun menzilli füze alımını askıya alabilir.
50 Çinli uzman, Pekin yolunu tutar
Türkiye’nin, kendisiyle yapılmakta olan füze görüşmelerini sonlandırması halinde Çin resmen belki sertçe bir tepki verebilir. Ama perde arkasında, Çin’in, “Bir NATO üyesi Türkiye’nin böylesine kritik bir projede bizi seçmiş olmasıyla zaten ittifaka bir gol attık. Bizimle görüşmeler iptal edilse de büyük sıkıntı olmaz, Ankara’nın müttefikleri nezdindeki sıkıntılarını da anlıyoruz.” yaklaşımında olduğunu söylersek yanılmış olmayız. Türkiye pazarında önemli yer tutmaya başlayan Çin, füze projesinin iptali karşılığında iyi bir başka proje ile mutlaka ödüllendirilecektir.
Geçen yıl eylül ayından bu yana Ankara’yı, füze görüşmeleri için mesken tutan 50 kadar Çinli uzman da ülkelerinin yolunu tutarlar artık.
Alıntı:
www.zaman.com.tr/ekonomi_turkiyeden-muttefiklere-zeytin-dali-cin-fuzesi-iptal-yolunda-mi_2238875.html
Ankara’nın, müttefik ülke teklifleri dururken ve tam da NATO, Suriye’ye karşı Patriot füzelerini dayanışma amaçlı Türkiye topraklarına konuşlandırmışken kritik ve pahalı uzun menzilli hava savunma füzelerinin tedariki için ittifakın hasmı Çin’i seçmiş olması doğal olarak Batı’yı ayağa kaldırdı. Başta ABD Batılı müttefikler, Ankara’nın bu seçimi ile siyaseten Batı’dan uzaklaştığını simgelediğini, teknik olarak ise ittifak ile müşterek çalışması mümkün olmayan bir füze modeli tercihini yaparak nihayetinde kendi güvenliğini de riske attığı tezini savundular. Bu teknik veçheyi açmakta yarar var; NATO, nihayetinde Ankara, Çin füzelerinde karar kılarsa bu ülke ile bilgi paylaşımı yapmayacağından bu füzelerin ittifak ile uyumlu Türk hava savunma sistemleri ile entegre edilemeyeceğini, dolayısıyla Ankara’nın, belki de depolarında tutmak zorunda kalacağı bir sisteme sahip olacağında ısrarlı. Amerikan Kongresi’nden geçtiğimiz aylarda çıkan bir karar da Ankara’nın Çin füzelerini alması durumunda üstü örtülü bir Amerikan silah ambargosu ile karşı karşıya geleceğinin işaretlerini veriyordu.
Şimdi cumhurbaşkanı seçilen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında 26 Eylül 2013 tarihinde toplanan Savunma Sanayii İcra Komitesi, 3,4 milyar dolar ile en ucuz teklifi verdiği, buna karşılık da Türkiye’ye yüksek teknoloji transferi taahhüdünde bulunduğu gerekçesiyle Çin’in CPMIEC firmasıyla, ki HQ-9 sistemini önerdi, kod adı T-Loramids olan füze yapımı için görüşmelere başlanacağını açıkladı. Böylece İtalyan, Fransız ortaklığındaki SAMP/T modelini öneren Eurosam Avrupa konsorsiyumu ile Türkiye topraklarını Suriye’ye karşı korumakta olan Patriot füzelerini öneren Amerikan Raytheon ve Lockheed Martin ortaklığı, icra komitesinin yazılı açıklamasına bakıldığında bu projeden aslında elenmişlerdi. Eurosam ve Amerikan firmalarının füze projesinde verdiği teklifler, 4’er milyar dolar ve biraz üstünde.
Müttefiklerden gelen yoğun tepkiler üzerine ancak Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Çin ile müzakerelerin başarısız kalması durumunda önce Eurosam o da olmadı Amerikan ortaklığı ile müzakerelere devam edileceğini açıklamak zorunda kaldı. Ama Yılmaz, bu firmalardan, ileri teknoloji altyapısı gerektiren füzelerin yapımında Türkiye’ye daha fazla yetenek kazandıracak şekilde tekliflerini iyileştirmelerini istedi.
Gezi mi Çin’e zorladı?
Erdoğan’ın, geçen yıl haziran ayında çevre kaygısıyla başlayıp iyi yönetilemediğinden hükümet aleyhtarı bir aylık protestolara dönüşen Gezi olaylarının arkasında olmakla suçladığı başta ABD Batılı ülkelere misilleme olarak aslında füze seçiminde Çin’den yana tercihini kullandığı, bu ülkenin yüksek teknoloji transferi teklifi ile geldiği için seçildiği yolundaki resmî açıklamaların bahane olduğu Ankara kulislerinde sıkça konuşuluyor.
ABD Başkanı Barrack Obama’nın, şimdi yardımcısı yerine bizzat kendisinin Erdoğan ile yılın başlarında yaptığı telefon görüşmesi sonrasında uzun yıllar sürüncemede bırakılan Amerikan Sikorsky ile çok maksatlı helikopter sözleşmesi imzalanırken Amerikan Boeing yapımı AWACs uçağı teslimatları da aniden başlamıştı. Aynı telefon görüşmesinde Obama’nın Erdoğan’a Çin füzesi seçimi halinde Türkiye’nin siyaseten ve teknik olarak sıkıntıya düşeceğini aktardığı da söyleniyor. Dolayısıyla yılın başlarında Erdoğan’ın, artık Çin füzesinden vazgeçme eğilimi gösterdiği belirtiliyor.
Çin iptali Batı’ya zeytin dalı
Savunma Sanayii kaynaklarına göre, Erdoğan, hem müttefiklerden gelen ve teknik olarak hak verdiği söylenen eleştiriler karşısında hem de Batı’dan kopulmadığı yolunda zeytin dalı niteliğinde ittifaka bir mesaj vermek adına, her ne kadar 28 Ağustos itibarıyla Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacak olsa da Çin ile görüşmelerin iptali yolunda icranın başıymış gibi bir karar çıkarttıracak.
Peki bu çok pahalı projenin akıbeti bundan sonra ne olacak?
Büyük olasılıkla, SSM’nin çiçeği burnunda Müsteşarı İsmail Demir’in, Çin’den sonra yakınlarda teknoloji transferi konusunda nabız yoklamak üzere gittiği Eurosam ortağı Fransa ziyaretinin de işaret ettiği üzere kısa listeye kalan bu Avrupa konsorsiyumu ile görüşmelere başlanacak. T Loramids tedarikinde teklifleri uzatma süresi, bu ay sonunda bitiyor. Dolayısıyla, bu ay sonunda Çin ile görüşmelere devam etmek için teklif uzatmak yerine bu ülke ile görüşmeler kesilip, Eurosam ile yola devam edilir. Eurosam ile de görüşmeler tıkanırsa üçüncü sıradaki Amerikan firmaları ile müzakerelere başlanır.
Çok zayıf bir olasılık da olsa, Ankara, zaten Türkiye’de konuşlu bulunan Patriot füzelerinin daha uzun yıllar ülkede kalmasını sağlayıp -ki Suriye’de iç savaşın maalesef devam ediyor olması bir gerekçe olur- uzun menzilli füze alımını askıya alabilir.
50 Çinli uzman, Pekin yolunu tutar
Türkiye’nin, kendisiyle yapılmakta olan füze görüşmelerini sonlandırması halinde Çin resmen belki sertçe bir tepki verebilir. Ama perde arkasında, Çin’in, “Bir NATO üyesi Türkiye’nin böylesine kritik bir projede bizi seçmiş olmasıyla zaten ittifaka bir gol attık. Bizimle görüşmeler iptal edilse de büyük sıkıntı olmaz, Ankara’nın müttefikleri nezdindeki sıkıntılarını da anlıyoruz.” yaklaşımında olduğunu söylersek yanılmış olmayız. Türkiye pazarında önemli yer tutmaya başlayan Çin, füze projesinin iptali karşılığında iyi bir başka proje ile mutlaka ödüllendirilecektir.
Geçen yıl eylül ayından bu yana Ankara’yı, füze görüşmeleri için mesken tutan 50 kadar Çinli uzman da ülkelerinin yolunu tutarlar artık.
Alıntı:
www.zaman.com.tr/ekonomi_turkiyeden-muttefiklere-zeytin-dali-cin-fuzesi-iptal-yolunda-mi_2238875.html
9 Ağustos 2014 Cumartesi
Nafile muhalefet
"Yeni havaalanına karşı çıkmak yanlış... Bizim muhalefet olarak görevimiz 'oraya yapma şuraya yap' demek olmalı..."
Nereye yapsın, Tekirdağ'a doğru mu, İzmit'e doğru mu? Yoksa Yalova'ya mı?
Üçüncü köprüye karşı çıkıyorsan da, uluslararası TIR trafiğini yolu tıkamadan bir kıtadan öbür kıtaya nasıl aktaracağını söylemek zorundasın. İnsanlara "Anadolu yakasında oturmayın, köprü tıkanıyor" diyorsan, onlara Avrupa yakasında binlerce ev yapmak zorundasın, Kırklareli'ne doğru yayılamayacağına göre de dön dolaş gökdelen...
Birçok muhalif bu çaresizliğin sancısı içinde. Hem programsızlıktan yakınıyorlar, hem de program üretemiyorlar.
"Gökdelenlere karşıyız"... Nüfusu kırk yılda 1 milyondan 14 milyona fırlamış bir şehirde insanları nereye sığdıracaksınız, söyleyin bakalım.
Açmazları burada: Yapıcı muhalefet yok, çünkü bu aşamada buna gerek yok!
Eğer Türkiye'de gerçekten işler kötüye gitseydi, o muhalefet siz istemeseniz de çıkardı.
Tarihin çarkını geriye doğru döndüremezsiniz, Langa bostanında artık isteseniz de buz gibi kuyu suyuyla yıkanan hıyar yetiştiremezsiniz. Orada metro girişi vardır. Size de muhalif demezler, o bostanda yetişen ürünün adını verirler.
Nasıl bir olumlu muhalefet yapacaksınız? "Yeni havaalanında neden altı pist var da on sekiz pist yok?"... Bu mu? Öncelikle gerçekçi olmak zorundasınız.
"Kişi başına düşen milli gelir niçin 30 bin dolara çıkmıyor?" Hangi kadrolarınızla ve hangi sihirli formülle başaracaksınız bunu?
"Halk niçin sosyaldemokrasi istemiyor?" Kapitalizm içinde sınıf değiştirme fırsatları, daha iyi yaşama olanakları tükenmedi de ondan.
"Biz üretim araçlarını devlet tekeline almak, herkesin evine arabasına, bankadaki dövizine el koymak istiyoruz ama bırak iktidara gelmeyi, bir tek milletvekili bile çıkaramıyoruz." Tükürükle boğmadıklarına dua et.
"O kadar beddua ediyoruz, Tayyip ölmüyor."
Bir üniversite profesörü olarak ilkokul mezunu psikopatların peşine takılmaktan utanmıyorsan, çoluğunu çocuğunu okutsun diye sana emanet eden analara babalara yazık.
Kemal Tahir'in dediği gibi, Türkiye Ghanalı kabile toplumu değildir. Türkiye kısa zamanda büyük başarılar kazanmış, ağır bir yenilgi ve çöküşten, tarih skalasına vurursan çok çabuk dirilmiş, mucize yaratmış bir ülkedir.
Doğru yoldadır. Yanlış yola girerse, tökezlerse, o zaman elbette adam gibi bir muhalefet doğar ve gelişir. Öyle ya böyle, gene bulunur kurtaracak bahtı kara maderini...
O mader, yani anne, şimdi "oğluma bir daire alsam, bir daire daha alsam onu da kızıma bıraksam da, bunun için acaba dolar mı bozdurayım avro mu" hesapları yapıyor. İnsanlar ekmeği geçtiler, "pasta çilekli mi olsun çikolatalı mı" diye düşünüyorlar.
Sen de otur, "çalı çırpı, sıla gurbet, sarı sıcak, ak cibinlik" diye şiir yaz.
Ne sılası yahu, köylü yaz gelince kara trenle kendi köyüne değil uçakla tatil köyüne gidiyor!
Engin Ardıç
Alıntı:
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2014/08/09/nafile-muhalefet-1407534618
Nereye yapsın, Tekirdağ'a doğru mu, İzmit'e doğru mu? Yoksa Yalova'ya mı?
Üçüncü köprüye karşı çıkıyorsan da, uluslararası TIR trafiğini yolu tıkamadan bir kıtadan öbür kıtaya nasıl aktaracağını söylemek zorundasın. İnsanlara "Anadolu yakasında oturmayın, köprü tıkanıyor" diyorsan, onlara Avrupa yakasında binlerce ev yapmak zorundasın, Kırklareli'ne doğru yayılamayacağına göre de dön dolaş gökdelen...
Birçok muhalif bu çaresizliğin sancısı içinde. Hem programsızlıktan yakınıyorlar, hem de program üretemiyorlar.
"Gökdelenlere karşıyız"... Nüfusu kırk yılda 1 milyondan 14 milyona fırlamış bir şehirde insanları nereye sığdıracaksınız, söyleyin bakalım.
Açmazları burada: Yapıcı muhalefet yok, çünkü bu aşamada buna gerek yok!
Eğer Türkiye'de gerçekten işler kötüye gitseydi, o muhalefet siz istemeseniz de çıkardı.
Tarihin çarkını geriye doğru döndüremezsiniz, Langa bostanında artık isteseniz de buz gibi kuyu suyuyla yıkanan hıyar yetiştiremezsiniz. Orada metro girişi vardır. Size de muhalif demezler, o bostanda yetişen ürünün adını verirler.
Nasıl bir olumlu muhalefet yapacaksınız? "Yeni havaalanında neden altı pist var da on sekiz pist yok?"... Bu mu? Öncelikle gerçekçi olmak zorundasınız.
"Kişi başına düşen milli gelir niçin 30 bin dolara çıkmıyor?" Hangi kadrolarınızla ve hangi sihirli formülle başaracaksınız bunu?
"Halk niçin sosyaldemokrasi istemiyor?" Kapitalizm içinde sınıf değiştirme fırsatları, daha iyi yaşama olanakları tükenmedi de ondan.
"Biz üretim araçlarını devlet tekeline almak, herkesin evine arabasına, bankadaki dövizine el koymak istiyoruz ama bırak iktidara gelmeyi, bir tek milletvekili bile çıkaramıyoruz." Tükürükle boğmadıklarına dua et.
"O kadar beddua ediyoruz, Tayyip ölmüyor."
Bir üniversite profesörü olarak ilkokul mezunu psikopatların peşine takılmaktan utanmıyorsan, çoluğunu çocuğunu okutsun diye sana emanet eden analara babalara yazık.
Kemal Tahir'in dediği gibi, Türkiye Ghanalı kabile toplumu değildir. Türkiye kısa zamanda büyük başarılar kazanmış, ağır bir yenilgi ve çöküşten, tarih skalasına vurursan çok çabuk dirilmiş, mucize yaratmış bir ülkedir.
Doğru yoldadır. Yanlış yola girerse, tökezlerse, o zaman elbette adam gibi bir muhalefet doğar ve gelişir. Öyle ya böyle, gene bulunur kurtaracak bahtı kara maderini...
O mader, yani anne, şimdi "oğluma bir daire alsam, bir daire daha alsam onu da kızıma bıraksam da, bunun için acaba dolar mı bozdurayım avro mu" hesapları yapıyor. İnsanlar ekmeği geçtiler, "pasta çilekli mi olsun çikolatalı mı" diye düşünüyorlar.
Sen de otur, "çalı çırpı, sıla gurbet, sarı sıcak, ak cibinlik" diye şiir yaz.
Ne sılası yahu, köylü yaz gelince kara trenle kendi köyüne değil uçakla tatil köyüne gidiyor!
Engin Ardıç
Alıntı:
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2014/08/09/nafile-muhalefet-1407534618
8 Ağustos 2014 Cuma
Her gün hükümeti eleştirmek gazetecilik değil.
"Her gün hükümeti eleştirmek gazetecilik değil. Ülkede siyaset dışında da bir sürü şey oluyor. Ben bir servet kaybettim. Ama hep arkanızda durdum. Siz de benim arkamda durun"
Doğan Grubu'nun patronu Aydın Doğan
3 Ağustos 2014 Pazar
Bir insan sevdiği adam ile yan yana duruyorsa yalaka olmaz
Bir insan sevdiği adam ile yan yana duruyorsa yalaka olmaz. Fakat ezeli hasmınızla siyasi ikbal uğruna yan yana gelebiliyorsanız bunun adı riyakarlıktır, takiyyedir, omurgasızlıktır. Şimdi siz değerlendirin... En koyu laik ile en koyu antilaik, en koyu kemalist ile en koyu antikemalist, en koyu ateist ile en koyu dindar bir araya gelmiş; başbakanı devirmeye çalışıyor.
Uğur Işılak
Alıntı: http://ajanshaber.com/ugur-isilak-bir-bosluk-doldurulmasi-gerekirse-haberi/101322
Uğur Işılak
Alıntı: http://ajanshaber.com/ugur-isilak-bir-bosluk-doldurulmasi-gerekirse-haberi/101322
28 Temmuz 2014 Pazartesi
Cem Sultan başaramadı, Pensilvanya'daki zat da başaramayacak
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin:
"Cem Sultan başaramadı, Pensilvanya'daki zat da başaramayacak. Korkarım orada hayatını kaybedecek. Cenazesi Cem Sultan gibi 5 yıl orada kalsın istemiyorum. Biran önce Türkiye'ye dönsün ve bu sevdadan vazgeçsin. Türkiye Cumhuriyeti devletini hiç kimse paralel bir yapıyla ele geçiremez, halkın seçtiği mevcut iktidarı da görevden uzaklaştırmaz. Bunu herkes anlasın."
Alıntı:
http://ajanshaber.com/paralel-yapi-operasyonunda-son-durum-haberi/99416
"Cem Sultan başaramadı, Pensilvanya'daki zat da başaramayacak. Korkarım orada hayatını kaybedecek. Cenazesi Cem Sultan gibi 5 yıl orada kalsın istemiyorum. Biran önce Türkiye'ye dönsün ve bu sevdadan vazgeçsin. Türkiye Cumhuriyeti devletini hiç kimse paralel bir yapıyla ele geçiremez, halkın seçtiği mevcut iktidarı da görevden uzaklaştırmaz. Bunu herkes anlasın."
Alıntı:
http://ajanshaber.com/paralel-yapi-operasyonunda-son-durum-haberi/99416
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)