25 Nisan 2014 Cuma

15.04.2014

Recep Tayyip Erdoğan: "MİT'e ait TIR'ların hukuksuzca aranmasının ortaya çıkarılmasının önünde direnç sergileniyor. Paralel yapı, paralel çetenin mensupları devreye giriyor. Paralel yapının medyası manşet atıyor. Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılıyorlar. Gerçekten düşündürücüdür. Aynı şey, böcek soruşturmasında yapıldı. Aynı şey, sınavlardaki yolsuzluk soruşturmaları için yapıldı. Biz bu çeteyi dile getirdiğimizde, siyaset yargıya müdahale ediyor diye söyleniyor. Bırakın sessiz kalmayı, hainler lehine karar alınıyor. HSYK, bu hukuk ihlallerini film izler gibi izliyor. Bu mesele, bir Türkiye meselesi değil de nedir?"

Recep Tayyip Erdoğan: "HSYK bu hukuk cinayeti karşısında daha ne kadar sessiz ve takipsiz kalacak? Bu tavırlar daha ne kadar devam edecek? Tek başımıza kalsak da biz bu milletin çıkarlarını, hukuka inanmış yargı mensuplarıyla savunmaya devam edeceğiz. Birileri sindirilmiş olabilir, birileri de haşhaşı fazla kaçırmış olabilir."

Recep Tayyip Erdoğan: "Adliye koridorlarından da o çeteleri, o şebekeleri temizleyeceğiz. 35 yıllık bir sürecin temizliğini yapacaksınız. Hiç kimsenin yaptığı yanına kar kalmaz. Biz bugüne kadar kuvvetler ayrılığının selametini savunduk ama yargıda tuzun kokmasına da müsade etmeyeceğiz. Vazifelerini ihmal edene hatırlatmak da bizim sorumluluğumuzdur."

Recep Tayyip Erdoğan: "Seçim öncesinde, hükümetimize içeriden olduğu kadar, dışarıdan da saldırılar oldu. İçeride çözüm sürecine, ekonomiye saldırı yapılırken, dışarıda da itibarımıza saldırılar yapıldı. İçeride algı operasyonları yapılırken, dışarıda da paralel organizasyonlar gerçekleştirildi. "

Recep Tayyip Erdoğan: "Bu ülkenin kurumlarına yerleşmiş çete mensupları, kendi ülkelerine terörist yaftası yapıştırmak için bunu yaptılar. İnanın, düşman gelse, böyle namertçe davranmazdı. Bu ülkenin bazı yargı ve emniyet mensupları, kendi ülkelerine bu ihaneti yaptılar. Bu operasyon hala devam ediyor. Suriye'deki kimyasal saldırı ile Türkiye arasında bir bağlantı varmış gibi asılsız iddialar ortaya atıldı. Bunun dışında da ihanet girişimleri sürüyor. AB içinde, Türkiye'yi hiç tanımayan kesimler nezdinde kara propaganda yapıldı. ABD'de de yapıldı, yapılıyor. Biz, tüm bu ihanet ve taarruz girişimlerini, bu çevrelere acıyarak izliyoruz."


--

Misak-ı Milli içerisinde ne varsa, ilk mecliste temsil edilmesi kararlaştırılmıştı. Türkiye neyse ilk mecliste bir Türkiye fotoğrafı olarak teşekkül etmişti. Hep birlikte vatanları uğruna çalıştılar ve zafere imza attılar. Ne zamanki tek tip insan modeli oluşturulmak istendi o zaman sorunlar başladı.Devletin yaptığı ayrım arkasında hem kronik sorunlar bıraktı hem de trajik sonuçlar doğurdu. Bizim artık ilk meclis ruhunu bu topraklara yeniden egemen olmamız kaçınılmazdır. Şiddeti, terörü ve ayrımcılığı temsil edenler Türkiye'nin hayrına hareket edemezler.


16.04.2014

Beşir Atalay: "Cumhurbaşkanı artık meydana inecek. Kampanya yürütecek ve millet seçecek. Bu ancak siyasetten gelen birileriyle yürür ve bundan sonra da Cumhurbaşkanları siyasetten gelecek. Bu çok sağlıklı bir şey. Hayatın içinden, siyasetin içinden... Siyasetten gelmeyen cumhurbaşkanları, ki siyasetten gelse bile istisna teşkil edecek bir sayın Demirel vardı. Bir anlamda vesayet mekanizmalarının odağı, milli iradeye karşı oluşumların odağı şeklinde Cumhurbaşkanlığı Köşkü bir anlamda değerlendiriliyordu. Şu anda o bitti. Abdullah Bey zamanında Cumhurbaşkanlığı tam halkın cumhurbaşkanlığı. Bundan sonra seçim meydanında seçilecek, milletin Cumhurbaşkanı olacak. Artık öyle yüksek yargıdan birisi veya emekli generaller filan o tür şeyler, Cumhurbaşkanı olma filan şansı kalmadı."

Beşir Atalay: "Cemaatin geldiği nokta yok oluş noktasıdır. Cemaatin çok yanlış bir strateji uyguladığı besbelli. Bunu kendi içlerinde de ifade etmeye başlayanlar var ve bu giderek de artacak. Cemaati bu noktaya hangi faktörlerin getirdiği, neden böyle bir karar verdikleri konusunda çeşitli şeyler söylenebilir; gerçek sebebi belki de bir gün kendileri açıklayacaklardır ve biz de gerçek sebepleri o zaman öğreneceğiz. Dershane gibi mevzuları tâli görmek gerekir."

Beşir Atalay: "'Yargıda, emniyette ve bürokraside yeterince güçlendik. Hem AK Parti, hem de yargı, iş dünyası, medya ve sanat çevresi gibi alanlarda birçok kişiyi dinleyerek oluşturduğumuz kayıtları da kullanarak Türkiye'de siyaseti biz dizayn edebiliriz' diye düşünmüş olabilirler. Nitekim iş dünyasında bu kayıtlarla şantajlar yapıldı. Ancak anlamadıkları şu ki, bu iktidar başka bir iktidar değil. AK Parti muhafazakar bir parti. Dini ve milli değerlere sahip ve inanç ve düşünce özgürlüğüne son derece önem veren ve bu doğrultuda hizmet veren bir hükümete neden böyle bir saldırı yaptıkları anlaşılamamaktadır. Hülasa, çok önemli tarihin not edeceği bir dönemi yaşadık."

Beşir Atalay: "Kendi uyguladıkları yanlış strateji ile kendilerini yok ettiler. Çünkü bu yapı, güvenle alakalı bir yapı. Yine bu seçimde, yaptıkları somut çalışmalara rağmen bir güçleri olmadığı ortaya çıktı. Tabanlarındaki birçok insanın da onların işaret ettiği şekilde oy vermediğini düşünüyorum. Bu yapı, bir nebze radikalleşme ihtimaliyle birlikte bundan sonra gelişemez ve zamanla ortadan kalkar."

Beşir Atalay: "Onların şahsımla ilgili İrancı, Şia gibi iddiaları da iftiradır. İçişleri Bakanlığı yaptığım dönemde bu yapıya yönelik tasarruflarımızdan rahatsız olmuş olabilirler. Mesela? İstihbari bilgilerin önceden bazı yerlere servis edildiğini gördük. Bunlar affedilemezdi ve bazı tedbirler aldık bu yönde. Ancak 2011'in ikinci yarısından sonra orada maalesef farklı gelişmeler olmuş. Yapılanma yoğunluk kazanmış."

Beşir Atalay: "Daha önce de, Sayın Başbakan ile Adalet Bakanı arasında geçtiği iddia edilen kayıtlar yayıldı. Son olarak da, bu dinlemeleri yayınladılar. Bu, tam bir casusluk eylemi. Bu tür örgütler, sıkıştıkları zaman radikal ve hatta çılgın çıkışlar yapabilirler. Kapalı gruplarda bu tür durumlar görülebilir. Sayın Başbakan'a, çalışma arkadaşlarına ve hatta ailesine yönelik çok ciddi saldırılar yapıldı."



19.04.2014

Numan Kurtulmuş: "Anayasa Mahkemesindeki bireysel başvuru hakkı, AK Parti'nin sağlamış olduğu önemli bir demokratik adımdı. Ola ki mahkemeler bitirildiği zaman, birtakım telafisi imkansız olan haksızlıklar ortaya çıkmış olabilir. Bir hak daha verelim, Anayasa Mahkemesi çok nadir vakalarda, meselenin hukuki yanlışlığı varsa bunu düzeltebilecek bir imkan olarak kullanılsın, son merci olarak kullanılsın ki bizim insanımız da ikide bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gidip orada Avrupa'nın kapılarında dolaşmasın ama maalesef Anayasa Mahkemesi, son kararlarıyla, özellikle Twitter kararıyla ve HSYK kararıyla kendisine, başına iş açmıştır. Hukuken bitmemiş süreçlerde bile Anayasa Mahkemesine müracaat edilebileceği ortaya çıkmıştır. Önümüzdeki dönemde Anayasa Mahkemesinin böyle dosyaları dolacak. Zaten yükü ağır olan Anayasa Mahkemesi, çekemeyeceği bir yükün altına girmiştir. Yanlış bir içtihatta bulunmuştur. Çok daha açığını söyleyeyim, özellikle Twitter ve HSYK kararlarıyla doğrudan doğruya siyaset alanına girmiştir. Siyasetin karar vermesi gereken alanlara müdahale etmiştir. Yoksa Anayasa'yı koruma görevini yerine getirmemiştir. İkisini ayırmak lazım. Anayasa Mahkemesinin Anayasa'nın korunması, bu çerçevede gidişatı kontrol etmesi eyvallah, tabii ki vazifesi ama Anayasa Mahkemesinin vazifesi kendisini yürütmenin yerine koymak olmamalıdır."

Numan Kurtulmuş: " Eski Türkiye’de cumhurbaşkanlığı kapalı kapılar ardında siyasi elitlerin oturup karar verdiği, milletvekillerinin de indir elini, kaldır elini oyladığı bir makamdı. Ta 1961’de rahmetli Prof. Ali Fuat Başgil cumhurbaşkanı olmak için Ankara’ya gitti. Ensesine silah dayadılar, hadi dediler, marş marş, askerler İstanbul’a geri gönderdiler. O günden itibaren bütün cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ali Cengiz oyunları oynandı. Bir kısmı tuttu, bir kısmı tutmadı ama sonuçta hepsi milletin iradesiyle değil, daha çok kapalı kapılar arkasında yapılan pazarlıklarla şekillendi. Şimdi çok şükür devrim niteliğinde bir adım atılıyor. Bu milletin gerçekten bundan sonra doğrudan doğruya seçeceği bir cumhurbaşkanlığı seçimiyle karşı karşıyayız. Bırakın bu millet ağız tadıyla bunun bir zevkine varsın, tadını çıkarsın. Bu bir demokratik gelişmedir, büyük bir demokratik eşik aşılmıştır. Çok net olarak söylüyorum, bundan sonra bu memlekette hiç kimse artık öyle kolay kolay milletin tasvip etmediği birisini cumhurbaşkanlığı makamına doğru itekleyemeyecek. Kimse kapalı kapılar arkasında hesaplar yapamayacak. Öyle milletin şarkısıyla, türküsüyle, medeniyetiyle, değerleriyle, inançlarıyla, kültürüyle , tarihiyle, geçmişiyle, bilinciyle ilgilsi olmayan, milletin camisiyle mescidiyle ilgisi olmayan kimse bundan sonra cumhurbaşkanı seçilemeyecek. "

Numan Kurtulmuş: " Bana AK Parti’nin 12 yıllık icraatları arasında yaptığı en önemli icraatı nedir, diye sorarsanız en öne koyduğum işlerden biri referandumla cumhurbaşkanını halkın doğrudan doğruya seçmesinin önünün açılmasıdır. Cumhurbaşkanlığı müessesesi eski Türkiye’nin emniyet sübabıydı. Bütün işler yapılır, millet iradesini orada burada, Anayasa Mahkemesi’nde, HSYK’da, MGK’da önleyemezseniz son olarak cumhurbaşkanlığı mekanizması devreye girerdi. Sayın Ahmet Necdet Sezer’in AK Parti’nin ilk dönemlerinde nasıl bir veto mekanizması olarak kullanıldığını unutmayın. Neredeyse AK Parti hiçbir atamayı gerçekleştiremedi, neredeyse çıkardığı yasaların bütününe yakını Köşk’ten geri döndü. Böylesine bir Türkiye yönetilebilir bir Türkiye miydi? "

Numan Kurtulmuş: " Sayın Başbakanımız bir sabah aklına geldi, ya ben bu mücadeleyi başlatayım dediği için böyle bir mücadele olmadı. Birileri Başbakan'a dediler ki "şah mat, sen yoksun artık". Başbakan da bunun gördü. Yani bir Başbakan rahatsızlığı sırasında hastanede ameliyat masasında iken o ülkenin Milli İstihbarat Teşkilatı’nın başkanını almak operasyonu hangi cüretin sonucu? Böyle bir şey olabilir mi? Hadi bakalım İngiltere’de, Amerika’da biri bunu yapmaya kalksın. Dolayısıyla kendisine şahsi olarak şah mat denmiş, Türkiye’nin meşru seçilmiş meşru hükümetini indirmek üzere hareketlenmiş olan bir darbe teşebbüsünü gören, çok iyi hazırlanmış olan bir planı gören bir Başbakan, son derece haklı olarak sahaya çıktı ve bu yapının bütün görünür unsurları ile mücadele etmeye başladı. Halk da bunu gördü, 'buna müsaade etmeyeceğim' dedi. Yani bu Türkiye’nin önünü kesme, Türkiye’yi büyük bir siyasi türbülansın içine sokma operasyonuydu. Başbakanımız da bu olayı gördüğü için doğru bir istikamette mücadelesini sürdürdü. "

Numan Kurtulmuş: " Doğrudan doğruya birileri çok iyi planladıkları bir operasyonla “şah mat” demişlerdir. Kime şah mat dediler? Sayın Başbakanımıza şah mat dediler. Seni indireceğiz dediler, hatta o soruşturmalarda öylesine şeyler oldu ki, 'Başbakanınız 30 Mart’ı göremeyecek' diye tehditler yapıldı. Türkiye’nin çözüm sürecini baltalamak, cumhurbaşkanlığı seçimlerine müdahale etmek istediler. Türkiye’de ekonomik kriz çıkarmak istediler. Türkiye’yi Ukrayna’dan bin beter hale getirip, yönetilemez hale getirmek istediler. Kuzey Irak petrollerinde Türkiye’nin pay sahibi olmaması, orada bir rol oynamaması için baskı yapanlar oldu. "

Numan Kurtulmuş: " Türkiye bu paralel yapıyla da mücadele etmesini bilecek ve bunları geriye atacaktır. Şimdi bakın, öylesine ciddi bir sonuçla karşı karşıyayız ki, efendim yolsuzluk operasyonu diyorlar. Kardeşim yolsuzluk operasyonu yapıyorsan MİT’in tırlarını neden durduruyorsun? Yani MİT’in Suriyeli Türkmenlere göndermiş olduğu yardım malzemelerinin yolsuzluk operasyonu ile ne ilgisi vardır? Ya da yolsuzluk operasyonu yapacak idiysen, neden 7 Şubat’ta MİT Başkanı'nı derdest ederek hükümete karşı bir darbe teşebbüsünü başlatıyorsun? Hadi bunları da geçtik. Dışişleri bakanlığında en üstü düzeyde yapılan toplantıları dinlediğini söylüyorsun ve bunları deşifre ediyorsun. Bunlar bilinenler. Kim bilir bilinmeyen neler var. Bunları niçin dinledin? İki yıl içinde 509 bin kişiyi dinlemişsin. Allah aşkına böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir devlet hizmeti olur mu, böyle bir millet hizmeti olur mu? Siz Türkiye’nin Başbakanı ile bakanları arasında kriptolu telefonlar üzerinden yapılan konuşmaları kaydediyorsunuz, böyle bir şey olabilir mi? Bardak taşmıştır, buna hiçbir devlet müsaade etmez. Yani sadece Türkiye değil, bunlar bugün çok ileri demokratik ülkeler dediğimiz ülkelerde olsaydı, diyelim ki İngiltere’de, Fransa’da, Amerika Birleşik Devletleri’nde falan olsaydı yer yerinden oynardı ve bütün bunları yapanların gerçekten burnundan fitil fitil getirilirdi. "

"Askerin vesayetini, yargı vesayetlerini çok yakından hissetmiş, demokrasi bakımından da şerbetlenmiş bir ülkedir. Biz demokrasiyi sokakta bulmadık. Türkiye 64 yıldır büyük bir demokrasi mücadelesi veriyor. Başbakanı asıldı, başbakanının altından zorla koltuk alındı. Beş kere askeri müdahale yapıldı. Kapalı odaların içerisinde konuşarak, Türkiye’de siyaseti şekillendirmek isteyen işadamları derneklerinin taarruzları ile Türkiye karşı karşıya kaldı. Türkiye birtakım lobilerin, birtakım locaların tehdidi altında kaldı. Birtakım paralel yapıların tehdidi altında kaldı geçmişte. Biz bunları görmüş ve geçirmiş olan bir milletiz."


23 Nisan 2014 Çarşamba

Orijinal Misak-ı Millî

GÜNÜMÜZÜN DİLİ İLE MİSAK-I MİLLİ

Birinci Madde: Osmanlı Devleti’nin özellikle Arap çoğunluğun yaşadığı ve 30 Ekim 1918 tarihli mütarekenin kabulünde düşman orduları işgali altında kalan kısımlarının geleceğinin, halkının serbestçe beyân edecekleri oylara uygun olarak tayin edilmesi gerekir.
Sözü edilen mütareke hattının içinde ve dışında din, ırk ve ülkü birliği bakımlarından birbirlerine bağlı olan, karşılıklı saygı ve fedakârlık duyguları besleyen, ırk ve toplum ilişkileri ile çevrelerinin şartlarına saygı gösteren Osmanlı-İslam çoğunluğunun yerleşmiş bulunduğu kesimlerin tamamı, ister bir eylem ve ister bir hükümle olsun birbirlerinden ayrılamayacak bir bütündür.

İkinci Madde: Halkı özgürlüğe kavuşunca oylarıyla anavatana katılmış olan üç sancak (Kars, Ardahan ve Batum) için gerektiğinde yeniden halkın serbest oylarına müracaatı kabul ederiz.

Üçüncü Madde: Batı Trakya’nın Türkiye ile yapılacak barışa kadar ertelenen hukukî durumunun belirlenmesi işi de, halkının özgürce beyân edeceği oylara uygun şekilde yerine getirilmelidir.

Dördüncü Madde: İslam hilâfeti ile saltanatın merkezi ve Osmanlı hükümetinin başkenti olan İstanbul şehri ile Marmara Denizi’nin güvenliği her türlü saldırıya karşı dokunulmaz olmalıdır.
Bu esas mahfuz kalmak şartıyla Akdeniz ve Karadeniz Boğazları’nın dünya ticaretine ve ulaşımına açılması konusunda, bizimle birlikte diğer bütün ilgili devletlerin müteffiken verecekleri karar geçerlidir.

Beşinci Madde: İtilâf Devletleri ile düşmanları ve bazı ortakları arasında yapılan antlaşmaların esasları çerçevesinde, azınlıkların hakları komşu memleketlerdeki Müslüman ahalinin de aynı haklardan istifade etmeleri ümidi içerisinde tarafımızca benimsenip güvence altına alınacaktır.

Altıncı Madde: Millî ve iktisadî gelişmemizin imkânlarını elde etmek ve işlerin daha çağdaş ve muntazam bir yönetim ile yürütmesini başarabilmek için, her devlet gibi bizim de gelişmemizin şartlarının sağlanmasında tam bir özgürlüğe ve bağımsızlığa kavuşmamız, varlığımızın ve geleceğimizin ana ilkesidir.
Bu sebeple siyasî, adlî, malî ve benzeri alanlarda gelişmemizi önleyici sınırlamalara (kapitülasyonlara) karşıyız. Belirlenecek borçlarımızın ödeme şartları da bu ilkelerle çelişmeyecektir. 28 Ocak 1336 (1920).

Orjinal görüntüleri için tıklayınız:
http://www.haberturk.com/gundem/haber/941503-orijinal-misak-i-milli



CHP Grup Başkanvekili İnce, yerel seçimin tartışıldığı toplantıda partisi ve Kılıçdaroğlu'na eleştirileri

Partinin evlatları yerine sağcılardan medet umdunuz. Başbakan'a diktatör dediniz, tek adamlığa özendiniz. Aklımızı başımıza almazsak MHP ana muhalefet olur.

Geçen hafta yerel seçimi masaya yatıran CHP'de en sert eleştirilerin Grup Başkanvekili Muharrem İnce'den geldiği ortaya çıktı. İnce, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik yaptığı konuşmada başarısızlığı tüm çıplağı ile gözler önüne serdi. İnce'nin sert eleştirileri parti içinde muhaliflerin de dışa vuramadığı sözler olarak değerlendiriliyor. İşte İnce'nin sert sözleri:

Sayın Genel Başkanım, siz de Sayın Baykal gibi sağdan ve sağcılardan medet umdunuz ve başarısız olduk. Sağdan adam transfer edilerek sağcıların oyu alınmaz. Bize sunum yapan anketçimiz bile sağcı. Partideki Kemalistleri azaltın diye buyuruyor anketçimiz! Sen kimsin bize akıl veriyorsun! Olacak iş mi bu?

YARIŞA YENİK BAŞLIYORUZ

Cumhurbaşkanlığı seçimi için Ümit Boyner'in adı konuşuluyor. Boyner'in CHP ile ne ilgisi var? Ben nasıl çalışırım, örgütü nasıl çalıştırırsınız Boyner için? Bakın Tayyip Erdoğan'a 'Ben adayım' diyor. Eğer biz 131 kişilik bu parti grubundan aday çıkaramazsak 2011'de doğru milletvekilleri seçmedik demektir. Biz zaten yarışa yenik başlıyoruz demektir.

YANLIŞ YAPTIK İTİRAFI

Bizim hatalarımız nedir? Doğru yöntem kullandık mı? Hayır. Doğru kişi bulduk mu? Hayır. Doğru dil kullandık mı? Hayır. Beklentilere cevap verebildik mi? Hayır. Milletin bir yaşam biçimi var ve bir beklentisi var. Eğer ikisi arasında bir fark varsa arayış da var demektir. Bizim bu arayışa cevap vermemiz lazımdı.

BİR DOMBRAMIZ BİLE YOK

Bizim partimizin bir Dombra tarzı müziği bile yok. Sanatçılar, kültür adamları bize destek veriyor ama bizim Dombra gibi bir şarkımız bile yok. Sizi temin ederim ki Dombra, AK Parti'nin oylarına yüzde 2 katkı yaptı. Erdoğan seçim meydanlarında İnönü dedi, tek adam dedi ama biz tek bir laf edemedik. Tek parti dönemini anlatan 30 sayfalık bir kitapçık hazırlayıp gönderemedik hiçbir yere.

ÇELİŞKİLER İÇİNDESİNİZ

Sayın Genel Başkan; seçim döneminde Başbakan her yerde meydanlara tek başına çıktı. Siz ona 'diktatör' dediniz ama kendiniz de meydanlara hep 'tek başına' çıktınız. Ona öykünmüş gibi oldunuz. Partinin tanınan yüzleri ve yeni yüzlerini alıp ekip olarak çıkmalıydınız.

Çelişkiler içindesiniz. 2011'de alınan yüzde 26'lık oyumuzu kadın kolları sayesinde aldık dediniz. İki gün önce 10 yıldır kadın kollarımız yok diyorsunuz.

İNANDIRICI OLAMADIK

Oğuz Oyan Hoca, Emine Hanım başörtülü olduğu için muhafazakarların oyunu almakta avantaj sağlıyor dedi. Semra Hanım'ın elinden viski kadehi düşmezdi ama muhafazakarların oyunu yine ANAP alıyordu. İnandırıcılık her şeyden önemlidir. Biz, hiç Alevinin olmadığı Rize'de, cuma namazı çıkışında savunmalıyız Alevileri ki inandırıcı olalım. Ya da Kürt nüfusun olmadığı Edirne'de savunmalıyız Kürtleri ki inandıralım. Eğer aklımızı başımıza toplamazsak beni korkutan MHP ana muhalefet partisi olacak. Bu beni çok ürkütüyor. Bu CHP'nin sonunu hazırlar.

Alıntı:
http://ajanshaber.com/chp-liderine-sert-sozler-haberi/56026


Taarruz helikopteri Atak’ta mutlu son

Türk-İtalyan ortak yapımı taarruz tipi Atak helikopterinde mutlu sona gelindi. Askeri kaynakların verdiği bilgilere göre, projede yaşanan gecikmenin ardından ilk helikopter en geç bir hafta içinde Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine girmiş olacak.

Şu ana kadar 9 helikopterin üretimi tamamlandı. Testler esnasında da 3 bin 200 saat uçuş gerçekleştirildi. Ayrıca helikopterin silah sisteminin denendiği uçuşlarda da 42 bin 20 mm top mermisi, 4 bin 800 70 mm roket ve 600 flare (füze yanıltıcı) atışı yapıldı.

Türk-İtalyan ortak yapımı taarruz tipi Atak helikopteri projesinin bütçesi toplamda 3 milyar doları buluyor. Dev projede AgustaWestland’ın yanı sıra TUSAŞ, Aselsan ve Roketsan gibi milli savunma sanayii şirketleri de rol alıyor. T-129, İtalyan Agusta’nın daha önce ürettiği A-129’un geliştirilmiş ve Türkiye şartları için güncellenmiş versiyonu. İlk yerli üretim helikopter, Aselsan’ın geliştirdiği görev bilgisayarını kullanıyor. Yine gövdesindeki binin üzerindeki parçada Türk imzası yer alıyor. Şu anda genel itibarıyla kritik bölümler ve parçalar İtalya’dan geliyor. TUSAŞ tesislerinde montajı yapılıyor. Helikopterde daha önce yaşanan denge sorununun büyük ölçüde aşıldığı, zaman içerisinde de projede sorun kalmayacağı belirtiliyor.

Alıntı:
http://www.zaman.com.tr/gundem_taarruz-helikopteri-atakta-mutlu-son_2212675.html



20 Nisan 2014 Pazar

İrna, nükleer görüşmelerde ağır su reaktörü Arak’la ilgili sorununun aşıldığını duyurdu

İran, 5+1 Grubu ile yürütülen nükleer görüşmelerde ağır su reaktörü Arak’la ilgili sorununun aşıldığını duyurdu. Açıklamaya göre, reaktörde planlanandan daha az ölçüde plütonyum üretilmesi önerisi kabul edildi.



Nükleer görüşmelerde arabuluculuk görevi üstlenen İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı ve Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Ali Ekber Salihi, El Elam televizyonuna yaptığı açıklamada, Arak Reaktörü ile ilgili sorunun ‘uygulamada aşıldığını' söyledi. Salihi, “5+1 Grubu ülkelerine reaktörde daha önce planlanan plütonyum üretiminin sadece beşte birinin yapılması önerisini getirdik, onlar da bunu memnuniyetle karşıladılar” sözleriyle İran'ın teklifinin kabul edildiğini ve yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumu azaltma işlemlerinin tamamlandığını duyurdu.

Yapımına ara verilen Arak Reaktörü, nükleer görüşmelerde temel anlaşmazlık noktalarından birini oluşturuyordu. Batılı ülkeler, reaktörün faaliyete geçmesinin ardından, atom bombası yapımında kullanılabilecek ölçüde plütonyum üretilebileceği endişesiyle reaktörün kapatılmasını veya ‘hafif su reaktörüne' dönüştürülmesini talep ediyordu. Ancak Salihi, bunun mümkün olmadığını, reaktörün tıbbi amaçlar doğrultusunda kullanılacağını ve bunun yalnızca bir ‘ağır su reaktörü' ile mümkün olduğunu dile getirdi.
Nükleer görüşmelere 5-9 Mayıs tarihleri arasında New York'taki BM Genel Merkezi'nde devam edilmesi bekleniyor. İran ile geçen kasım ayında nükleer programının geriletilmesi konusunda uzlaşmaya varılmış, bunun üzerine ABD yaptırımları yumuşatma kararı almıştı. Varılan mutabakat ilk etapta 6 aylık bir süreyi kapsıyor.

Alıntı:
http://www.dw.de/reakt%C3%B6r-sorunu-a%C5%9F%C4%B1ld%C4%B1/a-17580029